şu anda şu saatte oturmuş muhtemelen yine gereksiz bir şeyleri düşünüyorum. feci derecede derin düşünüyorum. müziği susturdum, o derece derin.
şimdi... acaba, herkesin ayrılıkları aynı mı artık? o aynı ne yapacağını bilememek mi şu noktadan sonra? hızlıca alışmak, bir noktada biteceğini gizemli bir şekilde unutmak ve bitince sudan çıkmış balık olmak. hızlı atlatmak ama atlatırken ciddi ciddi aklını kaybetmek.
çünkü ben son iki ayrılığımı, hatta bilhassa son ayrılığımı çirkin yaşadım. ayrılık esnasından bahsetmiyorum, sonrasından. bir anda kendimi palahniuk ya da günday kitaplarından birinin içinde buldum. garipti. hiç alakasız birkaç karşı cins ile yaşanan gereksizliklerin nihayetinde, yine bir erkek ama bu defa çok iyi arkadaşım olan başka bir insanla oturup adeta sonsuza kadar şarap içerken buldum kendimi. artık her şey tamamen bitmiş, saçmalıklarımı da tüketmiş, iyi veya kötü geri kalanları silmiştim ve bir süredir bu konuda herhangi bir sorgulama da yaşamıyordum. kendimi onaramayacağımı sandığım bir noktadan 2-3 hafta içerisinde o vurdumduymaz noktaya gelmiştim. arkadaşım bana dönüp "gerçekten bitmeyeceğini sandığını söyleme bana" dedi. durdum. şaka gibi, evet, gerçekten bitmeyeceğini sanmışım. yine nereden geldiğini bilmediğim başka bir saflık. saflık derken, kötü anlamda söylüyorum. bir şeylerin bitebildiğini unutuvermişim. bunları fark edip, sonra yine unutuyorum. her fark ettiğim şeye aynı muamele. maalesef. huy.
bu aralar hep insanların ayrılık mevzularını dinliyorum. ha bir de şu var, herkes her şeyi bana anlatıyor. tavsiye bekliyor. ne zaman güzel ürünlerim görülmüş bugüne kadar, hangi alanda neyi başarmışım da tavsiye verecek imajı yaratmışım gerçekten hiçbir fikrim yok. üstelik her an her türlü tavsiyeyi verebilirim, ruh halime bağlı. aynı olayı iki alakasız zamanda anlatabilirsin ve ben birinde yalnızca mantığa dayalı, diğerinde aptal bir duygusallığa dayalı tavsiyeler verebilirim. belli de olmuyor. ama teşekkür ederim, tavsiyelerim işe yarıyorsa da ben neden bu haldeyim diye sorabilirim. sormayabilirim de. bilemedim. halimde pek de bir şey yok sanırım. kendi halimdeyim.
yalnızlığı sevdiğimi söylememin bir sebebi var. yalnızken mutlu olduğumu düşündüğümden değil. eğer birisi tarafından sevilirsem, ve sonra biterse, toparlanamayacağımı düşündüğümden. yalnız olmak daha kolay -ya sevgiye ihtiyacın olduğunu fark edersen, ve sonra sevecek kimsen olmazsa? ya bu sevgiden ve ona dayanmaktan hoşlanırsan? ya hayatını ona göre şekillendirirsen ve sonra her şey alt üst olursa? böyle bir acıyı atlatabilir misin? aşkı kaybetmek, bir organ kaybetmek gibi. ölmek gibi. aralarındaki tek fark; öldüğünde her şey sona erer, bu ise sonsuza dek devam edebilir.
geçenlerde bana benim birkaç ay önceki halimi anımsatan sözler söyleyen birisine, "bu anı hiç unutma, bugünü, bu haftayı. bir süre sonra bu süreci içindeki son iyimserliği tükettiğin süreç olarak hatırlayacaksın. duyarsızlaşmadan hemen öncesi" dedim. bak bak. büyümüşüm de neler diyorum. yine de gerçekten öyle, ne yapıp ettiysem olmadı. git gide kaybolan bir şeyler var. nedir bilmiyorum. nihayetinde ben yaşayacağımı yaşadım, çok da güzel yaşadım, haydi kızlar okula dedim geçtim. oysa ki, varlığına inanmak istediğim erkeklerden yanıbaşımda mevcut.
