29 Kasım 2010 Pazartesi

ikibaşparmakaşşaa

autocad 2011 ve 3ds max 2011 kullanmaya başladığım andan beri, sürekli 2011  yılında olduğumuza inanıyorum.
sıkıntı var.

tanrı istemezse yaprak düşmezmiş

artık tuhaflık ve şizofreni paratoneri olduğumdan kesinlikle eminim.
yoksa niçin bindiğim otobüste halay çeken gençler olsun,
niçin bindiğim vapurda insanlar denize düşmek pahasına fotoğraf çeksinler bi de ciddi ciddi denize düşsünler bi de üstüne üstlük 'ayy saçım uçmuş ya:(:(' diye üzülsünler ki.
niçin avucumun içi gibi bildiğim anadolu hisarı'na gitmeye çalışırken kendimi ankara yolunda bulayım,
niçin kanlıca taraflarında atatürk havalimanı-> diye tabela olsun,
niçin evimin dibinde heliport helikopter pisti 3000m diye tabela olsun,
niçin bir güvercin bir başka güvercinin kafasına pislesin, kardeş kardeşe bunu yapar mı?
niçin rüyamda sadece ama sadece bir televizyon ekranında uçuşup konan bir adet at sineği göreyim.
niçin annem lady gaga ve chris isaac'e aynı anda hayran olabilsin.
niçin en iyi arkadaşım kendi öz bacağıyla sohbet etsin.
niçin.
niçin?

dün, yalnızca masum bir kahve arzusuyla nazım'ı hunharca sürüklediğim sıtarbaksta yanımıza 'ohaa' diyen bir japonun oturduğundan da bahsetmiym hiç.

saat 04.14,
ödevim abuk oldu,
quizime çalışmadım,
kahve içmekten midem bulanıyor,
ve fakat yine yanım boş uyumak çok bayık.

helikopterim olsa da 3000 metre öteye park edip oradan korsan taksiye binsem.
temizlikçimiz kadriye ablaya "bana bi espresso lütfen." desem ve umarsızca "akşam nerlere gitsem" planları yapsam. güğüm'de midye tava yesem, oradan kalkıp gingera binip modadaki tek büfeye gitsem.
bandoda çalsam, eve ekmek getirsem.
ışınlanmayı bulsa birisi, bana hediye etse.
faytona binip yatağa gitsem şimdi bi de.
projemi de, ödevlerimi de bütün mitolojik tanrılar birleşip mis gibi yapsalar.
betonarme sınavıma zeusla hera birleşip girseler.
jürime benim yerime herkülle zeyna girse.
akşamına buffy'le vampir avlamaya gidip uyumadan önce central perk'te birer bardak lohusa şerbeti patlatsak.

hava da baya soğudu.

26 Kasım 2010 Cuma

iç sıkıntısından öldüm baybay

25 Kasım 2010 Perşembe

noluyo ya?

bak şimdi napıyoruz biliyo musun, ben semptomları söylüyorum sen teşhis yapıyosun. elinden geliyosa tedavi yöntemi filan varsa onu da söylüyosun. anlaştık mı? hadi.

gaipten telefon sesleri duymaya devam ettiğim gibi, bunun bilincinde olsam da o telefonun o tuşuna basıyor ve bakıyorum sahi miymiş ciddi miymiş o ses diye.

kelimelerin hepsini birbirine karıştırıyorum.

facebook'ta ne düşünüyon hacıt kısmına isim yazıp entera basıyorum.

mesaj atarken isim değil kafamdaki lakabı giriyorum.

bunlarla yetinmiyor soğuk sufle yiyorum.

sabah 1 saniyeliğine aklımdan geçen bi düşünce sebebiyle o kadar aklım çıktı ki hooop düştüm. şimdi şimdi bacağım acımaya başladı.

uyandığım gibi ilk iş olarak en sevdiğim insanlara günaydınlaağr mesajı atıyorum. hatta bugün ingiltere'deki arkadaşıma 'yaa bugün çok güzelsin' diyecek kadar hoppidileştim.

micheal buble dinliyorum. nasıl da hoşuma gidiyor.

muntazaman her gece 3te dans edesim geliyor.

sınavlarım yığın yığın böyle üstüme üstüme düşmek üzere. az tepkiliyim. yaparız yaaa diyorum.

arkadaşlarım için arkadaşlarımın rica etmediği şeyleri yaparak hayatlarını kolaylaştırma atakları yapıyorum.

doğum günü hediyelerini özenle seçiyorum.

