ne zaman çok mutlu ve huzurlu olsam, mutlaka bunu kendi kendime bozuyorum.
hemen gidip bir şeye bakıyorum, bir şey dinliyorum veya ne bileyim işte bir şey izliyorum. sanki "bakalım cidden mutlu muymuşum" denemesi gibi, sapıkça bir şey biraz.
ve mutluluğumu bozamadıysam daha da ısrarla deniyorum, daha da emin olmak için. o kadar ısrarlıyım ki, nihayetinde bir şekilde moralimi bozuyorum.
ve sonra yine bir şey yapıyorum "gerçekten mutsuz muymuşum bakalım" diye denemek için. ve bu sefer de bir şekilde mutlu oluveriyorum.
sonra "hayatım yalan" diyorum ve gülüyorum.
ya duygusuzum -yani bütün duygularım çok feci yalan, ya da deliyim. ya da ikisi birden. henüz karar veremedim. bakalım gerçekten deli miyim? deneyelim mi?
bu deneylere harcadığım bilinçsiz eforu düşünsene, ne enerji.
sonuç: hendrix'ten geliyor, manic depression.
31 Mart 2010 Çarşamba
30 Mart 2010 Salı
şeyler
itiraf gibi bir şey: böyle bi şarkı dinlerken bazen arkadan sesler geliyo ya, çok korkuyorum ben o seslerden. hiçbi zaman şarkıdan geldiğini kabullenemiyorum. hele ki bi de ipod'la ilişki halindeyken bunu yaşarsam, kulaklıkları çıkarıp hemen çiftleşirken basılmış bi kedi gibi saçma sapan bakışlarımı tek bi noktaya kitleyip kulak kesiliyorum.
haber gibi bir şey: gossip girl'ün türk versiyonu çekiliyormuş. adı da "küçük sırlar" olacakmış. sinir oldum ve bu fikrin sahibi kimse gidip kendisine doyasıya çemkirmek istiyorum. serena'yı sinem kobal, nate'i de burak özçivit oynayacakmış. sinem kobal bölüm başına 15000 tl alacakmış. hüzünlendim. her dizinin türk versiyonunu çekip 10 bölüme kalmadan batırmaya doyamıyorlar resmen. hayır yani ben bile utanıyorum bazı bazı.
i'm the crazy bitch around here diyesim geliyor hala.
çekmeyin o dizinin türk versiyonunu, lütfen bak. blair'i kim oynayacak hem? aşkı memnu'daki nihal mi oynayacak?
(bu kadar bahsi geçmişken şunu söylemeden geçemeyeceğim: gossip girl'ün the empire strikes jack isimli son bölümü bir hayli iyiydi.)
işitsel bir şey: 2 ekim 2010, scorpions konseri. beni mutluluktan öldürme olur mu? gerçekten bugün mutluluktan patlayabilirim.
görsel bir şey: reality bites izledim, güzelmiş. her filmde kendimden bir şeyler bulmayı başarmak beni şaşırttı gibi. yok ya şaşırtmadı ben artık şaşırmıyorum, tarzım değil şekerim.
yazınsal bir şey: anna'nın 7 günahı isimli kitaba başlayacağım. çok fazla güzel gibi duruyor. kitap bittikten sonra 7 günah işleyeceğim, bana katılmak isteyen varsa haber versin. bu dediğimin üzerine şu an fesatlık yapan varsa kafasına akrep nalan düşsün.
sonuç: uzun süredir burada sigaradan bahsetmedim gibi geliyor. dün saatler gece yarısını göstermekteyken mert en yakındaki siyah objeyi dürtüp, "ciğerlerin bu renk oldu şu an bence" dedi.
kaynakça: yerli gosip görl haberi bir tık ötede! evet.
bu da bonus haber. sonra cansu niye küfürbaz oldu. al işte.
haber gibi bir şey: gossip girl'ün türk versiyonu çekiliyormuş. adı da "küçük sırlar" olacakmış. sinir oldum ve bu fikrin sahibi kimse gidip kendisine doyasıya çemkirmek istiyorum. serena'yı sinem kobal, nate'i de burak özçivit oynayacakmış. sinem kobal bölüm başına 15000 tl alacakmış. hüzünlendim. her dizinin türk versiyonunu çekip 10 bölüme kalmadan batırmaya doyamıyorlar resmen. hayır yani ben bile utanıyorum bazı bazı.
i'm the crazy bitch around here diyesim geliyor hala.
çekmeyin o dizinin türk versiyonunu, lütfen bak. blair'i kim oynayacak hem? aşkı memnu'daki nihal mi oynayacak?
(bu kadar bahsi geçmişken şunu söylemeden geçemeyeceğim: gossip girl'ün the empire strikes jack isimli son bölümü bir hayli iyiydi.)
işitsel bir şey: 2 ekim 2010, scorpions konseri. beni mutluluktan öldürme olur mu? gerçekten bugün mutluluktan patlayabilirim.
görsel bir şey: reality bites izledim, güzelmiş. her filmde kendimden bir şeyler bulmayı başarmak beni şaşırttı gibi. yok ya şaşırtmadı ben artık şaşırmıyorum, tarzım değil şekerim.
yazınsal bir şey: anna'nın 7 günahı isimli kitaba başlayacağım. çok fazla güzel gibi duruyor. kitap bittikten sonra 7 günah işleyeceğim, bana katılmak isteyen varsa haber versin. bu dediğimin üzerine şu an fesatlık yapan varsa kafasına akrep nalan düşsün.
sonuç: uzun süredir burada sigaradan bahsetmedim gibi geliyor. dün saatler gece yarısını göstermekteyken mert en yakındaki siyah objeyi dürtüp, "ciğerlerin bu renk oldu şu an bence" dedi.
kaynakça: yerli gosip görl haberi bir tık ötede! evet.
bu da bonus haber. sonra cansu niye küfürbaz oldu. al işte.
bunlar hep
medley
0
diamonds
oğğ-keeey
OKEY FAYN.
o değil de bunu gördüm ve aniden telefon çaldı ve ıhh dedim, çok acayip oldu bence.
ama mahmure ne ya?
bunlar hep
ok fine
0
diamonds
29 Mart 2010 Pazartesi
$9.99
bu filmi bana tanıttığı için geçen yılki film festivaline, tesadüfen karşıma çıkardığı için hazal'a sonsuz teşekkürler.
bilet bulamadığım için gidememiş ve yıkılmıştım geçen yıl ama haklıymışım.
bir hayli güzel.
benim yaptığım yorumları okumanızdan ziyade sizin de izlemeniz daha güzel olur diye düşündüm bu defa.
bunlar hep
görselşeyler
1 diamonds
28 Mart 2010 Pazar
dünyanın en uzun gök gürültüsünü dinleyen insanlar
lucy:
*oha yıldırımı gördün mü
*ohaaaa
*abbeevv
.Arda.Bay. - - :
*evet
*hala gidiyo
*iyiymiş
lucy:
*çok acayip
.Arda.Bay. - - :
*oha hala gidiyo
lucy:
*hiç beklemediğim bir an:D
*oha hala
*hatta
.Arda.Bay. - - :
*hala gidiyo lan
lucy:
*fade out
*:D
*oha hala
.Arda.Bay. - - :
*oha
lucy:
*yuh
*?!
.Arda.Bay. - - :
*yavaş yavaş
lucy:
*bitti
.Arda.Bay. - - :
*hah bitti
lucy:
*ahaeuhauejkfsskd
.Arda.Bay. - - :
*kaskaskakskaskaskaskakskask
*oha yıldırımı gördün mü
*ohaaaa
*abbeevv
.Arda.Bay. - - :
*evet
*hala gidiyo
*iyiymiş
lucy:
*çok acayip
.Arda.Bay. - - :
*oha hala gidiyo
lucy:
*hiç beklemediğim bir an:D
*oha hala
*hatta
.Arda.Bay. - - :
*hala gidiyo lan
lucy:
*fade out
*:D
*oha hala
.Arda.Bay. - - :
*oha
lucy:
*yuh
*?!
.Arda.Bay. - - :
*yavaş yavaş
lucy:
*bitti
.Arda.Bay. - - :
*hah bitti
lucy:
*ahaeuhauejkfsskd
.Arda.Bay. - - :
*kaskaskakskaskaskaskakskask
*böyle gülücem
lucy:
*babam geldi
*korktun mu
*diye
*ben böyle bişey duymadım dedi
*:D
.Arda.Bay. - - :
*:D
*ben 51 yaşıma geldim daha pazarda artiz görmedim
bunlar hep
EMESEN,
güldürük
0
diamonds
büyükşehir çalışıyor
en azından çalışmaya çalışıyor. ama masası dağılıyor.
sıcak çikolatayla çilekli eti hoşbeş yiyecek duruma geldim.
yağmur yağıyor bu arada, çok güzel.
bir de iamx - simple girl dinliyorum. başarılı.
sıcak çikolatayla çilekli eti hoşbeş yiyecek duruma geldim.
yağmur yağıyor bu arada, çok güzel.
bir de iamx - simple girl dinliyorum. başarılı.
bunlar hep
istekparça,
kişiselmeseleler
0
diamonds
bitsin
bi de şöyle bişey var ki,
mart bitsin artık çok uzadı.
ne çirkef aymış.
sakız gibi.
bitsin artık da nisan gelsin.
nisanı severim
mayıs ise festivalli final dönemli falan, süper bi ay.
haziran zaten canımdan bir parça, söküp atamam.
mart biraz sıkıcı. pek hareket yok martta. mart, bi tek kedilere güzel bence.
ne staj yapayım ne de yaz okuluna gideyim, gezeyim göreyim istiyorum.
okul da uzasın, mis gibi.
mart bitsin artık çok uzadı.
ne çirkef aymış.
sakız gibi.
bitsin artık da nisan gelsin.
nisanı severim
mayıs ise festivalli final dönemli falan, süper bi ay.
haziran zaten canımdan bir parça, söküp atamam.
mart biraz sıkıcı. pek hareket yok martta. mart, bi tek kedilere güzel bence.
ne staj yapayım ne de yaz okuluna gideyim, gezeyim göreyim istiyorum.
okul da uzasın, mis gibi.
