¨¨ lomo'dan neler çıkmış yarın göreceğim. heyecanlı. sürekli aynı kişiyi çektiğim için sapık sanma ihtimalleri mevcut.muş.
¨¨ sigara içmelere doyamıyorum. iç iç bitiremedim. sağlığa zararlı.
¨¨ ne ipodun şarjı var, ne telefonun, ne bilgisayarın. neyse ki bilgisayar konusunda çabuk pes edip şarja taktım. telefon ve ipod yarın sıkıntı yaratacak, evden istediğim saatte çıkabilmemi imkansız hale getirecek. yine de popomu şu ancüezde kaldırmaya yeğlerim.
¨¨ hayatıma yeni giren erkek sıkıntı yaratıyor. güven sorunum var. işin yoksa en baştan tanı. ben de o yüzden iki adım atıp sonra beziyorum. bi arkadaşım gidip tanıyıp bana rapor verse diyeceğim, o da olmaz galiba.
¨¨ birinden çok hoşlanırsam ve bu hoşlantı ilerleyecek gibiyse, yemin ediyorum midem bulanıyor. ara sıra adama bakıp kuscak gibi oluyorum. bi de çok hoşlandığım insanın yüzünü hatırlayamama sıkıntım var zaten. bu nasıl hoşlantı arkadaş. nefret ettiğim insana dair part-1 gibi.
¨¨ sonra aşık olunca da önünü alamıyoruz. her şeyin bokunu çıkarıcam ya. ondan.
¨¨ dün gece rüyamda bruno mars sevgilimdi ve ben engellenemez bi biçimde maketlerimi taşıttım kendisine. bilinçaltına gel.
¨¨ bugünlerde insanlara bi anda deli gibi sinirlenip 5 dakika sonra şefkat patlaması yaşıyorum. balans problemi.
¨¨ beyonce'nin antep hamam bişey şarkısına göbek attığı ve hele hele diye dans ettiği video. hayda.
¨¨ bugün dilara'yı sevgilim sandılar bence. soyunma kabinini aralayıp bana öpücük göndermesinin ardından ben de yanına kabine girdim.
¨¨ you and me alone, sheer simplicity.
¨¨ özünde çok işim var.
¨¨ ...unuttum lan.
30 Haziran 2011 Perşembe
28 Haziran 2011 Salı
27 Haziran 2011 Pazartesi
26 Haziran 2011 Pazar
260611
dünkü sevgi patlamama eşlik eden yoğun neşenin ardından, bugün ne kadar mutsuz olduğumu anlatmaya kelimeler yetmez. kelimeler yetmez diye şarkı vardı.
daha uyanmadan gelen mesajlar ağzıma etti resmen.
bi de telefon.
bi de babam akşam gidicekmiş.
grenade dinleyerek bileklerimi kesebilirim her an. nobody would catch a grenade for me diye de intihar mektubu yazabilirim.
gerçekten bu değil mutsuzluk sebebim de, şu an her şeye mutsuz olabilme yetisine sahibim.
ergen gibi de değil böyle has öz mutsuzum.
aman anlatamadım
daha uyanmadan gelen mesajlar ağzıma etti resmen.
bi de telefon.
bi de babam akşam gidicekmiş.
grenade dinleyerek bileklerimi kesebilirim her an. nobody would catch a grenade for me diye de intihar mektubu yazabilirim.
gerçekten bu değil mutsuzluk sebebim de, şu an her şeye mutsuz olabilme yetisine sahibim.
ergen gibi de değil böyle has öz mutsuzum.
aman anlatamadım
bunlar hep
kişiselmeseleler
3
diamonds
24 Haziran 2011 Cuma
24'e 4
buradan bıkmıştım. yalan söylemedim bu konuda da zaten. ama en güzel tarafı ne biliyor musun, zaman makinesi görevi yapması. evet, her günü her detayıyla yazmadım, en parlak olan şeyleri yazdım. bazen onları bile yazmadım, yazdığım şeyden kendimi anlayabiliyorum belki de sadece.
eskiden, sürekli geriye dönüp "bakalım neler demişim, neler olmuş" düşüncesiyle fotoğrafları, yazdıklarımı deliler gibi karıştırırdım. uzunca bir süredir bunu yapmamışım. ilginç oldu.