şu an bunları yazmaktan çok sıkıldım çünkü ne dinlesem diye bakınasım bi de bi yerimden kalkasım geldi.
bu kadarcık bilgiyle teşhisi yapıver allasen.
bi de elin değmişken projemi yap..hohhh. neyse

23 Kasım 2010 Salı

icler acisi

Ne zaman calismaya baslasam cilgin gibi uykum geliyor klisesini tekrar tekrar basina kakmaktan ben bile biktim blog.

Du sana blog demiym artik, yabancilasan olur bisey olur. Bundan kelli adin Hüsnü. Evet ne diyoduk. Hah.

Ya deli gibi uykum gelmis boyle yine tamam mi, yattim 5 dakika kadar once dayanamadim. O esnada muzik dinleyesim tuttu, genelde gece uyurken dinlerim hep. Bu sefer de isiklari sondurmus olmanin acisini cektim Hüsnü. Evet Hüsnü. Kulakligimi takmadan isiklari sondurmustum. Simdi yiyosa bul hangisi sol hangisi sag. Alelade taksam olucem ama sanki, kuvvetli bi sekilde hissediyorum yani bunu.

Isiklari acmaya harcamadigim enerjiyi, bu yasadigim sacma durumu seninle paylasmaya harcamamin yegane sebebi artik seninle hicbir sey paylasmiyor olmamiz Hüsnü.

Sevinti ve öpüntü sana. Uyusam cünkü.

20 Kasım 2010 Cumartesi

ben geldim ben niye geldim?!

olum tatil bitti bişi yapın !!

ben şimdi çok zekiyim ya.. du du bak hahha ahaha bak bak.. şimdi zekadan patlıyorum ya ahahaha hahaaha haahahahahHAHAH geçen cuma jürim 2 cuma sonra oooh miss derken derken bu cumayı cumadan saymamışım hahahaha HAHAHA cuma jürim varmış. 26 kasımda yaeee jüri dedim, e o bu cuma işte be? dediler.


iyk-abv tıklasana bak bi ;););):):):):) FAK

19 Kasım 2010 Cuma

ne garip gün.

gözüm yanıyo mütemadiyen.
grey's anatomy izlerken elma yemeye çalıştım midem nası bulandı nası bulandı anlatamam.
bilekberi mesıncır olmasa arkadaşlarımla konuşamıycam bile.
ekin'i ektim çok üzücü. ama kelime oyunu olarak bakarsak komik. perspektif mühim.
evde garip yemekler var.
ezilmiş sosisli poğaça falan var mesela. o ne be? ezilmiş sosis ne?
yine royksopp dinliyorum, çok seviyorum.
then you ask me how, can i show you how?
bi uyanıyorum hava kararmış, kış ne salak bişey aslında. kışın saat 2ye kadar uyumak salakça belki tabi, kış değil.

now you're just pretending derken ne güzel oluyo sesi dimi?

bayram ziyaretlerinin son hızla devam etmesi bana akraba sayımı sorgulattı.

bu da böyle bi gün işte

haven't you got it yet?

18 Kasım 2010 Perşembe

hötmail

Yavrum hotmail neden boyle israaar kiyamet pipini büyüt de büyüt büyüt de büyüt diyosun? Ne aileler kurtuldu yazmis gecen gün.
Abime de tutturmus memeni büyüt diye.
Neyin pesindesin hotmail.

duygularıma tercüman pt-II



heri potırı çok seviyorum ya.

