29 Mart 2011 Salı

form follows function

bütün bölüm arkadaşlarım kendilerini mimarcık/küçük mimar olarak adlandırırken ben, çalışma fonksiyonumu aldırmış gibiyim. işim gücüm aylaklık. hem de sabahlara kadar. geçen gün "benim sonum iyi değil" dedim, masadaki herkes 10 saat güldü bana. bu alanda bişeyler yapsam ya, konsomatris mi olsam nedir? ben de bilemedim. form follows function deyince artık aklıma tivitır falan geliyo. o derece koptum işimden gücümden. işimde gücümde değilim. gayet de başka yerlerdeyim.

dün de saatin kaç olduğunu hiçbir şekilde idrak edemedim zaten. sabah 7buçuk hala oturuyorum da hava neden karanlık diye dertlenmekteyken, öğrendim ki saat 5 filanmış. ( http://saatkac.com/ )

anneme ben mezun olunca mimarlık yapmıcam dedim, çok hüzünlendi. napcaksın dedi. ne bileyim bulurum bişey dedim.

geçen gün barış, o an kalkıp paris'e kaçmayı önerdi. bi daha hiç arkamıza bakmayalım hadi madonna da cebinde 10 dolarla new york'a kaçmış dedi. bi an ciddi ciddi düşündüm bunu. ne kadar param var ki filan diye hesaplamaya çalıştım. sonra dedim ki e vize nolcak. keşke kaçsaydık. barış'ın birikmiş parasını yer yer dururduk. en azından 1 hafta falan yerdik. sonra da artık ne bileyim bulurduk bişey be blog.

ne bileyim ben, gitmek lazım, sıkıntı var.

bayılıyosunuz bana, biliyorum

27 Mart 2011 Pazar

nemo nobody

__________________________________________________________________________________
__________________________________________________________________________________






 as long as you don't choose, everything remains possible.

mr. nobody, izlenebilir bence.

bilerek unutulur

ben bu gece,
yıllar önceki bir sevgilimin,
ayrıldıktan sonra
defalarca
günlerce
sokakta
odamın karşısındaki kaldırımda
durduğunu,
beklediğini,
baktığını,
annemden öğrendim.
neden o'ndan bahsettiğimi bile unuttum,
gözlerim doldu

v

haftaya cuma günü, ghetto'da saat 22.30'da bir adet mis gibi vega konseri varmış.
ben giderim ya da gidemem, onu bilmiyorum zira jürim var.
ama leziz bence.
nostaljik.
seven varsa, ben gidemesem de onlar gitsin gibi düşündüm.

sevgiler,
düşünceli blog

şaşırtı


yeni tekno-arabesk albümüm "cankut - nassı yanii" raflarda yerini aldı... sevgiler.

(çoggülüyom bu fotoğrafıma, kahkahalar bile attım bakh, yalanım yokh)

26 Mart 2011 Cumartesi

bipolar

gitmek istiyorum
kendimi programladığım ve önceden seçtiğim şeyleri yapmak istemiyorum
düşünsene şu andaki sen, 3 yıl önceki farklı bir kafadaki senin seçtiklerini yapıyorsun
tuhaf bence
keşke şimdiki ben seçse şu anda ne yapacağımı

gitmek
ve
bambaşka bir şey yapmak
istiyorum.

ama fark ettim ki
mantıksız da olsa içimden geleni yapmadığım sürece mutlu değilim.
bilmiyorum.
hiç kimseyi tanımadığım ve deniz kenarı olan bir yer uygundur bence gitmek için.
tabi ki yine gidemeyeceğim.
gidebilsem bile gitmeyeceğim,
çünkü öyle bir cesarete sahip değilim
hiçbir zaman da olmadım.

o yüzden cansu, tamam, hak ettiğin yerde duruyorsun şu an.

25 Mart 2011 Cuma

5

1. zaman zaman içine sıkışmaya çalıştığım bir kalıp var. neden? çünkü ne bileyim "insanım" gibi bir açıklaması falan olabilir başka bir şey gelmedi aklıma. genelde elimde hiçbir şey bulamadığım veya umutsuzluğa kapıldığım zamanlarda bu kalıp için on/off tuşu otomatik olarak on'a atıyor. "hığ hığ ben şöyle bi insanım demek ki şimdi normal halimde olsam bunu yapardım hığ hığ o zaman yapayım hığğğ" diyorum vs. herneyse. o kalıba diyorum ki şu anda: bi git. bi de seninle uğraşamam. cidden bak. öyle ya da böyle bi insanım da ruh halimi pozitif tutma çabasına girişemeyeceğim daha fazla. aklım bir miktar yerinden oynamış olamaz mı? olsun ya, let it be.
             -dedim ve bugün kafam uzun zamandır olmadığı kadar rahat. iki omzumdaki fillerden birisi kalktı, bir diğeri de dumbo oldu. (dumbo'yı tanımayanlar için tık)

2. tam vize döneminin başlayacağı haftadan hemen önceki perşembe gecesinin köründe (aka dün gece) yaptığım çılgın sanal alışveriş ile artık kartımın son nefesini de tükettim, zaten başka param da yoktu. artık vize dönemi+muallak bir süre evdeyim. bugün evde kruvasan yapıp yanımda götürdüm ama, gururlu fakirdim.

