30 Kasım 2009 Pazartesi

önce bi blog yazıym da..

Her defasında büyük bir hevesle gidip kendime kocaman bir fincan çay alıyorum mutfaktan ve her defasında birkaç yudum aldıktan sonra onu içmeyi unutuyorum. Görüp de hatırladığımda çoktan soğumuş oluyor. Kendime dair sevmediğim şeylerden biri bu. "Sevgili çay, sen peşinden koşarken daha güzeldin bebeğim, kavuşunca bir anlamı kalmadı" gibi bir durum.

Bir de şeyi sevmiyorum, örneğin 1 hafta zamanım oluyor ve yapmam gereken bir takım işler oluyor. O 1 haftanın her günü ben o işi yapmaya niyetleniyorum, ama "önce bi film izleyeyim", "önce bi çay içeyim" (o çaylar hep soğuyor tatlım, evet), "önce bi ortalığı düzenleyeyim" gibi gereksiz şeylere kaptırıp saatin artık çalışmaya başlamak için salakça geç olduğunu görünce vazgeçiyorum. Sonra her şey son geceye kalıyor ve ben yine de aynı ertelemeleri yapıyorum. İşte bundan da nefret ediyorum. Ama yine de hep yapıyorum. Şu anda bile yapıyorum. Bunu yazana kadar da fark etmemiştim. Üstelik, hiçbir şey yapmadığım halde yapacağıma inandığım için "aman aman işim var" düşüncesiyle gezmiyorum, dışarı bile çıkmıyorum. Öyle bir aptallık benimki işte.

Ayrıca!!
Haftanın tespiti:

Standart mimarlık öğrencisi sabahlamaları bayramda aile yanında yaşanırsa;
1) Standart mimarlık öğrencisi sabahlamalarının,
2) Standart bir bayram vaktinin,
3) Standart bir aile yanı tatilinin 83.65592 katı fazla kilo aldırır.
True story.

Şimdi bunları neden anlattım? Çünkü ben yaptım siz yapmayın. Evet. Bayram kötüdür. Öptüm bay.

3 yorum:

Moriçe! dedi ki...

çok geç oldu ama. çoktan yaptım. yarın iki vizem var, senin blogunu okuyorum. yetmez gibi bir de yorum yapıyorum. rezillik.

milenajesenska dedi ki...

same story offff! yumurta-kapı ilişkisini maksimum düzeyde yakın tutmak.

Cansu dedi ki...

meslek hastalığı sanırım :)

Web Analytics Real Time Web Analytics