sadece sığ ve üzgün bir insan olmuşum 1 yıl içerisinde. kendimi sığlaştırma çalışmaları yaptığım doğrudur. her şey gibi bunun da ucunu kaçırdığım da doğrudur. gün geliyor, bir şeyleri/birisini o kadar çok istiyorum ki sığlaşmadan/düşünmeyi bırakmadan istediğime gidemiyorum. genelde düşünmeyi bırakmayı beceremem ama bir şekilde yapabilmişim işte.
geçen gün aniden oturduğum yerden kalkıp resim yaptım. yine çok uzun zamandır yapmadığım bir şey. ertesi gün sabahın köründe kapı çaldı, kargo. lucy in the sky with diamonds posteri geldi. nasıl olduysa, o gün bir şeyleri anımsama ihtiyacım başladı. ben neye inanıyordum da bu kadar mutluydum, ne yapıyordum, ne değişti, nasıl değişti. etrafımdakilerden eksilenler oldu, yeni gelenler oldu. bunun detaylı bir analizine inesim hala yok.
eski sevgilimin en yakın arkadaşına limonata eşliğinde "ben onunlayken, belli noktalarda kendim olmaktan korkuyordum, gider diye, yine de bak ne oldu, gerçi inanıyorum ki çok iyi oldu, şimdi daha çok kendim gibi hissediyorum" demiştim. kendim olamadığım sürece hiçbir şeyin gerçek olmadığına benzer bir şey söylemişti. kimseyi hiçbir şey için suçlamıyorum. kendi kendimi değiştirdiğim için kendime de kızamıyorum. olur böyle şeyler deyip kendi sırtımı sıvazlıyorum.
geçen hafta, arkadaşım telefonda sevgilisi ile kavga ederken ikinci defa buna benzer bir şey düşündüm. "iyi ki bitti, bitmediği bir paralel evreni düşünemiyorum" dedim kafamın içinde. sanki arada başka kimse olmamış gibi. arada olanları yaşamadım ki ben. hayatımdan çıkartmak üzere insanlar taşıdım yanıma sadece. kendinden uzaklaşmak iyi geliyor bazen. sanırım. geçti. her şey geçiyor. bir yandan hayatımdan çıkartmak üzere hayatıma aldığım kimse gitmezken, hali hazırda hayatımda olanlar gitti.
adeta ikiye bölünüp kendimi teselli ettim. bir parçama "şimdi sen burada dur ve dinlen, ben her şeyi bir yerlere dağıtıp geleceğim" dedim sanırım. gerçekten de bir parçam hiçbir şey olmamış gibi devam ederken, köşede oturan parçam bütün üzüntüsünü dolu dolu yaşadı. bazı geceler bir araya geldiler, her şey çekilmez olunca tekrar ayırdım ikisini. siz biraz daha ayrı kalın bakiym dedim. dikkatimi vermediğim bir esnada, yavaş yavaş tekrar birleştiler. hiçbir şey çekilmez değilmiş madem dediler, bir arada kaldılar.
bazı noktalarda, bazı konularda insanı kendisinden başka kimse teselli edemiyor. gerçekten. içten içe o noktaya geleceğini bildiğini, kendinden başka birine söylediğinde o kadar inandırıcı olmuyor çünkü. tek bir gün içinde milyarlarca küçücük şeyden aklına gelenleri birisine söylesen, gerçekmiş gibi olmuyor.
neyse, sonuçta iki parçamı bir araya getirdiğimde alakasız ve eksik bir parça olduğunu fark edip şaşırdım. ne olduğunu hala anlamış değilim. yok olan isteklerimin bir kısmı bana hala geri dönüş yapmadı. bir kısmı geri döndü, ama eskisi gibi değiller. sorun yok, nihayetinde ben de eskisi gibi değilim. eskisi gibi olmak istesem de. her zaman korktuğum bir şey, eskiden yaşadıklarını anıp aynı mutluluğu yakalamaya çalışmak ama bir daha asla bulamayacağın bir şeyi yakalamaya çalıştığını da adın gibi bilmek.
olsun.
eskiden, sürekli geriye dönüp "bakalım neler demişim, neler olmuş" düşüncesiyle fotoğrafları, yazdıklarımı deliler gibi karıştırırdım. uzunca bir süredir bunu yapmamışım. ilginç oldu.