3. bu aralar kimsenin benden hiçbir şey için hiçbir açıklama istemediği bir dönemdeyim. ne sitem eden var, ne mecburen yaptığım şeyler, tedirginlikten gittiğim yerler, paniklediğim konular var. ailem hariç elbette, oh ne de pis sitemler bişeyler geliyor onlardan hep. olsun. ben de onlara bağırıyorum, şımarıyorum ödeşiyoruz. aile güzel bişey.

4. değiştim, tam da bugün pat diye olduğunu sanmıyorum tabi ki, sadece bugün fark ettim, hatta saat tam 14:17 idi, saate bakıp hatırlamak isteyeceğim şekilde bir idrak anıydı. ilginç, ama rahat.

5. bir yerlerde, bana çok fazla benzeyen ve benim shuffle tanrısı dediğim şeye rastgele tanrısı diyen biri olduğunu bilmek hoş. bu defa sadece gülümsedim, ve o an da öyle geçti.


ben son satırları yazarken shuffle tanrısı dedi ki:
anna ternheim - anywhere i lay my head

24 Mart 2011 Perşembe

cCc sonsuz cCc

lucy -: 
kurt ve ayın hikayesini biliyo musun? 
Erdal Canbaz: 
cCc hayır cCc 
lucy -: 
dalga geçme mantıklı bi insan olarak duygusal bişiden bahsediyom şurda 
Erdal Canbaz: 
anlat bakim 
lucy -: 
şimdi 
Erdal Canbaz: 
ben de idda yapıym bu arada 
lucy -: 
kurt ve ay iki ruh, gökyüzünde yaşıyorlar, birbirlerine çok aşıklar ama güneş de onları çok kıskanıyor. çünkü güneş hep yalnız. bir gün kurt, ayı gökyüzünde göremiyor ve güneşe ayın nerede olduğunu soruyor. güneş kıskançlığı yüzünden "ay yeryüzüne indi, bir daha dönmeyecekmiş" diyor. kurt bunu duyunca ayın yanında olabilmek için ölümsüzlüğünden vazgeçiyor ve yeryüzüne ölümlülerin dünyasına iniyor. 
o zamandan beri hep, sürekli ayı arıyor ve ayı ne zaman tamamen gökyüzünde görse sürekli aşkını haykırıyor 
diye bir hikayeymiş 
Erdal Canbaz: 
hmnülkücü müsün 
lucy -: 
!? hayır nalakası var 
ay çok danasın erdal 
üf 
git 
Erdal Canbaz: 
........ 
lucy -: 
sana bi daha hikaye anlatmıcüm 
Erdal Canbaz: 
bana kimse kurt ve ay"la ilgili duygusal düşündüremez 
aklıma devlet bahçeli ve cCc geliyo 
lucy -: 
yemin ediyorum çok çocuklar duymasın-haluk yaklaştın şu anda 
şarkımı geri ver 
geri gönder şarkımı

karman çorman

son günlerde ne de çok sinir oluyorum. huy değişimlerim iyice çığrından çıktı.
hani eskiden, böyle dönem dönem her şeye ağlar zırlardım. "alllöeöaleöaaööömmm negzel bişi dedi röhühühühüh" gibi hallerim yerini "ne dedin sen çaaaaaaaatt" gibi hallere terk etti de gitti.
bugün essay yazarken bile belli bi noktada atar yapıp, şu şu demek değildir bu bu anlama gelmiyo taağam mı? falan gibi yerlere kaydım.
yanımda oturan çocuğa ise dersin ortasında aniden kalkıp uçan tekme attım.
tabi ki sadece zihnimde.

bi de telefonumun söylediğine göre coca cola'da 210 kalori, beck's isimli -en sevdiğim- birada ise 55 kalori varmış. e ben bi daha kola içer miyim şimdi.

bi de hazır gıda sohbeti yapıyoruz şekerim bak bolero denen şeyin muzlusuna bayılmıştım ben didim'de ilk yediğimde. işte ne kadar oldu artık bilmiyorum bir ay mı dört ay mı beşbin gün mü neyse baya oldu. bugün aldım yine oh dedim iki tane alırım madem sinirliyim yerim bence ben bunları zamanla dedim. pöehrt! ne de iğrenç bişeymiş. sözlerimi geri alamam diye bi dünya yok, alırım, aldım. o ne olum? yemeyin. ananas yiyin. ananas ne güzel meyve, canımdan bir parça, söküp atamam ananası.