bunlar hep
iklimler,
kişiselmeseleler
2
diamonds
gainsbourg
yer kalmamıştır, artık çok geç, aldanmayayım, dönüş yok oyunlara sanıyorken iki adet biletim oldu ahmet sayesinde. ♥
etti 20 film, düz hesap.
etti 20 film, düz hesap.
bunlar hep
arkadaşlar,
görselşeyler
0
diamonds
o değil de
..........
ahmet halit :
*bak tarihteki ahmetlere:Ç
lucy:
*senin bakış açına bittim:D
ahmet halit :
*ne kadar başarılı
*hz. muhammed ahmed mesela
*:ÇÇ
lucy:
*ahueuhauheuakjsd
ahmet halit :
*o dğeil de
*pornopop diye bi gruba sardım
lucy:
*o ney
ahmet halit :
*fena bi grup
*benim profile de
*onların centre diye bi şarkıları var dinle
lucy:
*okkeyto
ahmet halit :
*o değil de
*miskin için o örnekler yeter dimi
lucy:
*evet yeter:D
ahmet halit :
*başka da bişi yok zaten nette
lucy:
*cürülerim geçsin yappazaam
ahmet halit :
*ne ezik karaktermiş a.q
ahmet halit :
*şşştttt
*o değil de
*johnny deep in gizli pencere miydi neydi
*öyle bi filmi var ya
lucy:
*evet sikrıt vindou
ahmet halit :
*orda joni dep in giydiği bi hırka var
*ona hastayım
*onu bulsana bana ya:m
*ya da giydiği bornoz da olur
lucy:
*nerden bulcam ya:D öriym mi
*bu arada cidden iyiydi lan
ahmet halit :
*almana bilem gerek yok
*ben alırım
*sen yeter ki bul
*:Ç
ahmet halit :
*bak tarihteki ahmetlere:Ç
lucy:
*senin bakış açına bittim:D
ahmet halit :
*ne kadar başarılı
*hz. muhammed ahmed mesela
*:ÇÇ
lucy:
*ahueuhauheuakjsd
ahmet halit :
*o dğeil de
*pornopop diye bi gruba sardım
lucy:
*o ney
ahmet halit :
*fena bi grup
*benim profile de
*onların centre diye bi şarkıları var dinle
lucy:
*okkeyto
ahmet halit :
*o değil de
*miskin için o örnekler yeter dimi
lucy:
*evet yeter:D
ahmet halit :
*başka da bişi yok zaten nette
lucy:
*cürülerim geçsin yappazaam
ahmet halit :
*ne ezik karaktermiş a.q
ahmet halit :
*şşştttt
*o değil de
*johnny deep in gizli pencere miydi neydi
*öyle bi filmi var ya
lucy:
*evet sikrıt vindou
ahmet halit :
*orda joni dep in giydiği bi hırka var
*ona hastayım
*onu bulsana bana ya:m
*ya da giydiği bornoz da olur
lucy:
*nerden bulcam ya:D öriym mi
*bu arada cidden iyiydi lan
ahmet halit :
*almana bilem gerek yok
*ben alırım
*sen yeter ki bul
*:Ç
*kızımmmmmm
*hadi be
*hadibe hacı
*hadi be burhan abisini gulü
lucy:
*taam bulcam söz:D
ahmet halit :
*holalaley:Ğ
*:hy
...........
bunlar hep
EMESEN,
sevdiğim insanlar
0
diamonds
saat
ya sen biliyo musun jüri öncesi bi zavallının tam 1 saatini iç etmek ne demek? ne adisin be. illa bugün mü ileri alınacaktı bu saatler, şart mıydı yani?
bana kaybolan 1 saatimi geri verene çok büyük ödüllerim var.
bana kaybolan 1 saatimi geri verene çok büyük ödüllerim var.
bunlar hep
atar,
kişiselmeseleler
1 diamonds
ay kusuciim
sevgili blog, sözüm sana.
jüri falan dinlemiyor bu bünye. ne zaman arkamı dönsem sen varsın. sırf projeyle uğraşmamak için facebook sayfamı güncelleyeyim işte efendim kim ne tivitlemiş bakayım böyle bayat filmler izleyeyim sevdasındayım, hiçbirinde tık olmasa da sen burada hazır ve nazır çekici mi çekici bekliyorsun.
bi kere her şeyden önce iyi bi dost, doğru bi yoldaş (!) olsaydın arada bi açılmazdın ne bileyim hata filan verirdin. ben sana illa "git dersini bitir öyle gelip konuşalım" diye uyarı çıkar karşıma demiyorum ama en azından "şu anda bağlantı tıkıştı kankrella sonra gel" tadında bi uyarı ver ve açılma ne bileyim.
kalbimi kırmadan böyle imalarla beni yola getir.
bak hala buradasın.
beni gerçekten tanısan kesinlikle yüzsüzlüğüm zıpçıktılık seviyesine gelene kadar susmayacağımı bilirdin.
gerçi senin de suçun yok, hesapladım 8 saat galatayı bilmem nereyi gezmişim. uyuya zırlaya gittim sabah. hiç gidesim yoktu da işte sorumluluk duygusu fakşit. çok sorumluyum tabi deli misin. bi de fotoğrafları ben çekeyim istedim. ukalayım. ukala olmak çok eğlenceli bişey ama öyle deme. hem hakikaten de kimse fotoğraf makinesi işine girişmemişti bile, öyle bi güven. düşün. neyse. şimdi binanın cephesine bak, fotoğrafını çek, sonra fotoğraflanabilecek detayları görsel bi elekten geçir bi de onları çek, kontrol et yine çek, açı zıpırsa yerlerde yuvarlan öyle çek gibi durumlar yaşadım bugün. bi de "beni mi çekiyii yaa" diyen yurdum insanları vardı ki, şeker gibiler şeker. bi ara köpek bile kovaladı da hiç yüz vermedim. korkmayınca bırakıyolar peşini ya hani, bildin mi? böyle böyle 400 fotoğraf çekmişim. sonra bi de grup arkadaşım bana çemkirdi blog biliyor musun? o da gitmesin italya'ya gezmeye blog, banane. bak ben gidiyo muyum? ben film festivaline gidiyorum. yani ne bileyim. bana telefon etseler mesela arayana fatura girmez anlıyo musun? ya da gece gel deseler gelirim ben blog. hiç durmam.
bi de biliyo musun, odamı o kadar sigara kokutmayı başardım ki bugün midem çok bulandı ve sigara içemedim. sonra içtim ama, tünele gelip de paftayı açıp da pafta dahilindeki genelevleri görünce sinirlerim bozuldu. dedim sigara içeyim. sonra binaları numaralandırmaya kalkışınca sayıların haneleri binaların planlarının üzerine sığmamaya başladı ve yine dedim bi sigara içeyim. fotoğraf çekerken yoruldum yine içtim. vapur bekledim yine içtim. eve geldim bişeye kızdım şimdi hatırlamıyorum ama o zaman da içtim. telefonda konuşurken içtim. eski sevgilim tam yemek yiyecekken aradı yine içtim.
sahi blog, eski sevgilinle arkadaş oldun diyelim ki o zaman ondan eski sevgilim diye mi bahsedilir arkadaşım diye mi? şimdi arkadaşım desen diğer arkadaşların gibi değil tabi ama eski sevgilim deyince de biraz çirkin oluyor. mesela ben bi keresinde eski sevgilimle bi yerde oturuyodum, biriyle beni tanıştırırken "bu da eski sevgilim cansu" demişti. çok garip hissetmiştim kendimi. öyle oturup çay içiyoduk çünkü. gülüp eğleniyoduk falan aniden suratımı astım. sonra o da özür diledi. demek ki garip bişey olma ihtimali varmış bunun da. çünkü o çocuk az biraz odundu, özür dilediyse hakikaten garip bişey yaptığını düşünmüştür. ya da bilmiyorum ben somurttum diye de özür dilemiş olabilir. bilmiyorum be blog. belki de öylece oturup çay içmemek lazımdır. öte yandan başka bi tanesiyle sürekli buluşup bişeyler yapıyorum, gelenekselleşmiş hareketlerimizi bile bırakmadık. işte öyle insanlardan mesela arkadaşım diye bahsetmek daha sağlıklı olabilir. çünkü şimdi hayatımda biri varken aniden çıkıp "eski sevgilimle buluşuyorum haleaoeleae" dediğimde çok çirkin olabilir.
yaa işte öyle.
neler düşünüyorum dimi blog.
aslında tek bi sebebi var tüm bu düşüncelerin biliyo musun?
oha bunu da mı bilmiyosun?
çok tırtsın.
şaka şaka çok iyisin severim seni ben.
bak sevgi dedim aklıma yine bin tane şey geldi.
du konudan sapmadan düşünce akışımın sebebini söyliym.
ben şu an hiç mi hiç çizmek istemiyorum ya. beynim yorgun, kafamda binalar ve mahalleli sesleri fink atıyor.
pazartesi jüri var.