sadece sığ ve üzgün bir insan olmuşum 1 yıl içerisinde. kendimi sığlaştırma çalışmaları yaptığım doğrudur. her şey gibi bunun da ucunu kaçırdığım da doğrudur. gün geliyor, bir şeyleri/birisini o kadar çok istiyorum ki sığlaşmadan/düşünmeyi bırakmadan istediğime gidemiyorum. genelde düşünmeyi bırakmayı beceremem ama bir şekilde yapabilmişim işte.
geçen gün aniden oturduğum yerden kalkıp resim yaptım. yine çok uzun zamandır yapmadığım bir şey. ertesi gün sabahın köründe kapı çaldı, kargo. lucy in the sky with diamonds posteri geldi. nasıl olduysa, o gün bir şeyleri anımsama ihtiyacım başladı. ben neye inanıyordum da bu kadar mutluydum, ne yapıyordum, ne değişti, nasıl değişti. etrafımdakilerden eksilenler oldu, yeni gelenler oldu. bunun detaylı bir analizine inesim hala yok.
eski sevgilimin en yakın arkadaşına limonata eşliğinde "ben onunlayken, belli noktalarda kendim olmaktan korkuyordum, gider diye, yine de bak ne oldu, gerçi inanıyorum ki çok iyi oldu, şimdi daha çok kendim gibi hissediyorum" demiştim. kendim olamadığım sürece hiçbir şeyin gerçek olmadığına benzer bir şey söylemişti. kimseyi hiçbir şey için suçlamıyorum. kendi kendimi değiştirdiğim için kendime de kızamıyorum. olur böyle şeyler deyip kendi sırtımı sıvazlıyorum.
geçen hafta, arkadaşım telefonda sevgilisi ile kavga ederken ikinci defa buna benzer bir şey düşündüm. "iyi ki bitti, bitmediği bir paralel evreni düşünemiyorum" dedim kafamın içinde. sanki arada başka kimse olmamış gibi. arada olanları yaşamadım ki ben. hayatımdan çıkartmak üzere insanlar taşıdım yanıma sadece. kendinden uzaklaşmak iyi geliyor bazen. sanırım. geçti. her şey geçiyor. bir yandan hayatımdan çıkartmak üzere hayatıma aldığım kimse gitmezken, hali hazırda hayatımda olanlar gitti.
adeta ikiye bölünüp kendimi teselli ettim. bir parçama "şimdi sen burada dur ve dinlen, ben her şeyi bir yerlere dağıtıp geleceğim" dedim sanırım. gerçekten de bir parçam hiçbir şey olmamış gibi devam ederken, köşede oturan parçam bütün üzüntüsünü dolu dolu yaşadı. bazı geceler bir araya geldiler, her şey çekilmez olunca tekrar ayırdım ikisini. siz biraz daha ayrı kalın bakiym dedim. dikkatimi vermediğim bir esnada, yavaş yavaş tekrar birleştiler. hiçbir şey çekilmez değilmiş madem dediler, bir arada kaldılar.
bazı noktalarda, bazı konularda insanı kendisinden başka kimse teselli edemiyor. gerçekten. içten içe o noktaya geleceğini bildiğini, kendinden başka birine söylediğinde o kadar inandırıcı olmuyor çünkü. tek bir gün içinde milyarlarca küçücük şeyden aklına gelenleri birisine söylesen, gerçekmiş gibi olmuyor.
neyse, sonuçta iki parçamı bir araya getirdiğimde alakasız ve eksik bir parça olduğunu fark edip şaşırdım. ne olduğunu hala anlamış değilim. yok olan isteklerimin bir kısmı bana hala geri dönüş yapmadı. bir kısmı geri döndü, ama eskisi gibi değiller. sorun yok, nihayetinde ben de eskisi gibi değilim. eskisi gibi olmak istesem de. her zaman korktuğum bir şey, eskiden yaşadıklarını anıp aynı mutluluğu yakalamaya çalışmak ama bir daha asla bulamayacağın bir şeyi yakalamaya çalıştığını da adın gibi bilmek.
olsun.
geçen sene bu zamanlarda söylediğimi tekrar ediyorum: perspektif.
until there's nothing more to live for.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
geçmişten gelen mektup yazmışım
2010 baharından beri kullanmadığım eskiz defterimin içinde bir mektup buldum. paylaşmazsam olmaz. gerçekten neler yaşadığımı kimseler bilmiyor, neyin kafası bu arkadaş.