17 Kasım 2010 Çarşamba

uykum var

dini bayramlarımızı pek sevmiyorum.
yine de tatil çok hoş tabi.
okulu da özledim öte yandan.
bi de 2 haftadır kalbim ağrıyor bence kalpten gitcem yakında.
zırt pırt deja vu oluyorum, hayat böyle geçmez kanımca.
allaam çok uykum var.
şu anda beatles the sheik of araby çalıyor, çok eğlendim.
abimle 1 kadın 1 erkek seyretmeye gidiyorum.
bu arada windows live messenger 2011 çok saçma bişey olmuş.
ne yaparsam yapayım nickim cansu arutan olarak görünüyordu ve dilara hariç herkese sürekli offline görünüyordum. yeni düzeltebildim. çok saçma.
artık blog yazmıyorum simple diary çok güzel.
belki artık simple diary sayfalarımı geçiririm buraya.
amaçsızlığın son noktası.
the fool on the hill dinle.
baybay

merhaba

ben carrie bradshaw. tanıştığımıza memnun oldum.

bayramda neler yaşandı?


sıkıldık ve tekrar ergenliğe girdik.

15 Kasım 2010 Pazartesi

tatil mi?

tatilimi hunharca dizi izleyerek, internetten alışveriş yaparak, sadece kahve için veya abimle alışveriş yapmak için dışarı çıkarak geçirmekten ve zırnık ders çalışmamaktan o kadar zevk alıyorum ki her gece laptopla uyuyakalıyorum. beni bir sevgilinin tutabileceğinden daha sıcak tutuyor hem. ayrıca ben ona dur diyene kadar beni eğlendiriyor.

o değil de, sigarayı bıraktım. 4 gün oluyor. beni tebrik et.

sigarayı bıraktığım gibi gidip muzlu şampuanımı aldım, çilekli vücut spreyimi, karpuzlu vücut losyonumu aldım. strawberrynetten aldığım yepyeni parfümüm ise ne denli güzel kokuyor hiç sorma. sigara iğrenç bişeymiş blog, sigara ölsün. o kadar güzel kokuyorum ki. oh may gad..

bugün şu insan bana half psychotic dedi. kırıldım. sonra kendisinin half psychotic olduğunu ispatlayan bir hareketle kırgınlığımı yok etti. reklamın iyisi kötüsü olmaz diyerekten, okuyun blogunu. herhangi iyi bir şey söylemeksizin sadece beni manipüle ederek kırgınlığımı yok etmeyi başaran insanın blogu okunur.
nokta
.

14 Kasım 2010 Pazar

¨¨

     ali barış'ın gözünden dilara ve ben:

arkadaşlarımın beyinleri de benimkinden iyi durumda değil evet. mohoho.

blogun pabucu dama.





















1 yıldır göz koyup da almadığım simple diary, bugün benimsin. en sevdiğim renginle hem de. nedir bu manyaklığım diye soran olursa: http://www.simplediary.com/

13 Kasım 2010 Cumartesi

sevgili dün, komik misin?

şimdi öncelikle bu blogu yazmamın tek sebebi dün belediye otobüsünde yaşadığım inanılmaz anlardır. onu belirtmek istiyorum. yoksa şu an grey's anatomy izliyodum mis gibi. neyse du bak.

dün dersten çıktık, aman dedik toffee nut günü geldi haydi hemen koşup içmeliyiz yoksa lanetleniriz. bu planları gerçekleştirmek suretiyle elbette ki 19 isimli otobüsümüze koştuk. kadıköy'e yaklaşmakta olduğumuz anlarda bir tuhaflık başladı otobüste.

ali'ye bir şey anlatıyordum, şimdi ne olduğunu elbette ki hatırlamıyorum, o esnada gözüme çarpan 16-17 yaş arası  gençlerden biri dans etmekteydi. bir arkadaşı da ıptdıs bir müzik açmış ona çanak tutuyordu. fakat dans dediysem, bildiğin apaçi dansı. böyle bişey olamaz. olmamalı. bir süre inanılmaz bir coşkuyla dans eden gence, bi yerden sonra arkadaşı da katıldı. arkadaşı kadar aktif ve coşkulu olmasa o da son derece dıpıdı dıpıdı dans ediyordu. ben 'artık bakamıycam' diyerek kafamı diğer tarafa çevirdikten hemen sonra ali beni dürttü. aman yarabbim o da nesi, iki kişi halay çekiyorlardı. henüz buna şaşırmaktayken video çekmeliyim o may gaş diyerek telefonumu elime almıştım ki annem aradı. bütün video planları suya düştü tabi. annem konuş da konuş bitiremedi çünkü. inmemize 1-2 dakika kala çocuklardan biri fütursuzca, hunharca sigara yaktı blog. evet, otobüsün içinde. hayatımda yaşadığım en komik otobüs vakasıydı bu, keşke orda olsaydın. ya da en azından keşke video çekebilseydim.

