genelde son derece ilginç rüyalar görüyorum, son 1 haftadır içimi sıkan rüyalar görüyorum. bir tek bugün iç sıkıntısıyla uyanmadım, ama bu sefer de bilgisayarı fırlatmışım uyurken. böyle bi uyandım, yan yatmış duruyodu yerde yavrucum.
öte yandan, bu 1 hafta içerisinde ilginç rüyalara oyuncu olarak gitmişim. aralarından en tatlı olanını az önce duydum:
"pamuk seker kiligindaydin, agliyordun biraz."
28 Şubat 2011 Pazartesi
wtfc.
facebook iyice kafayı kırdı. it girl açılmıyo al dans eden köpek izle dedi bana. deli mi ne ayol.
\\ bi de gün gelir de bi defasında tivitırda olduğu gibi facebookta da herkesin inbaksı ulaşılabilir olur da benim inbaksımı insanlar okur diye ödüm kopuyo. öyle pislik yuvası bi inbaksım oldu. siliyorum siliyorum ama insanlar aynı mesaja cevap verince bütün mesajlar geri geliyo aniden. çok korkunç.
\\ bugün black swan üzerine gidilen happy moons'ta tüketilen 70 liralık gıda bile filmin etkisini azaltamadı. beynim uçtuğu için bu konuda diyebileceğim tek şey bu.
-cut
\\ bi de gün gelir de bi defasında tivitırda olduğu gibi facebookta da herkesin inbaksı ulaşılabilir olur da benim inbaksımı insanlar okur diye ödüm kopuyo. öyle pislik yuvası bi inbaksım oldu. siliyorum siliyorum ama insanlar aynı mesaja cevap verince bütün mesajlar geri geliyo aniden. çok korkunç.
\\ bugün black swan üzerine gidilen happy moons'ta tüketilen 70 liralık gıda bile filmin etkisini azaltamadı. beynim uçtuğu için bu konuda diyebileceğim tek şey bu.
-cut
bunlar hep
medley,
sevgili günlük
0
diamonds
womb / rahim
if 2011 benim için ilginçliklerle dolu, çılgınlıkların tavan yaptığı bir if oldu. 1. günü (geçen hafta cmt) ile son günü (yani bugün) arasında dağlar kadar fark var. gittiğim filmlerden tut da hayatıma kadar her şey bambaşka resmen. değişim ileriye dönük değil ama, previous cansu tuşu varmış da ona basılmış gibi adeta.
neyse efenim. if programı yapmaya çabalarken, ilk gözüme çarpan filmlerden biri 'rahim'di. sonra ona değil başka başka filmlere bilet aldım. o filmlerden sadece 1'ine gittim, geri kalanı da birkaç post önce bahsettiğim üzere popoma girmekten başka bir işe yaramadı. (dün kartımla 1$'lık alışverişin ödemesini yapamadım, bu acıyı yaşamayan bilemez.)
hafta ortalarında mı neydi, barış rahim'e gidelim mi dedi. e dedim gidelim be barış dedim. hadi dedim gidelim be dedim. batsın bu dünya be dedim. ne olursa giderim be barış dedim. neyse. sadece gidelim yea dedim aslında. perşembe günü itibariyle fiziksel olarak da toparlanmayı başardığımdan kelli bugün neş'e içinde taksiye binip ''ckm!'' dedim, kürk şapka bile takıyodum o derece.
sonra efenim aradaki kısımları atlayarak geçelim. yanımda ahu türkpençe ile izlicem sandım filmi. fekat ahucuum ve yanındaki arkadaşı ne yapsalar beğenirsin, biz barış'la konuştukça bir yana sonra bir diğer yana sonra daha da daha da yana derken kaçıp kaçıp gittiler. izolasyon... ahu'ya çok kırıldım. evet şekerim.
filme gelince. (evet, nihayet)
şimdiii.. filmde tommy ve rebecca isimli iki cici çocukcağızımız var. ingiltere'nin çılgın havasında deniz kenarlarında geçiyor film sandık uzun süre ama, sonunda öğrendik ki aslında almanya'daymış. izlerseniz, siz de ingiltere sanabilirsiniz bence. gayet mümkün.
tommy ve rebecca, 9 yaşlarındayken bir gün sahilde tanışıyorlar. rebecca, geçici olarak dedesiyle kaldığı için yeni ve yabancı. tanıştıktan kısa süre sonra tommy ile çok iyi arkadaş oluyorlar, hatta aşık oluyorlar. bir süre tuhafımsı çocuksu cinsellik öğeleri görür gibi oluyoruz. o derece. tatlılar lakin.
bir gün, rebecca'nın ailesiyle birlikte tokyo'ya taşınması gerektiğini öğreniyoruz ve puffff rebecca gidiyor. 12 yıl boyunca birbirlerini görmüyorlar. bunca zaman sonra rebecca geri dönüyor, tommy'yi buluyor. rose isimli alelade kevaşenin yatağından çalıp götürüyor yeminle. çottatlı.
sonracııma efenim, bunlar cici cici ilişkinin intro dönemini yaşamaktalarken olanlar oluyor. tommy çevreci bir grup ile eylem yapmak için 2 günlüğüne uzaklaşacağını söylüyor. bizimki de durur mu, takılıyor peşine. yolda bıcır bıcır gitmektelerken, rebecca tutturuyor çişim var da çişim var diye. tommy arabayı durduruyor, rebecca birkaç adım atıyor, bu esnada tommy de arabadan çıkmaya karar veriyor ve bammm! tommy sizlere ömür.
ardından rebecca'nın buna olan tepkisinden çok daha çılgınca şeyler oluyor ama, ben son olarak bu tepkiden bahsedeceğim ve bitireceğim. belli mi olur, ay izliicektim ben bunu yaa dersin filan. efendim rebecca istiyor ki; tommy'nin mezarı açılsın, doku örneği alınsın ve ardından tommy'nin klonunu 9 ay karnında taşıdıktan sonra dünyaya geri getirsin. ve oluyor da. tommy, en baştan büyüyor. geri geliyor. bundan sonra film bir hayli tuhaf anlara ve ortamlara sahip işte. kısa kısa hep, ama keskin.
film esnasında ve sonrasında çok düşündüm, örneklerle düşündüm -yapar mıydım böyle bir şeyi diye. yok ya. galiba cidden de yapamazdım. aşık olduğum birinin klonunu doğuramazdım yani. bir arkadaşım, dostum filan dersen işte onu yapardım. yine de her türlü weird. esas barış'ın imkanı olsa kendisinin klonunu doğurmayı istemesi beni benden aldı.
bir hayli değişik bir filmdi bence, yine. seksüel olarak 2 veya 3 defa ciddi anlamda rahatsız etti beni ama, rahatsız olmayı her zaman için seviyorum. biliyorsun. vaktin varsa ve düşünmek konusunda çekincelerin yoksa, izle bence.
neyse efenim. if programı yapmaya çabalarken, ilk gözüme çarpan filmlerden biri 'rahim'di. sonra ona değil başka başka filmlere bilet aldım. o filmlerden sadece 1'ine gittim, geri kalanı da birkaç post önce bahsettiğim üzere popoma girmekten başka bir işe yaramadı. (dün kartımla 1$'lık alışverişin ödemesini yapamadım, bu acıyı yaşamayan bilemez.)
hafta ortalarında mı neydi, barış rahim'e gidelim mi dedi. e dedim gidelim be barış dedim. hadi dedim gidelim be dedim. batsın bu dünya be dedim. ne olursa giderim be barış dedim. neyse. sadece gidelim yea dedim aslında. perşembe günü itibariyle fiziksel olarak da toparlanmayı başardığımdan kelli bugün neş'e içinde taksiye binip ''ckm!'' dedim, kürk şapka bile takıyodum o derece.
sonra efenim aradaki kısımları atlayarak geçelim. yanımda ahu türkpençe ile izlicem sandım filmi. fekat ahucuum ve yanındaki arkadaşı ne yapsalar beğenirsin, biz barış'la konuştukça bir yana sonra bir diğer yana sonra daha da daha da yana derken kaçıp kaçıp gittiler. izolasyon... ahu'ya çok kırıldım. evet şekerim.
filme gelince. (evet, nihayet)
şimdiii.. filmde tommy ve rebecca isimli iki cici çocukcağızımız var. ingiltere'nin çılgın havasında deniz kenarlarında geçiyor film sandık uzun süre ama, sonunda öğrendik ki aslında almanya'daymış. izlerseniz, siz de ingiltere sanabilirsiniz bence. gayet mümkün.
tommy ve rebecca, 9 yaşlarındayken bir gün sahilde tanışıyorlar. rebecca, geçici olarak dedesiyle kaldığı için yeni ve yabancı. tanıştıktan kısa süre sonra tommy ile çok iyi arkadaş oluyorlar, hatta aşık oluyorlar. bir süre tuhafımsı çocuksu cinsellik öğeleri görür gibi oluyoruz. o derece. tatlılar lakin.
bir gün, rebecca'nın ailesiyle birlikte tokyo'ya taşınması gerektiğini öğreniyoruz ve puffff rebecca gidiyor. 12 yıl boyunca birbirlerini görmüyorlar. bunca zaman sonra rebecca geri dönüyor, tommy'yi buluyor. rose isimli alelade kevaşenin yatağından çalıp götürüyor yeminle. çottatlı.
sonracııma efenim, bunlar cici cici ilişkinin intro dönemini yaşamaktalarken olanlar oluyor. tommy çevreci bir grup ile eylem yapmak için 2 günlüğüne uzaklaşacağını söylüyor. bizimki de durur mu, takılıyor peşine. yolda bıcır bıcır gitmektelerken, rebecca tutturuyor çişim var da çişim var diye. tommy arabayı durduruyor, rebecca birkaç adım atıyor, bu esnada tommy de arabadan çıkmaya karar veriyor ve bammm! tommy sizlere ömür.
ardından rebecca'nın buna olan tepkisinden çok daha çılgınca şeyler oluyor ama, ben son olarak bu tepkiden bahsedeceğim ve bitireceğim. belli mi olur, ay izliicektim ben bunu yaa dersin filan. efendim rebecca istiyor ki; tommy'nin mezarı açılsın, doku örneği alınsın ve ardından tommy'nin klonunu 9 ay karnında taşıdıktan sonra dünyaya geri getirsin. ve oluyor da. tommy, en baştan büyüyor. geri geliyor. bundan sonra film bir hayli tuhaf anlara ve ortamlara sahip işte. kısa kısa hep, ama keskin.
film esnasında ve sonrasında çok düşündüm, örneklerle düşündüm -yapar mıydım böyle bir şeyi diye. yok ya. galiba cidden de yapamazdım. aşık olduğum birinin klonunu doğuramazdım yani. bir arkadaşım, dostum filan dersen işte onu yapardım. yine de her türlü weird. esas barış'ın imkanı olsa kendisinin klonunu doğurmayı istemesi beni benden aldı.
bir hayli değişik bir filmdi bence, yine. seksüel olarak 2 veya 3 defa ciddi anlamda rahatsız etti beni ama, rahatsız olmayı her zaman için seviyorum. biliyorsun. vaktin varsa ve düşünmek konusunda çekincelerin yoksa, izle bence.
bunlar hep
görselşeyler
0
diamonds
27 Şubat 2011 Pazar
odile
böyle de bir şey vardı. iklimler'i tekrar okuyasım geldi. ne de güzeldi. herkesin kendini odile'de bulduğu, benim kendimi philippe'de bulduğum kitap. seviyorum çok.
"Hep kendine acımaya, kendini nasıl olmak istiyorsa öyle anlatmaya eğilim gösterir insan. Hele ben; bana yaptığın serzenişlerden biri de buydu. 'Kendine acıyıp durma' derdin bana. Ama mektupların var elimde, öylesine büyük bir özenle sakladığın o kırmızı defter var, bir zamanlar başladığım, sonra senin bırakmamı istediğin şu küçük günlük var. Bir denesem... Senin yerine oturuyorum. Mürekkep lekeli bu yeşil meşine elinin imgesi yapışıyor. Tüyler ürpertici bir sessizlik var çevremde. Bir denesem..."
bunlar hep
okuma bayramı
1 diamonds
kendimi barney stinson'a çok yakın hissettim
it's working. yapcak bişey yok.
bunlar hep
işitselşeyler
0
diamonds
cut
allam yarebbim aşkı memnu.zip diye bi versiyon çıkarsalar da baştan izlesem.
uzun bakışmalar kesilsin filan.
sadece bihterli sahneler kalsın.
çok benzer ağlıyoruz bihter'le, bugün tespit ettim.
yani çok komik ama. o yüzden karar verdim, bi daha gereksiz yere ağlamıciim.
nihal de.. sü-ne-pe.
uzun bakışmalar kesilsin filan.
sadece bihterli sahneler kalsın.
çok benzer ağlıyoruz bihter'le, bugün tespit ettim.
yani çok komik ama. o yüzden karar verdim, bi daha gereksiz yere ağlamıciim.
nihal de.. sü-ne-pe.
bunlar hep
aklıma ne geldi
0
diamonds
alkol ingilizcesi katıştırıldı
and it hits me
boş durmam duramam.
yapamıyorum.
3 yıla o kadar kişi nasıl sığdı.
hepsini ayrı ayrı sevdim.
hepsini minimum 2 defa ayrı ayrı sevdim.
en çok, her gün yanına kaçtığım,
yatağın ayak ucuna oturup bana şarkı söyleyeni.
beni filmlerdeki gibi ''wreck'' hale getirebilen tek insanı.
en az, ondan hemen sonrakini. 2 gün sonrakini. ama sayısal olarak en çok onu.
en başka, en uzaktakini. kokusunu en hızlı unuttuğumu.
yaptığım hiçbir şeye, hiç bir zaman hiç kimse şaşırmıyor.
hayat ne kadar hoş.
ağzımda bira şişesi tutuyorum.
bir keresinde bir arkadaşım, benim aşkıma veya sevgime inanmadığını söylemişti.
alakası bile yok.
sadece, benim kaynaklarım tükenmiyor ve işime gelmeyen her şeyi kısa sürede silebiliyorum.
şimdi, hiçbir şey olmamış gibi devam edelim.
ettim.
neymiş?
evet.
bence herkesin en az bir tane 'beni birisi bu kadar da sevmişti'si var.
insanı saçma durumlardan söküp çıkaran.
''dur bi dur!'' diyen.
ardından, her kötü sandığın zaman dilimini 82x hızla ileri saran.
ben de elbet bir ya da birkaç kişi için buyum.
kaçırmadık.
boş durmam duramam.
yapamıyorum.
3 yıla o kadar kişi nasıl sığdı.
hepsini ayrı ayrı sevdim.
hepsini minimum 2 defa ayrı ayrı sevdim.
en çok, her gün yanına kaçtığım,
yatağın ayak ucuna oturup bana şarkı söyleyeni.
beni filmlerdeki gibi ''wreck'' hale getirebilen tek insanı.
en az, ondan hemen sonrakini. 2 gün sonrakini. ama sayısal olarak en çok onu.
en başka, en uzaktakini. kokusunu en hızlı unuttuğumu.
yaptığım hiçbir şeye, hiç bir zaman hiç kimse şaşırmıyor.
hayat ne kadar hoş.
ağzımda bira şişesi tutuyorum.
bir keresinde bir arkadaşım, benim aşkıma veya sevgime inanmadığını söylemişti.
alakası bile yok.
sadece, benim kaynaklarım tükenmiyor ve işime gelmeyen her şeyi kısa sürede silebiliyorum.
şimdi, hiçbir şey olmamış gibi devam edelim.
ettim.
neymiş?
evet.
bence herkesin en az bir tane 'beni birisi bu kadar da sevmişti'si var.
insanı saçma durumlardan söküp çıkaran.
''dur bi dur!'' diyen.
ardından, her kötü sandığın zaman dilimini 82x hızla ileri saran.
ben de elbet bir ya da birkaç kişi için buyum.
kaçırmadık.
son durum
bütün gün oyun oynadıktan sonra:
¨¨ c: okuldan zenci mi kaldırsam?
d: gerçek insan mı?
c: o_O
¨¨ d: bira içcen mi?
c: hayır
d: o.o
c: fast food yediğim gün bira içmiyorum
d: O.O
c: çok zayıf bi insan olduğumdan dolayı..
¨¨ d: herkes bana sırtını döndü
c: ???
d: kimse telefonlarımı açmıyo.
c: ???
d: it girl
c: O_O
¨¨ c: hıoıaehghgıghsdkş
d: ne var???? NE VAR???
c: routine ahklsdhsdhıhghgıhghghgh
d: NAPİYM!
¨¨ c: okuldan zenci mi kaldırsam?
d: gerçek insan mı?
c: o_O
¨¨ d: bira içcen mi?
c: hayır
d: o.o
c: fast food yediğim gün bira içmiyorum
d: O.O
c: çok zayıf bi insan olduğumdan dolayı..
¨¨ d: herkes bana sırtını döndü
c: ???
d: kimse telefonlarımı açmıyo.
c: ???
d: it girl
c: O_O
¨¨ c: hıoıaehghgıghsdkş
d: ne var???? NE VAR???
c: routine ahklsdhsdhıhghgıhghghgh
d: NAPİYM!
bunlar hep
ay ben gülerim
0
diamonds
26 Şubat 2011 Cumartesi
sefaletin son raddesi
allahın cezası millionaire city. sosyal hayatımı bitirdi.
sözde dilara gelcekti öğleden sonra, dışarı çıkcaktık da kopcaktık da bikbik. geldi, kahvaltı hazırladım, sonra dedik biraz oturalım hazırlanırız falan. saat 5 oldu. millionaire city'e bakmam lazım dedi, sonra ben de mi başlasam lan vakit geçer dedim. ve o an itibariyle çok soğuk zaten hıhı bahanesiyle yerimizden bir gıdım kıpırdamadık. burger king'i ayağımıza çağırdık, kredi kartımdan ve babamın kartından defalarca facebook kredisi çektim. 12. levela geldim. dilara para kazanmaya kasıyo, ben bütün şehri grid plan yapcam hırsındayım. allah kahretmesin. sen onca sene dalga geç facebook oyununa bağımlı olan insanlarla, sonra git gerçek hayatını iptal edip milyonersiti'ye kitlen. ve az önce merve'den ''evde internet yok kiralarımı toplasana'' diye mesaj geldi, roy'un aklı oyuna girmekte sabırsızca. neler yaşıyoruz. nolduk olum biz. arda'ya dedim ki sen de oyna. ama o da armourgames'e gönlünü kaptırmış sanırım. bir zamanlar yaşıyorduk yahu.
o değil de, bi tatilya vardı, ben gidemeden kapanan.
sözde dilara gelcekti öğleden sonra, dışarı çıkcaktık da kopcaktık da bikbik. geldi, kahvaltı hazırladım, sonra dedik biraz oturalım hazırlanırız falan. saat 5 oldu. millionaire city'e bakmam lazım dedi, sonra ben de mi başlasam lan vakit geçer dedim. ve o an itibariyle çok soğuk zaten hıhı bahanesiyle yerimizden bir gıdım kıpırdamadık. burger king'i ayağımıza çağırdık, kredi kartımdan ve babamın kartından defalarca facebook kredisi çektim. 12. levela geldim. dilara para kazanmaya kasıyo, ben bütün şehri grid plan yapcam hırsındayım. allah kahretmesin. sen onca sene dalga geç facebook oyununa bağımlı olan insanlarla, sonra git gerçek hayatını iptal edip milyonersiti'ye kitlen. ve az önce merve'den ''evde internet yok kiralarımı toplasana'' diye mesaj geldi, roy'un aklı oyuna girmekte sabırsızca. neler yaşıyoruz. nolduk olum biz. arda'ya dedim ki sen de oyna. ama o da armourgames'e gönlünü kaptırmış sanırım. bir zamanlar yaşıyorduk yahu.
o değil de, bi tatilya vardı, ben gidemeden kapanan.
bunlar hep
ay ben gülerim
0
diamonds
mono
*bugün kendimi apansız 2008de buldum. o kadar çok üst üste esotsm dedim ki, zort diye 3 seneyi birden siliverdim galiba. bi de bugün arda 'resmen bana trip atıyosun, resmen cidden 2008deyiz şu an yine' dedi. güldüm güldüm bitiremedim.
*lover i don't have to love dinliyorum. huzur.
*bu haftayı gidemediğim filmlerin biletlerinin popoma popoma girme haftası ilan etmiş birisi. bütün hafta if filmlerine gitmedim, bugün de ders artı sonsuza uzadığı için filmi kaçırdım.
*bugün dilara'ya telefonda 'we need a new word for over' dedim, işte o an tamamen carrie bradshaw oldum gitti.
*ne zaman ki family guy izliyorum, aklıma barış geliyor. çoggülüyorum. geçen pazar günü battaniye altında ölümüne family guy izlediğimiz için bu muhtemelen. etkisi büyük oldu. ve fakat hava nebiçm de soğuktu, en az şu anki kadar soğuktu. yemin ediyorum dondum. ne yağıyo olm öyle?
*ya bugüne kadar pek çok ortak dersi paylaştığım bi kız var, ne kadar uğraştıysam beni sevmedi. ben de ona çok meraklıyım sanki. ben de onu sevmeye uğraşmıcam artık. cadı kılıklı.
*bilgisayarımdan karın gurultusu sesi çıktı, korkuyorum.
*nasıl zırnık uykum olmayabilir? nonsense
*lover i don't have to love dinliyorum. huzur.
*bu haftayı gidemediğim filmlerin biletlerinin popoma popoma girme haftası ilan etmiş birisi. bütün hafta if filmlerine gitmedim, bugün de ders artı sonsuza uzadığı için filmi kaçırdım.
*bugün dilara'ya telefonda 'we need a new word for over' dedim, işte o an tamamen carrie bradshaw oldum gitti.
*ne zaman ki family guy izliyorum, aklıma barış geliyor. çoggülüyorum. geçen pazar günü battaniye altında ölümüne family guy izlediğimiz için bu muhtemelen. etkisi büyük oldu. ve fakat hava nebiçm de soğuktu, en az şu anki kadar soğuktu. yemin ediyorum dondum. ne yağıyo olm öyle?
*ya bugüne kadar pek çok ortak dersi paylaştığım bi kız var, ne kadar uğraştıysam beni sevmedi. ben de ona çok meraklıyım sanki. ben de onu sevmeye uğraşmıcam artık. cadı kılıklı.
*bilgisayarımdan karın gurultusu sesi çıktı, korkuyorum.
*nasıl zırnık uykum olmayabilir? nonsense