___________________________________________________________________________
sevgili projem,
senden uzun zamandır haber alamıyorum. her hafta buluşacağız diye beklerken hayal kırıklığına uğruyorum. ben burada umutsuz ve bağımlı bir halde senin yolunu gözlerken, sen kimbilir nerelerdesin...
mütemadiyen arazideyim. çaresizlik diyebilirsin, ama sen gelmeden hayatıma devam edemem, biliyorsun. sana ulaşabilmek için, seni anlayabilmek için seni üç boyutlu görmem lazım. arazideki yerini belirlemeye çalışıyorum, ondan bile emin olamıyorum.
senin için rengarenk, türlü çeşit kalemler aldım. geçen mevsim aldığım eskizler hala duruyor. sen yoksun...
seni çözemiyorum. listeler çıkardım, seni resmetmeye çalıştım. ama seni hiç anlayamadım be projem.
zaman aleyhimize işliyor. artık gelmezsen, senin yerini asla tutmayacak formlara gideceğim. sıradan formlarda, sıradan fonksiyonlar çözeceğim. bana bunu yapma. seni gerçekten çok sevmiştim. projem, nerdesin, aşkım, sevgilim bana geri dön. projem, nerdesin.
proje hocası çikolata şeklindeki kalem kutum yüzünden bana adeta bir şiddet curcunasıyla bağırdı. canı çikolata çekiyormuş, seksi kadınlar geliyormuş aklına. böyle bir şeyler anlattı. ama ben bunu şu şekilde duydum: "içimde ateş var atalay, üzüyorsunuz beni..."
___________________________________________________________________________
sevgili projem,
senden uzun zamandır haber alamıyorum. her hafta buluşacağız diye beklerken hayal kırıklığına uğruyorum. ben burada umutsuz ve bağımlı bir halde senin yolunu gözlerken, sen kimbilir nerelerdesin...
mütemadiyen arazideyim. çaresizlik diyebilirsin, ama sen gelmeden hayatıma devam edemem, biliyorsun. sana ulaşabilmek için, seni anlayabilmek için seni üç boyutlu görmem lazım. arazideki yerini belirlemeye çalışıyorum, ondan bile emin olamıyorum.
senin için rengarenk, türlü çeşit kalemler aldım. geçen mevsim aldığım eskizler hala duruyor. sen yoksun...
seni çözemiyorum. listeler çıkardım, seni resmetmeye çalıştım. ama seni hiç anlayamadım be projem.
zaman aleyhimize işliyor. artık gelmezsen, senin yerini asla tutmayacak formlara gideceğim. sıradan formlarda, sıradan fonksiyonlar çözeceğim. bana bunu yapma. seni gerçekten çok sevmiştim. projem, nerdesin, aşkım, sevgilim bana geri dön. projem, nerdesin.
proje hocası çikolata şeklindeki kalem kutum yüzünden bana adeta bir şiddet curcunasıyla bağırdı. canı çikolata çekiyormuş, seksi kadınlar geliyormuş aklına. böyle bir şeyler anlattı. ama ben bunu şu şekilde duydum: "içimde ateş var atalay, üzüyorsunuz beni..."
bunlar hep
ne biliym?
0
diamonds
23 Haziran 2011 Perşembe
dünyanın en orijinal tespiti
böyle bi hastalanma sebebi tespiti olabilir mi?
benim cevabım da iyiymiş. uyku arası cevabı.
ps: insan 2. defa kabakulak olur mu ya?
bunlar hep
bbm
3
diamonds
19 Haziran 2011 Pazar
190611-0222
uf. tamam. iç sıkıntısıyla birlikte, al. ben de sansürlersem, nereye kadar. en sansürlüyü sildim, alabilirsin.
bugün koltuk baktım, kanepe baktım, hiç de bişey bulamadım. ikea haricinde her yer çok saçma galiba cidden. çünkü ikea evimizin her şeyi.
ian somerhalder ise twitter'ımın her şeyi. nası bi adam o yahu.
bir de biriyle görüşmeye başlamam ve eski sevgilimin arkadaşı çıkması ama bunu 1 hafta sonra fark edip sonra da eski sevgilim olduğunu söyleyememem. "ha.. arkadaşım o benim ya." deyip geçmem. gariplikler. şimdilik arada kaynadı. kısmet.
makete deli gibi sabahlayıp hocaya götürüyosun bi de mesela, diyo ki "bundan 10 tane filan olsa iyiydi, yeni bişeyler dener dener atardın kenara" ya bi git allasen, deli mi ne.