çarşamba başka bi jüri var.
vicdan yaptığım için uyuyamıyorum ama uykum olduğu için de beynim çalışmıyor.
keşke eve geldiğimde uyusaydım, şimdi uyanıp çalışırdım.
yine enayilik ettim gördün mü bak.
ha unutmadan... saatleri 1 saat ileriye alsana. kaç tane saat var etrafta bak. hadi güzelim.
jüri falan dinlemiyor bu bünye. ne zaman arkamı dönsem sen varsın. sırf projeyle uğraşmamak için facebook sayfamı güncelleyeyim işte efendim kim ne tivitlemiş bakayım böyle bayat filmler izleyeyim sevdasındayım, hiçbirinde tık olmasa da sen burada hazır ve nazır çekici mi çekici bekliyorsun.
bi kere her şeyden önce iyi bi dost, doğru bi yoldaş (!) olsaydın arada bi açılmazdın ne bileyim hata filan verirdin. ben sana illa "git dersini bitir öyle gelip konuşalım" diye uyarı çıkar karşıma demiyorum ama en azından "şu anda bağlantı tıkıştı kankrella sonra gel" tadında bi uyarı ver ve açılma ne bileyim.
kalbimi kırmadan böyle imalarla beni yola getir.
bak hala buradasın.
beni gerçekten tanısan kesinlikle yüzsüzlüğüm zıpçıktılık seviyesine gelene kadar susmayacağımı bilirdin.
gerçi senin de suçun yok, hesapladım 8 saat galatayı bilmem nereyi gezmişim. uyuya zırlaya gittim sabah. hiç gidesim yoktu da işte sorumluluk duygusu fakşit. çok sorumluyum tabi deli misin. bi de fotoğrafları ben çekeyim istedim. ukalayım. ukala olmak çok eğlenceli bişey ama öyle deme. hem hakikaten de kimse fotoğraf makinesi işine girişmemişti bile, öyle bi güven. düşün. neyse. şimdi binanın cephesine bak, fotoğrafını çek, sonra fotoğraflanabilecek detayları görsel bi elekten geçir bi de onları çek, kontrol et yine çek, açı zıpırsa yerlerde yuvarlan öyle çek gibi durumlar yaşadım bugün. bi de "beni mi çekiyii yaa" diyen yurdum insanları vardı ki, şeker gibiler şeker. bi ara köpek bile kovaladı da hiç yüz vermedim. korkmayınca bırakıyolar peşini ya hani, bildin mi? böyle böyle 400 fotoğraf çekmişim. sonra bi de grup arkadaşım bana çemkirdi blog biliyor musun? o da gitmesin italya'ya gezmeye blog, banane. bak ben gidiyo muyum? ben film festivaline gidiyorum. yani ne bileyim. bana telefon etseler mesela arayana fatura girmez anlıyo musun? ya da gece gel deseler gelirim ben blog. hiç durmam.
bi de biliyo musun, odamı o kadar sigara kokutmayı başardım ki bugün midem çok bulandı ve sigara içemedim. sonra içtim ama, tünele gelip de paftayı açıp da pafta dahilindeki genelevleri görünce sinirlerim bozuldu. dedim sigara içeyim. sonra binaları numaralandırmaya kalkışınca sayıların haneleri binaların planlarının üzerine sığmamaya başladı ve yine dedim bi sigara içeyim. fotoğraf çekerken yoruldum yine içtim. vapur bekledim yine içtim. eve geldim bişeye kızdım şimdi hatırlamıyorum ama o zaman da içtim. telefonda konuşurken içtim. eski sevgilim tam yemek yiyecekken aradı yine içtim.
sahi blog, eski sevgilinle arkadaş oldun diyelim ki o zaman ondan eski sevgilim diye mi bahsedilir arkadaşım diye mi? şimdi arkadaşım desen diğer arkadaşların gibi değil tabi ama eski sevgilim deyince de biraz çirkin oluyor. mesela ben bi keresinde eski sevgilimle bi yerde oturuyodum, biriyle beni tanıştırırken "bu da eski sevgilim cansu" demişti. çok garip hissetmiştim kendimi. öyle oturup çay içiyoduk çünkü. gülüp eğleniyoduk falan aniden suratımı astım. sonra o da özür diledi. demek ki garip bişey olma ihtimali varmış bunun da. çünkü o çocuk az biraz odundu, özür dilediyse hakikaten garip bişey yaptığını düşünmüştür. ya da bilmiyorum ben somurttum diye de özür dilemiş olabilir. bilmiyorum be blog. belki de öylece oturup çay içmemek lazımdır. öte yandan başka bi tanesiyle sürekli buluşup bişeyler yapıyorum, gelenekselleşmiş hareketlerimizi bile bırakmadık. işte öyle insanlardan mesela arkadaşım diye bahsetmek daha sağlıklı olabilir. çünkü şimdi hayatımda biri varken aniden çıkıp "eski sevgilimle buluşuyorum haleaoeleae" dediğimde çok çirkin olabilir.
yaa işte öyle.
neler düşünüyorum dimi blog.
aslında tek bi sebebi var tüm bu düşüncelerin biliyo musun?
oha bunu da mı bilmiyosun?
çok tırtsın.
şaka şaka çok iyisin severim seni ben.
bak sevgi dedim aklıma yine bin tane şey geldi.
du konudan sapmadan düşünce akışımın sebebini söyliym.
ben şu an hiç mi hiç çizmek istemiyorum ya. beynim yorgun, kafamda binalar ve mahalleli sesleri fink atıyor.
pazartesi jüri var.
çarşamba başka bi jüri var.
vicdan yaptığım için uyuyamıyorum ama uykum olduğu için de beynim çalışmıyor.
keşke eve geldiğimde uyusaydım, şimdi uyanıp çalışırdım.
yine enayilik ettim gördün mü bak.
ha unutmadan... saatleri 1 saat ileriye alsana. kaç tane saat var etrafta bak. hadi güzelim.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
medley
0
diamonds
27 Mart 2010 Cumartesi
26 Mart 2010 Cuma
bekleriz efenim
gelmek isteyene kucak açarız. son filmde açmayız yalnız, o özel.
*evet, iki filmin kesiştiğini eve geldikten sonra fark ettim. 'yabani otlar' biletimi isteyene verebilirim. hatta muhtemelen 2 tane veririm.
*evet, birkaç filme daha bilet alacağım. noolmuş yani.
*evet, bugün birisi beni elimdeki bol bilet sayısından ötürü görevli sandı (51 bilet vardı elimde o an)
*evet.
:)
bunlar hep
görselşeyler
6
diamonds
çık kımiksiniz
şimdi efenim yine bir sürü yazımı buradan uçurmuş bulunuyorum, pınar da dikkatleri bu yöne çekmiş zaten bol bol. çok duygusal olduklarından kelli onların zaman aşımı gibi bir durumları vardı. çünkü öyle yazılarımı sonradan görünce hem "ay ne açık yürekli konuşmuşum ay ay" diye utanıyorum, hem de bir noktadan sonra herkes anlamadığı için salakça görünebiliyorlar. (herkes derken kimi kastettim bilmiyorum, bizkaçkişiyiz?)
öte yandan bu aralar içimden ancak duygusal bayan çıkabilir, zira hem jüriler hem bişeyler çılgın gibi geldiler. inanamadım. projeler konusundaki tutumum "korkumdan ağladım, sabahladım, gelmedim üstüne"den öteye geçemiyor. bir de bütün arkadaşlarım bahar bunalımında, o da ruhumu yidi bitidi. evet, yidi bitidi.
yolladığım mektuplar sigara kokuyormuş. odamı uzak diyarlara yolluyor gibi hissettim kendimi. bi ilginç derin anlamlar yükledim buna. "gitme" dedim odama, "iyiydik lan.." dedim.
bu arada bugün iki defa telefonuma gelen mesajlar sebebiyle gülerek kendimden geçtim. çık kımiksiniz lafım onlara. biri gece 12 civarında apansız gelen "zilli" kelimesinden ibaret bir mesajdı, öbürünü paylaşmak istemiyorum. soğri.
akşam saatlerinde kahve içip yarım kilo (valla) çikolata tüketmekteyken sürekli bir cinsellik muhabbetine kaptırdık kendimizi. ve bu esnada arka masadaki değişen yüzler de sürekli bizi dinleyip kendi kendilerine güldüler. bi ara para mı istesek diye düşünmeye başladım. bi daha olursa hiç düşünmeden isticem bak. komiksem sana mı komiğim? kendi içimde eğleniyorum ben orada.ne anladın da güldün acaba? cinsel hayatımı duyduğun gördüğün mü var?
neyse efenim benim de dertlerim böyle işte. hadi yarın marcel var, bi de sinemaya gidicem, bi de artık festival biletlerimi alıcam sanırım. bugün uyuyayım diyorum.öptüms kocamansss bayssssssss xoxox -diyecek halim yok ama iyi bir hafta sonu dilemeden de geçemiyorum öte yandan. zira cumartesi&pazar beni zor bulursunuz. bu hafta ders çalışmaya çok kararlıyım. ("he hadi ya istersen kararlı olma, pzt ve çrş jürin varmış, yıkıl karşımdan" deseniz de doğru dersiniz)
erkeklere not: skinny jean giymeyin, pipiniz yalan olur. perez'in yalancısıyım.
sonuç: bugün yok sonuç falan, hadi yine iyisiniz.
bunlar hep
zibidilik
2
diamonds
24 Mart 2010 Çarşamba
the girl you lost to cocaine
barış'ı aradığımda bu çalıyormuş, biliyormuşum unutmuşum.
tam dinlerken durdurup aradım, telaşla açtı "hemen duydum the girl you lost to cocaine duydum koştum" dedi. bi anda felaket derecede kafam karıştı. sonra aydınlattık ama. komikti hep.
bu da böyle bi anımdır.
sağlıklı günler diliyorum.
sonuç: telepatik güçler artık iyice çığırından çıktı.
bunlar hep
anekdot,
istekparça
0
diamonds
ama o iyi.
everything i touched was golden
everything i loved got broken
on the road to mandalay diyor robbie williams şu anda.
hayatıma aniden giren bir dostum var.
ilk defa bu kadar ilginç tesadüflerle
ilk defa adeta bu kadar uzun zamanlardan beri planlanıyormuşçasına
ama ilk defa "hoşgeldin" deme fırsatını bulduğum
en kritik noktalarda
en gerekli hareketleri yapan
ben daha gerekliliğini bile fark edememişken
diğerleri gerekliliğini saptayamamışken
o biliyor hep.
her gün buralarda
uzakta ama
parmaklarımın ucunda
bazen çok üzgün
karanlık
bazen de öyle neşeli ki
beni gülümsetmeyen ya da düşündürmeyen tek bir anını bile görmedim
ve sanırım görmeyeceğim de
üzmüyor
kırmıyor
ama çok kırılmış
yanında olmayı seviyorum
there's nothing funny left to say
ona "seni seviyorum" demeyi çok seviyorum
gülümsettiğimi hissettiğimde çok mutlu oluyorum
aniden dost olabilmek hala mümkünmüş
bazen arayıp sadece içimdekileri birer birer saymak istiyorum
çünkü o kendini kilometrelerce uzakta sanıyor ama
aslında yanımda oturuyor şimdi
kırmızısıyla başka bir adamın mavisi çok karışmış
ama mor hep çok güzel
aslında kırmızı olduğunu bilmiyor
kimse söylememiş ona
-mavi başka hiçbir renkle karışıp mor olamaz-
ama kırmızı mordan hep çok daha güzel
every mistake i've ever made
has been rehashed and then replayed
as i got lost along the way
derken
haber vermek için duruyorum
sadece gülümsesin diye bir sürü satır atladım.