bunlar hep
medley,
sevgili günlük
0
diamonds
24 Şubat 2011 Perşembe
hümanize ol
bence istemediğim şeylerin başıma gelmesinin tek bir sebebi olabilir, bugün hatırladım bu anımı.
ilk sevgilimi, "sana aşığım" dediğinde "bu da senin şanssızlığın" diyerek terk etmeyecektim.
öyle demeyecektim işte.
yapmayacaktım.
ciddiyim.
bence en çok onun ahı tuttu.
ben scarlett da değildim, rhett de değildim.
hiç gerek yoktu.
"kimsin lan sen" derler insana.
ben demem tabi.
hakkım yok zira.
bir defa rhett olursan, illa ki bir gün scarlett oluyorsun.
sonra yine rhett, sonra yine scarlett.
scarlett bile ilk başta scarlett değildi. rhett de rhett değildi. rhett filmin sonunda scarlett oldu, scarlett nihayet rhett olduğu anda.
(evet, hiçbi şey anlamadığını bile bile konuşuyorum hala bu konuda. söz konusu karakterler gone with the wind isimli filmden, en azından bu bilgiyi vereyim.)
ve ben her rhett olma sıram geldiğinde, aynı kişiye gidiyorum.
hafızam çok sinsi, ne zaman hiç lazım değilse o zaman yüksek çözünürlüklü kayıtları çıkarıveriyor.
bu da 2 gündür durmadan oynadığım, çılgın levellara geldiğim ve oynarken adeta orgazm olduğum oyun: http://www.mofunzone.com/online_games/let_the_bullet_fly.shtml
evet?
dün sadece 1 saat uyuyup çok saçma bi rüya gördüm, ondandır.
rüyanın ilk kısmında cem g. katil değilmiş, komik bi insanmış, bi de sevgilimmiş. noluyo yea ölcek miyim diye çok korkuyodum. sonra diyodu ki münevver'i ben öldürmedim. allah muhafaza, nasıl bi rüyadır bu?
ikinci kısmında ise barış'a uzaktan kumanda ve plastik fare almışım, çok seviniyo ve alnımın ortasından öpüyodu. sonra canlı para izliyoduk. sonra saat çaldı, uyandım, ya ben 5 dakika mı uyudum diye çok kızdım. hava bok gibi soğuktu. soğuğu hiç sevmediğini bildiğim bi insan için çok üzüldüm, napcak ki o bugün dedim, çünkü ben bile çok sinirli uyandım o an.
bugün birisi "gayet iyi görünüyosun, yeterince mutsuz görünmüyosun" dedi.
"ben böyleyim" dedim ama bi yandan kendimi tuhaf hissedip bi posta üzülsem mi ki diye düşündüm. öyle düşününce de kendimi tutamayıp sürekli kıkırdadım.
hayatımın en uzun günüydü. öğle yemeğinde yediğim cheesecake sapsarı, içtiğim latte ise bembeyazdı. cheesecake'i kaşkaval peyniri ile yapmışlar dedim. güldük. arkadaşım köfte oturtma diye bişey yedi, o paçoz isimli yemeğin ne denli güzel bişey çıktığını hayal bile edemezsin.
sonra kim ki duk'u düşündüm. time'ı hiçbir zaman bitirmediğim aklıma geldi. time'ın oluru var mı ki diye düşündüm. yapsam mı lan dedim. sonra çüş dedim kendime.
proje hocası gecikince, asistan bilgisayarımdan sex&the city açtı, barkovizyondan izledik ve bütün dünya yabancı bi yer oluverdi o an.
sonra barış'la çizi yedik, 1 tane yeşil çayı paylaştık. daha çabuk bitsin de gideyim diye yaptı galiba, çizi de çok hızlı bitti zaten, hayatta ıssız adam diye bi faktör var nihayetinde.
bi de proje var ki, evlere şenlik.
bugün benden hiç haz etmediğini sandığım birisi, benim için kavga etti. çok ilginç anlardı. çok duygulandım.
pazartesi günü black swan mı izleyeyim adaya mı gideyim, yine herkese sürekli aynı günlere söz verdiğim mevsim.
yine telefonları asla açmadığım, mesajlara asla cevap vermediğim ve herkesin birer birer bana küstüğü mevsim
.
bi de "aşk ayı: şubat" diye mail gelmez mi, çakcan iki tane.
çakcan çok sakız çiğneme efekti.
bugün damla sakızlı sakız çiğnedim, ne kadar iğrenç bişey olduğunu unutmuşum.
(şimdi bunların kafamda birbirlerine nasıl bağlandığını hiç bilmiyosun ya, ne garip. düşün, beynimin içinde neler nelere nasıl hızla bağlanabiliyor. çok başarısız bi konseptim var bu noktada. ama sadece bu noktada. hı hı.)
neyse. ben eskiz yapmaya gidiyorum, bugün bu kadar geyik yetse iyidir. çok da uykum var allah kahretsin.
her allah kahretsin dediğimde kendimi doğuş isimli şarkıcı gibi hissediyorum. niye ki?
bu arada sohbetimin gevşeme sebebi, duvara konuşuyormuşluk hissimin tavan yapmasıyla yakından ilişkili.
ben bi ara yine gidip kal*çamlıkta oturayım.
bi de ne zaman yusuf güney - unut onu kalbim şarkı çalsa bi yerde, hep empire of the sun - we are the people çalıyor sanıyorum. bi baksana allasen. yalnız olamam bu konuda bence.
sonuç: yok bi sonuç aslında, sadece ne zamandır sonuç yazmadığımı fark ettim bi anda. öf istemsiz kafiyeden nefret ediyorum. dedim işte ah aldım diye, dedim ben dedim, hep ondan oluyo böyle şeyler.
ilk sevgilimi, "sana aşığım" dediğinde "bu da senin şanssızlığın" diyerek terk etmeyecektim.
öyle demeyecektim işte.
yapmayacaktım.
ciddiyim.
bence en çok onun ahı tuttu.
ben scarlett da değildim, rhett de değildim.
hiç gerek yoktu.
"kimsin lan sen" derler insana.
ben demem tabi.
hakkım yok zira.
bir defa rhett olursan, illa ki bir gün scarlett oluyorsun.
sonra yine rhett, sonra yine scarlett.
scarlett bile ilk başta scarlett değildi. rhett de rhett değildi. rhett filmin sonunda scarlett oldu, scarlett nihayet rhett olduğu anda.
(evet, hiçbi şey anlamadığını bile bile konuşuyorum hala bu konuda. söz konusu karakterler gone with the wind isimli filmden, en azından bu bilgiyi vereyim.)
ve ben her rhett olma sıram geldiğinde, aynı kişiye gidiyorum.
hafızam çok sinsi, ne zaman hiç lazım değilse o zaman yüksek çözünürlüklü kayıtları çıkarıveriyor.
bu da 2 gündür durmadan oynadığım, çılgın levellara geldiğim ve oynarken adeta orgazm olduğum oyun: http://www.mofunzone.com/online_games/let_the_bullet_fly.shtml
evet?
dün sadece 1 saat uyuyup çok saçma bi rüya gördüm, ondandır.
rüyanın ilk kısmında cem g. katil değilmiş, komik bi insanmış, bi de sevgilimmiş. noluyo yea ölcek miyim diye çok korkuyodum. sonra diyodu ki münevver'i ben öldürmedim. allah muhafaza, nasıl bi rüyadır bu?
ikinci kısmında ise barış'a uzaktan kumanda ve plastik fare almışım, çok seviniyo ve alnımın ortasından öpüyodu. sonra canlı para izliyoduk. sonra saat çaldı, uyandım, ya ben 5 dakika mı uyudum diye çok kızdım. hava bok gibi soğuktu. soğuğu hiç sevmediğini bildiğim bi insan için çok üzüldüm, napcak ki o bugün dedim, çünkü ben bile çok sinirli uyandım o an.
bugün birisi "gayet iyi görünüyosun, yeterince mutsuz görünmüyosun" dedi.
"ben böyleyim" dedim ama bi yandan kendimi tuhaf hissedip bi posta üzülsem mi ki diye düşündüm. öyle düşününce de kendimi tutamayıp sürekli kıkırdadım.
hayatımın en uzun günüydü. öğle yemeğinde yediğim cheesecake sapsarı, içtiğim latte ise bembeyazdı. cheesecake'i kaşkaval peyniri ile yapmışlar dedim. güldük. arkadaşım köfte oturtma diye bişey yedi, o paçoz isimli yemeğin ne denli güzel bişey çıktığını hayal bile edemezsin.
sonra kim ki duk'u düşündüm. time'ı hiçbir zaman bitirmediğim aklıma geldi. time'ın oluru var mı ki diye düşündüm. yapsam mı lan dedim. sonra çüş dedim kendime.
proje hocası gecikince, asistan bilgisayarımdan sex&the city açtı, barkovizyondan izledik ve bütün dünya yabancı bi yer oluverdi o an.
sonra barış'la çizi yedik, 1 tane yeşil çayı paylaştık. daha çabuk bitsin de gideyim diye yaptı galiba, çizi de çok hızlı bitti zaten, hayatta ıssız adam diye bi faktör var nihayetinde.
bi de proje var ki, evlere şenlik.
bugün benden hiç haz etmediğini sandığım birisi, benim için kavga etti. çok ilginç anlardı. çok duygulandım.
pazartesi günü black swan mı izleyeyim adaya mı gideyim, yine herkese sürekli aynı günlere söz verdiğim mevsim.
yine telefonları asla açmadığım, mesajlara asla cevap vermediğim ve herkesin birer birer bana küstüğü mevsim
.
bi de "aşk ayı: şubat" diye mail gelmez mi, çakcan iki tane.
çakcan çok sakız çiğneme efekti.
bugün damla sakızlı sakız çiğnedim, ne kadar iğrenç bişey olduğunu unutmuşum.
(şimdi bunların kafamda birbirlerine nasıl bağlandığını hiç bilmiyosun ya, ne garip. düşün, beynimin içinde neler nelere nasıl hızla bağlanabiliyor. çok başarısız bi konseptim var bu noktada. ama sadece bu noktada. hı hı.)
neyse. ben eskiz yapmaya gidiyorum, bugün bu kadar geyik yetse iyidir. çok da uykum var allah kahretsin.
her allah kahretsin dediğimde kendimi doğuş isimli şarkıcı gibi hissediyorum. niye ki?
bu arada sohbetimin gevşeme sebebi, duvara konuşuyormuşluk hissimin tavan yapmasıyla yakından ilişkili.
ben bi ara yine gidip kal*çamlıkta oturayım.
bi de ne zaman yusuf güney - unut onu kalbim şarkı çalsa bi yerde, hep empire of the sun - we are the people çalıyor sanıyorum. bi baksana allasen. yalnız olamam bu konuda bence.
sonuç: yok bi sonuç aslında, sadece ne zamandır sonuç yazmadığımı fark ettim bi anda. öf istemsiz kafiyeden nefret ediyorum. dedim işte ah aldım diye, dedim ben dedim, hep ondan oluyo böyle şeyler.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
sevgili günlük
0
diamonds
23 Şubat 2011 Çarşamba
oookeeeyy
bikaç saattir dilara'nın facebookunun ırzına geçtim ve it girl oynuyorum. boyfriend bile yaptı benim karakter. litfen... niyetimiz ciddi.
bunlar hep
al kırdın
2
diamonds
suuğğşiii
yemeksepeti en kral kankam, her şeyin çaresi.
sushi'mi yerim, beni kimse tutamaz.
etrafımdaki kimsecikler sushi sevmediği için, sadece sex and the city izleyip arkamda maketim sinsi gibi beklerken yiyebiliyorum. ah kara bahtım, kör talihim, makus kaderim... şaka şaka, 2 arkadaşım seviyo. arda'yla çılgınlar gibi sushi yemiştik bir yaz günü, bi de aslı'yla da yemiştik tee nerdeki bi sushico'da. dün gibi hatırlarım. ama başka da kimse sevmiyo galiba. sevsenize olum. bence sushi'yi sevin, o allahın unuttuğu brüksel lahanasını sevmeyin. doğru yol bu bence.
bi de şu an peynir mayalıyorum, çok ayrı bi kafaya geldiğime inandım şu noktada. ama bence güzel olcak. evet, quiz ve sunumu ekip ricotta yapmam gayet de mantıklı. savaş falan çıksa ricotta bulamasak napcaz mesela o.o
sushi'mi yerim, beni kimse tutamaz.
etrafımdaki kimsecikler sushi sevmediği için, sadece sex and the city izleyip arkamda maketim sinsi gibi beklerken yiyebiliyorum. ah kara bahtım, kör talihim, makus kaderim... şaka şaka, 2 arkadaşım seviyo. arda'yla çılgınlar gibi sushi yemiştik bir yaz günü, bi de aslı'yla da yemiştik tee nerdeki bi sushico'da. dün gibi hatırlarım. ama başka da kimse sevmiyo galiba. sevsenize olum. bence sushi'yi sevin, o allahın unuttuğu brüksel lahanasını sevmeyin. doğru yol bu bence.
bi de şu an peynir mayalıyorum, çok ayrı bi kafaya geldiğime inandım şu noktada. ama bence güzel olcak. evet, quiz ve sunumu ekip ricotta yapmam gayet de mantıklı. savaş falan çıksa ricotta bulamasak napcaz mesela o.o
bunlar hep
yemekyemek
4
diamonds
şubat, bit. mart, gel ve geç.
şu anda yüzüne bakılmaz hale geldiğim için durmaksızın küfretmek istiyorum. o nası bi surat. gözüm kalmamış. 10 kilo kapatıcı ve eyeliner bile kurtaramaz. çok yorgunum. ama sürekli taciz edici rüyalar gördüğüm için uyumak da istemiyorum. gözlerime ikişer mandal mı taksam.
odamda da geçmeyen bi sigara kokusu var. içime sindi resmen. 5 saatlik banyo yapsam geçebilir. bütün kıyafetlerimi de çöpe atsam makul.
bi de insanlar, biz, cidden bak hepimiz, fark etmeden milyon tane yalan söylüyoruz. vaatler olsun, bişeyler olsun. söz vermeye yetkimiz olmayan konularda çeşitli sebeplerden içten bi şekilde sözler veriyoruz. sonra bir şey oluyor ve puf.
sabahki quizi kaçırdım. dersi de kaçırdım. öğleden sonraki sunumu yapacak görüntü ve sese de sahip değilim. evde maket yaparak çürüyüp eti puf mu alsam?
yılın en sikko zamanı şubat sonu & mart diyorum. herhalde birileri için de yılın en süper zamanı falandır. şu hayatta inandığım yegane şey duygusal kontenjan çünkü. (liseden beri ilk defa sikko dedim, çok duygulandım)
odamda da geçmeyen bi sigara kokusu var. içime sindi resmen. 5 saatlik banyo yapsam geçebilir. bütün kıyafetlerimi de çöpe atsam makul.
bi de insanlar, biz, cidden bak hepimiz, fark etmeden milyon tane yalan söylüyoruz. vaatler olsun, bişeyler olsun. söz vermeye yetkimiz olmayan konularda çeşitli sebeplerden içten bi şekilde sözler veriyoruz. sonra bir şey oluyor ve puf.
sabahki quizi kaçırdım. dersi de kaçırdım. öğleden sonraki sunumu yapacak görüntü ve sese de sahip değilim. evde maket yaparak çürüyüp eti puf mu alsam?
yılın en sikko zamanı şubat sonu & mart diyorum. herhalde birileri için de yılın en süper zamanı falandır. şu hayatta inandığım yegane şey duygusal kontenjan çünkü. (liseden beri ilk defa sikko dedim, çok duygulandım)
bunlar hep
kişisel gelişim
0
diamonds
böyle adilik görmedim
bir shuffle, bir insana bunu yapar mı? her şeyden önce, çüş.
bu konuda aydınlanmak istersen devam diyebilirsin.
bunlar hep
işitselşeyler
0
diamonds
meyve sulu topik
¨¨hadi saat 8de başlıciim deyip 1.58'e kadar hiçbir şey yapmayalım, sonra da 2 de başlarım diyelim. hayat böyle güzel değil mi ama?
¨¨okulun oradaki tavuk beni kovalamaktan bıkamadı. bu yağmurda çamurda sen gel beni bul kovala e mi. idiot hayvan.
¨¨bu devirde hala 5 msn adresi olan insanlar var, hepsini de kullanıyorlar, asla yetişemiyorum.
¨¨lunapark pandası da peşimde galiba, bugün çiçekçide o lunaparktaki pandanın malzeme hariç tamamen aynısını gördüm. irkildim.
¨¨jelibon bağımlısı oldum. bugün yalnız geçen 3 saatimde, gidip türlü çeşit jelibonlar aldım ve ardından fakülteye dönüp bulabildiğim en ücra köşeye sığınıp topik paketini açarken patlattım, tanımadığım insanlar dalga geçti, temizlikçi adam ofladı pufladı. oturup ağladım. şakam yok. hüngür hüngür ağladım. ama topikler gitti diye. sonra derste kalan jelibonlarım da tükenince ciddi ciddi çıldırdım. damarlarım çatlıyooeaoeaoroğorğoorr falan diye bağırasım geldi. işin kötüsü, etrafımdaki insanları da bağımlı yapmış olmam. hayat hep sürprizli.
¨¨projemi aniden pazartesiye alan kafa? mankafa.
¨¨bugün, çok az tanıdığım bir insan bana ''senin gibi bi insan surat asamaz yaa'' gibi bişey dedi. kendimi o an boynumdaki atkı ile boğasım geldi. ben insan değil miyim. şebek miyim olm ben. asar tabi. asıyorum. al astım. bi gün de 32 dişimi görmeyiver.
¨¨derste hoca iç dünyasında kaybolunca, isim şehir oynadık. yanımdaki arkadaşım bana sürekli ''oyun var mı? / 8 topun yanında mı? /oyun hamuru var mı yanında?'' gibi şeyler sordu. nasıl bi imajım varsa artık. isim şehir oynarken en sevmediğim harflerden birinin u olduğuna karar verdim. u ile ne bitki var ya? asla bulamadım.
barış da k harfinde hayvana "kermit" yazsın. kabul etmeyince de küssün.
¨¨geçen akşam, benim alerjim olan şeylerin hep k harfi ile başladığını keşfettik. çok mistik. lavanta hariç hepsi k ile başlıyo. zaten lavantaya da alerjim yok aslında, kokusu boğucu geliyo sadece. alerjim olan şeyleri sayıyorum: kekik, kedi, kivi. k harfine karşı da çok çekimserim artık.
¨¨bak saat 2'yi 11 geçti, oyaladın beni.
¨¨okulun oradaki tavuk beni kovalamaktan bıkamadı. bu yağmurda çamurda sen gel beni bul kovala e mi. idiot hayvan.
¨¨bu devirde hala 5 msn adresi olan insanlar var, hepsini de kullanıyorlar, asla yetişemiyorum.
¨¨lunapark pandası da peşimde galiba, bugün çiçekçide o lunaparktaki pandanın malzeme hariç tamamen aynısını gördüm. irkildim.
¨¨jelibon bağımlısı oldum. bugün yalnız geçen 3 saatimde, gidip türlü çeşit jelibonlar aldım ve ardından fakülteye dönüp bulabildiğim en ücra köşeye sığınıp topik paketini açarken patlattım, tanımadığım insanlar dalga geçti, temizlikçi adam ofladı pufladı. oturup ağladım. şakam yok. hüngür hüngür ağladım. ama topikler gitti diye. sonra derste kalan jelibonlarım da tükenince ciddi ciddi çıldırdım. damarlarım çatlıyooeaoeaoroğorğoorr falan diye bağırasım geldi. işin kötüsü, etrafımdaki insanları da bağımlı yapmış olmam. hayat hep sürprizli.
¨¨projemi aniden pazartesiye alan kafa? mankafa.
¨¨bugün, çok az tanıdığım bir insan bana ''senin gibi bi insan surat asamaz yaa'' gibi bişey dedi. kendimi o an boynumdaki atkı ile boğasım geldi. ben insan değil miyim. şebek miyim olm ben. asar tabi. asıyorum. al astım. bi gün de 32 dişimi görmeyiver.
¨¨derste hoca iç dünyasında kaybolunca, isim şehir oynadık. yanımdaki arkadaşım bana sürekli ''oyun var mı? / 8 topun yanında mı? /oyun hamuru var mı yanında?'' gibi şeyler sordu. nasıl bi imajım varsa artık. isim şehir oynarken en sevmediğim harflerden birinin u olduğuna karar verdim. u ile ne bitki var ya? asla bulamadım.
barış da k harfinde hayvana "kermit" yazsın. kabul etmeyince de küssün.
¨¨geçen akşam, benim alerjim olan şeylerin hep k harfi ile başladığını keşfettik. çok mistik. lavanta hariç hepsi k ile başlıyo. zaten lavantaya da alerjim yok aslında, kokusu boğucu geliyo sadece. alerjim olan şeyleri sayıyorum: kekik, kedi, kivi. k harfine karşı da çok çekimserim artık.
¨¨bak saat 2'yi 11 geçti, oyaladın beni.
bunlar hep
medley
0
diamonds
al kırdın
gönül isterdi ki aklıma gelip fotoğraf çekeydim de burada görsellerle paylaşayım bu durumu.
fakat kısmet olmadı, yalnızca kelimeler ile anlatabileceğim. kozyatağı civarında, add-none isimli bir yer var. sesli oku, çekinme. evet, şimdi seni kendinle baş başa bırakıyorum...
fakat kısmet olmadı, yalnızca kelimeler ile anlatabileceğim. kozyatağı civarında, add-none isimli bir yer var. sesli oku, çekinme. evet, şimdi seni kendinle baş başa bırakıyorum...
bunlar hep
hayvanlar alemi
2
diamonds
esnememelisin.
bir an tumblr’a geçeyim dedim ama vallahi kanım ısınamadı.
barınamadım.
burası gibi olamadı.
adresimi geri açabiliyor muymuşum diye bir denedim, bu yazdıklarımı görebildiğine göre başarmışım.
hı? evet, öyle de döneğim. beni böyle kabullen.
barınamadım.
burası gibi olamadı.
adresimi geri açabiliyor muymuşum diye bir denedim, bu yazdıklarımı görebildiğine göre başarmışım.
hı? evet, öyle de döneğim. beni böyle kabullen.
bunlar hep
kişisel gelişim
0
diamonds
21 Şubat 2011 Pazartesi
bıyık mı?