otobüsten indiğimde ise başıma daha neler geleceğinden habersizdim.
bunu kadıköy kumluk durağından bir görselle açıklamak istiyorum, kelimeler yetersiz çünkü:



bu esnada hala annemle telefondaydım, gülemedim doyasıya. içimde kahkahaların fokurdaması hissiyle tanıştım. ali de sağolsun kahkahalarını özgür bırakmak için telefonu kapatmamı bekledi. bin yıl güldükten sonra dünyanın en güzel günü olduğuna karar verdik dünün. zira yolculuğumuzun esas amacına doğru hızla yürümekteydik bebişim.

kadıköy starbaksta tuvalete şifre koyduklarını biliyo muydun? böyle bişey satın alıyosun, fişte şifre oluyo, onunla giriyosun tuvalete. ben dün öğrendim. ama çalışmıyo yani yalan. yine de fişte şifre var. komik ve salak. bi de yine kadıköy starbaksın oralarda takılan bavullu deli bu aralar yok, yerine sigara çalan deli gelmiş. bütün dişleri altın. en azından ön dişleri öyle. altın da değil de, metalik garip. çok korktum ben.

dün çok güzeldi ama. valla diyorum bak.

ha bi de, dün saat 5 sularında biz sigarayı bıraktık. ciddiyim. başardım bak! hiç bu kadar başarılı bi sigarayı bırakma ilk günü geçirmemiştim.

ali'ye sevgilerimi hoplatıyorum buradan.

christmas zamanına nasıl da bir bayılıyorum...


                                                                               

10 Kasım 2010 Çarşamba

doğru

better be.

lc

last christmas dinleyip bir önceki sene birisi kalbimi çok kırmış da bu sene çok pis aşık olcakmışım gibi takılma mevsimim geldi, kutlu olsun. suç toffee nut latte'nin çıkışında bence.

sonra da açıp lady gaga ve space cowboy'un christmas şarkısını dinliyorum hemen bütün ruh halim değişiyor. cherry cherry boom boom. (demek ki bunun suçu da dark cherry mocha'nın çıkışında?)

christmas benim değilsin, sana neden gönülden bağlandım? mevsimsel kahveni mi seviyorum, havanı mı, her sene getirip sonra zort diye götürdüğün türlü çeşit cicileri mi?



kaynakça:

http://fizy.com/#s/1m2x3n

http://fizy.com/#s/1m8hdq

rapapapam pam!





but if you kissed me now i know you'd fool me again

8 Kasım 2010 Pazartesi

yerin çok galiba


Original Video - More videos at TinyPic

manasız

yine neden sabahladığım belli olmaksızın bu saatte buralarda sürtüyorum.
the xx dinliyorum.
skype olsun, msn olsun sosyalleşiyorum.
neden?
çünkü arkadaşlarımın hiçbirini real dünyada göremiyorum.
okuldaki arkadaşlarımla bile görüşemiyorum.
az sayıdaki ortak derslerimize gitmememden dolayı görüşemiyoruz.
herkes suçsuz, ben suçluyum.
yoo hayır, her zaman en dolu günüme program yaptıkları için suçlamıyorum onları.
hayır hayır.
trip filan atıyorum ya böyle, bayıldım kendime şu anda.
her hafta sonum da ayrı sorumsuz, ayrı asosyal.
heart skipped a beat dinle, the xx. çok güzel.
kuşlar filan ötüyor dışarıda.
deliler galiba.
neden ayakta onlar bu saatte?
vici vici diye ötüyolar yeminle.
sometimes i still need you, 3dmax dividisi...
bitti

3 Kasım 2010 Çarşamba

dünyanın en eğlenceli insanı: nk


bayılıyorum bu insana, aklının içinden öpüyorum kendisini.