everything i loved got broken
on the road to mandalay diyor robbie williams şu anda.
hayatıma aniden giren bir dostum var.
ilk defa bu kadar ilginç tesadüflerle
ilk defa adeta bu kadar uzun zamanlardan beri planlanıyormuşçasına
ama ilk defa "hoşgeldin" deme fırsatını bulduğum
en kritik noktalarda
en gerekli hareketleri yapan
ben daha gerekliliğini bile fark edememişken
diğerleri gerekliliğini saptayamamışken
o biliyor hep.
her gün buralarda
uzakta ama
parmaklarımın ucunda
bazen çok üzgün
karanlık
bazen de öyle neşeli ki
beni gülümsetmeyen ya da düşündürmeyen tek bir anını bile görmedim
ve sanırım görmeyeceğim de
üzmüyor
kırmıyor
ama çok kırılmış
yanında olmayı seviyorum
there's nothing funny left to say
ona "seni seviyorum" demeyi çok seviyorum
gülümsettiğimi hissettiğimde çok mutlu oluyorum
aniden dost olabilmek hala mümkünmüş
bazen arayıp sadece içimdekileri birer birer saymak istiyorum
çünkü o kendini kilometrelerce uzakta sanıyor ama
aslında yanımda oturuyor şimdi
kırmızısıyla başka bir adamın mavisi çok karışmış
ama mor hep çok güzel
aslında kırmızı olduğunu bilmiyor
kimse söylememiş ona
-mavi başka hiçbir renkle karışıp mor olamaz-
ama kırmızı mordan hep çok daha güzel
every mistake i've ever made
has been rehashed and then replayed
as i got lost along the way
derken
haber vermek için duruyorum
sadece gülümsesin diye bir sürü satır atladım.
bunlar hep
P
2
diamonds
23 Mart 2010 Salı
ne mutlu ediyorsa
her şeyi saklıyorum. başkalarından parçalar taşıyan hiçbir şeyi atmıyorum. belki bir gün çöp evim olacak, bilmiyorum ama şimdilik elime geçen her şeyin beni gülümsetmesi güzel bir şey. eminim ileride de böyle olacak. en tazelerinden bir kısmını ve eskilerden özel bir tanesini kaptım da geldim. "seni hatırlattı" deyip elime tutuşturulan bir şeyler, benim defterime yazılıp muhtemelen yazanın bile unuttuğu bir şeyler, 5 dakikada bana yapılan bir resim ve en değerli iki mektuptan birer parça.
bunlar hep
anılar,
arkadaşlar,
dostlar
2
diamonds
22 Mart 2010 Pazartesi
evey
evimden uzakta bir evde mad men karşısında uyuyakalmak çok üzücü oldu. onca hevesle şeyetmiştik. ama herhalde önceki geceden uykumuzu almış olmamız gerekiyormuş böyle planların hayata geçmesi için. üstüm açık değilmiş hem de yanımdaki insanı üşütmüşüm ona üzüldüm bir de. çünkü ben üstümdeki örtüye rağmen donmuşum. bir boğaz ağrısıyla uyandım. sırtımda battaniyeyi aldım yarı açık gözlerle adaçayı içmekteyken bu satırları yazıyorum. şindlırs list açık şimdi tvde.
böyle akşamın ortasında uyuyakalmak beni çok üzüyo bak. gereksiz yere bi karnım acıkıyo, bi bişeyler. ananas ve mango yedik gerçi. çok tropikal insanlarız. meyve salatası yaptı bebeyim bana.
ben bu satırları yazarken o sessizce film izliyor. şimdi yanına gidip oturacağım.
bugün kötü bir gündü, ani bir kararla buraya geldim.
sonuç: ani kararlar versenize bazen, çok güzel oluyor.
alakasız ötesi bir not: turkcellden turkcelle mesaj yolladığımı sanıyorken, aveaya mesaj attığım ortaya çıkıyor bazen. misal, az önce yaptım ve gönlümün ucu yandı tutuştu. hayır atalay, büyütmüyorum. içimde ateş var. üzüyorsun beni.
hüzünlü gerçek: insanları böyle pelinavea, pınartürksel diye kaydeden biri olmama ramak kaldı.
böyle akşamın ortasında uyuyakalmak beni çok üzüyo bak. gereksiz yere bi karnım acıkıyo, bi bişeyler. ananas ve mango yedik gerçi. çok tropikal insanlarız. meyve salatası yaptı bebeyim bana.
ben bu satırları yazarken o sessizce film izliyor. şimdi yanına gidip oturacağım.
bugün kötü bir gündü, ani bir kararla buraya geldim.
sonuç: ani kararlar versenize bazen, çok güzel oluyor.
alakasız ötesi bir not: turkcellden turkcelle mesaj yolladığımı sanıyorken, aveaya mesaj attığım ortaya çıkıyor bazen. misal, az önce yaptım ve gönlümün ucu yandı tutuştu. hayır atalay, büyütmüyorum. içimde ateş var. üzüyorsun beni.
hüzünlü gerçek: insanları böyle pelinavea, pınartürksel diye kaydeden biri olmama ramak kaldı.
21 Mart 2010 Pazar
small pleasures
hazal'a. yeni fotoğraf projesine. belki biraz da akrobat çocuğa. biraz da diğerlerine.
bunlar hep
hazal
1 diamonds
feysbuk intikamı!
geçenlerde eski sevgilimin en iyi arkadaşını facebook arkadaş listemden sildim. zira yıllardır konuşmuyoruz, son konuşmamız ise bana çemkirmesinden ibaretti.bir aralar da onun bir sevgilisiyle ayrıldıklarının ertesi günü bir takım münasebetler yaşamıştım. sonra bir şekilde kulağına gitmişti de okul çalkalanmıştı a dostlar. neyse, gençlik. entrikalı durumlar söz konusuydu işte. yani böyle arkadaşlık olmaz diye düşündüm ben de kendimce. geçmişimden kaçayım istedim ya da, bilemiyorum.
(eski sevgilim derken, çok çok eski. lise zamanları.)
her neyse. sildim ama zaten 100 kişi filan sildim, alakasız pek çok insan vardı çünkü. özellikle o kızcağızı seçip silmiş değilim. fakat onun sevgilisi olan arkadaş da benim vaktiyle iyi bir arkadaşımdı. bu sebepten onu silmedim.
ama benim hareketimin üzerine intikam duyguları kabaran bu arkadaş, sevgilisine beni sildirtmiş, kendisi de benim iyi arkadaşlarımı silmiş oturup. hep esprili bir kızdı zaten, hatırlarım. son şakasını yaptı. (kuvot cem yılmaz)
hayır yani, ben silene kadar aklın neredeydi madem. "o beni silerse ben onu yüz kere, bin kere silerim!" mi dedin?
buradan beni asla duyamayacak o arkadaşlara sesleniyorum: feysbuk intikam platformu olmasın. illa da online intikam alırım ben diyosanız, msnde her gördüğünüzde ":):):):):):):):):):)" deyin, acayip uyuz olurum zaten ben ona. hadi bu koz da benden size hediye. öptüm
*münir özkul bu konuda ne dedi?
Sen mi büyüksün!? hayır ben büyüğüm, ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiç birşey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi! Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz… Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun!? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma. Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemis olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! anlıyor musun!? vururum ve dönüp arkama bakmam bile…
ehe ehe
(eski sevgilim derken, çok çok eski. lise zamanları.)
her neyse. sildim ama zaten 100 kişi filan sildim, alakasız pek çok insan vardı çünkü. özellikle o kızcağızı seçip silmiş değilim. fakat onun sevgilisi olan arkadaş da benim vaktiyle iyi bir arkadaşımdı. bu sebepten onu silmedim.
ama benim hareketimin üzerine intikam duyguları kabaran bu arkadaş, sevgilisine beni sildirtmiş, kendisi de benim iyi arkadaşlarımı silmiş oturup. hep esprili bir kızdı zaten, hatırlarım. son şakasını yaptı. (kuvot cem yılmaz)
hayır yani, ben silene kadar aklın neredeydi madem. "o beni silerse ben onu yüz kere, bin kere silerim!" mi dedin?
buradan beni asla duyamayacak o arkadaşlara sesleniyorum: feysbuk intikam platformu olmasın. illa da online intikam alırım ben diyosanız, msnde her gördüğünüzde ":):):):):):):):):):)" deyin, acayip uyuz olurum zaten ben ona. hadi bu koz da benden size hediye. öptüm
*münir özkul bu konuda ne dedi?
Sen mi büyüksün!? hayır ben büyüğüm, ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiç birşey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi! Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz… Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun!? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma. Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemis olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! anlıyor musun!? vururum ve dönüp arkama bakmam bile…
ehe ehe
bunlar hep
facebook komiklikleri,
gülen gözler,
kişiselmeseleler,
yaşar usta
0
diamonds
her türlü masaüstü
yaptığım playlistteki şarkılara sırayla baktım da bir an, dünyanın en dengesiz insanı mıyım acaba dedim. veya hani o "ben hoşuma giden her şeyi dinlerim yaağğğ" diyenlerden miyim dedim. bir de tüm bu şarkıların ortak paydası nasıl çizim yapmak olabilir ki? neyin kafası bu kanka dedim kendime. eskilerden bir geyiği hayata döndürdüm. (neyin kafası bu / ne kullanıyosan bana da ver)
şimdi sen görmüyosun tabi ama ben söyliym: çalışıyor ve uyuyor playlistleri birbirine korkutucu derecede benziyor. o da başka bir gariplik.
neyse. enteresan bence.
çiziyorum ama valla bak.
*bi de sürekli olarak elimi mouse yerine kaplumbağaya atıyorum. sonra fark edene kadar deliriyorum.
observe:
oysa ki o bir küllük.
sonuç: hala uykum var benim. küllüğü boşaltayım bari. iğrençmiş, şimdi fark ettim.
kendimi buldum
i am no good for you
Sia | Buttons (Music Video) from Concord Music Group on Vimeo.
i'm seeing ghosts in everything i do
cidden bak.