allah kahretsin. dün gördüğüm bu fotoğraf ve cumartesi akşamı gördüğüm pala bıyıklı kız çocuğu yüzünden dün gece rüyamda burraaaam buram bıyıklarım vardı. yemin ediyorum uykumun üçüncü saatinde korkuyla yatakta dikiliverdim. elimi yüzüme götürdüm. kalkıp bi aynaya baktım. ancak öyle ikna olabildim. yareppim ne korkunç anlardı.
bi de nihayetinde artık çenem çıktı. bunu da başardım. bu da oldu.
20 Şubat 2011 Pazar
17 Şubat 2011 Perşembe
dond
kapıdan elimde 1 kilo dondurma ile girdiğimde, ruh halimi tahmin edip suratım toparlanana kadar bana ilişmeden sessiz sessiz oyalanan insan istiyorum evimde. ''bişey mi oldu? a valla bişey olmuş! noldu? moralin mi bozuk senin? proje mi? erkek meselesi mi?''. susuyorum ve birazdan çemkirerek yahut ağlayarak kaçacağım oradan. lütfen sükunet. illa ben mi söylemeliyim, bir elinde 2 kutu dondurma, bir elinde yenmiş küçük kutu dondurma çöpü olan bir benden nasıl bir ruh hali bekliyorsun ki zaten? tabi ki moralim bozuk, bi dur allasen.
o küçük kutudan sonra dondurma da yiyemedim ha, normal performansımda bir süre daha yemeye devam etmeliydim. krep falan yaptım ondan da yiyemedim. kahrolsun mide bulantısı, o dondurmalar krepler filan benim mutluluğum olacağdı.
o küçük kutudan sonra dondurma da yiyemedim ha, normal performansımda bir süre daha yemeye devam etmeliydim. krep falan yaptım ondan da yiyemedim. kahrolsun mide bulantısı, o dondurmalar krepler filan benim mutluluğum olacağdı.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
16 Şubat 2011 Çarşamba
hayat sürprizlerle dolu
- yıllardır ''sigara içicem'' cümlesinden bile çok defa ''yeşil çay mı içsek'' dediğimi bugün öğrendim. her şey kantinde yeşil çayı alıp 1 lirayı verme hızımın ve bu esnada kendimden ne denli emin olduğumun analiz edilmesiyle başladı. çok utandım ve bir sonraki turda adaçayı aldım. adaçayının dibi temizlik malzemesi kokuyordu, ortalıkta kimse yokken tekrar gidip yeşil çay aldım.
- facebookta ilişki durumumu ''in a relationship'' olarak değiştirdiğimde tez zamanda 9 kişi beğendi, okuldaki bütün ama büttttün kızlar ise hayatımda daha önce görmediğim kadar sempatik bir ifadeyle selam verip durdular. erkekler ise bol bol sarılmayı, ne bileyim kollarını omzuma atmayı falan seçtiler. ''nasılsa artık resmi olarak bacımsın senden çekinmem kanka'' gibi sanırım. hepsi de bunca zamandır sevgilimin varlığından haberdar olan insanlardı. facebook'un bu denli önemli olabilmesini gizemli buldum.
- söz konusu köpekler ise, içimden ömrü hayatımda haberim olmayan bir yılışık kız çıkıverdiğini bugün kendi gözlerimle gördüm. herhangi bir insanı o şekilde sevsem, yemin ediyorum kendini oracıkta keser.
- çikolatayı hüzünlü, muzu neşeli buluyorum. toplum içerisinde elimde muz ile gezmem saçma olmasa, vallahi de zırt pırt muz tüketirim. bunu bugün fark ettim, ben bile şaşırdım.
- cebimde 10 lira para da olsa, 300 lira para da olsa ''ne alsam ki, allam alcak hiç aldığıma değcek bişi yok galiba yae'' diye hindi gibi düşünüyorum. sonra bir gün ansızın, pat diye gereksiz fiyatta ve gereksiz fonksiyonda bir şey satın alıyorum. ne anladım ben bu işten.
- jüriye her türlü pişkin pişkin çıkarım da, başka bi konuda kalkıp da 3 dakikalık sunumu yapamam. panik ataklar gelir, yıpranırım. bu gerçeği, başımı önüme eğip kabul ediverdim.
- uğursuz olduğuna canı gönülden inandığım otobüsler ve alışveriş merkezleri mevcut. misal 500a, 21b. misal tepe nautilus. bir de hayatın içindeki 13 sayılarına karşı hiçbir antipatim olmamasına rağmen, sinemada ne zaman 13 numaralı bir koltuğa otursam başıma iğrenç ötesi bir şey geldi. bunlar hep kanıtlanmış gerçekler. ya bak cidden.
- pazartesi günü itibariyle, nazımkahraman'ın dünya üzerindeki en güzel yemek yapan erkek olduğu artık resmi kayıtlara geçmiştir diye düşünüyorum. benim kafamda geçti en azından. o bir tabak yemeği pamuklara sarıp sarmalayasım geldi. yemek yaparken büründüğü muhteşem konsantrasyon halini vallahi başka hiçbir anda, başka kimselerde görmedim. hayranlıkla dolup taşıyorum.
- temmuz ayında çok isteyerek ve muazzam olduğuna inanarak aldığım bir filmi bugüne kadar bir türlü izleyesim gelememişti. şimdi çılgıncasına içimden geldi. kendimi hazır hissettim adeta. bu durumun çok mistik olduğuna inanıp, bazı şeyleri üzerime alınıp, ''allam bu bi işaret'' deyip duracağımdan ürker gibiyim ama olsun.
- facebookta ilişki durumumu ''in a relationship'' olarak değiştirdiğimde tez zamanda 9 kişi beğendi, okuldaki bütün ama büttttün kızlar ise hayatımda daha önce görmediğim kadar sempatik bir ifadeyle selam verip durdular. erkekler ise bol bol sarılmayı, ne bileyim kollarını omzuma atmayı falan seçtiler. ''nasılsa artık resmi olarak bacımsın senden çekinmem kanka'' gibi sanırım. hepsi de bunca zamandır sevgilimin varlığından haberdar olan insanlardı. facebook'un bu denli önemli olabilmesini gizemli buldum.
- söz konusu köpekler ise, içimden ömrü hayatımda haberim olmayan bir yılışık kız çıkıverdiğini bugün kendi gözlerimle gördüm. herhangi bir insanı o şekilde sevsem, yemin ediyorum kendini oracıkta keser.
- çikolatayı hüzünlü, muzu neşeli buluyorum. toplum içerisinde elimde muz ile gezmem saçma olmasa, vallahi de zırt pırt muz tüketirim. bunu bugün fark ettim, ben bile şaşırdım.
- cebimde 10 lira para da olsa, 300 lira para da olsa ''ne alsam ki, allam alcak hiç aldığıma değcek bişi yok galiba yae'' diye hindi gibi düşünüyorum. sonra bir gün ansızın, pat diye gereksiz fiyatta ve gereksiz fonksiyonda bir şey satın alıyorum. ne anladım ben bu işten.
- jüriye her türlü pişkin pişkin çıkarım da, başka bi konuda kalkıp da 3 dakikalık sunumu yapamam. panik ataklar gelir, yıpranırım. bu gerçeği, başımı önüme eğip kabul ediverdim.
- uğursuz olduğuna canı gönülden inandığım otobüsler ve alışveriş merkezleri mevcut. misal 500a, 21b. misal tepe nautilus. bir de hayatın içindeki 13 sayılarına karşı hiçbir antipatim olmamasına rağmen, sinemada ne zaman 13 numaralı bir koltuğa otursam başıma iğrenç ötesi bir şey geldi. bunlar hep kanıtlanmış gerçekler. ya bak cidden.
- pazartesi günü itibariyle, nazımkahraman'ın dünya üzerindeki en güzel yemek yapan erkek olduğu artık resmi kayıtlara geçmiştir diye düşünüyorum. benim kafamda geçti en azından. o bir tabak yemeği pamuklara sarıp sarmalayasım geldi. yemek yaparken büründüğü muhteşem konsantrasyon halini vallahi başka hiçbir anda, başka kimselerde görmedim. hayranlıkla dolup taşıyorum.
- temmuz ayında çok isteyerek ve muazzam olduğuna inanarak aldığım bir filmi bugüne kadar bir türlü izleyesim gelememişti. şimdi çılgıncasına içimden geldi. kendimi hazır hissettim adeta. bu durumun çok mistik olduğuna inanıp, bazı şeyleri üzerime alınıp, ''allam bu bi işaret'' deyip duracağımdan ürker gibiyim ama olsun.
bunlar hep
havadan sudan,
medley
0
diamonds
8 Şubat 2011 Salı
git. bi git.
beni şuraya bırak, git.
bugün okulda gördüğüm en tanıdık şey, kıçımın asla sığmadığı tek tahtası kopuk banktı. bir diğer favorim, hep yamuk duran, tek ayağı kırık bankın kırık ayağının altına kocaman taş koyup düz hale getirdikleri için ise çok sinirlendim.
çamlıkta hayalet olmak karşılığında vazgeçebileceğim şeyleri listeledim boş boş. çok uzun oldu liste. oturup ağladım. 1 buçuk saniye falan ağlamışımdır. sonra bir arkadaşım aradı, açmayacaktım ama açtım, ne bileyim açtım işte. "sesin kötü geliyo" dedi. "kadıköy anadolu'dayım" dedim. "canın mı sıkkın senin" dedi, "evet" dedim. "anlatmak ister misin" dedi. "hayır, şu an çok huzurluyum" dedim. "insanlar gezgin, cansu" dedi. "açıkla" dedim. açıkladı. kabul ettim.
tam da lisemin çıkış saatinde, kapıdan çıkarken, ahmet abi durdurdu. "ben seni niye tanımadım" dedi, "ben herkesi tanıyorum" dedi. "saçlarım hep uzundu, şimdi böyle kısa ya, belki ondan" dedim. "yok yok ben herkesi gözünden tanıyorum zaten, seni tanımadım, niye ki" dedi. "bilmiyorum." dedim.
7 Şubat 2011 Pazartesi
telefonda konuşmayı çok sevdiğim anlar
(tıkırtılar)
(sessizlik)
dilara: ya şuna bi mesaj atmam lazım
ben: dın dın dıdın..
dilara: efendim?
ben: he at at
(tıkırtılar)
ben: ya bi video vardı ya onu aradım bulamadım hani ross'la rachel ilk defa öpüşüyo da sonra kızlarla erkeklerin bu konuda konuşmaları filan
dilara: hee ahahha ben onu post etmiştim
ben: ya bulamıyom
dilara: hehe ben post etmiştim
ben: biz joey ve chandler olabiliriz
dilara: evet evet kesinlikle
ben: ama rachel ve monica'dan çok joey ve chandler olmaya yakın hissetmemiz biraz..
dilara: evet orası biraz garip oraya girmeyelim
ben: ya.. şimdi ben..
dilara: hadi ben çay alcam hadi tamam yeter
ben: KES!!
dilara: YETER!!
ben: KES!!!!!
dilara: seni çok seviyom babay
ben: ben de seni çok seviyom görüşürüz
and that's wednesday!
(sessizlik)
dilara: ya şuna bi mesaj atmam lazım
ben: dın dın dıdın..
dilara: efendim?
ben: he at at
(tıkırtılar)
ben: ya bi video vardı ya onu aradım bulamadım hani ross'la rachel ilk defa öpüşüyo da sonra kızlarla erkeklerin bu konuda konuşmaları filan
dilara: hee ahahha ben onu post etmiştim
ben: ya bulamıyom
dilara: hehe ben post etmiştim
ben: biz joey ve chandler olabiliriz
dilara: evet evet kesinlikle
ben: ama rachel ve monica'dan çok joey ve chandler olmaya yakın hissetmemiz biraz..
dilara: evet orası biraz garip oraya girmeyelim
ben: ya.. şimdi ben..
dilara: hadi ben çay alcam hadi tamam yeter
ben: KES!!
dilara: YETER!!
ben: KES!!!!!
dilara: seni çok seviyom babay
ben: ben de seni çok seviyom görüşürüz
and that's wednesday!
bunlar hep
dido
0
diamonds
naber
naber genç cici kız blogu yazı tipi. bi süre böyle takılcam çünkü az önce proje hocaları seçeneklerimi öğrendim. evet. titredim.
sonradan gelme: tekrar değiştirdim ama eski yazı tipimi bulamadım. buna kaç puan.
sonradan gelme: tekrar değiştirdim ama eski yazı tipimi bulamadım. buna kaç puan.
bunlar hep
akademik meseleler,
kişiselmeseleler
4
diamonds
ya-a-a-apmaa
selam olsun aşk tesadüfleri sever isimli film düpedüz jeux d'enfants çakması dediğimde inanmayan gönül dostlarım. umarım filmi izleyip 'ohee hekkatteeen öyleymiş' demiş ve beni hiç anmamışsınızdır.
peki ya bu aleni eternal sunshine of the spotless mind çakması konusunda ne düşünüyosun canım benim?
ha, bu sefer öncelikle afişi diyorum, zira teaserdan hiçbir şey anlamadım.
pardon da. incir reçeli mi? in-cir reçeli mi?
peki ya bu aleni eternal sunshine of the spotless mind çakması konusunda ne düşünüyosun canım benim?
ha, bu sefer öncelikle afişi diyorum, zira teaserdan hiçbir şey anlamadım.
pardon da. incir reçeli mi? in-cir reçeli mi?