bugün uzun zamandan sonra okulda mavi diye isimlendirilen yere öğlen yemeğine gittim, arkadaşların çağırıyorsa gidiceksin bebişim. her neyse. ben tabi geçen gün bütün paramı tükettiğim için yemek yiyemezdim. bozuk paralarımdan 1tl bulup buluşturup barış'tan bana kola almasını istedim (beck's yoktu). herkes sırada beklerken, başka arkadaşlarım beni masalarına çağırdılar: "çok moralsiziz cansu, bi otur da iki neşemizi yerine getir" diye. adeta bir konsomasyon fırtınası başladı o an. masa masa gezdim cidden de. şakalar komiklikler. bir de bugün çok suskunmuşum diye bir tepki almıştım yemeğe giden yolda yürürken. barış da dedi ki sen onu dün görseydin dedi.

bi de çantamda ne zaman çakmak arasam elime tavşan dahi geliyor da, asla çakmak gelmiyor. sırf bu sebepten çantamda 3 çakmak vardı bugün yine, ve yine bulamadım.

ayrıca da bence günler çok kısa. yine 6 saat sonra kalkmam lazım. sonra neden sinirliyim diye oturup düşün işte. zaten manyak manyak rüyalar görüyorum o uyuduğum süre küçükceylanlığı da geçip kaldı mı sana bit kadar.

bi de konuşmayı kestiğin insanın facebooktan zırtını pırtını beğenmesi neyin kafası?

bi de itiraf ediyorum bugün derste sunum yapan erkeklerden birinin omuzlarına bakmalara doyamadım, yetmedi eve gelince facebooktan da arayıp tarayıp bulup açıp baktım. böyle anlarda sanal bir dedektif kesiliyorum ya, sorunlarım var bence. hep abrienda arkadaşımızın yüzünden. allasen bana yolladığı fotoğrafa bak:

adam levine

bi de bunu barış'a yolladım bana cevaben öncelikle bir james franco fotoğrafı yolladı. o an itibariyle bir tuhaflıklar yaşamaya başladım ve hala durduramamışım demek ki, zavallı çocuğun omuzlarına kadar devam ettim. korktum kendimden.

hadi uyuyalım.

ps: keşke başlığı merhaba ben ergenlikteyim falan gibi bir şey yapsaymışım. yaşandı bitti saygısızca.



23 Mart 2011 Çarşamba

1oo



geçen bahar, yine iksv film festivalinde istanbul'la ilgili kısa filmlere gitmiştim. neredeyse hepsi sessizdi, son derece eskilerdi zaten çoğunlukla. inanılmaz derecede uzundu total süresi. ara yoktu elbette her zamanki gibi ve koltuklarımız maalesef ki en öndeki sıradaydı. ama nasıl da büyük bir ilgiyle izledim anlatamam.

bir ara barış'a dönüp "düşünsene, şu anda bu filmde gördüğümüz hiç kimse hayatta değil. hepsi öldü." demiştim. cidden, beni büyüleyen pek çok şey arasında başlarda geliyor bu mesele.

düşünsene, 100 küsur yıl önce bir film çekiyorlar ve o filmde arkada önde sağda solda gördüğün herkes ölmüş. kucaktaki bebekten, kameranın önüne geçmeye çalışan çocuktan tut da kenarda peçesinin altına gizlenmeye çalışan genç kız, sokağı süpüren amca, dükkanın önünde oturan dede. hepsi ölmüş.

o sokakların, denizin, meydanların üzerlerine başka başka katmanlar gelmiş. binalar, iskeleler ya bambaşka ya da tamamen gitmiş. oraları tasarlayan, yapılırken çalışan insanlar da yoklar artık.

hani resmen, hava bile aynı görünmüyor.

her şey değişmiş. tamamen değişmiş. belki arada bir kilise, bir sur parçası, bir kule, bir saray, bir cami ya da öyle bir şey kalmış. tek bekçilik yapanlar onlar.

mimar olacağım diye ölümsüzlüğün sırrını bulmuş gibi bir halim vardı bir aralar. benim yaptığım en küçük bir şey bile yaşadıkça ben ölmeyecektim -gibi. ne kadar naif, değil mi?



her şey ve herkes değişen tempolarda kaybolup gidiyorlar, söz gelimi 100 yıllık dilimi doldurunca ise tamamen yoklar. adeta bütün yaşam ortamlarını da alıp gidiyor bütün insanlar. bence çok çok çok ilginç. cidden.

22 Mart 2011 Salı

jim

nasıl kitlendim, nasıl sevdim anlatamam.