Sia | Buttons (Music Video) from Concord Music Group on Vimeo.
bunlar hep
istekparça
0
diamonds
shock shock me
yine kendimi şaşırtmadım.
aynen cumacumartesipazar isimli yazımda bahsettiğim gibi bir hafta sonu geçiriyorum. aynen ama. bi tek bugünkü kahvaltı programı hayata geçmedi, çünkü yeni uyandım. yarına ödevim var, sınavım var, jüri öncesi projeye doğru düzgün paftalar yapmam lazım. sia - sunday dinliyorum, kahve ve sigara içiyorum, evde kalan son çikolatayı yedim. bi noktada işimin başına oturmam lazım da galiba bişeyler izlemek istiyorum önce. coco pops yiyebilirim bi de belki. naber?
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
20 Mart 2010 Cumartesi
garipsemedim
martın ortasını geçtik, çok enteresan. hayatımın en hızlı 1 ayını geçirdim. uçup gitti. 1 ayda yeni gelenekler yaratmayı başarmışım, yine bir eleme dönemi yaşamışım, birine karşı kaybettiğim sevgi çoğalıp büyüyerek yerine geri gelmiş. beni her şeyden çok bu sonuncusu mutlu etti. üzüldüğüm için şikayet etmeyi bırakıp güvendim. çünkü tanıyorum, çünkü her üzüntüme değecek bir insan. nihayetinde herkes üzmüyor mu? üzüldüğüme değip değmediği önemliymiş. bunu daha önce öğrenmiştim, unutmuşum. tekrar öğrendim. biraz sancılı bir süreç oldu ama sonunda rahatladım. hayatıma çok enteresan biri girdi, hep oradaymış gibi hissettirdi, sevindim. mart ayında çok ilginç şeyler oldu. bu mart ayı, bana kendisini hiç unutturmayacak.
çok değer verdiğim insanlara onları önemsemediğimi hissettirmişim. düne kadar bunu fark etmemiştim. fark ettiğim anda bunu düzelttim. aniden her şey çok değişti. eski bir huzuru geri almak gibi, hatta tam olarak eve geri dönmek gibi.
kaybetmedim kimseyi. zararlı çıkmadım. bu mart ayında 3 yıl önce dağılan şeyleri toparlamayı bitirdim. geç veya güç oldu mu, bir şey diyemiyorum. oldu ya işte, o yeter.
geçen gün birine "iyi ki varsın" dedim, bana "sen de iyi ki varsın, ben de varım" dedi. komik bir cümle olmakla beraber uzun zamandır duyduğum en anlamlı cümleydi. kişiye bağlı da olabilir, zamanlamaya bağlı da olabilir. bilmiyorum. pek de önemi yok bu köklerin zaten.
çok sevdiğim bir insana 1 yıldır, sadece çok sevdiğim için, kendimi apaçık göstermekten kaçıyordum. onun genel düşüncelerine, doğru ve yanlışlarına neredeyse hiçbir noktada uymadığım için korkuyordum. beni görünce gider diye. mart ayının başında aniden üzerime çöken yorgunluk, üzüntü ve hayal kırıklığı olmasaydı ona kendimi bu kadar çıplak gösteremezdim belki de. çok mutsuzdum, bir şeyleri gizleyecek halim yoktu. bir şeyleri gizleyen halimi sevdiğini düşündükçe de hiçbir zaman tatmin olamayacaktım zaten. 3 mart itibariyle benimle geç de olsa tamamen tanıştı. hala yanımda. eskisinden daha sıkı bağlarla bağlıyız. çünkü artık beni gerçekten sevdiğini biliyorum.
evet hala tuhaf şeyler olmaya devam ediyor, çünkü hayat devam ediyor. ve hep doğru şekilde devam ediyor. olması gerektiği gibi.
kalanlar ve gidenlerden, başlayanlardan ve bitenlerden çok memnunum.
nihayet.
s.s.f.
amaçsızca internette bakınmaktayken bir küpe gördük. "altını güzel bunun altını" dedik. ben altından nefret ederdim, fakat takriben 1 yıldır bu nefretim sebepsizce söndü gitti. sempati besliyorum altına karşı. dilara'nın da aynı şeyi yaşadığını öğrenince o cesaretle "ben nazar boncuğu da sevmezdim, artık rahatsız olmuyorum" dedim. "ben de!" dedi. "çok garip niye böyle oldu ki aniden" dememle birlikte idrak sessizliğini yaşadık. en acıklı idrak anıdır bu: yaşlanmışız.
oysa ki pembe pantolonum, yeşil tişörtüm ve lacivert hırkamla hayat bana güzeldi. bir jumbo boy çöp torbasının hacmini doldurucak kadar çikolatamız, cipsimiz vardı. önümüzde bira, arkamızda canan vardı. bardak bardak nescafe vardı böyle sütsüz simsiyah. paket paket sigaralar vardı. ciğerlerimin rengi eskisinin aynısıydı, içten içe öyle inanıyordum. gencim istediğimi yaparım diye düşünüyordum.
ve gittim altını, nazar boncuğunu sevdim.
bira içerken yerli dizi karakterlerini çekiştirdim.
süt ısıtırken cezvenin başında ocağın yanında bekledim kös kös. bir anne bezmişliğiyle karıştırdım sütle sıcak çikolatayı. içindeki kaşığı çıkarmadan koydum arkadaşımın önüne. "al bakalım hadi" dedim. teyze teyze koktum o anlarda hep.
sene 2010! bu kadar yaşlanmış hallerime rağmen hala kendimle yalnız kalmayı seviyorum, lise arkadaşlarımla gezmeyi, "of okulu uzatsak" demeyi ve "bence her gün işe gitmeyiz ki, arada bi gidilen bi iş buluruz" gibi dandik inançlara sahip olmayı çok seviyorum.
itiraf: altın ve boncuktan gelişip yayılan tüm bu buhranların sebebi, arkadaşımın facebook'ta wall'unu 3 yıl öncesine kadar okumamızdır. yazıklar olsun.
sonuç: strawberry fields forever.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
tıhaf
bugün biz masum masum otururken, hatta biraz gergin bir konudan bahsederken dikkatimizi çılgıncasına dağıtan adam, git gözüm görmesin seni. herhangi bir saptırma yapmamak için telefonuma not aldığım olayı naklediyorum:
saat: 18.43, yer: küp
yanında bir kızla mekanı terk eden adam kapıyı kapatmadan önce mekanın ortasına doğru seslenir.
"hey millet! yalnız değilim!"
respect.
acaba o hareketinden sonra ilişki bitti mi, çok merak ediyorum. o adam benim sevgilim olsa o ancüezde hatamı anlar, ilişkiyi bitirirdim. ya da bitirmezdim. benim ilişkilerim abukluk dolu da olsalar hep devam etti. zaten bir süre bu konuya kaptırıp gitmemize sebep oldu bu olay. karar verdik: bize her şey müstahak.
bunlar hep
anekdot,
idrak
0
diamonds
19 Mart 2010 Cuma
film indirmişim unutmuşum
izledim.
moral bozukluğu ve 31 izledim. iyiydi, hoştu, falandı, filandı. ama en çok: değişikti.
zaten filmin yapılış sebebi şuymuş; bir gün bu arkadaşların evinin önünde bir filmin tek bir sahnesini çekmek için 14 saat harcanmış. sahne, bir kızın "taksi! ah çantam!" diye bağırmasından ibaretmiş ama bir türlü çekmeyi bitirememişler. bu arkadaşlar da çıldırmışlar pencerede ve demişler ki "biz 14 saatte uzun metrajlı film çekeriz" ve çekmişler. bu kadar.
komik mi? değil aslında. yani ortada komik bir şeyler var ama, gülesin tutarsa işte.
misal:
-abi şu şehre bak. gemiler bile yüzüyo, biz birbirimize nasıl küseriz?
her ne ise. şimdi ben diyorum ki... aklımda kalan yegane şey deniz alnıtemiz oldu. ne kadar tatlı bir adamdır o? wayfarer takan erkeğe zaafım mı var diye düşündüm, sonra karar verdim yokmuş.
seçil akmirza da çok güzel ayrıca. maşallah kızıma. tütütü.
sonuç: erkeklerin arkadaşlık ilişkilerine ve özel zamanlarında yaptıklarına dair fikirlerim gereğinden fazla aydınlandı, biraz garip hissediyorum.
bunlar hep
görselşeyler
0
diamonds
cumacumartesipazar
hafta sonu ne garip şey.
her cuma şahane planlar yapıyorum, çünkü benim nazarımda cuma ders çalışılan bir gün olamadı ilkokuldan beri. mimarlığın ilk döneminde o şevk ve coşkuyla cumadan itibaren sabahladığım günleri saymıyorum tabi. o apayrı bir delilik alameti, pek tuhaf bir görmemişin projesi olmuş durumuydu. senenin başında cuma günlerimi uyumaya, cumartesileri işe gitmeye ve pazar günlerini de sosyalleşmeye adıyordum. sonra bir noktada işi adeta terk ettim. yapılacak daha güzel şeyler vardı diyelim. o an için öyleydi en azından.
neyse, öyle ya da böyle o zamanlar hafta sonunda derslere vakit ayırmama halime bir açıklama getirebiliyordum. şimdi kesinlikle algılayamıyorum.
yine cuma günlerine dair görüşüm aynı. dostlarımla görüşüyorum, geziyorum falan filan. ama sonrasında cumartesi gününe asla insancıl bir saatte başlayamadığım için o gün uzayda kayboluyor. akşamına da plan yaptıysam bittik zaten. hoş, planım olmasa da "pazar günü var, yarın çalışırım ben" deyip geçiyorum. bence en doğal hakkım gibi bir yanılsama da beni destekliyor. oysa ki en doğal hakkın falan değil be salak, otur dersini çalış işte.
günlerden pazar günü geliyor. yine uyanamıyorum. saat 4 oluyor, miskinim. 5 oluyor, miskin ve gerginim. 6 oluyor, artık bir şeyler yapayım diyorum ve iyice geriliyorum. sonra gerginliğimi azaltmak için türlü çeşit şaklabanlıklara girişiyorum. (i.e. dizi izlemek, film izlemek, sabahlıkla evde gezinmek) bu aktiviteler sonucunda karnım acıktığı için -çok yorucu ya bunlar, evet- bir süre de "ne yesem ki" söylenmeleriyle vakit geçiyor. saat takribi 22.30'a kadar bu şekilde devam eden hayat, 22.30 itibariyle ani bir farkındalık halini suratıma çarpıyor. ancak o zaman dersim mi varmış benim aman da aman deyip biniyorum çizimlerin tepesine, vuruyorum kırbacı.
bugün projede biriyle konuştum, o da aynı durumdaymış. kızı tanımıyorum ama nihayetinde dertlerimiz aynı olduğu için (aslında onda ihtiyacım olan kitap olduğu için ve bende onun ihtiyacı olan pafta olduğu için) sohbet ettik işte bir şekilde.
soru şu: bugüne kadar en azından pazar gününü derse, işe güce ayırabiliyordun da bu sene pazar günün bile nasıl aylaklıkla geçiyor? nereden geldi bu umursamazlık, sorumsuzluk, kendini bilmezlik, paçozluk, zıpçıktılık, zıbıdılık? (ah ihsan yıldırım, severdim seni)
sonuç şu: ben yarın gezicem ya. cuma yarın. cumartesi de taksimdeyim. e söz verdim gitmem lazım. pazar da nevruzmuş bişeyler varmış, dışarıda durmam pek. stres hep. sabah arkadaşımla kahvaltı ederim sonra da evimde otururum ders çalışırım. evet. hıhı.
pazartesi sınavım ve jürim var benim. bu ne pişkinlik?