bunlar hep
görselşeyler
2
diamonds
sene 2011, tırt
ya durup dururken ne geldi aklıma.
eskiden, 2 kişi başlayan buluşmalarımız böyle 16 kişiye falan ulaşıyordu birkaç saat içerisinde. şu anda ise 2 kişi başlayan buluşmalarımız, çok net 2 kişi ile sona eriyor. düşünsene. o kadar insan, aynı yerlerde oturuyoruz -en azından aynı kıtadayız- ve ''kadıköy'deyim ben ya'' demenle beraber herkes patır patır gelmeye başlıyor. imkanı yok aynı gün içinde herkesle birden ilgilenemezsin diyorsun değil mi, yok öyle bişey, resmen o gün herkes herkesle mutlaka 1-2 salak muhabbet yaşar. elinde tükettiğin şey ile yer değiştirip durursun. ve asla da kimsenin siparişi karışmaz. arada birileri gidip burger king'den patates falan alır, bi ara öyle bi kese kağıdı görünür masada, sonra kaybolur. sürekli bir hareket. şöyle 1'de falan iki kız başlayan buluşma, pat diye kalabalık grup curcunasına dönüşür. o günü hiç mutsuz bitirmezsin ama. ''olm nası eğlendik ya, yarın buluşuyoz dimi'' gibi barzo konuşmalara bile girersin, sarhoşsun zaten, nolucak. ve evet ertesi gün yine buluşulur. önceki günün güzellik derecesine göre okul bile kırılır. ya, akşam içilecek diye, öğlen buluşup içmeye başlıyosun akşama hazırlık olarak. öyle bi kafa o.
şu anda sarhoş olmaya bile üşenmemiz, aynı yakada olmayı bıraktım aynı şehirde bile bulunamayışımız, artık kesinlikle hep beraber görüşemememiz beni şu noktada kahretmeye başladı. sahaf'ta rezervasyon yaptırmak zorunda kaldığımız günleri özlüyorum. taksim'de asla popomuzu konumlandırmayı başaramadığımız tıkışık yerlerde olmak falan istemiyorum. taksim'e gitme fikrine 'oha hiç yapmıyoruz, hadi' diye heyecanlandığım günleri ve sadece pi'nin ilginç olduğu günleri özledim.
fındık votka da bildiğin nutella kokuyo. eskiden bayılırdım. bi ara durmaksızın içerdim. kimse sevmezdi, anlamazdım niye. şimdi de anlamıyorum ama ben de nefret ediyorum ya. o fındık fındık koku ne kadar itici geliyo. niye ya? neden sevmiyoruz biz o zavallı içkiyi? gerçi belki sen seviyosun, bilmiyorum şimdi. ama bi de pahalı, ben severken shot'ı değil koca bardağı 6 liraydı. pardon, ne lirası... yettaleydi yettale!
düşünsene, üzüntüden ölüp gideceğime emin olsam bile kişi sayısının 3'ü geçmesiyle beraber gülmekten canım acırdı resmen. ne konuşuyorduk onu bile hatırlamıyorum şimdi. 19 yaşında dana kadarken, sırf benim yüzüm gülsün diye o aptal teyna'da kız karambolü yapan arkadaşlarımı hatırlıyorum ama. iğrenç margarita ve votka-limonları arka arkaya sıraladığımızı hatırlıyorum. en muazzam dert, sevgiliden ayrılmak olabilirdi o zaman. daha büyük hiçbi dert yoktu. ya da ne bileyim, hoşlandığın insan senden hoşlanmıyormuştur. düşünsene, en büyük derdin bu olduğu bi dünya düşün. öyle naifsin o zamanlar. o dünya, benim kronik derdimin biyoloji olduğu bi dünya. dünyamda biyolojinin olduğu bi zaman dilimi mi? ölümüne saçma. o mesude hoca beni hiç sevmedi olum.
şu an ben ve gündelik hayatım, iki yabancıyız. alienize oldum.
eskiden, 2 kişi başlayan buluşmalarımız böyle 16 kişiye falan ulaşıyordu birkaç saat içerisinde. şu anda ise 2 kişi başlayan buluşmalarımız, çok net 2 kişi ile sona eriyor. düşünsene. o kadar insan, aynı yerlerde oturuyoruz -en azından aynı kıtadayız- ve ''kadıköy'deyim ben ya'' demenle beraber herkes patır patır gelmeye başlıyor. imkanı yok aynı gün içinde herkesle birden ilgilenemezsin diyorsun değil mi, yok öyle bişey, resmen o gün herkes herkesle mutlaka 1-2 salak muhabbet yaşar. elinde tükettiğin şey ile yer değiştirip durursun. ve asla da kimsenin siparişi karışmaz. arada birileri gidip burger king'den patates falan alır, bi ara öyle bi kese kağıdı görünür masada, sonra kaybolur. sürekli bir hareket. şöyle 1'de falan iki kız başlayan buluşma, pat diye kalabalık grup curcunasına dönüşür. o günü hiç mutsuz bitirmezsin ama. ''olm nası eğlendik ya, yarın buluşuyoz dimi'' gibi barzo konuşmalara bile girersin, sarhoşsun zaten, nolucak. ve evet ertesi gün yine buluşulur. önceki günün güzellik derecesine göre okul bile kırılır. ya, akşam içilecek diye, öğlen buluşup içmeye başlıyosun akşama hazırlık olarak. öyle bi kafa o.
şu anda sarhoş olmaya bile üşenmemiz, aynı yakada olmayı bıraktım aynı şehirde bile bulunamayışımız, artık kesinlikle hep beraber görüşemememiz beni şu noktada kahretmeye başladı. sahaf'ta rezervasyon yaptırmak zorunda kaldığımız günleri özlüyorum. taksim'de asla popomuzu konumlandırmayı başaramadığımız tıkışık yerlerde olmak falan istemiyorum. taksim'e gitme fikrine 'oha hiç yapmıyoruz, hadi' diye heyecanlandığım günleri ve sadece pi'nin ilginç olduğu günleri özledim.
fındık votka da bildiğin nutella kokuyo. eskiden bayılırdım. bi ara durmaksızın içerdim. kimse sevmezdi, anlamazdım niye. şimdi de anlamıyorum ama ben de nefret ediyorum ya. o fındık fındık koku ne kadar itici geliyo. niye ya? neden sevmiyoruz biz o zavallı içkiyi? gerçi belki sen seviyosun, bilmiyorum şimdi. ama bi de pahalı, ben severken shot'ı değil koca bardağı 6 liraydı. pardon, ne lirası... yettaleydi yettale!
düşünsene, üzüntüden ölüp gideceğime emin olsam bile kişi sayısının 3'ü geçmesiyle beraber gülmekten canım acırdı resmen. ne konuşuyorduk onu bile hatırlamıyorum şimdi. 19 yaşında dana kadarken, sırf benim yüzüm gülsün diye o aptal teyna'da kız karambolü yapan arkadaşlarımı hatırlıyorum ama. iğrenç margarita ve votka-limonları arka arkaya sıraladığımızı hatırlıyorum. en muazzam dert, sevgiliden ayrılmak olabilirdi o zaman. daha büyük hiçbi dert yoktu. ya da ne bileyim, hoşlandığın insan senden hoşlanmıyormuştur. düşünsene, en büyük derdin bu olduğu bi dünya düşün. öyle naifsin o zamanlar. o dünya, benim kronik derdimin biyoloji olduğu bi dünya. dünyamda biyolojinin olduğu bi zaman dilimi mi? ölümüne saçma. o mesude hoca beni hiç sevmedi olum.
şu an ben ve gündelik hayatım, iki yabancıyız. alienize oldum.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
this bird has flown
0
diamonds
gary moore
benim için sana güle güle demenin daha iyi bir yolu yok. başka bir şey söylemesem de olur.
bunlar hep
işitselşeyler
0
diamonds
6 Şubat 2011 Pazar
bunu yapmayacaadım
Cansu Arutan: Askin varligina inanmali miyiz
Dilara Budak: Azima sictn
\\\
"annii, allah baba var mıığ?" diye sorar gibi, bunu sordum. o kadar chick flick izlemeyecektim, bi yerde bana patlayacağını bilmeliydim. iki gündür beni bitiren soruyu başkasına bulaştırdığım anda rahatladım. o da ayrı bi mesele. ama merak ediyorum cidden, inanmalı mıyız? o 16 yaşındayken miydi? neydi? nedir? bu merak da mı çok 16 yaş merakı? hiç bilemedim.
neyse, al, şarkı
Dilara Budak: Azima sictn
\\\
"annii, allah baba var mıığ?" diye sorar gibi, bunu sordum. o kadar chick flick izlemeyecektim, bi yerde bana patlayacağını bilmeliydim. iki gündür beni bitiren soruyu başkasına bulaştırdığım anda rahatladım. o da ayrı bi mesele. ama merak ediyorum cidden, inanmalı mıyız? o 16 yaşındayken miydi? neydi? nedir? bu merak da mı çok 16 yaş merakı? hiç bilemedim.
neyse, al, şarkı
bunlar hep
aşk üzerine
0
diamonds
biraz kafam bulandı
¨¨ tatil bitti. vallahi bitti. şimdi aslında yarın dersler falan başlıyor ama biz bir grup hoş arkadaş olarak pazartesi günümüzü boş bıraktık. oh dedik o gün adaya gideriz, uyuruz, birer drink atarız hah hah hağ. sonra apansız yarın kura meselesi olduğu ortaya çıktı. proje hocaları için kura çekilecek de bikbik. şimdi 1 gün için ölümüne çirkefleştik ya, yok efendim hayatta gitmem, tatilimi erken bitiremem bilmemne. bayılıyorum lan buna. 1 gün için çirkefleşen o coşkun ruha bayılıyorum.
¨¨ boş defterlerim olurdu hep eskiden. şu anda türlü çeşit boş ajandam var, boş defterim yok. a4 kağıdım bile yok. hep ajanda. yaşlanmak böyle bir şey.
¨¨ yaşlıyım desem de, unkle konserine gidip gidemeyeceğim belli değil. zira konserin sponsoru belli değil ve ben henüz 24 yaşını geçmedim.
¨¨ dr pepper içiyorum. lise 1'deyken okulu kırdığımız bir gün, tüm gün gezdikten sonra dr. pepper alıp okul çıkışına geri dönmüştük. cuma günüydü ve tören bitsin diye beklerken kapının önünde oturup dr. pepper içerken bin tane fotoğraf çekmiştik. neyin kafası? o da güzeldi be.
¨¨ sabah şu şarkıyı söyleyerek uyandım: doprak olur daş olurum yoluna yoldaş olurum.* nedir yani? rüyamda ne gördüm, hatırlamıyorum.
¨¨ ben uyurken, telefon ne amaçla ses çıkarırsa çıkarsın no'ya basıyorum. alarm olsun, mesaj olsun, mail olsun, arama olsun. tek cevabım NO. bilinçli değil. özür dilerim.
¨¨ dün gece uykudan gebermenin eşiğindeyken, yine 86 yapımı bir film izledim. sonra artık gözüm kuruyup düşecek derken, bir anda son enerjimi toparlayıp başroldeki kızı google görsellerde aradım. ne hale gelmiş bakalım yaşlanınca diye. 80lerin en favori esas kızıymış ne de olsa.