Wow, I´m sick of doubt
Live in the light of certain South
Cruel bindings
The servants have the power
Dog men and their mean women
Pulling poor blankets over our sailors
I´m sick of dour faces
Staring at me from the T.V. Tower
I want roses in my garden bower; dig?
Royal babies, rubies
Must now replace aborted
Strangers in the mud
These mutants, blood meal
for the plant that´s plowed

They are waiting to take us into the severed garden
Do you know, how pale and wanton thrillful
Comes death in a strange hour
Unannounced, unplanned for
like a scaring over-friendly guest you´ve brought to bed
Death makes angels of us all and gives us wings
Where we had shoulders, smooth as ravens claws

No more money, no more fancy dress
This other kingdom seems by far the best
Until it´s other jaw reveals incest
And loose obidience to a vegetable law

I will not go
Prefer a feast of friends
To the giant family

sıradan bir okul günü serüveni

haydi hazalkervan tarzından esinlenerek yazayım bugün.

06.40_saati mi kurmuşum ben?

07.18_ne çalıyo be? saat mi? fil? ne?..
07.24_tüm çilekeş anaların çığlığı bir olup benim annemde birleşti: cansu köööeaeaeaaaaalk! taam kakcam
07.43_duştan çıktım kesin yetişcem

08.27_saat ne ara sekizbuçuk oldu ya ben daha makyaj yapmadım!!
08.32_yoldayım.
08.56_bence tam zamanında derse gelmek, yetişmektir işte. değil midir? yokuştan inerken sigaramı içip facebook places'tan okula check in olarak gayet eğlendim ben.

09.03_sigaram bitti derse girebilirim. oha o vize takvimi mi?
09.11_vize takvimini anlama sürem 5 dakikayı geçiyorsa, en iyisi derse girmektir gibi düşündüm.
09.27_oha betonarme hocası aynı peter griffin oha nasıl fark etmem şu ana kadar. şu ancüezde barış'a mesaj atmalıyım. yoğyoğ uyuyodur. uyanmaz uyanmaz atıym.
09.50_niye ara vermiyoruz lan?
09.53_yeş! kahve ve sigara ne hoş. oha eski sevgilimin eski sevgilisi geçti yanımdan?

10.02_oha kızın bacakları ne kadar güzel. keşke benim de bacaklarım öyle olsa. resmen çok düzgün.
10.03_oha bu da başka bi eski sevgilimin benden sonraki sevgilisi?!
(ciddi söylüyorum bi insanın başına gelebilecek en rahatsız edici durumlardan biri, kızın bacaklarına imreniyosun ve eski sevgilinin eski sevgilisi çıkıyo. alenen fail.)
10.04_calculus mü? niye ki? integral işareti nası yapılıyodu ki?

11.00_ara vermicek miydik? yoklama alaydı da arada gideydim. açeydim gollarımı.. telefon da çekmiyo.
11.08_çoşşükür. bence ben öğleden sonraki derse girmem. girsem mi?
11.12_derse gireyim ben.
11.13_yoğyoğ girmeyeyim.
11.14_giriym giriym.
11.55_viiiiihiiiiiii ders de bitti hoa! e ben giriym mi girmiym mi? a dilara arıyo, şimdi çözücem bak meseleyi. (dialog- cansu: dilara 2de derse mi gireyim yoksa optimuma gidip sushi yiyip beymene mi bakayım yoksa kadıköye gidip kahve içip eve mi gideyim? dilara: optimum) so simple.

12.11_optimuma gidiyorum. 19'a bincem. *dililüüüngg*


optimuma vardığım an itibariyle bir black out yaşanıyor. tek anımsadığım dünyanın en cici ayakkabısını gözüm kapalı satın aldığım, ardından kendimi durdurmak adına yemek yemek zorunda kalana dek mağaza gezdiğim, d&r'ın duygularıyla oynadığım, o rezil nonfat nane şuruplu latteyi içtiğim ve akabinde barış'la mesajlaşıp taksiye bindiğim. saat 2 buçuk civarında evdeydim.


15.12_barış'la buluşcam ama tozluk ve adidas giysem de liseli cansu mu olsam, ugg giysem de günlük yeditepeli cansu mu olsam, yoksa yeni ayakkabılarımı giyip çok alakasız bi cansu mu olsam emin değilim.
15.18_tozluk kazandı. hava soğuk. yürüyorum. barış neredesin diye mesaj attı, "şurada" diye cevap atarak esprili tavrımla geç kaldığım gerçeğini kaynatmaya çalıştım.
15.19_hava yeterince güneşli değil diye utanıp çıkardığım güneş gözlüğümü geri takabilirim, çünkü 70 küsur yaşında ve hafiften aklını kaybetmiş gibi dursa da güneş gözlüğüyle gezen 1 adet kadın gördüm. onun varlığına güveniyorum, ben de takcam.