ben bacardi sevmezdim ya. bugün sevdim.
bugün koltuk baktım, kanepe baktım, hiç de bişey bulamadım. ikea haricinde her yer çok saçma galiba cidden. çünkü ikea evimizin her şeyi.
ian somerhalder ise twitter'ımın her şeyi. nası bi adam o yahu.
bir de biriyle görüşmeye başlamam ve eski sevgilimin arkadaşı çıkması ama bunu 1 hafta sonra fark edip sonra da eski sevgilim olduğunu söyleyememem. "ha.. arkadaşım o benim ya." deyip geçmem. gariplikler. şimdilik arada kaynadı. kısmet.
makete deli gibi sabahlayıp hocaya götürüyosun bi de mesela, diyo ki "bundan 10 tane filan olsa iyiydi, yeni bişeyler dener dener atardın kenara" ya bi git allasen, deli mi ne.
ben bacardi sevmezdim ya. bugün sevdim.
bunlar hep
medley
0
diamonds
190611
sürekli bir -we could have had it all.
yazasım yok zira her şey fazla ciddiye bindi.
we could have had it all.
yazasım yok zira her şey fazla ciddiye bindi.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
10 Haziran 2011 Cuma
100611
tiyatroya gidiyorum diye evden çıkıp, moda sahile içmeye gitmek gerçekten baya eğlenceli. hele ki canım cicim bitanem insanlarla yapılırsa, anlatamam nasıl da bir güzel oluyor. sahilde oturup denize, aya, insanlara bakarken fark ettim ki yaz gelmiş, kabul ettim ve geçtim. hayat biraz güzel gibi sanki. zaman çılgıncasına hızlı geçiyor, bunu da ayrıca fark ettim. yarın eski sevgilim evleniyor. çok çılgın. bir şeyler daha diyecektim de, unuttum. bu akşam hiç duymadığım bir şey içtim. o da çok çılgın.
bunlar hep
kişiselmeseleler
3
diamonds
9 Haziran 2011 Perşembe
090611
çılgın gibi sims oynuyorum. yine.
önce öylesine oynuyordum (her normal insan gibi), fakat birkaç gün önce sims içerisinde bir sürü paralel evren yaratmaya başladım.
hayatımda olup biten bazı şeylere kelebek etkisi muamelesi yapıyorum. şöyle mi yapsaydım acaba, yanlış bir seçim mi yaptım dediğim noktalara veya bazı rastgele zamanlara dönüyorum, oradan başlıyorum oyuna. opsiyonlu devam edebildiğimiz hikaye kitapları vardı ya küçükken, onun gibi biraz.
mesela şu anda 4 farklı hayat yaşıyorum sims'te. ilginç gelişiyor.
yalnızca delirdiysem ve bu hareketlerimden hiçbir aydınlatıcı sonuca varamayacaksam bile, en azından artık sims'te karakterleri hem fiziksel hem duygusal olarak gerçeğine en yakın halde yaratabiliyorum.
yalnız böyle oynarken dikkatli oynamak gerekiyor sanırım. zira yarattığım karakterler gerçeklerine çok benzediği için, aniden "nuubuuğğ..çamçaa!!" diye sohbet eden iki sanal karaktere bakıp hüzünlenebiliyorum.
işte ben de böyle deneysel bir haldeyim.
önce öylesine oynuyordum (her normal insan gibi), fakat birkaç gün önce sims içerisinde bir sürü paralel evren yaratmaya başladım.
hayatımda olup biten bazı şeylere kelebek etkisi muamelesi yapıyorum. şöyle mi yapsaydım acaba, yanlış bir seçim mi yaptım dediğim noktalara veya bazı rastgele zamanlara dönüyorum, oradan başlıyorum oyuna. opsiyonlu devam edebildiğimiz hikaye kitapları vardı ya küçükken, onun gibi biraz.
mesela şu anda 4 farklı hayat yaşıyorum sims'te. ilginç gelişiyor.
yalnızca delirdiysem ve bu hareketlerimden hiçbir aydınlatıcı sonuca varamayacaksam bile, en azından artık sims'te karakterleri hem fiziksel hem duygusal olarak gerçeğine en yakın halde yaratabiliyorum.