mert dedi ki, o erkekleri şimdi böyle odunlaştıran yine ben ve benim gibilermiş. evet bunu dedi. "benim gibi romantik, şiirler yazan erkekleri sen ve senin gibiler böyle odunlaştırdı şimdi de şikayet ediyosunuz yok bilmem ne.." dedi. bu ve bunun gibi şeyler dedi. "doğrusun da yapcak bişey yok" dedim. öyle de enseye şaplak bi insanım. şaka şaka. "ama gençlik işte ıkk ıhhm..." dedim. sonra konuşma iki gün iki geceye yayıldı ve ben küstüm. hatta trip atarken uyuyakalmışım. sonra barıştık. hayat çünkü. haklı mı? haklı. ben de haklıyım bi yandan.
uykum geldi şimdi.
bilmiyorum. belki de artık insanların yarısı ayrılığı kaldıramıyor. hani, her şey daha gerçek olduğundan mı yoksa bundan mı emin olamıyorum. belki eskiden de ağırdı ayrılık ama artık çok sis altında kaldı ve hatırlamıyorum. bilmiyorum derken ciddiyim, bilmiyorum. sadece düşünmek ilginç geliyor. o yüzden burada belli bir düzen takip etmeden sadece düşünmeme eşlik eden bir şekilde yazdım gitti. şimdi de izi kaybettim gibi ve uyumaya gidiyorum. yarın işim gücüm var, 9da uyanıp araba kullanacağım. ve muhtemelen geri geri giderken kolum nihayet kopup düşecek. çok acıyo, nedendir anlamadım. neyse hadi tuttun beni.
26 Mayıs 2011 Perşembe
25 Mayıs 2011 Çarşamba
gökdelen diye bişey var
baştan uyarayım kısa ama tamamen mimarsal bir blog yazmak üzereyim.
geçen hafta cuma günü barış'la beraber toplamda 50 tane gökdelen önerisi verdik. hem yalnız yalnız gökdelenler, hem de houston'da türlü çeşit parsellere yerleştirdiğimiz gökdelenler vardı. nihayetinde o kadar sinirlerim bozulmuştu ki, ömrümde ilk defa bir teslimde hüngür hüngür ağladım ve neden ağladığımı bile açıklayamadım. özünde renderlarım paftada karanlıkta, adeta çöle gökdelen dikmişim gibi görünüyordu -ondan ağlamış da olabilirim, başka sebepler de vardı tabi. artık uğraşmaktan sıkıldığımdan mıdır nedir, bilgisayarda gayet akça pakça görünen renderların çıktı alınca nasıl görüneceğine asla dikkat edemedim. şöyle de bir şey var ki, hayatımda hiç bir teslim için böylesine bir adrenalin ile sabahlamamıştım. baya eğlendik barış'la çalışma sürecinde ama stresten o geceki depreme biz bile sebep olmuş olabiliriz.
bundan 2-3 gün önce ise, kemal işe girdiğini, bayraklı'ya gökdelen tasarımı arayışında olduğunu söyledi. hiçbir yorum yapmaksızın, "barış izmir'e geliyor, gökdelen yapacağını söyle, yardım iste" dedim. sonuçları yine bir screen shot ile anlatmak ve üzerine hiçbir şey söylememek istiyorum:
geçen hafta cuma günü barış'la beraber toplamda 50 tane gökdelen önerisi verdik. hem yalnız yalnız gökdelenler, hem de houston'da türlü çeşit parsellere yerleştirdiğimiz gökdelenler vardı. nihayetinde o kadar sinirlerim bozulmuştu ki, ömrümde ilk defa bir teslimde hüngür hüngür ağladım ve neden ağladığımı bile açıklayamadım. özünde renderlarım paftada karanlıkta, adeta çöle gökdelen dikmişim gibi görünüyordu -ondan ağlamış da olabilirim, başka sebepler de vardı tabi. artık uğraşmaktan sıkıldığımdan mıdır nedir, bilgisayarda gayet akça pakça görünen renderların çıktı alınca nasıl görüneceğine asla dikkat edemedim. şöyle de bir şey var ki, hayatımda hiç bir teslim için böylesine bir adrenalin ile sabahlamamıştım. baya eğlendik barış'la çalışma sürecinde ama stresten o geceki depreme biz bile sebep olmuş olabiliriz.