gerisi yine black out. özetle, mozaik cafedeki mozaik pastaların küçüldüğünü - brownilerin büyüdüğünü öğrendim. iksv film festivali sebebiyle aşık bir 15 yaşındaki kızdan bile daha çok heyecanlanabileceğimi hatırladım. bir de utanmamış 2 tane ingmar bergman filmi koymuşlar. amaçları ne anlamadım. yüreğime mi indireceksiniz ayol? günün başından beri takriben 300 küsur lira harcamışım. çılgın. ama daha çılgın olan ne biliyor musun? hala bir 20tl var cüzdanımda. barışkankama çok güzel gözlük bile aldık. biletlerimizi de aldık. sınav için fotokopimi de çektirdim. çok pis de eğlendim ne yalan söyleyeyim. geriye kalan tek iş, yarınki sınava çalışmak ve haftaya bugün olan sınav için kitap okumaya başlamak, vakit kalırsa da biraz eskiz yapmaktı. ama ben makarna yiyip family guy izleyeyim 20 dakika dedim ve o batağa bir kere daha düştüm. çalışamıyorum. uykum var. amma da uzun ve kendi formatımın çok dışında blog bile yazdım. mesajlardan, bbm chatten saatlere baktım emin olmak için filan. bilimsel kanıtlara bile dayandım yani. sabah sabah bana integral çözdüren bir peter griffin var hayatımda ama. ben ne yapayım? andy'nin nesi var? ıssız acun kaldı mı?


hiç beklemediğim bi anda unicornlu kolye buldum optimumda! hem de sadece 9.90tl. hemen aldım, durur muyum. ne sandın.


bişeyleri unuttum gibi geliyor ya, hadi neyse.


esniyorum. hala da italik yazıyormuşum, şimdi fark ettim. bugünlük böyle olsun. hadi selametle.



21 Mart 2011 Pazartesi

28 haziran artık yokmuş filan

of rüyamda haziran artık 27 çekiyomuş, bi daha hiç doğum günüm olmayacakmış diyolardı. nası içim parçalandı anlatamam. of yani. aman böyle rüyayı düşman başına verme yareppim.

20 Mart 2011 Pazar

tüm kötülüklerin anası

kasım 2010


mart 2011



biri fotoğraf çekebilen her şeyi elimden almalı bence belli bir alkol şeysinden sonra -diyecektim ki yanımda hadi fotöööröreef çekelim yeaaa diyen bir hazal olduktan sonra, neye yarar ki. 
komiğğk.
hehe.
lavyu.



düzeltme: 2. fotoğrafı hazal çekmiş ki.

fiko vardı, sonra nihat vardı

elif vardı, zeytin vardı.
ne de güzeldi.



niye ben böyleyim nihat?

19 Mart 2011 Cumartesi

what the funky chicken

akşam dışarı çıkacağım için şu saatte duştan önce viski+puro yapmam neyin kafasıdır?
ok fine bişeydir herhalde. ya da değil midir? ne?
akşam bicycle day'e gelin. öptüm bay.

17 Mart 2011 Perşembe

bitti, şu an bitti.


geleceğim şekerim, yarına da işim yok mu sandın? olma mı! yarın da cehennem gecesi vol2 olicik. hiç uykusuz 14-18 arası süren jüriyi kaldırmayı öğrenen bünyem, bakalım 10-18 arası jüriye nasıl bir tepki verecek, neler olacak, merakla bekliyoruz efenim. o değil de ağaçlarım çok uzun oldu ha. muhtemelen öyle bi ağaç yok. tabi bunlar seni hiç ilgilendirmiyo dimi, o da var. neyse. soğri.

aradığım ruh buydu!

Zafer Temizkan:
blog yine uçmuş
lucy -:
şu an çizim yapıyorum ama lucylpha.blogspot.com yaparsan açılır gülüm
Zafer Temizkan:
niye öyle ya
neyse peki :D
sormaya gerek yok
.
.
.
.
.
lucy - (03:42):
portakal yiyip kahve içip sabahlamaya çalışmaya naaled olsun
hem de konuşcak kimsecikler yok
BÖHREAĞAEĞEAÖÖHEAH

_______________________________________________________________________

bak beni nasıl da iyi tanıyor. bebişim.

ikinci kısım ise şu anki duygularımın iki cümlelik bir efektlik özeti.

bu ne olum? bu ne ya?






















kaynak tıkı.


bu gece ne günahım varsa ödüyorum bence. mimarlık öğrencisi olalı böyle işkence görmedim. çiz, yırt, at, aynı şeye baştan başla, sonuna yaklaş, batır, yırt, at, tekrar başla, kalemin bitsin... elle çizmenin hata affetmezliğini unutmuşum a dostlar. beynim çıktı, gözüm düştü, içim sıkıştı. cehennem gibi bir gece. cehennem geceleri diye şarkı mı vardı ya? neyse. o nası düğün fotoğrafı ya? o ne ya? gördüğüm için 4-5 günah bedeli daha ödemişimdir bence.

16 Mart 2011 Çarşamba

hı?

sen sen ol
cumadan salıya her gün hönönö içme
yemin ediyorum derime falan işledi gitmedi
yarın jürim var
sevgiler

..bu arada, sen kurt ve ayın hikayesini biliyor musun? hala yat-kalk wolf & i dinliyorum.