yalnız böyle oynarken dikkatli oynamak gerekiyor sanırım. zira yarattığım karakterler gerçeklerine çok benzediği için, aniden "nuubuuğğ..çamçaa!!" diye sohbet eden iki sanal karaktere bakıp hüzünlenebiliyorum.
işte ben de böyle deneysel bir haldeyim.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
8 Haziran 2011 Çarşamba
080611
yine gittim-geldim.
zaten hiçbir zaman "geri dönmeyeceğim" iddialarında bulunmuyorum artık.
insanın kendi özgürlüğünü kısıtlaması kadar garip bir şey yok. fark ederek veya etmeyerek bol bol yapsan da, garip işte.
bazen, en yakınındaki insan seninle ilgili önemli detaylardan 1-2 tanesini gözden kaçırabiliyor. belki yıllarca hiç ama hiç yaşamadığı bir durumun içine düşüyor seninle, belki de bambaşka bir sebebi olabiliyor. nereden çıktı? şöyle ki; geçtiğimiz ay, ara sıra kendimle karıştırmaya bile yaklaştığım, o denli yakın olduğum bir dostumla yıllardır ilk defa aramız bozuldu. ama nasıl bozulmaktı o öyle. ben tek kelime etmedim, o adım atmaya çalıştıkça buz gibi davrandım ama bir yandan da dünyanın en neşeli insanı gibi geziyordum ortalıkta. 2 günlük soğukluğumuzda, sanmış ki artık ona ihtiyacım yok ve yerine başkalarını koydum, mutlu mesut devam ediyorum. hayır işte, yoktu öyle bir şey. bilmediğini asla tahmin edemeyeceğim halim ve tavrım: ben ne zaman ki mutsuzluktan ölüyorum, o zaman dünyanın en neşeli insanı gibi görünüyorum. bağıra bağıra kahkahalar atıyorum, yerlere düşüyorum gülmekten, delirmiş gibi eğleniyorum. ama o bunu bilmiyormuş ki. bizim hiç aramız böyle bozulmamış. o benim sadece düz ve sıradan mutsuzluklarıma şahit olmuş. o varken ben neye bu denli üzülebilirdim zaten. tabi ki 2 gün için de aramız düzeldi, o ayrı bir mesele ama ben o 2 günde gerçekten ölmekten beter oldum. o beni inanılmaz mutlu ve rahat zannederken. sorun şu ki, bu söylediğim gerzekçe huyumu bilen tek bir kişi var dünyada. o da çoktan çıkıp gitti hayatımdan. son sözü de "mutlu olmadığını ben görebiliyorum" olmuştu. zaman zaman gerçekleri mümkün olan en dramatik cümleye dökmeyi, en az benim kadar seviyordu çünkü. onun dışında başka kimse bilmemiş, gerek olmamış sanırım. bunu yeni anlayabildim.
çok çok fazla hoşlandığım insanın yüzünü asla gözümün önüne getirememem gibi, ciddi ciddi mutsuzluktan ölüyorsam gülmekten yerlere yatıyorum. bu nasıl bir şey bilemedim ama bu yüzden kaybolup giden binlerce şey vardı belki de.
3-4 gün önce başka bir arkadaşımla liman'da şuursuzca içip sessizce otururken, aniden "bazen saçma sapan şeylerin sonucunda, bi şekilde birilerini kaybettiğimi fark ediyorum. sonra doğru olsaydı bitmezdi zaten diyorum. ama üzülüyorum. her şeyi çok fazla karmaşıklaştırıyoruz" konulu bir sohbete başladık. sonra konu derinleşmeye yüz tuttu, özlediğimiz 2 kişiyi arayıp çağırdık. sonra yine içtik. her şey alevlenip saçmalıktan patlayana kadar içtik. kadıköy'de her yerin kapanmaya başladığı saatlerde de hep birlikte 1 banka sıkışıp minibüs mü alsak diye konuştuk. eve gelene kadar sarhoş olduğumu sanıyordum, eve gelince hiç sarhoş olmadığımı idrak edip salak gibi oturmaya başladım. sonra da güneş çok rahatsız etti ve uyudum. teknik olarak ertesi olmayan ama bir nevi ertesi olan gün akşam 8'de kalktım.