bundan 2-3 gün önce ise, kemal işe girdiğini, bayraklı'ya gökdelen tasarımı arayışında olduğunu söyledi. hiçbir yorum yapmaksızın, "barış izmir'e geliyor, gökdelen yapacağını söyle, yardım iste" dedim. sonuçları yine bir screen shot ile anlatmak ve üzerine hiçbir şey söylememek istiyorum:
sevgiler,
mrphysicalsky
bunlar hep
mimar olcam ben
0
diamonds
23 Mayıs 2011 Pazartesi
you're my joy
dün barış ile 3 ay görüşmemek üzere kısacık 1 saat daha görüştük. cumartesi günü son kez görüşüyoruz sanmıştım, aniden mesaj atıp bana kahve ısmarla dediği zaman 5 dakika içerisinde duş alıp saçımı kurutup makyaj yapıp giyinip çıkmayı nasıl başardığımı kimse bilmiyor. hayat sürprizlerle dolu.
cuma günü herkesle vedalaşırken "benimle ne zaman vedalaşacaksın?" diye sormuştum, "tabi ki hiçbir zaman, çok saçma" diye cevap vermişti.
o öyle değilmiş meğerse. dün durağa yürüyüp ayrılırken arkamıza baka baka ayrı yönlere gittik. gülerek. ama artık kafamı çevirsem de göremeyeceğim noktaya geldiğimde üstüme bir hüzün çöktü ki anlatamam. yapayalnız kaldım adeta. bugün kaçta gideceğini bile sormadım. gün içinde tavuğun nasıl haşlandığını sordu, anlattım. günlük konuşmalar. ama şimdi sırf göremeyeceğim diye özlemeye başladım bile. acı bir şeymiş. bomboş yattım tavana bakıp komik şarkılar dinliyorum ama aklımda barış var. yolda olup olmadığını bilmeden "özledim" diye mesaj attım. boşluğa. nasıl geçtiğini anlamadığımız bir sene geçirdik. ama cidden de geçip gittiğini barış'ın izmir'e gideceğini idrak etmemle beraber hissettim.
bu sene herkesten öte sadece o vardı, tek bir sorun bile hatırlatmayan, sadece ama sadece, safça mutlu eden. bütün yıl boyunca yürüdüğümüz mesafeyi toplasak, tek defada yürünebilecek bir yer yok. okyanus falan girer bir de yüzmek zorunda kalırız, o derece.
bütün burjuva dertlerimi bi tarafa salladım şu anda, yok efendim mimarlıktan soğudum yok bi daha aşık olamıycam buhuu bilmem ne. gerçekten gün ışığım, yaşam sevincim barış'tan başka birisi değil. o varsa güzel işte her şey. haydi bir an önce geçsin gerizekalı yaz da yine sorumsuzluğun dibindeki planlar ile iş güç dolu sabahlamalar birbirine girsin, hiç bitmesin, hiç de gitmesin ayrıca. çünkü ben gerçekten o olmadan ne yaparım bilmiyorum.
aptal bi yüzüğüm kırıldı dedikten sonra bana oturup takriben 20 tane yüzük yapacak kimse yok.
beni mutsuz eden erkeklerin arkasından canımı hiç acıtmadan birkaç saat içinde kayıp telafisi yapabilecek kimse yok.
beni benim onu sevdiğim gibi sevdiğinden adım gibi emin olup, bu kadar özlediğim kimse yok.
yanında bu kadar rahat ve aynı zamanda sadece mutlu olduğum kimse yok.