15 Mart 2011 Salı

bunun ne başlığı olabilir ki




Before the world you know was like it is
I held a lover once and I was his
And we walked along the river in the sun
But he's a lonely man, so this was done
The only place we had to meet was night
While the sun he sleeps in shadows we can hide
On the mountainside we spent our time together
But it is gone when morning comes

And you are the wolf
And I am the moon
And in the endless sky we are but one
We are alive
In my dreams wolf and I

How many days and nights will come and go
While the only light you'll see is from my glow
There will never be a dawn that breaks the spell surrounding us
Til the earth dies with the sun

And you are the wolf
And I am the moon
And in the endless sky we are but one
We are alive
In my dreams wolf and I

13 Mart 2011 Pazar

merhaba, ben cansu, alıyorum.

alacağım kitaplar listesinde 3 adet kitap vardı. birisi penguen'de aniden görünce aklıma geldi, bir diğeri ise batucuum söylediği an 'ohabenalcaktımonulistemdevardı!!' heyecanıyla aklıma geldi. biri hala aklıma gelmedi. bi daha listeyi kağıt kalemle yapcam. hafızama güven olur sanmam biraz aptalcaydı zaten.


batu hiç onaylamadığı halde şunu aldım:



batu'yu da sürükleyerek şunu aldım, hatta o başlamış bile:



yaptım bunu. onca işimin arasında okurum diye inanıyorum. hem 'siktir et'i bulmak az biraz da olsa zordu, soramadım filan.
ne bileyim, 'siktir et var mı?' gibi bir şey diyemedim orada yani.
terbiyeli gibi bişeyim bazen.
sonuçlar ile döneceğim.
şimdilik sonuç şu: almayı, almayı ve almayı seviyorum beybi. hele ki aldığım şey kitap ise.

öte yandan, güneşi batırana dek uzun zamandan beri en bi cici ve en bi huzurlu günümü geçirdim. katkıda bulunanlara teşekkürlerimi sunarım.

öptümt.

9 Mart 2011 Çarşamba

o değil de.

-bazı insanların, böyle ne bileyim işte bazı kocaman kocaman insanların sığlıkları beni çılgınca şaşırtıyor.

-bazı duyguların geliyorum dediğini duyar gibi olunca nasıl korkuyorum anlatamam. misal yepyeni birine, tanıdık bir şeyler hissetmeye başladığım zaman "nereden tanıdık ki bu hisler" diye düşünüyorum, buluyorum, tehlikenin farkına varıyorum. ödüm kopuyor.

-bazı insanlara da benim kadar sık ve abuk cisimlerden elektrik çarpıyor mu çok merak ediyorum.

-bazı insanların hayatlarını çok merak ediyorum. misal o tiki diye andığımız insanların hayatlarını. yo yo kınamak için demiyorum bak. cidden, her şeyimiz o kadar farklı ki, normal yaşantılarını baya merak ediyorum. bi de bugün sınıfta "bence günlük olsun, blog olsun böyle şeyler yazan insan ya platonik aşıktır ya da hiç arkadaşı yoktur" diyen çocuğun hayatını öyle bi merak ediyorum ki, öyle böyle değil. ömrümde ilk defa beni onca kişinin içerisinde sinirle kendisine döndürüp "insanın başka düşünceleri olamaz mı acaba?!?" diye çemkirtti. o an kendimi sebepsizce nietzsche sanmış olmam bir yana, bir genç kızın gizli defteri de değilim. neler yaşıyo o çocuk, meraklardayım. ya da öyle diyeceğime sessizce arkamı dönüp "die, die you idiot!" deyip tuhaf şekilli mimarlar odası ajandamı kafasına, odun gibi kalemimi de gözüne mi fırlatsaydım. ihtimaller, ihtimaller...

~~

-yıllar sonra, tıpkı öss senesiymişcesine msn'e girmeye başladım. (ha tabi ki ben normal bir öss hazırlığındaki öğrenciden farklı olarak, takriben 19:00-03.00 arası msn ile vakit geçirmeyi en sevdiğim hobim ilan etmiştim) nasıl şuursuz bir sosyalleşme halidir o. garip geldi şimdi.

-yıllar sonra, ucu küt olmuş kalemle yazı yazmak zorunda kaldım bugün. en son ilkokul 2. sınıftayken başıma gelmişti. gerçekten bir insanın başına gelebilecek en kötü 10-15 şeyden biri bence.

-yıllar sonra, tamam 2 yıl sonra, bugün kar yağması bana eskisi kadar huzur verdi. neşeden elimde holga ile koşa oynaya zıplaya fotoğraf çektim. köpeklere yavşadım, ne bileyim neşe doldum işte.