hiçbirimiz birlikte oturup sustuğumuz veya susmadığımız anlar dışında mutlu değiliz. bunu sorgulamayı da bıraktık. çok oldu sanırım bırakalı. "mutlu musun?" diye sorduğunda tereddüt etmeden "hayır" diyebildiğim birisi bana sarılırken, "yani şimdi, şu an, burada mutlu değil misin? ben bu anın dışını sormuyorum" dediğinde "kesinlikle çok mutluyum" cevabını veriyorum. bir sebebi bana sarılan insan -ki tam o anı temsil ediyor; bir diğer sebebi ise karşımda başkalarıyla çevrelenmiş duran cansız masa -ki kimbilir ne zamanı temsil ediyor. gözlerim hariç bütün vücudum çok mutlu o an, yalan söylemiyorum.
birileriyle konuşuyorum, birilerinin elini tutup gülümsüyorum, birilerini kokluyorum, birileriyle çok gülüyorum, birileriyle susup yüz yüze bakmadan oturabiliyor ve saate de bakmıyorum, birileri kimbilir nerede ama duyuyorum. tuhaf gibi de, değil gibi de.
sanırım çok taşkın, neşeli konulardan bahsetmediğime göre bir şekilde iyiyim.
hava yapış yapış, bunaltıcı fakat gerçekten çok güzel kokuyor.
bazen bir şeylerin başlayacağı hissine kapılıyordum \ hani çok değişik bir şey başlayacak gibi gelir ya, öyle. onun tam tersini hissediyorum bir süredir. hiçbir şey başlamayacak hissi. hani ne kadar çılgın bir yenilik olursa olsun, çok değişik bir başlangıç yok. tek yaptığım; vaktiyle başlayan ama her nedense bitmeyenlere/bitmemiş gibi gelenlere, şu andan veya geçmişten bir takım bitişler seçip kulağıma çok fazla dizi izlemekten ısrarla dolan "so, i guess this is goodbye" cümlesini istemsizce içimden tekrarlamak.
yarın balık almayı düşünüyorum, buz balığı akvaryumda tek başına yaşar mı? çok güzel görünüyor ama nasıl yaşar bilemedim. yaşamıyor ise balık filan almayacağım, petshop camından izlemeye devam edeceğim. öte yandan - bugün gonzales gözümün önünde doğum yaptı diye heyecanlanırken, "ohoo çoktan doğurdu ki o" diye heyecanımın içine sıçan adama gelsin: ben insan değil miyim?
bir paragrafım, diğer paragrafımı asla tutmayacak. niye tutsun zaten.
zaten hiçbir zaman "geri dönmeyeceğim" iddialarında bulunmuyorum artık.
insanın kendi özgürlüğünü kısıtlaması kadar garip bir şey yok. fark ederek veya etmeyerek bol bol yapsan da, garip işte.
bazen, en yakınındaki insan seninle ilgili önemli detaylardan 1-2 tanesini gözden kaçırabiliyor. belki yıllarca hiç ama hiç yaşamadığı bir durumun içine düşüyor seninle, belki de bambaşka bir sebebi olabiliyor. nereden çıktı? şöyle ki; geçtiğimiz ay, ara sıra kendimle karıştırmaya bile yaklaştığım, o denli yakın olduğum bir dostumla yıllardır ilk defa aramız bozuldu. ama nasıl bozulmaktı o öyle. ben tek kelime etmedim, o adım atmaya çalıştıkça buz gibi davrandım ama bir yandan da dünyanın en neşeli insanı gibi geziyordum ortalıkta. 2 günlük soğukluğumuzda, sanmış ki artık ona ihtiyacım yok ve yerine başkalarını koydum, mutlu mesut devam ediyorum. hayır işte, yoktu öyle bir şey. bilmediğini asla tahmin edemeyeceğim halim ve tavrım: ben ne zaman ki mutsuzluktan ölüyorum, o zaman dünyanın en neşeli insanı gibi görünüyorum. bağıra bağıra kahkahalar atıyorum, yerlere düşüyorum gülmekten, delirmiş gibi eğleniyorum. ama o bunu bilmiyormuş ki. bizim hiç aramız böyle bozulmamış. o benim sadece düz ve sıradan mutsuzluklarıma şahit olmuş. o varken ben neye bu denli üzülebilirdim zaten. tabi ki 2 gün için de aramız düzeldi, o ayrı bir mesele ama ben o 2 günde gerçekten ölmekten beter oldum. o beni inanılmaz mutlu ve rahat zannederken. sorun şu ki, bu söylediğim gerzekçe huyumu bilen tek bir kişi var dünyada. o da çoktan çıkıp gitti hayatımdan. son sözü de "mutlu olmadığını ben görebiliyorum" olmuştu. zaman zaman gerçekleri mümkün olan en dramatik cümleye dökmeyi, en az benim kadar seviyordu çünkü. onun dışında başka kimse bilmemiş, gerek olmamış sanırım. bunu yeni anlayabildim.