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
18 Mart 2010 Perşembe
arkadaşlar iyidir.
Xera~:
*merabaa
lucy:
*möröbö
*nöbör
Xera~:
*iyim
*senden naber,
lucy:
*öyöyöm
*nöpöyösön
Xera~:
*düzgn ya.(
*yaz:(
lucy:
*bönönö
*bögön böylö
Xera~:
*neyski anlıyorm
lucy:
*öylö mö
*sövöndöm
*öö nöpöyösön
Xera~:
*ben de
*konusabiliorz en azından
*ya bok gibym lan ben,
lucy:
*böncö dö
*nödön bök göbösön
Xera~:
*blmiom kızım
*herşey üst üste
*param yok
lucy:
*nöldö?
Xera~:
*sıfır ama ciddi sıfır
*akbilm var sadece
*yarın sınvlarm başlıyo
lucy:
*böndö ön lörö vör
Xera~:
*okulda derslere gidemiyom
lucy:
*ökömözö yötör
Xera~:
*bugn nerdeydn
*arasam gelr miydn acaba
lucy:
*çök zör böylö yözmök
*ököldöydöm
Xera~:
*evet
*okumak da zor
*niye böle yazıyorsn
lucy:
*sönövöm vördö
*bölmöyöröm
*öçömdön göldö
Xera~:
*peki :)
*herkes çekmez ama bnm gbi
lucy:
*bölöyöröm ö yözdön södöcö sönö yöpöyöröm
bunlar hep
uyuzluk olsun diye
0
diamonds
misafirse misafirliğini bilsin
sabah evden çıkarken çoktan gelmiş olan misafirleri, akşam geldiğimde aynen bulmaktan hiç hoşlanmıyorum. evin öbür ucundan gelen bıkbık seslerinden rahatsız oluyorum. mutfağa giderken sahte sahte gülmeye çalışmaktan da hoşlanmıyorum. ne ders çalışabiliyorum, ne film izleyebiliyorum, ne de bişey. misafir dediğin gelip 2 saat oturup gitmeli. ya da benim arkadaşım olmalı. o zaman kalsın istediği kadar. evet bencilce, evet çirkin fakat gerçek. ugly truth hatta. bi de "5 dakika seni çağırıyolar cansu, hadi. birazdan gidecekler zaten." cümlesi kadar nefret ettiğim bir şey yok. sırf külfet, sırf zorluk. ve hiçbir zaman birazdan gitmezler.
5 dakika beni çağırıyorlarmış, gidiyorum. evet.
"cansuuuuuuuuuuuuuuu" diye bir bağırtı yükseldi içeriden.
bunlar hep
ailevi,
kişiselmeseleler
0
diamonds
dini bütün sanrılarım ve ruhumdaki sakatlıklara dair bişey. içinde ölüm de var yalnız onu da söyliym (başlığı daha nereye kadar uzatabiliyoruz?)
ne zaman akşam ezanı okunsa hep iftar oldu sanıyorum. çok duygusalım iftar konusunda. iftar yemeklerini düşününce anneannemi özlüyorum hep. anneanne yazmak da ne tuhaf, anane bence o. anane yazıcam. anane de sanane ya da banane gibi oluyor ama, kısmet. sanki her şeyi imla kurallarına uygun yazıyormuşum gibi bunu niye ısrarla anneanne diye yazdıysam.
muhtemelen direk anane yazarsam anneanne olduğunu bilmiyormuşum da anane biliyormuşum sanırsınız diye yaptım. yapıyorum böyle şeyler bazen.
neyse. bi geyik vardı, birisi öldükten sonra odasına ya da bilemiyorum işte nereyeyse öldüğü gece oraya bir bardak su bırakılırmış da efendim ruhu daha yola çıkmadığı için o su lazımmış. ertesi sabah da "su azaldı tabi, bak gördün mü allahın işini" diye fütursuzca kendilerini ve etraftakileri kandıran teyzeler olurdu hep. bi kere teyzecim, her şeyden önce o su buharlaştı. onu bi bil. sonra da lütfen çoluk çocuğu böyle kandırma. yazık. hatta buldum, günah!
tabi ben ananem öldüğünde o saflıkla bu bilgiye inanıp, ananem sever diye odasına kola koymuştum. sabaha azalmadı diye de üzülmüştüm. sadece gazı kaçmıştı. yediğim sandviçin de yarısını bırakmıştım üstelik o da azalmamıştı. sabah "ananem yemedi bana bıraktı" gibi düşünüp dünden bıraktığım sandviçi yiyeyim demiştim ama kötü domates moral bozdu, yiyemedim.
bi de ölen kişinin odasında gece lambası yanardı bizde hep. yolunu bulsun diyeymiş.
nasıl batıl inançlı bi çevrede büyüdüysem artık... bazen acaba başka evlerde de böyle geyikler oluyor mudur diye merak ediyorum.
bir de dün gece acaba şimdi ölsem neler olur diye düşündüm. cenazeme geleceğini tahmin ettiğim insanları listeledim falan kafamdan. iyiden iyiye deliriyorum dedim uyudum sonra. ama biliyorum mesela bunu yapan insanlar var benden başka. yalnız değilim. ve etrafınızdaki tek deli de ben değilim. "ben ölsem bilmemkim üzülür mü napar ne der" diye açık açık bana soran da olmuştu, eminim yani o yüzden.
sonuç: evet, ölen insanların arkasından bu derece ruhsuz konuşmalar yapmamın çok çirkin olduğunu ben de fark ettim. ama merak ediyorum napiym. ananem olsa bana anlatırdı hem. kesin ikna edici bişey bulurdu. ben hala onun anlattığı masalları küçük çocuklara anlatıyorum mesela. çok seviyolar.
ananemi çok özledim ben.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
içimde ne fırtınalar varmış
+ sigarayı zar zor içiyorum. tebrikler, sonunda kendimi sigaraya doyurmayı başardım.
+ yıllar sonra dışarıdan seyyar manav sesi duyuyorum. içime neşe doluyor.
+ rüyalarıma sokiym. evet sokiym. hayır yanlış duymadınız sokucam. sokacağım. en iyi arkadaşımı eski sevgilimle gördüm rüyamda. akıl sağlığımdan istediğin ne dünya? hayır bişey isteme bence, çünkü böyle devam edersen bende mevcut olmayacak ondan. aynından kaynında da mı var? bi git allasen.
+ dust in the wind, all we are is dust in the wind dedikçe klaus, içimde bahar bitiyor yaz geliyor. yaz serin serin geçiyor hem de. (hayalimdeki yazın esintili filan olması çok şaşırtmacalı)
+ çilek çıkmış. az önce pınar'a mesaj attım, o da sevindi. o sevinince ben de sevindim. akşam eve gelirken çilek alacağım.
+ hürriyette emre arolat var. nasıl insansan, öyle mimarsın diyor. düşündüm de doğru.
örnek cümle: debdebeli insanım, debdebeli mimarım.
+ her çizdiğimi güzel bir tonlama ile pazarlamaya çalışıyorum ya, kendimi çok çakal sanıyorken aslında çok mu zavallıyım bilemedim.
+ abim 2012de kıyamet kopacak diye, uçan ve kayabilen bir gemi yapmaya karar vermiş. oturmuş çiziyor adam. buz da olsa, su da olsa kurtuluruz diyor. öyle bir gemi. nuh gibi.
+ yeni kıyamet tarihi açıklanmış öte yandan. 1 Kasım 4006. planlarınızı ona göre ayarlayın tamam mı?
arkadaşıma bunu anlattım dün telefonda, sevgilisine dönüp "hadi rahat rahat üreyelim, nasılsa o güne çıkmazlar" dedi. ilginç bir mantıktı. insanın sevgilisiyle 2000 yıllık plan yapması da güzel olsa gerek.
+ şimdii... bugün şundan daha komik bir şey beklemiyorum hayattan. bir haber sitesinin bana sunduğu reklam: tıkla bebeyim.
bu ne ya sabah sabah? babaannem yapıyordu bunu. öyle bir şey bu.
tüm türk kocakarılarının yaptığı şey için jessica simpson'ı kullanmışlar ya, çok başarılı. çok ama. az değil.
+ kocakarı ne güzel kelime. hep kullanasım geliyor. bir de tamlama içinde görelim: "kocakarı ilaçları". üstelik çok dedikodu yapan bir arkadaşınız varsa -hele de erkekse- "ıyşş kocakarı gibi" diyebilirsiniz. hem çok müsait, hem ağızda güzel bir tat bırakıyor.
umarım bunu okuyanlar arasında kocakarı yoktu. üzülürüm bak. elinizi öpmeye geleyim barışalım. ben de dedikodu severim ki zaten.
bunlar hep
medley
0
diamonds
17 Mart 2010 Çarşamba
doggie gaga project
köpeklere lady gagavari kıyafetler giydirip bir de fotoğraflarını çekmişler. çok zavallı görünüyor hayvanlar ama baya bi güldüm o da ayrı. sinirlerim bozuldu efenim bu nedir? (kahkahalar atıyor cansu)
bunlar hep
nöy?