2 Kasım 2010 Salı

ay of

ben gezemiyorum bu aralar, hep ondan geldi içime bi sıkıntı oturdu kaldı.
kalkıp çekip gidip gezmek istiyorum.
ohaa yarın yapsam mı ki? okulu falan kırsam? yapıym mı? ruh sağlığımdan önemli mi ayol?
of. bence artık soluksuz bir nefesim bence artık herkes gibiyim.

bi geziym yeminleN depresyondan çıkıcam. söz bak.

sili yor sil mi yor sili yor sil mi yor
sonunu dinle allasen cidden çok komik
http://fizy.com/s/1o10af










şu anda gelen mesajla depresyondan çıktım. UÇ!

evet, kararsızım

dün oturdum kendimle konuştum abi. (bloga abi demek de neyin nesi?)
yok yani kararsızım.
yapacak bir şey yok.
my bat lightning heart wants to fly away, hem de mütemadiyen.
ne yapabilirim?
then i ask you now, what's a girl to do?


bunu daha öncede sormuştum da hala cevap yok.




say you like it 
say you need it
when you don't

tamam mı lucy? aferin sana.
son zamanlarda dediğim gibi: ben kalp ben.

kendime puanım 100.

gözlerimden zeka fışkırıyo olm.

ooğğ beybii beybiii

kasım gelmiş ya, hiç uyarmıyosun.

benim kasım, aralık, ocak, şubat, mayıs, haziran ve eylül+ekim için ayrı playlistlerim var.
az biraz ruh hastası bi durum olmakla beraber, hicri takvime göre yaşasaydım bence daha çılgın olurdu.

şu an 1431 yılındaymışız, düşünsene. "ay şu an mevsimlerden cat stevens" demem aniden daha normal geldi dimi?

newarch'ın (mimarlık kulübümüz) bu yılki tanışma toplantısı belfast'ta yapılıyormuş. ben ilk tanışma toplantısına gittiğimde last stop'ta takılmıştık. o denli geçmiş zaman. şimdi sırf benim sevdiğim ve mıncırasım gelen bir mekanda tanışma toplantısı yapıyorlar diye gitsem mi diyorum. aynı akşam bir arkadaşıma sinemaya gitme sözüm de var. hadi ikisine birden gideyim? nasıl, yetişemiyorsun değil mi çılgınlıklarıma bebeğim. e aylardan wild world. napcaksın.

çılgınlık demişken, bugün 50 lira kaybedeyazdım. yüreğime iniyordu yemin ediyorum. hele ki borç batağında olduğum şu günlerde, hsbc ve garanti ile ilişkilerimizi gözden geçirmeden değil 50 lira kaybetmek 0.0005 kuruş bile kaybetmeye dayanamam valla. o 50 liraya gözüm gibi bakıp, çeşitli büyülerle dualarla klonlamayı planlıyorum. inanırsak neden olmasın, sorarım sana.

2 ay + 15 gün sonra ingiltere'ye gidiyorum blog. beni hep özle olur mu? bensiz kalama e mi!!
yok yok şaka. özleme. oradan da yazarım ben sana.
ben kötü gün dostu muyum olm?

bu arada ilk girdiğim saçma konuya geri dönecek olursam, aralık ayı between the bars & see you ayı. see you AYI!!! der gibi değil ama. aylardan see you. çok trajik. 17 aralık ilk sevgilimle ilk günümdü. o yüzden ne zaman aralık ayı (aralık AYI!! değil, aylardan aralık) gelse, sevgilim olcak na şimdi diyorum. ama olmuyo. bazen oluyo. bazen olmuyo. belli olmaz, hayat bu. ama bence bu sene olmaz. neyse, 17 aralık gününü her sene kendi başıma depresyona girerek kutluyorum. bu sene çok özel ama. çünkü bugün sınava girmeden önce, benden sonraki devasa aşklarından biri ile aynı okulda olduğumu fark ettim. ben sınava giriyorken, o sınavdan çıkıyordu. ve beni tanımadı küçük bitch. ben onu tabi ki tanıdım. öncelikle saçından ve sesinden. gençlere sevgili kaptırılan bir yaşa hoşgeldim. ben kalp yaşım.

o değil de bu eski sevgilimden blogda ne çok bahsediyorum. bi şekilde okursa filan rezillik olmaz mı. olmaz aslında? olur mu? amaan gizlimiz saklımız mı var ayol.