çok çok fazla hoşlandığım insanın yüzünü asla gözümün önüne getirememem gibi, ciddi ciddi mutsuzluktan ölüyorsam gülmekten yerlere yatıyorum. bu nasıl bir şey bilemedim ama bu yüzden kaybolup giden binlerce şey vardı belki de.
3-4 gün önce başka bir arkadaşımla liman'da şuursuzca içip sessizce otururken, aniden "bazen saçma sapan şeylerin sonucunda, bi şekilde birilerini kaybettiğimi fark ediyorum. sonra doğru olsaydı bitmezdi zaten diyorum. ama üzülüyorum. her şeyi çok fazla karmaşıklaştırıyoruz" konulu bir sohbete başladık. sonra konu derinleşmeye yüz tuttu, özlediğimiz 2 kişiyi arayıp çağırdık. sonra yine içtik. her şey alevlenip saçmalıktan patlayana kadar içtik. kadıköy'de her yerin kapanmaya başladığı saatlerde de hep birlikte 1 banka sıkışıp minibüs mü alsak diye konuştuk. eve gelene kadar sarhoş olduğumu sanıyordum, eve gelince hiç sarhoş olmadığımı idrak edip salak gibi oturmaya başladım. sonra da güneş çok rahatsız etti ve uyudum. teknik olarak ertesi olmayan ama bir nevi ertesi olan gün akşam 8'de kalktım.
hiçbirimiz birlikte oturup sustuğumuz veya susmadığımız anlar dışında mutlu değiliz. bunu sorgulamayı da bıraktık. çok oldu sanırım bırakalı. "mutlu musun?" diye sorduğunda tereddüt etmeden "hayır" diyebildiğim birisi bana sarılırken, "yani şimdi, şu an, burada mutlu değil misin? ben bu anın dışını sormuyorum" dediğinde "kesinlikle çok mutluyum" cevabını veriyorum. bir sebebi bana sarılan insan -ki tam o anı temsil ediyor; bir diğer sebebi ise karşımda başkalarıyla çevrelenmiş duran cansız masa -ki kimbilir ne zamanı temsil ediyor. gözlerim hariç bütün vücudum çok mutlu o an, yalan söylemiyorum.
birileriyle konuşuyorum, birilerinin elini tutup gülümsüyorum, birilerini kokluyorum, birileriyle çok gülüyorum, birileriyle susup yüz yüze bakmadan oturabiliyor ve saate de bakmıyorum, birileri kimbilir nerede ama duyuyorum. tuhaf gibi de, değil gibi de.
sanırım çok taşkın, neşeli konulardan bahsetmediğime göre bir şekilde iyiyim.
hava yapış yapış, bunaltıcı fakat gerçekten çok güzel kokuyor.
bazen bir şeylerin başlayacağı hissine kapılıyordum \ hani çok değişik bir şey başlayacak gibi gelir ya, öyle. onun tam tersini hissediyorum bir süredir. hiçbir şey başlamayacak hissi. hani ne kadar çılgın bir yenilik olursa olsun, çok değişik bir başlangıç yok. tek yaptığım; vaktiyle başlayan ama her nedense bitmeyenlere/bitmemiş gibi gelenlere, şu andan veya geçmişten bir takım bitişler seçip kulağıma çok fazla dizi izlemekten ısrarla dolan "so, i guess this is goodbye" cümlesini istemsizce içimden tekrarlamak.
yarın balık almayı düşünüyorum, buz balığı akvaryumda tek başına yaşar mı? çok güzel görünüyor ama nasıl yaşar bilemedim. yaşamıyor ise balık filan almayacağım, petshop camından izlemeye devam edeceğim. öte yandan - bugün gonzales gözümün önünde doğum yaptı diye heyecanlanırken, "ohoo çoktan doğurdu ki o" diye heyecanımın içine sıçan adama gelsin: ben insan değil miyim?
bir paragrafım, diğer paragrafımı asla tutmayacak. niye tutsun zaten.
bunlar hep
kişiselmeseleler
1 diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