-yıllar sonra, kafamda şahsi soundtrack duydum. en son, lisede nöbetçiyken muazzam sisli bir günde çamlığa yürürken kafamda blind guardian'ın şu an anımsayamadığım bir şarkısını duymuştum. bugün, şu anki okulumun çamlığında yürürken blue moon duydum. evin kapısından girdiğimde hala devam ediyordu. bir ara kendimi kaptırıp cidden sokakta bağıra bağıra söylediğimi ama fark etmediğimi düşünüp çok korktum.
bu arada kat nöbetçisi olmak falan diye bişey vardı, cidden de vardı, tey tey. sınıf defterlerini toplardın falan. neyse konumuz bu değil.

bugünlük böyle bişey.

8 Mart 2011 Salı

okidoki

tamam
depresyonda değilim artık
baya baya normale döndüm
fakat bugün birisi eski halime dönmemden şikayet etti
anlayamadım
belki de eski haline dönmemelisin, yeni bişeyler yapmalısın dedi
ama ben içimden geleni yapıyorum dedim
bu telefon konuşmasının nihayetinde
yollar ayrıldı
telefonu kapatınca,
konuşurken gelen bi mesajı okudum ve kahkahalarla güldüm
artık umursayamıyorum 3-5 kişi haricindeki insanları
ne bileyim, 5 kişi ise bu liste
6. gelene mutlaka çıkış kapısı görünüyor
ben göstermiyorum
sanki farklı bir şuur düzeyi gibi düşün
kendileri görüyorlar
ne diyebilirim ki
bu hafta sonu hönönö içmeyi düşünüyorum
yarın istinye park'a gidemezsem
ders çıkışı barış'la sushi yemeyi düşünüyorum
veya yasemin'e gidip wii oynayıp eskiz yaparız
nasıl bilebilirim?
bilmiyorum
tüm bunları bilememek
içimde kelebekleri uçuşturuyor
tıpkı eskisi gibi
ve ben bunu seviyorum
tamamen yeni bir insan olma arayışında değilim
memnun olmadığım şeylerin listesini çıkaramam
memnun olduklarımın da listesini çıkaramam
rahat olmaktan memnunum mesela
bugün telefonda konuştuğum kişinin bir zamanlar sürekli şikayet ettiği şeyden memnunum
-plansızlığımdan
istemiyorum planlı programlı yaşamak
denesem de tek yaptığım planlarımı bozmak oluyor
sadece böyleyim işte
şampanya bardağında şarap içiyorum
şarap kokusu bir şey anımsatmıyor artık
eskisinden farklı olarak sanırım biraz alkolik olma yolundayım
ama az önce içtiğim ılık sütle bunu da dengelemişimdir bence
inandım
dün gece-sabah?- haven't met you yet dinleyip uyuyakaldım
ve sonra,
birkaç haftadır ilk defa,
rüyamda istemediğim hiçbir şeyi, hiç kimseyi görmedim

yalnız ne alakaysa şimdi aklıma bir şiirimsi geldi ama kimindi hatırlayamıyorum,
mısraları ise sadece dilimin ucuna geliyor
günün en büyük derdi olarak bunu seçtim gitti.

5 Mart 2011 Cumartesi

2 days in paris_



it always fascinates me how people go from loving you madly to nothing at all.
nothing.
it hurts so much.

ups.

tumblr beni ele geçirdi.

4 Mart 2011 Cuma

seviyom ki.

 ben:  damam oldu o zaman konuşuruk yarın
öbdüm babay
 Ali:  baybayd
dsad
asdf
ok fine
hıhı
tamam
pırt
meme kaka bok
popo meme çiş kaka
Cansu meşgul. Rahatsız ediyor olabilirsiniz
:D
 
Saat 02:23, Cuma günü gönderildi
 
Ali çevrimdışı. Gönderdiğiniz iletiler, Ali online olduğunda teslim edilecek.

3 Mart 2011 Perşembe

ikibinkaç?

arabada, önde somer ve tunç'un oturduğu
arkada dilara ve benim oturup bağıra bağıra love is war söylediğimiz günü istiyorum
tunç'u her nedense cevahir'in önünden almıştık
sarıyer'den veya garipçe'den dönerken.
tam tunç arabaya binerken across the universe çalıyordu,
sonra love will keep us alive çaldı.
sonra love is war.
bir sabah somer ve dilara beni okuldan kaçırdığında,
overload çalıyordu.
skipping school, gotta walk for air
i just had to get out of there
i'm on overload in my head

hippie car dediğimiz -somer'in sürekli babasından kaçırdığı araba,
bu yılki one love da dahil olmak üzere
yaşanmışlık listesi mi artık neyse, orada çok başlardasın.
hani öyle ki, tutup da turuncu köfteci minibüsü alsam
arkaya minderler falan atsam
durmadan gezsek
yok, aynı olamaz
yaklaşamaz bile.

ve ben hepsini nasıl bu kadar detaylı hatırlayabiliyorum.
bazen beynimi açıp içine bakasım geliyor,
daha başka neler vardı diye.

hadi.

hep ben seviniym diye yapıyolar bu küçük şirinlikleri dimi?