üzüldüm biraz. ne oldum değil, ne olacağım demeli tadında değil. ne de güzel kadıncağız ne hale gelmiş, hani bakımsızlıktan falan desem o da değil. bildiğin çirkinleşmiş. tanımlayamadığım bir çirkinlik basmış. ben nolcam o zaman acaba. ruhen yıprandım yemin ederim.
neyse, ben şu dediklerimi ve yarınki kurayı ve bikaç bişeyi daha unutup, dr. pepper içerek neşe saçmaya devam edeyim.
haaassiseiygünnleeğr
pazar bugün, bol bol sucuk yiyin.*
*gün geçmiyor ki, bilinçaltım beni daha da daha da şaşırtmasın.
¨¨ boş defterlerim olurdu hep eskiden. şu anda türlü çeşit boş ajandam var, boş defterim yok. a4 kağıdım bile yok. hep ajanda. yaşlanmak böyle bir şey.
¨¨ yaşlıyım desem de, unkle konserine gidip gidemeyeceğim belli değil. zira konserin sponsoru belli değil ve ben henüz 24 yaşını geçmedim.
¨¨ dr pepper içiyorum. lise 1'deyken okulu kırdığımız bir gün, tüm gün gezdikten sonra dr. pepper alıp okul çıkışına geri dönmüştük. cuma günüydü ve tören bitsin diye beklerken kapının önünde oturup dr. pepper içerken bin tane fotoğraf çekmiştik. neyin kafası? o da güzeldi be.
¨¨ sabah şu şarkıyı söyleyerek uyandım: doprak olur daş olurum yoluna yoldaş olurum.* nedir yani? rüyamda ne gördüm, hatırlamıyorum.
¨¨ ben uyurken, telefon ne amaçla ses çıkarırsa çıkarsın no'ya basıyorum. alarm olsun, mesaj olsun, mail olsun, arama olsun. tek cevabım NO. bilinçli değil. özür dilerim.
¨¨ dün gece uykudan gebermenin eşiğindeyken, yine 86 yapımı bir film izledim. sonra artık gözüm kuruyup düşecek derken, bir anda son enerjimi toparlayıp başroldeki kızı google görsellerde aradım. ne hale gelmiş bakalım yaşlanınca diye. 80lerin en favori esas kızıymış ne de olsa.