0
diamonds
ilanı aşk
seni seviyorum bebeğim. yok, sana aşığım.yalnız, freddie mercury "too much love will kill you" derken doğru söylemiş. çünkü sanırım sonunda zehirlendim.
her şeyi abart cansu, tamam mı? hiçbir şeyin dozunda olmasın. aferin cansu.
günlük yaşantıma şahit olanlar için ek bilgi: son 1 haftadır, sigara içtiğim tempoda browni tüketiyorum. öyle diyeyim. işin ilginç tarafı, bunu yaparken kilo kaybediyor olmam. hayat bana güzel. dimi?
günlük yaşantıma şahit olmayanlar için açıklayıcı anahtar bilgi: günde ortalama 1 buçuk paket sigara içiyorum.
Hayat ve Anlamı - Kaan Sezyum
Geçen haftadan beri hayatımın pek bir anlamı yok gibi geliyor. Ne yazılarımı okutacağım birisi, ne sabah güldüğümüz birisi, ne de balkonda kuşları yemlediğimiz birisi var yanımda. Yok yani. İşin en fenası da bu yok oluşun, tam anlamıyla bi yok oluş halinde gerçekleşmesi oldu. Gayet güzel kahvaltı ederken, birlikte Türk kahvesi için tek bir sigarayı ortaklaşa tüttürürken birden akşam oluyor, evde kimseler yok. Çat! Şimdi evde iki kişi kaldık. Kedimiz Tortor da bu vesileyle üzerime kaldı. Yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. Varken olanı hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz, garip. Kısa sürede çok üzüldüm.
Üzülmemin sebeplerini düşündüm biraz. İnsan çok sevdiği birisini kaybedince (bence) birkaç şeyden dolayı üzülüyor. Ben artık onunla bi şeyler paylaşamayacak olmama üzüldüm. Kumda kendisini temizleyen bir serçe, suyun dibinden giden bi balık sürüsü gördüğümde artık gösterecek kimsem yok. Çok yalnızım. Ama arkadaşlar iyidir, beni yalnız bırakmıyorlar. Yalnız kaldığınız her an bi takım anılar çıt, çıt ya da güm güm şeklinde kafanızın içinde patlayıveriyor. Geceleri uyumak çok zor. İçki de içmediğimden, uyumak için alternatif tıbbın tüm bileşenlerini devreye sokuyorum.
Gözlerimi bilinçli olarak kapatmak istemediğimden yapılabilecek en sıradan şeyi yapı TV’ye bakarken ekran karşısında sızıyorum. Sabah kalkış kısmı daha fena. Uyandıktan sonra yatak keyfi diye bir şey yok. Zaten yatakta keyif yapacak bi şey de yok. Sabahın köründe kargalarla birlikte oturup bok yemeye başlıyorum ben de. Ne yapalım, hiçbir şeyi değiştiremiyoruz ne de olsa. ‘Hayat devam ediyor’ filan diyorlar ama benim için aslında hayat pek devam etmiyor şu sıralar. Neyi devam etsin? Benim için hayat yeniden başlıyor şu anda sanırım. Hem de sıfırdan.
Sevindiğim şeyler de var. Son bir yılı reklam acansındaki işimden ayrılıp evde Nursel’le birlikte geçirmiş olmamız beni en çok rahatlatan şeylerden biri. Ortalama insanlardan çok daha fazla birlikte ve mutluyduk son bir yıl içinde. Evde sabahtan akşama oturup, ağaçlara bulutlara, Tortor’a bakıp gülüyorduk. Çok mutluyduk, gerçekten. Çoğu insanın yaşayamayacağı kadar mutluluk yaşadım son bir senede. Ne yazık ki mutluluk da elektrik gibi bir yere istiflenmesi zor bi duygu. Şimdi o mutluluk anları anı olarak suratıma kapanıyor. Yalnızlığın bir başka karanlık tarafı da ortaya çıkıyor böylece; karşılaşmalar.
Sabahtan akşama çevremdeki birçok şeyde birlikte yaşadığım, eğlendiğim ve mutlu olduğum insanı görüyorum ister istemez. Neyse ki şimdi kendisini Heybeli’ye bıraktık. Bir süre sonra o da adanın bir parçası olacak, Heybeli’ye her gittiğimde belki de enseme konan bir sinek, topraktan çıkan bir çiçek, ağacın tekinde ekşi bi erik ya da peşimden gelen yavru bi kedi olacak. Şimdilik beklemekte yarar var. Hiçbir şey kaybolmuyor, bu da bir gerçek.
Hep çok şanslı olduğumu düşünürdüm. Hâlâ da düşünüyorum galiba. Hep istediğim işi yaptım, beni sıkan protokollere, ıvıra zıvıra bulaşmadım, zora gelmedim, her işim iyi gitti... Ama geçen haftaki bomba biraz fena patladı bende. Şu anda evrensel şans skalasında eksilere düştüm sanırım. Bundan sonrası yukarı çıkış olabilir sadece.
‘Küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek lazım’ gibi zırvalar vardır ya, işte biz aynen o laflardaki gibiydik. Küçük ama mutlu bi hayatımız vardı. Dolaptan kestiğim bi parça kaşar peynirine sevinirdi. Susadığı zaman götürdüğüm bi bardak suyun yüzünde yarattığı mutluluğu görmeniz gerekirdi beni anlamanız için. Sabahları sağlıklı olalım diye tek bi aspirini içip “Şimdi mükemmel olduk” diye salak salak sevinirdik. Bahar geldiğinde balkonu çevreleyen ağaçların yaprakları yeşerip her yer yemyeşil olduğunda dünyanın en mutlu ikilisi olurduk. İnsan burnuna Çin yağı sürüp uyuyacak diye sevinir mi? Bazısı seviniyormuş, o da bana denk gelmiş. Şans işi işte.
Bir yandan da birbirimize hiç benzemezdik. Zevklerimiz çok farklıydı ama bana her zaman yeni bir şeyler gösterirdi. İnsan olmayı, çevremi sevmeyi Nursel’den öğreniyordum, daha da alacak çok dersim vardı. Krediler tamamlanmadan kaçtı gitti, bizim krediler de yandı badem oldu. Daha öğrenecek çok şeyim vardı.
Beni hayata bağlayan şeydi kendisi. O gidince iyice saçma sapan bir insan olacağım gibi hissediyorum. Bana kızacak, yaptıklarıma laf edecek ya da beni çekip çevirecek birisi yok şimdi. Dımdızlak kaldım evde, bir de kucağımda Tortor var, mal gibi salonda kanepede oturuyoruz, ağaçların gölgelerine bakıyoruz işte.
Durum böyle olunca hayatın da anlamını görmeye başlıyorum ağırdan. Hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha. Güneş doğuyor, güneş batıyor, haberlerde saçma sapan şeyler, iş yerindeki sıkıntılar, kişisel çekişmeler filan acayip fasa fisoymuş,
bi kere daha ayılıyorsunuz. Ama narkozdan hızlı çıkmak da bi kafa yapıyor. Anlamsızlık içinde buluyorum kendimi sık sık. Evinde oturan ve yaşadığı hayatın bomboş olduğunu gören bir emekli gibiyim. Tek farkım çok güzel yaşadım, geçen haftaya kadar da kazasız belasız geldiydik. Naapalım, piyango bu sefer bana çıktı, yarın başkasına çıkacak, sonraki gün de bir başkasına. Çekiliş hep devam edecek.
Bi fotoğraf filan koymak istiyordum ama hiçbir şeye bakamıyorum. Zaten tüm fotoğraflar benim aklımda. Zamanla çıt çıt açılıyorlar. Şimdi onlara bakmak için çok erken.
Karşılaşmalar, eşyalar ve yerler en fenası. Ama her şey ilk seferinde çok acıtıyor insanın içini. Aynı yerden ikinci geçişinizde sadece içinizde bi sıcaklık kalıyor. Bakalım ne olacak? Hayatımın en büyük darbesinden sonra ne kadar sıcak beni kurtaracak bilemiyorum. Yalnızlık sıcak bi şey değil, onu çok iyi biliyorum.
Geçen hafta tam da şu satırları yazdığım sırada yanımdan gitti, artık yok. Yani var ama, yok. Üzücü ama gerçek, ne yapalım?
Şimdi arkadaşlarla daha fazla zaman geçirilecek, onlarla da güzel anlar paylaşılacak, mutlu yaşamaya devam edilecek. Mutlu olmaktan başka yapacak bir şey yok. Yani var ama, yok.
bunlar hep
13/03/2010,
radikal
2
diamonds
bir nevi isyan
birinin seni ne kadar tanıdığının, bugüne kadar o insanın yanında ne kadar olduğunun hiç önemi yokmuş ki. bunu 1 ayda 4 kez gözüme gözüme soktu hayat.
o kadar az insan, benim hareketlerimin beklentisiz olduğunu anlayabiliyor ki, çok şaşırıyorum.
evet, basitçe iyi bir insanım. ve bunun farkındayım. bunun için tek yaptığım insanlara bana davranılmasını istediğim gibi davranmak, yani sevgimi belli etmek. birilerini sevmeyi, sevilmekten daha çok seviyorum. buna inanmak nasıl imkansız olabilir? neyi, ne bekleyerek yapıyor olabilirim ki?
evet, kötü taraflarım da var. çok hızlı sinirleniyorum, çok hızlı sakinleşiyorum. gereksiz yere korktuğum oluyor. çok kolay kırılıyorum. bir şey içimden gelmiyorsa yapamıyorum. çok konuşuyorum. bunlar pek çok insanın kötü taraflarıyla karşılaştırılırsa komik derecede önemsiz bence.
ama beni bir şeylere ikna etmek, kırıldığımı unutturmak dünyanın en küçük şeyi. bunu yapmak bu kadar zor mu demeyeceğim, çünkü hayır değil.
istanbul'un öbür ucundan, ingiltere'den ve izmir'den yanımda olmayı başaran insanlar varken, her günümü birlikte geçirdiğim insanlar bu kadar kaçacak ne görüyorlar bilemedim. belki de çok benzediğimizi zannetmemize rağmen sadece, basitçe farklıyızdır.