öptüm bay

sonuç itirafı: düzenli ilişkim olmasını çok özledim ben. böyle yanımda olsun sürekli, elini tutıym falan. şakalar yapiym. yüzyıllardır olmadı blog, her genç kız gibi (?) ben de isterim ki olsun. sıkıldım yeter ayol. a aa yine yaşlandım şu ancüezde, fark ettin mi?

benim için re-blog edilesi bi insansın sevgili zeytin

01 KASIM 2010 PAZARTESI


yabanilikle yalnız olmak istemeyi karıştırmayalım beyler

Kabul etmek gerek, yalnız başına takılmaktan köşe bucak kaçan, mutlaka yanına eşlik edecek birini arayan, bulamazsa depresifleşen türden bi insan değilim. İkinci bi insanın varlığına ihtiyaç duymadan gitmek istediğim yere gidebilirim, izlemek istediğim filme tek kişilik bilet alabilirim, alışveriş yaparken başkasının fikrini almak istediğim çok azdır hatta istiklaldeysem yalnız dolaşmayı özellikle severim. Hava güzelse, kulaklıklarım kulağımdaysa, ayakkabım vurmuyorsa hiçbir problem yoktur benim için. Rahatsız sessizlikler yaşayarak dolaşacağım bi insandansa, oh derim tek başımayım, istediğim yerde istediğim kadar vakit geçiririm, istersem aynı kazağa bakmak için aynı dükkana 6 kez girer çıkarım, girdiğim kitapçıdaki her dvdyi, her kitabı tek tek ellerim, kafa rahatlığı gibisi yok dimi şekerim diye de eklerim.

Yalnızlık bazen gerçekten de rahatlatıyor, ona da ihtiyaç duyulabiliyor, buna yüzde yüz eminim ben. Her ne kadar dinlediğim, gördüğüm herşeyi sonra sevgilimle tekrar yapmak istesem de, onunla paylaşmadan aldığım keyfin yarım kaldığını düşünsem de, arada sırada yalnızlık iyidir, korkunç sıfatıyla tanımlanmadığında sevecen bile olabilir, evet.

Bi kafenin cam kenarı koltuğuna oturuyorum, milliyet sanat alıyorum, meyveli tartla sütlü kahve söylüyorum, 2-3 saat geçiriyorum, sıkılınca kimsenin kahvesinin bitmesini beklemiyorum.
Kendimle takılıyorum işte. Seviyorum onu. İyi bi kız bence, aynı şeylerden hoşlanıyoruz falan, anlaşıyoruz biz aramızda.

bakalim.

Telefonumdan blog yazabiliyor muyum ki acaba?
Belli ki yazabiliyorum.

Su anda motivasyonum -6525 fakat yine de history of turkish revolution calisma cabam var.

Bu haftayi, proje jurisinden sonra kesinlikle ciddiye alamayacagim zibik vizelere ayirmakla ne de iyi etmisler degil mi?

Yok. Kesinlikle ciddiye alamiyorum. Bu derslerin niye vizesi var ki diyorum. Bence cok hakliyim. Olmasin. Bi de yarin su dersin miyminti vizesine gittigimde 'haci sen devamsizliktan kaldin yalniz, vizeye giremiyon' diyebilirler gibi dusunuyorum. Bu sartlar altinda belki de yaklasik 1 yil sonra bugun olan bir vizeye calisiyorumdur. Kimbilir.

Ay cok mutsuzum blog. Mutlu ve eglenceli ve sakali ve komikli ve hoppidi gunlere 658 yil 11 ay var bence su anda.

Ayrica da pms sagolsun duygularim allak bullak. Basim agriyor bi de.

Yahu proje gununde tarih vizesi mi olurmus pardon da?

Of uykum geldi.

Birkac saat icerisinde hilafeti 5 kere falan kaldirdim.

Bence ben su anda Saruhan Mebusu Vasif Bey ve 57 arkadasiyim.

1 Kasım 2010 Pazartesi

bir önceki yazı ile alakalı olaraktan

dilara da hemen okusun blogu, hemen bulsun o kızı.
ben de hatırladığım için bir daha bir daha derinlemesine stalk edeyim.
hepimiz biraz stalker değil miyiz?
tamam biliyorum siz değilsiniz.
biz ikimiz sadece dimi.
öf.

ilk defa size siz dedim ha, sen demedim. bugün çok kibarım.

kibar feyzo diye film vardı o geldi aklıma, hafızamı kim açtıysa alacağı olsun.

hayat böyle çok çirkin. hafıza sorunumu özledim.