6 mayıs iamx

kalp.

böyle de bi dünya var

http://lucylph.tumblr.com/

bunu okuyabildiğine göre, buraya gelebiliyosun demektir rahat rahat.
ben yine de her şeye karşın bir bilgilendirme yapmak istedim.
ha burdan takip ediyorsan, ordan etmene gerek yok.
neredeyse aynı şeyleri söylüyorum zaten.

and this is thursday.

rüyamda 3buçuk sene önceki sevgilim benimle barışmak istiyodu.
ben de çok istiyomuşum meğerse.
her nedense hava alanındayız.
ve bi araba lastiğinde oturuyoruz.
ama şu andaki sevgilisini çok sevdiğimi ve yapamıcamı söyleyip deli gibi kaçıyorum.
sonra koşmaya başladığım anda çılgın gibi pişman oluyorum keşke kötü insan olsaydım daha önce hiç olmadım mı ki kızın tekinin canı yanıverseydi işte nolcak diyorum.
ama dönmüyorum.
sonra dilara'yı arayıp anlatıyorum.
o esnada yazdan beri odamda olduğunu düşündüğüm 4 adet yavru kara sinek ölüsü buluyorum.
iğrenip almıyorum.
sonra annem black swan'ın kitabını okumuş anlatmaya başlıyo.
yeaa diyorum ben izledim sen de git dvdsini al diyorum.
aa tamam diyo.
sonra keşke kaçmasaydım diye oturup kalıyorum.
uyuyakalıyorum.
sonra grip olmuş bi şekilde gerçek hayata dönüyorum.
bakıyorum, telefonumda 7 mesaj var.
5'i arkiparc'tan,
1'i arkitera'dan,
1'i dilara'dan.
yastığımın altında ne var ya diyorum,
elimi atıyorum,
iklimler çıkıyor.
dün akşam okumaya başlamıştım, evet, doğru
bakıyorum hava soğuk gibi
projeyi kaçırmışım bile çoktan

lisede çok çok miktarda söylediğimiz gibi: açıkçası, takarlar.

naptım



hayatta anlamadığım çok fazla şey var
çok fazla insan
bugün barok dönem mimarisi ve hayatım arasında çılgın metaforik bağlantılar buldum
elbetteki s ve c kıvrımlarında değil
misal st peter's square'de
elips formunu oluşturan sütunlarla yaratılan yarı açık koridorumsuda
köşeli olsaydı bilirdik yürürken
basit bi perspektif olurdu
dümdüz önümüzü görürdük
şimdi sana paintte anlatcam her şey çözülcek bak. metaforik bağım, paint eşliğinde barok vörsıs rönesağns :







şu an beni anlamama ihtimalin çok yüksek evet farkındayım
sonra e'siz yazı yazdım derste, 10 cümle çıkması lazımdı, 7 cümle çıkardım
olmamış

2 Mart 2011 Çarşamba

ben insan değil miyim

shuffle'da wake me up before you go-go çıktı, bence şu anda sene 2010, aylardan ekim, sabahın köründe dersim var, alarmı duyuyorum ve kalkıp da gitmeye tenezzül etmeyeceğim.

günün birinde, sene 2010 deyip de geçmiş ötesi bir zamandan bahsedeceğimi cidden tahmin etmemiştim. ne kadar naif.

*



wish i knew what you were looking for
might have known what you would find 

gözünde kara bantlar mı var evladım.

noldu ki yani şimdi. al ne yaptım ettim ve yine girdim ben bloguma. ne yaptın yani.

1 Mart 2011 Salı

naptın corç

nihayet şubat bitti.
tebrik ediyorum.
başarılarının devamını diliyorum.
bu sefer mart güzel mi olcakmış yea diyorum.
her ne kadar bütün kulaklıklarımı kaybetmiş olsam da
içimde bi neşe bulutu var
karpuzlu sakız çiğniyorum balon filan yapıyorum
o değil de yarın kesin uyanamıcam
amaan uyanamazsam uyanamam
bu arada bazı insanların syllabus'ı çıkmamış ders gibi olduğuna karar verdim
tengriler muhafaza, ne zaman ne yapacakları hiç belli değil
ani bi quiz patlatıp "you suck bitch!!" deyip tokadı basabilirlermiş gibi geliyo tırsıyorum
patlatmak dedim de, sakızı balon yapınca bazen patlayıp alt dudağıma yapışıyo sonra on saat çıkmıyo
çok uyuz
çoook uzun süredir saplandığım karpuzlu lipsitiiiiğii değiştirdim
çilekliyim artık
tadına çok bağlandım şu an ama biraz parlak mı ne.
bazı insanların alt dudakları çok saçma bi de.
bi de herkesin dudaklarının rengi farklı, o da ilginç
oha bu sohbet yine nereye gidiyo koptu uçtu
şubat bittiği gibi bak 1 buçuk saatte bile enerjim yine eskisi kadar tavan yaptı yemin ederim.
gezegenlerin konumu my ass.
ben kaçtım bay.
Web Analytics Real Time Web Analytics