üzüldüm biraz. ne oldum değil, ne olacağım demeli tadında değil. ne de güzel kadıncağız ne hale gelmiş, hani bakımsızlıktan falan desem o da değil. bildiğin çirkinleşmiş. tanımlayamadığım bir çirkinlik basmış. ben nolcam o zaman acaba. ruhen yıprandım yemin ederim.
neyse, ben şu dediklerimi ve yarınki kurayı ve bikaç bişeyi daha unutup, dr. pepper içerek neşe saçmaya devam edeyim.
haaassiseiygünnleeğr
pazar bugün, bol bol sucuk yiyin.*
*gün geçmiyor ki, bilinçaltım beni daha da daha da şaşırtmasın.
bunlar hep
havadan sudan
0
diamonds
5 Şubat 2011 Cumartesi
neseli degil
bazen böyle uzun uzun bir şeyler yazıyorum, bir kişiye. bir kişiye derken, hep aynı kişiye değil. söylemekten çekindiğim şeyleri mi yazıyorum? sanırım öyle. kırmaktan korkuyorum genelde, kendi içimde tüm muhasebelerini tamamlamadan götürüp göstermek istemiyorum. ya yanlış anlarsa diyorum, ya ben anlam veremedim diye tamamen bırakıverirse. korkuyorum böyle bazen. sonra oturup uzun uzun yazıyorum işte. sonra da o yazdıklarımı hiç vermiyorum. ha, bu yazılardan bir koca çekmece falan yok tabi. belki birkaç sayfa.
bir taraftan şöyle insanlar var. nasıl insanlar biliyor musun, sırf ''şöyle insanlar'' sözcüklerini seçtim diye, kötü olduklarını ima ettiğimi sanmandan korktuğum insanlar. sadece farklı olduklarını söylüyorum. hani düşündüklerini son derece kırıcı bir şekilde ifade etseler, bağırıp çağırsalar da karşılarındaki insanlar onları yanlış anlamıyor ya. o insanlardan olsam ya. mükemmel bence o insanlar. mesela beni kaybetmek çok zor, bana istediğini say söv sonra geç karşıma sevgi dolu bir şeyler söyle, süt liman. hemen unuturum öncekileri. ama ben hiç anlamsızca bağırıp çağırıp da affedilmedim yıllardır. süzgeçten geçirmeden içimdekileri dökmedim, affedilmem çünkü, adım gibi biliyorum. şöyle bir 3 yıldır desem tutarlı olur sanırım. ondan öncesinde ben de ''şöyle insanlar'' dediğim insanlardandım. özür dileyince her yaptığı şey affedilebilen insan. o insan, ne çok sevilen bir insan. sevildiğini bilip çılgın gibi şımarıp, yine de o çok sevilen insan olarak kalabilir o insan.
ben de resmen, pısırık kılığı kıyafetini çok ucuza bulmuşum da o an üzerime geçirmişim, a ben daha da bunu çıkartmam demişim gibi. bazı insanların karşısında cidden böyleyim. eski arkadaşlarım beni hiç yanlış anlamıyor ama. bir an içimden geliyor, sinirleniyorum, ağzıma geleni söylüyorum. birkaç dakika geçtikten sonra, ''yarın napsak'' diyorum, ''sinemaya mı gitsek'' diyor mesela. kan bağı var gibi. hatta daha bile rahat. çünkü, abimle küsünce 1-2 hafta konuşmayabiliyoruz.
sonra bir de konuşmaktan korkan insandan daha vahim durumda olan bir insan var. düşünmekten korkan insan. ''dur dur, oralara hiç girmeyelim, vallahi çıkamayız'' insanı.
bazen bazı şeyleri irdelemekten çok çekiniyorum. kırılmaktan çok çekiniyorum. dur diyorum, dur bi kırılmayayım da bakarız. unutup akışına bırakayım. sonra da işte, ne bileyim, içim sıkılıyor.
bu yüzden şu anda üzerimde lise polarım, elimde lisemin amblemi olan bir fincan var. güvenli alandayım. ve az önce birkaç sayfa yazdım.
insanın kısa ya da uzun anlar dahilinde başına gelebilecek en berbat şey, hiç hoşlanmadığı huyları bir anda kendi üzerine yapışmış halde bulmak. bunları sana anlatmak istemediğim halde anlatmam gibi. manasız. gayesiz.
kendimi kötü hissettiğim zaman canım çok sıkılıyor, canım sıkılınca kendimi daha da kötü hissediyorum. birisi beni neşelendirsin istiyorum. eskiden bir arkadaşım, mutsuz olduğunda kimsenin bunu değiştirmesine izin vermiyorsun derdi. cidden de inatla, ısrar kıyamet mutsuz olmaya devam ederdim. ta ki, neye üzüldüğümü unutup da alakasız şeylere üzülmeye başladığımı tesadüfen idrak edene kadar. artık şöyle bir hale geldim, her sabah yataktan bambaşka bir modda uyanıyorum. hangi mod olacağı bütünüyle kısmet. bilemeyiz. mesela muazzam mutsuz uyuyacağım bu gecenin ertesi günü yataktan son derece neşeli kalktığımda ''önceki gece ne kadar salakmışım dimi'' diyeceğim kendime falan. hayat sürprizlerle dolu olsa da, kendi konseptime hakimim.
tabi yine de o yazı orada kalacak.
bak yine kendime iki tokat atasım geldi.
neyse, ağzımızın tadı kaçmasın.
bir taraftan şöyle insanlar var. nasıl insanlar biliyor musun, sırf ''şöyle insanlar'' sözcüklerini seçtim diye, kötü olduklarını ima ettiğimi sanmandan korktuğum insanlar. sadece farklı olduklarını söylüyorum. hani düşündüklerini son derece kırıcı bir şekilde ifade etseler, bağırıp çağırsalar da karşılarındaki insanlar onları yanlış anlamıyor ya. o insanlardan olsam ya. mükemmel bence o insanlar. mesela beni kaybetmek çok zor, bana istediğini say söv sonra geç karşıma sevgi dolu bir şeyler söyle, süt liman. hemen unuturum öncekileri. ama ben hiç anlamsızca bağırıp çağırıp da affedilmedim yıllardır. süzgeçten geçirmeden içimdekileri dökmedim, affedilmem çünkü, adım gibi biliyorum. şöyle bir 3 yıldır desem tutarlı olur sanırım. ondan öncesinde ben de ''şöyle insanlar'' dediğim insanlardandım. özür dileyince her yaptığı şey affedilebilen insan. o insan, ne çok sevilen bir insan. sevildiğini bilip çılgın gibi şımarıp, yine de o çok sevilen insan olarak kalabilir o insan.
ben de resmen, pısırık kılığı kıyafetini çok ucuza bulmuşum da o an üzerime geçirmişim, a ben daha da bunu çıkartmam demişim gibi. bazı insanların karşısında cidden böyleyim. eski arkadaşlarım beni hiç yanlış anlamıyor ama. bir an içimden geliyor, sinirleniyorum, ağzıma geleni söylüyorum. birkaç dakika geçtikten sonra, ''yarın napsak'' diyorum, ''sinemaya mı gitsek'' diyor mesela. kan bağı var gibi. hatta daha bile rahat. çünkü, abimle küsünce 1-2 hafta konuşmayabiliyoruz.
sonra bir de konuşmaktan korkan insandan daha vahim durumda olan bir insan var. düşünmekten korkan insan. ''dur dur, oralara hiç girmeyelim, vallahi çıkamayız'' insanı.
bazen bazı şeyleri irdelemekten çok çekiniyorum. kırılmaktan çok çekiniyorum. dur diyorum, dur bi kırılmayayım da bakarız. unutup akışına bırakayım. sonra da işte, ne bileyim, içim sıkılıyor.
bu yüzden şu anda üzerimde lise polarım, elimde lisemin amblemi olan bir fincan var. güvenli alandayım. ve az önce birkaç sayfa yazdım.
insanın kısa ya da uzun anlar dahilinde başına gelebilecek en berbat şey, hiç hoşlanmadığı huyları bir anda kendi üzerine yapışmış halde bulmak. bunları sana anlatmak istemediğim halde anlatmam gibi. manasız. gayesiz.
kendimi kötü hissettiğim zaman canım çok sıkılıyor, canım sıkılınca kendimi daha da kötü hissediyorum. birisi beni neşelendirsin istiyorum. eskiden bir arkadaşım, mutsuz olduğunda kimsenin bunu değiştirmesine izin vermiyorsun derdi. cidden de inatla, ısrar kıyamet mutsuz olmaya devam ederdim. ta ki, neye üzüldüğümü unutup da alakasız şeylere üzülmeye başladığımı tesadüfen idrak edene kadar. artık şöyle bir hale geldim, her sabah yataktan bambaşka bir modda uyanıyorum. hangi mod olacağı bütünüyle kısmet. bilemeyiz. mesela muazzam mutsuz uyuyacağım bu gecenin ertesi günü yataktan son derece neşeli kalktığımda ''önceki gece ne kadar salakmışım dimi'' diyeceğim kendime falan. hayat sürprizlerle dolu olsa da, kendi konseptime hakimim.
tabi yine de o yazı orada kalacak.
bak yine kendime iki tokat atasım geldi.
neyse, ağzımızın tadı kaçmasın.
bunlar hep
hayvanlar alemi,
kişiselmeseleler
0
diamonds
4 Şubat 2011 Cuma
------
beni aralıksız 15-16 saat kadar ağlatabilmişliği var bu şarkının. nasıl bir dinleme isteği emdim bilmiyorum şu an.
üstüne şu iyi gidiyor:
bunlar hep
işitselşeyler
0
diamonds
4
fazla yer işgal etmemek böyle aptal slaytvari.
liseyi hep özlüyorum da, arada bir böyle beklenmedik patlamalar yaşıyorum.
alakasız ve eksik fotoğraflar. ama hepsi anlamlı aslında.
özledim.
gripin dinledim resmen, sonra da vega. bakalım.
özledim.
özledim.
bunlar hep
dostlar,
nostaljibirkiiüç
2
diamonds
bu bir saksı degildir
bir tatilin daha sonuna gelirken..diye başlasam ya yazıya? olmaz mı? peki.
bu tatilimin son haftasını bir bütün araştırmaya adadım.
chick flick. evet yaptım bunu.
günlerdir durmadan dinlenmeden chick flick izliyorum. en yenilerden girdim, şu an 80leri bitirdim, 70lere geçiyorum.
aldım elime abur cuburlarımı bastım ucuz filmi, bastım ucuz filmi.
tek amacım aşk hayatımı masaya yatırmaktı. aslında spesifik olarak aşk hayatımı masaya yatırmak değil de, insanların benim hayatıma dair algısını ve şaşkınlığını idrak etmekti. o kadar çok şaşkın yorumlar alıyorum, etrafıma baktığımda bizi o kadar uçuk buluyorum ki, merak ettim niye böyle diye. 'öyle sevgili olunmaz' yorumlarını, 'ne, inanmıyorum, nasıl yani, niye ki' tepkilerini, benim de kafamı karıştırmaya eğilimi olan her şeyi incelemeye aldım. bütün bu rotayı bu zırt aşk filmleri sayesinde çizmedim, şaka mısın. dur gelicem oraya.
öte yandan 80ler aklımı çelmedi değil, cidden bak. her şey gayet tadında, gayet şirinmiş.
yine de bu sabah akşam izlediğim filmler, arkadaşlarımın ilişkileri, az tanıdıklarımın ilişkileri, çok tanıdıklarımın ilişkileri derken yaptığım bütün gözlemlerin sonucu ne biliyor musun? bizim abuk bi tarafımız yok ki ya? gayet sağlıklı, gayet normaliz tavır olarak. ben anlamadım. mesela hiç, biz exclusive miyiz muhabbeti yaşamadık. bana sorsa böyle bişeyi 'o ne be eşoleşek!' der ensesine bi tane geçirirdim. mhohoho şaka şaka. yapar mıyım hiç. baya şaşırırdım sadece. tek gözüm büyüyüverirdi.