çik filik arayan varsa, hemen koşup some kind of wonderful izlesin.

çok üşümekle beraber başım da dönüyor.

düşünsene, bu kızı ilk kıskandığımda ne facebook vardı ne twitter.
o zaman sadece deviantart vardı. takip etmesi de çok zordu.

those were the days my friend.

saçma

şimdi aklıma sebepsizce çok mal bi anım geldi.

bilmemkaç sene önce, sevgilimle okulu kırmışız böyle aptal ötesi bi cafeye gitmişiz. zeus cafe. tabi o zamanlar çok seviyoruz. buranın çatı katında sadece çiftler takılıyodu o zamanlar ve oturulası şeyler araba lastiği filan gibi objelerden ibaretti.

bende işte okulu kırmışım ya, giyebileceğim maksimum sivil kıyafet beden eğitimi eşofmanı. o da her nedense tommy marka bişey. bunun konuyla ilgisine değinme ihtimalim olabilir diye belirteyim dedim.
biz zeus'un çatı katında oturuyoruz, gayet romantik o an için her şey. ice coffee diye bir şey var menüde, istiyorum fakat bildiğin soğuk suyla yapılmış nescafe geliyor. hatta nescafe amblemli fincanda geliyor. o denli kaygısız bir mekan, düşün. ama o bile romantizmi bozamıyor.

her neyse efendim, biz öpüşüp koklaşırken alakasız bir kız geliveriyor çatı katına. o ana kadar yapayalnızız. kız bi noktada bizle muhabbet etme girişiminde bulunuyor. ama çok ilginç. çünkü kız sevgilime alenen ve utanmaksızın yavşamakla beraber, sevgilim gibi yahudi olduğunu ve adının cansu olduğunu iddia ediyor. zeus'a hep geldiğini nasıl karşılaşmadığımızı soruyor. sevgilimle dinsel adetlerinden vs konuşurlarken, kız aniden beni aşağılamalara sen bilmezsinlere başlıyor. bu arada dinsel bir bilgisi mevcut değil. "ay sen gitar mı çalıyosun ben de çok güzel şarkı söylerim bilirler aşağıdakiler hadi gidelim gitar da var burda" diyor sevgilime.

ayol pardon da oha! öpüşüyoruz filan orda, nasıl bir bölücü yavşamadır bu! ha ama aşağı iniyoruz. sevgilim aşağı inmenin çıkışa doğru yavaş bir hamle olduğunu söylüyor. aşağı indikten sonra kız zombie mi bir şey söylüyor da sonra hesabı ödeyip kaçıyoruz. sesi de bok gibi. kıskançlıktan demiyorum olm, gerçekten kötüydü sesi. sonra "ay ben söyleyemedim şimdi ya sesimi ısıtmam lazım" gibi bir şeyler saçmaladı. kız bana "hop tommy eşofmanlı kız!" filan diyordu o gün. ulan ismimiz aynı salak. ne kadar zor olabilir hatırlamak. bak ben senin adını hala hatırlıyorum!

bu ne ya? ne alaka? nereden geldi aklıma? kız kısa siyah saçlıydı bi de. ama bence adı cansu değildi. sevgilimin düşüncesine göre yahudi de değildi zaten. amacı neydi hiç bilemedim. belki de deliydi. biz kısa bir aradan sonra zeus'a gitmeye devam ettik ama onu bir daha hiç görmedik.

happy halloween bebeklerim. hava çok soğuk. kalın giyinin. cadılarınız bol olsun.


şimdi tam veda edecekken yine aynı sevgilimin ayrıldıktan sonra hoşlandığı bi kızı bana anlattığı günler geldi aklıma. ne biçim kıskanıyodum biliyo musun. ama hiç belli etmiyodum. bi keresinde kızın bi fotoğrafında göğüs uçları görünüyordu, efendim sence üşüdüğü için midir yoksa tahrik olduğu için midir diye sormuştu bana. iki tane çakıcaksın. kız da güzeldi ha. ismi filan da ilginçti. şu hayatta en çok kıskandığım kız da odur, hala stalk ederim kimi kimi. sıkıldıkça. boş zamanlarımda.

bay.
Web Analytics Real Time Web Analytics