"tekrar görüştüğümüzde kimbilir neler değişmiş olacak" diye benim kadar salakça düşüncelere dalan başka birisi yok.
kahve alırken isim sorulduğunda aniden isimlerimizin artık bonnie ve clyde olduğuna karar verebilecek başka kimse de yok hatta :)
o iyi ki var.
her günümü tek bir hamlede bile bulunmadan güzelleştirme kabiliyeti, iyi ki özellikle onda var.
seviyorum kendisini.
bir gün apansız yine burayı okumaya karar verdiğinde, bunları görüp benimle dalga geçebilirsin. ama you're still in love with clyde bebeyim. atsan atılmaz'ım, buna güvenerek istediğimi söylüyorum. whatcha drinkin?
cuma günü herkesle vedalaşırken "benimle ne zaman vedalaşacaksın?" diye sormuştum, "tabi ki hiçbir zaman, çok saçma" diye cevap vermişti.
o öyle değilmiş meğerse. dün durağa yürüyüp ayrılırken arkamıza baka baka ayrı yönlere gittik. gülerek. ama artık kafamı çevirsem de göremeyeceğim noktaya geldiğimde üstüme bir hüzün çöktü ki anlatamam. yapayalnız kaldım adeta. bugün kaçta gideceğini bile sormadım. gün içinde tavuğun nasıl haşlandığını sordu, anlattım. günlük konuşmalar. ama şimdi sırf göremeyeceğim diye özlemeye başladım bile. acı bir şeymiş. bomboş yattım tavana bakıp komik şarkılar dinliyorum ama aklımda barış var. yolda olup olmadığını bilmeden "özledim" diye mesaj attım. boşluğa. nasıl geçtiğini anlamadığımız bir sene geçirdik. ama cidden de geçip gittiğini barış'ın izmir'e gideceğini idrak etmemle beraber hissettim.
bu sene herkesten öte sadece o vardı, tek bir sorun bile hatırlatmayan, sadece ama sadece, safça mutlu eden. bütün yıl boyunca yürüdüğümüz mesafeyi toplasak, tek defada yürünebilecek bir yer yok. okyanus falan girer bir de yüzmek zorunda kalırız, o derece.
bütün burjuva dertlerimi bi tarafa salladım şu anda, yok efendim mimarlıktan soğudum yok bi daha aşık olamıycam buhuu bilmem ne. gerçekten gün ışığım, yaşam sevincim barış'tan başka birisi değil. o varsa güzel işte her şey. haydi bir an önce geçsin gerizekalı yaz da yine sorumsuzluğun dibindeki planlar ile iş güç dolu sabahlamalar birbirine girsin, hiç bitmesin, hiç de gitmesin ayrıca. çünkü ben gerçekten o olmadan ne yaparım bilmiyorum.
aptal bi yüzüğüm kırıldı dedikten sonra bana oturup takriben 20 tane yüzük yapacak kimse yok.
beni mutsuz eden erkeklerin arkasından canımı hiç acıtmadan birkaç saat içinde kayıp telafisi yapabilecek kimse yok.
beni benim onu sevdiğim gibi sevdiğinden adım gibi emin olup, bu kadar özlediğim kimse yok.
yanında bu kadar rahat ve aynı zamanda sadece mutlu olduğum kimse yok.
"tekrar görüştüğümüzde kimbilir neler değişmiş olacak" diye benim kadar salakça düşüncelere dalan başka birisi yok.
kahve alırken isim sorulduğunda aniden isimlerimizin artık bonnie ve clyde olduğuna karar verebilecek başka kimse de yok hatta :)
o iyi ki var.
her günümü tek bir hamlede bile bulunmadan güzelleştirme kabiliyeti, iyi ki özellikle onda var.
seviyorum kendisini.
bir gün apansız yine burayı okumaya karar verdiğinde, bunları görüp benimle dalga geçebilirsin. ama you're still in love with clyde bebeyim. atsan atılmaz'ım, buna güvenerek istediğimi söylüyorum. whatcha drinkin?
bunlar hep
dostlar
0
diamonds
2.37
bugün 23 mayıs ve ben hevesle 1 eylülü bekliyorum. hayat bana zor. bir de çok uzun bir şey yazmıştım aslında ama sonra elim yayınlamaya gidemedi. bilemiyorum.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
22 Mayıs 2011 Pazar
kaldı 1
yine iyi bence, sen bi de masaüstü bilgisayarımı gör. ekranda boş yer yok.
çok üzücü bi hayat, çok darlandım.
cidden.
gökdelen kadar da başıma taş düştü.
bunlar hep
akademik meseleler
2
diamonds
adeta
adam sushi yapmayı biliyor.
sushi yapıyor.
sushi'yi benim kadar lüzumsuzca seviyor.
benim kadar şuursuzca tüketiyor.
düşün.