sevdiğimizi ispatlamak için buram buram dramalar yaşamalı ve her daim 'oh sevgilim, aşkım, ne kadar da aşığız değil mi, sonsuza kadar elimi tut' gibi şeyler mi demeliyiz? sonsuza kadar el ele tutuşulur mu ya? dursun yanımda tabi, hep birlikte olalım, cidden çok sevinirim. ama ben sabaha karşı çok acıkıp, kendisine yatakta tekme atmayı da çok seviyorum mesela. bazen boş boş trip atasım tutuyor, ordan yeterli dramayı alıyoruz kanımca. geçen gün bedava mesaj paketi aldı, nasıl da bir havalara uçtum anlatmam imkansız. şahane bir insan kendisi, öpüyorum buradan onu. bir gün televizyona çıkarsam, selam da gönderirim. yaparım bunu.
ha, pişman olduğum anti-kız hareketler yapmadım mı? tabi ki, zırt pırt yapıyorum, sonra da pişman oluyorum. sürrrekli dramalar saçmasam da, ben de gayet duygusal bir kızcağızım sonuçta. ilkel güdülerim var. ayda bir o dramaları saçı saçıverebiliyorum. bazen vıcık vıcık olasım geliyor, dediğim gibi, doğamı reddedemem. bir de kız doğasının yanında pakete dahil olarak gelen, cansu doğası var. uçlarda geziyorum o kısım yüzünden de. orta karar olabilsem, du olcak gibi.. ya da.. kimi kandırıyorum. ben böyleyim. (burada şarkı girmiyor, bildiğin düz cümle)