3 güne superman çıkıcakmışsın diyorum, şaşırmıyor.
sushi yapıyor.
sushi'yi benim kadar lüzumsuzca seviyor.
benim kadar şuursuzca tüketiyor.
düşün.
3 güne superman çıkıcakmışsın diyorum, şaşırmıyor.
bunlar hep
love love this
0
diamonds
21 Mayıs 2011 Cumartesi
18 Mayıs 2011 Çarşamba
17 Mayıs 2011 Salı
bişey
bu sezon finali ile beraber how i met your mother isimli dizi canımdır. ted mosby ile eski sevgili kafalarımız çok aynıdır. aynı anda da değişmiştir adeta. şimdi ders çalışayım ama bunu da böyle bilin yani.
ayrıca da konuyla alakasız ama dilara budak dünyamdaki en değerli insandır.
ayrıca da konuyla alakasız ama dilara budak dünyamdaki en değerli insandır.
bunlar hep
havadan sudan
0
diamonds
16 Mayıs 2011 Pazartesi
5.13
zaman nasıl çılgın geçiyorsa artık, hızını ancak geçen yılın kasım ayından bir fotoğrafa dalmış bakarken monitörden yansımamı görünce anladım. bambaşkayım. ne ki oysa, 7 ay mı? sonra sigaranın yanan ucuna parmağımı yapıştırdım, dalmam bitti. geçen yıl ne ya? 2010'un bittiği bi dünya.
hele ki tam 1 yıl önce kimbilir neredeydim. yahut 2. uzar gider bu da böyle.
hayat garip a dostlar.
bikaç ay önce random bir pazar-pazartesi arası bu saatte neredeydim, şimdi neredeyim. beni de yalnız bırakmaya gelmiyor, hemen nostalji.
hele ki tam 1 yıl önce kimbilir neredeydim. yahut 2. uzar gider bu da böyle.
hayat garip a dostlar.
bikaç ay önce random bir pazar-pazartesi arası bu saatte neredeydim, şimdi neredeyim. beni de yalnız bırakmaya gelmiyor, hemen nostalji.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
6foot7foot
grup projesi yapmak karakterimde kaymalara sebep oldu. bir tane daha grup projesi yaparsam ciddi ciddi çok can acıtıcı olabilirim. uyum içinde, adeta entegre çalışabildiğim tek bir kişi var ki onunla ise her projede beraber çalışabilirim. birlikte bile yaşayabilirim. ama şimdilik sadece sinir basması ile birlikte yaşamak zorundayım. kop kafa.
bunlar hep
abi sıkıldım,
akademik meseleler
0
diamonds
14 Mayıs 2011 Cumartesi
kenarlarda köşelerde
hem 3 hafta önce aldığım lomo gelmedi (ama daha sonradan dilara'ya aldığım geldi?!)
hem de bugün gelen ojelerimden en açık saçık renklisi, bu sabah etiketini çıkarıp giydiğim taytıma döküldü
dertler benim çile benim, bu ni ya!
ayağımın dibinde şarap şişesiynen oturuyorum yineğ
hem de bugün gelen ojelerimden en açık saçık renklisi, bu sabah etiketini çıkarıp giydiğim taytıma döküldü
dertler benim çile benim, bu ni ya!
ayağımın dibinde şarap şişesiynen oturuyorum yineğ
bunlar hep
sevgili günlük
0
diamonds
12 Mayıs 2011 Perşembe
baştan alalım

içimde salak bi mutluluk var. ama çok sakin. huzurdan ağlayabilirim, o derece.
bilinmeyen sinemalar film festivaline gitsene. çok güzel, hem de bedava. aklına essin git. filmlerden 30dk önce salonun girişinde davetiyeler dağıtılmaya başlanıyor. moda sinemasında, beyoğlu sinemasında ve tarık zafer tunaya kültür merkezinde var.
bunlar hep
havadan sudan
0
diamonds
11 Mayıs 2011 Çarşamba
7 Mayıs 2011 Cumartesi
pisle
böyle kısa anlar yaşıyorum. neyi neden yapamadığımı anladığım. küçücük bir şeyden yapılan çıkarımlar yine işte. benim en sevdiğim ufacık eğlencem.
söz gelimi; ilişkiler, aşktan dallanıp budaklanıp çıkan şekli bozuk duygular, elini tutmalar ve öpüşler leş gibi şu anda bence. hepsi. ve ben hepsinden üstünüm demiyorum, denk hissediyorum bazen. şu anda hissedilenin maksimumu buysa ben nasıl aşabilir ve daha fazlasını hissedebilirim-yine de yaşamam. çünkü evet, basbaya leş gibi.
ağzımın tadını gereksizlikle bozmak istememem gibi salak detaylarla uğraşıyorum, bu arada herkes çok hızlanıyor. dün saat 20.28'de havanın aydınlık olduğunu ve sinsice yazın yaklaştığını fark ettim. hava kasımda, mevsimin dış yüzü sonbaharda takılıp kaldı evet. şaşırmak istiyorduysan, oldu bil. mutlu olmanın tek sebebi güneş ve çimen kokusuymuş, sen aslında hiç mutlu değilsin. sürprizi beğendin mi? karpuz bile çıktı, hatta erik bile. yesene. ben çağırdığın hiçbir yere gelmiyorum, şansımı zorlamayı çok seviyorum. sen de sev.
söz gelimi; ilişkiler, aşktan dallanıp budaklanıp çıkan şekli bozuk duygular, elini tutmalar ve öpüşler leş gibi şu anda bence. hepsi. ve ben hepsinden üstünüm demiyorum, denk hissediyorum bazen. şu anda hissedilenin maksimumu buysa ben nasıl aşabilir ve daha fazlasını hissedebilirim-yine de yaşamam. çünkü evet, basbaya leş gibi.
ağzımın tadını gereksizlikle bozmak istememem gibi salak detaylarla uğraşıyorum, bu arada herkes çok hızlanıyor. dün saat 20.28'de havanın aydınlık olduğunu ve sinsice yazın yaklaştığını fark ettim. hava kasımda, mevsimin dış yüzü sonbaharda takılıp kaldı evet. şaşırmak istiyorduysan, oldu bil. mutlu olmanın tek sebebi güneş ve çimen kokusuymuş, sen aslında hiç mutlu değilsin. sürprizi beğendin mi? karpuz bile çıktı, hatta erik bile. yesene. ben çağırdığın hiçbir yere gelmiyorum, şansımı zorlamayı çok seviyorum. sen de sev.
bunlar hep
cul de sac
0
diamonds
5 Mayıs 2011 Perşembe
bu yıl hayattan ne öğrendim
bitirmeden bir önceki projenin olayı asla ve asla modelinin olamaması, hangi program ile denersen dene modelin beyin yemesi ama hayata geçememesiymiş. ne yapsam olmuyor kardeşimmiş. evet, bu yıl hayattan başka da bişey öğrenmedim.
bunlar hep
akademik meseleler
0
diamonds
nihai kafam
WOH ANASINI
Cansu Arutan 05 May at 00:24
vaziyetimi allah yapcak ki modelimi de mikail
Cansu Arutan 05 May at 00:24
çünkü o bir melek
bunlar hep
sanals
0
diamonds
4 Mayıs 2011 Çarşamba
3 Mayıs 2011 Salı
unutma unutturma

iki haftadır sabahlıyorum bi halt olmuyor. daha fazla sabahlamak istemediğimin görsel destekli kanıtı. fincanı kafana çalarım üstünde sigara söndürürüm proje. adam ol.
bunlar hep
hayvanlar alemi,
yeter
0
diamonds
1 Mayıs 2011 Pazar
rel.
karşı cinsi anlamaya çalışmaktan çok sıkıldım be blog.
hele ki bi de yeni baştan birini tanımak mı, fuck the system in the moonlight.
bu satırları anouk-nobody's wife dinleyerek yazıyorum.
en zekice çözüm kanımca.
ayrıca,
whole lotta woman needs a whole lot more.
hele ki bi de yeni baştan birini tanımak mı, fuck the system in the moonlight.
bu satırları anouk-nobody's wife dinleyerek yazıyorum.
en zekice çözüm kanımca.
ayrıca,
whole lotta woman needs a whole lot more.
bunlar hep
hayvanlar alemi
0
diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