bi de işin kötüsü, bu filmler ve kız konuşmaları nice ilişkileri yıkıp geçiyor bebişim. inanmıyor musun? valla öyle, yemin ediyorum öyle. bir kızın kafasına ufacık bir şey takılmaya görsün, sonsuza kadar yer bitirir o. istediği kadar sakin ve rahat bir imaj çizsin senin gözünde, istediği kadar rahatım desin. aklına bir şekilde, bir kurt düşerse... o kurt, mart kedisi gibi ürer. net.

şimdi deney yapsak mesela, ben gayet mutlu bi çiftin kız tarafına gitsem, konuşsak karşılıklı. o bana erkek arkadaşını anlattıkça 'ohaaa yok artııık kesinlikle söylemelisin öyle yapmamalı, yok yok konuşmalısın böyle olmaz' bikbik desem, kimisi o an beni haklı buluverir hiç yoktan, kimisi beni tekme tokat kovar belki ama o cümlem, o kızın, o aklına takılır. o ilişki, o gereksiz travmayı yaşar. berbat bişey bu, kabul ediyorum, ama çoğunlukla gerçek işte.

şimdi bana aynı yorumlar yapılmıyor mu, gayet de yapılıyor. benim şu hayatta en çok odaklandığım şey, hemcinslerimin yorumlarını duymamaya çalışmak. vallahi moralim bozukken bambaşka şeylerden bahsediyorum artık. söz gelimi sigara çeşitleri, yeni bulduğum alışveriş sitesi, çanta, ayakkabı, okul, çirkin giyinen insanlar, sığ konular, falan, filan.
en yakın kız arkadaşımın bir süredir otomatiğe aldığı replik: 'sen biraz.. umursamaz mı oldun? oha resmen umursamıyosun.' benim otomatik cevabım: 'oha cidden, artık çok içten umursayamıyorum, fark ettin mi!'
diğer yandan şöyle de bir kız grubu var ki, sevgiliyle konuşulacaklar/konuşulmayacaklar diye iki ayrı grupta toplamışlar olayları ve düşüncelerini. chick flicklerden öğrenildi bunlar da muhtemelen. çünkü o filmlerdeki düzen öyle. mesela ben konuşuyorum her aklıma gelen konuda. evet, her konuda. ağzımda bakla ıslanmıyor. abartmamak da lazım, ben kimi kimi abartıyorum, o konuda önlemler almam gerekebilir. kısmet. uyarı alırsam, önlem de alırım. iç dünyamı emektar bir battaniye gibi umarsızca serdiğim bu yazıyı da okuyacak zaten. daha ne kadar abartabilirim ki? o da var.

erkek arkadaşlarıma sorduğumda, benim gibi olan tek bir kişiye rastladım. kendisi çok uzun süredir bekar. kendi seçimi dahilinde. kendisi bana bakıp 'yalnız sen arkadaş olarak çekilmiyosun, sevgili olarak hiç çekilmezsin' diyecek kadar yakınımda, ben de ona kısa ve sert bir şekilde 'sie!' diye cevap verecek kadar yakınındayım. ama konumuz bu değil.
başka bir erkek arkadaşım, 2 hafta ilişkisiz kaldığı zaman kafayı üşütüyor. ilişkiden kastım, uzun süreli aşk dolu ilişkiler. o da ilginç bi adam. geçen yıl bir süre paralel bir biçimde bekardık, benden daha çok yıprandı yemin ederim. zaten yaz gelmeden birini buldu, hala mutlu mesut beraberler.
bir başkası da 7 yıllık bir ilişkiden çıktı, yeni sayılır. bana insanlarla nasıl tanışıldığını filan soracak kadar mevzudan kopmuş haldeydi en son görüştüğümüzde. şimdi de harvard'a kabul edildi. öyle bir sıkı çalışma içerisinde. diğer yandan partilerden de eksik olmuyor. nasıl yapıyor bilmiyorum. yine de o da son derece aşk insanı.
saymaya devam edebilirim ama etrafımda aşk insanı olmayan tek bir erkek bile yok. bütün arkadaşlarımı o kategoriden edinmişim. çok tuhaf değil mi? bütün kız arkadaşlarım da resmen tam tersi. efendim? evet, bu erkek arkadaşlarımın ikisi hariç hepsi yalnızken, biri hariç bütün kız arkadaşlarımın bir ilişkisi var.

şimdi nereden nereye geldin deme, araştırmam sonucu verdiğim karar şudur ki, kimse kimsenin ilişkisiyle ilgili yorum yapacak perspektife sahip değil. her şey çok karışık, he's just not that into you veya ne bileyim, say anything izleyip herhangi bir karara varılamaz. cidden, o iş olmaz yani. narnia ne kadar gerçekçiyse, onlar da o kadar gerçekçi. günümüzde hangi erkek, bir kızı elde etmek için penceresinin altında boombox ile beliriyor ki? benim penceremin altında belirse, hayatta duymam. çünkü penceremin altı 5 kat aşağıda ve arabalar var, giremez oraya. güvenlik dalar valla girse de.
neyse şekerim, son olarak söyleyeceklerim şunlar:
* bi de grease izleyip, chick flick defterini kapatıyorum.
* sevdiceğim tam bir mark darcy ♥

bu tatilimin son haftasını bir bütün araştırmaya adadım.
chick flick. evet yaptım bunu.
günlerdir durmadan dinlenmeden chick flick izliyorum. en yenilerden girdim, şu an 80leri bitirdim, 70lere geçiyorum.
aldım elime abur cuburlarımı bastım ucuz filmi, bastım ucuz filmi.
tek amacım aşk hayatımı masaya yatırmaktı. aslında spesifik olarak aşk hayatımı masaya yatırmak değil de, insanların benim hayatıma dair algısını ve şaşkınlığını idrak etmekti. o kadar çok şaşkın yorumlar alıyorum, etrafıma baktığımda bizi o kadar uçuk buluyorum ki, merak ettim niye böyle diye. 'öyle sevgili olunmaz' yorumlarını, 'ne, inanmıyorum, nasıl yani, niye ki' tepkilerini, benim de kafamı karıştırmaya eğilimi olan her şeyi incelemeye aldım. bütün bu rotayı bu zırt aşk filmleri sayesinde çizmedim, şaka mısın. dur gelicem oraya.
öte yandan 80ler aklımı çelmedi değil, cidden bak. her şey gayet tadında, gayet şirinmiş.
yine de bu sabah akşam izlediğim filmler, arkadaşlarımın ilişkileri, az tanıdıklarımın ilişkileri, çok tanıdıklarımın ilişkileri derken yaptığım bütün gözlemlerin sonucu ne biliyor musun? bizim abuk bi tarafımız yok ki ya? gayet sağlıklı, gayet normaliz tavır olarak. ben anlamadım. mesela hiç, biz exclusive miyiz muhabbeti yaşamadık. bana sorsa böyle bişeyi 'o ne be eşoleşek!' der ensesine bi tane geçirirdim. mhohoho şaka şaka. yapar mıyım hiç. baya şaşırırdım sadece. tek gözüm büyüyüverirdi.

sevdiğimizi ispatlamak için buram buram dramalar yaşamalı ve her daim 'oh sevgilim, aşkım, ne kadar da aşığız değil mi, sonsuza kadar elimi tut' gibi şeyler mi demeliyiz? sonsuza kadar el ele tutuşulur mu ya? dursun yanımda tabi, hep birlikte olalım, cidden çok sevinirim. ama ben sabaha karşı çok acıkıp, kendisine yatakta tekme atmayı da çok seviyorum mesela. bazen boş boş trip atasım tutuyor, ordan yeterli dramayı alıyoruz kanımca. geçen gün bedava mesaj paketi aldı, nasıl da bir havalara uçtum anlatmam imkansız. şahane bir insan kendisi, öpüyorum buradan onu. bir gün televizyona çıkarsam, selam da gönderirim. yaparım bunu.
ha, pişman olduğum anti-kız hareketler yapmadım mı? tabi ki, zırt pırt yapıyorum, sonra da pişman oluyorum. sürrrekli dramalar saçmasam da, ben de gayet duygusal bir kızcağızım sonuçta. ilkel güdülerim var. ayda bir o dramaları saçı saçıverebiliyorum. bazen vıcık vıcık olasım geliyor, dediğim gibi, doğamı reddedemem. bir de kız doğasının yanında pakete dahil olarak gelen, cansu doğası var. uçlarda geziyorum o kısım yüzünden de. orta karar olabilsem, du olcak gibi.. ya da.. kimi kandırıyorum. ben böyleyim. (burada şarkı girmiyor, bildiğin düz cümle)


şimdi deney yapsak mesela, ben gayet mutlu bi çiftin kız tarafına gitsem, konuşsak karşılıklı. o bana erkek arkadaşını anlattıkça 'ohaaa yok artııık kesinlikle söylemelisin öyle yapmamalı, yok yok konuşmalısın böyle olmaz' bikbik desem, kimisi o an beni haklı buluverir hiç yoktan, kimisi beni tekme tokat kovar belki ama o cümlem, o kızın, o aklına takılır. o ilişki, o gereksiz travmayı yaşar. berbat bişey bu, kabul ediyorum, ama çoğunlukla gerçek işte.

en yakın kız arkadaşımın bir süredir otomatiğe aldığı replik: 'sen biraz.. umursamaz mı oldun? oha resmen umursamıyosun.' benim otomatik cevabım: 'oha cidden, artık çok içten umursayamıyorum, fark ettin mi!'
diğer yandan şöyle de bir kız grubu var ki, sevgiliyle konuşulacaklar/konuşulmayacaklar diye iki ayrı grupta toplamışlar olayları ve düşüncelerini. chick flicklerden öğrenildi bunlar da muhtemelen. çünkü o filmlerdeki düzen öyle. mesela ben konuşuyorum her aklıma gelen konuda. evet, her konuda. ağzımda bakla ıslanmıyor. abartmamak da lazım, ben kimi kimi abartıyorum, o konuda önlemler almam gerekebilir. kısmet. uyarı alırsam, önlem de alırım. iç dünyamı emektar bir battaniye gibi umarsızca serdiğim bu yazıyı da okuyacak zaten. daha ne kadar abartabilirim ki? o da var.

başka bir erkek arkadaşım, 2 hafta ilişkisiz kaldığı zaman kafayı üşütüyor. ilişkiden kastım, uzun süreli aşk dolu ilişkiler. o da ilginç bi adam. geçen yıl bir süre paralel bir biçimde bekardık, benden daha çok yıprandı yemin ederim. zaten yaz gelmeden birini buldu, hala mutlu mesut beraberler.
bir başkası da 7 yıllık bir ilişkiden çıktı, yeni sayılır. bana insanlarla nasıl tanışıldığını filan soracak kadar mevzudan kopmuş haldeydi en son görüştüğümüzde. şimdi de harvard'a kabul edildi. öyle bir sıkı çalışma içerisinde. diğer yandan partilerden de eksik olmuyor. nasıl yapıyor bilmiyorum. yine de o da son derece aşk insanı.
saymaya devam edebilirim ama etrafımda aşk insanı olmayan tek bir erkek bile yok. bütün arkadaşlarımı o kategoriden edinmişim. çok tuhaf değil mi? bütün kız arkadaşlarım da resmen tam tersi. efendim? evet, bu erkek arkadaşlarımın ikisi hariç hepsi yalnızken, biri hariç bütün kız arkadaşlarımın bir ilişkisi var.

neyse şekerim, son olarak söyleyeceklerim şunlar:
* bi de grease izleyip, chick flick defterini kapatıyorum.
* sevdiceğim tam bir mark darcy ♥

görselleri, yazı çok uzun diye okumak istemeyenler için belli bir düzende koydum. misal kızların arasındaki konuşmaları, erkek arkadaşlarıma soruşumu filan şematik olarak anlattım. evet, hıhı.
tamam, yani tabi ki bunu düşünerek yapmadım ama neden olmasın ki.
değerlendirilirse, mantıklı.
bunlar hep
aşk üzerine,
kişiselmeseleler
7
diamonds
2 Şubat 2011 Çarşamba
huzur isyanda
viya, seviyorum.
az önce kendisine de söylediğim üzere, övünüyorum arkadaşımla.
sevdiğin insanlara bakıp gurur duymak muhteşem bir hismiş.
neşelendim.
youtube videosu bulamadım, ama bu var tık
bir de şunlar var:
ayrıca buradan albümü ücretsiz olarak indirebilirsiniz, http://www.viyaband.com/
o kadar da içtenler yani.
indirin, dinleyin.
ne de mutlu ediyor dinlemek.
az önce kendisine de söylediğim üzere, övünüyorum arkadaşımla.
sevdiğin insanlara bakıp gurur duymak muhteşem bir hismiş.
neşelendim.
youtube videosu bulamadım, ama bu var tık
bir de şunlar var:
ayrıca buradan albümü ücretsiz olarak indirebilirsiniz, http://www.viyaband.com/
o kadar da içtenler yani.
indirin, dinleyin.
ne de mutlu ediyor dinlemek.
hayata tümüyle tutkun, birşey seçip seven değil
bunlar hep
arkadaşlar,
işitselşeyler,
reklamlaar
0
diamonds
1 Şubat 2011 Salı
son derece basit 1 cümle
bazen, bazı şeylerin bokunu çıkarmamak lazım.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