tamam, istedikleri gibi olsun. sevmiyorum artık. birini sevmekten vazgeçmem an meselesi zira, aynı birini çok çok sevmemin an meselesi oluşu gibi. ince bir çizgi, alakasız bir yerde beklenmedik bir sınır. bir dakika içerisinde, tek bir cümleyle değişebilen bir durum. aşılması imkansız derecede uzak bir sınırı aşmayı başaran herkese tebrikler.
bunu gidip de bu insanların tek tek yüzlerine söylemek kırıcı olabilir ve belki de anlaşılmam diye düşündüm, o yüzden buradan öylece konuştum. üstlerine alınacak insanlar, bunu yapmakta özgürler.
bunlar hep
this bird has flown
1 diamonds
nasip, kısmet
şu uyku tutmayan gecelerde kendi kendime diyorum ki eve niyet tavşanı mı alsam. böyle sıkıldıkça niyet çektir, sıkıldıkça sev.
hareket planım da hazır: öncelikle bir koli falım sakız alıcam. sonra artık bi kısmını çiğner miyim ne yaparım bilmiyorum ama fal yazan ambalajlarını alıp katlıcam koyucam bi kutunun içine. fenerbahçe parkından kovalamak suretiyle çalacağım bir adet bembeyaz akça pakça tavşanı da koyucam karşısına, çeksin oradan işte.
evet, biliyorum, direk falım sakız da çiğneyebilirim ama hem evcil hayvan sevgimi hem de fal eğlencesini karşılayacak bi aktivite olup çıktı işte.
peki ya siz sokaktaki niyet tavşanlarına niyet çektirmenin minimum 5 lira olduğunu biliyor muydunuz? 10 lira olanını bile gördüm ben.
hıhı, mimarlıktan medet ummayacak noktaya gelirsem işi ticarete bile dökebilirim. geceleri sıkıldıkça kendime niyet çektiririm, gündüzleri de kadıköydeki bimilyon çiçekçilerinin ya da boğanın altındaki çiçekçilerin yanına yerleşirim.
sonuç: küçüklüğümden beri tavşana niyet çektirmedim ya, çok özeniyorum.
bunlar hep
follow the white rabbit
1 diamonds
16 Mart 2010 Salı
içime dert oldu
fakat şu hiç olmuş mu yani?

bunlar hep
carey mulligan
0
diamonds
pardon da?
bu sabah bloguma gireyim dedim, bir de ne göreyim: hesabım durdurulmuş. şüpheli hareketler tespit edilmiş, öyle dedi gmail? mail hesabım değil ama blog hesabım yani. bin türlü saçmalık yapıp geri aldım hesabımı. neler oluyor ayol? bir de dün gece arkadaşlarımdan birinin facebook hesabı hacklenmiş. ama daha neler?
diyeceğim şu; belli ki bende ve sevdiğim insanlarda bir online tuhaflık söz konusu, aman hesaplarınıza dikkat edin.
bunlar hep
nöy?
0
diamonds
15 Mart 2010 Pazartesi
özgür vili
gecenin bu saatinde üzerime kaynağını pek net belirleyemediğim bir neşe geldi. aniden. neyin neşesiyse bu. o kadar mutlu oldum ki durup dururken. hayırdır inşallah.
bi de şunu fark ettim, bende öyle gece uyumadan önce ve sabah uyandığım gibi düşündüğüm biri filan yok. gece uyumadan bi bejeweled oynuyorum mutlaka, sabah uyanınca da sigara içiyorum. net.
iğrenç bi insan oldum çıktım galiba.
allam yareppim sen bizi böylesi duyarsızlıklardan koru. amin.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
14 Mart 2010 Pazar
aşk mektubu
Sevgili projem,
Senden uzun zamandır haber alamıyorum. Her hafta buluşacağız diye bekliyor, her hafta daha fazla hayal kırıklığına uğruyorum. Ben burada umutsuz ve bağımlı bir halde seni beklerken, sen kimbilir nerelerdesin?
Mütemadiyen araziyle kontak halindeyim. Belki senden haber alırım diye. Çaresiz ve zavallı olduğumu düşünebilirsin ama, sen gelmeden hayatıma devam edemem biliyorsun. Sana ulaşabilmem, seni anlayabilmem için seni üç boyutlu görmem lazım. Arazideki yerini belirlemeye çalışıyorum, ondan bile emin olamıyorum.
Senin için rengarenk, türlü çeşit kalemler aldım. Geçen mevsim aldığım eskiz kağıtları hala duruyor. Ama sen yoksun...
Seni çözemiyorum. Listeler çıkardım, seni kafamda canlandırmaya çalıştım. Ama seni anlayamadım ki ben hiç.
Zaman aleyhimize işliyor. Artık gelmezsen, senin yerini asla tutamayacak formlara gideceğim. Sıradan formlarda, sıradan fonksiyonlarda arayacağım seni. Bana bunu yapma. Seni gerçekten çok sevmiştim. Lütfen bana geri dön.
yine mi
ne zaman ödevim ya da ne bileyim önemli bir işim olsa oturup dünyanın en lüzumsuz işleriyle uğraşıyorum.
gittim facebook gelen kutumdaki gerçek insan mesajları haricindeki mesajları temizledim. muhtemelen bunun sonucunda karpal tünel oldum. zira elim çok acıyor.
doğum günlerini kutlamayı geçiştirdiğim insanların doğum günlerini kutlayan mesajlar yolladım.
çalışırken dinleyeyim diye playlist yaptım.
eski msn adresimi mi kullansam acaba dedim bi an için, sonra baktım kim var kim yok pek anlayamıyorum, yaklaşık 20 kişi ekledikten sonra bezip vazgeçtim.
eskiden geyik için açtığımız 2 facebook hesabına girip baktım.
neler yapıyorum acaba?
du bi sigara içeyim de çizmeye başlarım.
yarın sınavım mı varmış?
a ah?
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
üçüncü sayfa haberi
kendimi karnımdan bıçakladım arkadaşlar. evet.
çizim yapmam lazımdı lakin önce bir şey izleyeyim, bir şeyler yiyeyim gibi arayışlarımı sistemimden atmak istedim. bunun üzerine izlemediğim son gossip girl bölümünü açtım, yüklenmeye terk ettim ve mutfağa gittim. mevcut yemekleri (efenim makarna, tavuk gibi şeyler) yiyecek gibi hissetmemem sonucunda kola mı içsem ya evet kola içeyim dedim. sonra da dizinin ilerleyen dakikalarında acıkırım ben bi de portakal alıym da yanımda dursun dedim. odadan çıkmaya üşenirim çünkü sonra. portakal ve bıçak alıp bir tabağın üzerinde dengede tutmaya çalışıyordum ve öbür elimde de bir bardak kola vardı. bu şekilde bir koridoru aşıp odama kadar giderim canım ne var ki derken dengemi kaybettim.
bu da uçan bir bıçakla kendimi nasıl bıçakladığımın hikayesiydi.
biraz kanlıyım, biraz canım acıyor. ama komik gibiydi bence.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
yaşlandım mı
masanın üstünde kapağı açık kaldığı için kurumuş bir paket ıslak mendil var.
kokusunu artık kendi tenimin kokusu sanmaya başladığım bir şişe parfüm var.
bir buçuk yıl önce sınava girmek için aldığım hesap makinesi var.
bir zamanlar çok sevdiğim bir adamın aldığı bir defter var.
çok daha eskiden çok sevdiğim bir adamın bana yaptığı cdler var.
10 gün önce aldığım ojeler var.
eski bir fırça var.
2008'in son günlerinde aldığım bir espresso bardağı var.
bir bardak kahve var, normalden farklı olarak sütlü. ama soğumuş.
yakın zamana kadar çok sevdiğim bir adamın aldığı bir kitap var.
abimin hediye ettiği bir küllük var.
doğum günümde verilen bir küllük var.
1950lerde alınan ve bir şekilde bana kadar gelen bir küllük var, diğer küllükler boş ama o dolu. kaplumbağa şeklinde, gözlerini yapmak için sahte zümrüt kullanmışlar. komik buluyorum.
2009da aldığım kırık halloween termosu var, içinde makyaj malzemeleri var.
eski bir kutu var, içine hiç kullanmadığım takıları koyup kapattığım ve asla açmadığım bir kutu.
2010'un ocak ayında postayla gelen takvim var, Kadıköy Anadolu Lisesi takvimi.
selülit kremi var.
playdoh kutuları var.
mobilya tutkalı var.
eski çakmaklarım var. yeni çakmaklarım var.
tetris var.
ajandam var.
tütsü kutusu var.
ne yazdığımı hatırlamadığım kullanılmış kağıtlar var.
arkadaşımdan klip çekerken kullanmak için aldığım bez bir bebek var.
eski telefonum var.
yeni telefonum var.
doğum günümden kalan plastik bardaklardan biri var.
abimin bana yaptığı küçük yay ve ok var.
eski fotoğraf makinemin kılıfı var.
hiç kullanmadığım bir küllük ve içinde toplu iğneler var.
zıplayan toplar var, 5 tane.
autocad ödevini ve bostancı paftasını flashdisk'e at diye yazdığım bir post it var, yeşil.
eski not defterim var, eski sevgilimin daha sevgilim olmadan yazdığı şeylerin olduğu sayfa açık kalmış.
annemin aldığı düğmeli garip takvim var.
zımba var.
penguen mumlar var.
guaj boyalar var.
boş kare kağıt yığını var.
saç bakım kremi var.
arkadaşımın annesinin hediye ettiği bir kutu var.
içinde kalemler ve fırçalar olan 4 kutu var.
nereye ait olduğunu bilmediğim bir fiş var.
6 tane maket bıçağı var.
rapido kullanımını anlatan bir broşür parçası var.
yine neye ait olduğunu göremediğim bir garanti belgesi var kalem kutularından birinin içine tıkıştırılmış.
paramparça ettiğim statik notları var, çöpe atmamışım, kimse çöpe atmamış.
eski fotoğraflar var.
lise diplomam var.
teyzemin yıllar önce aldığı noel baba oyuncağı var.
gaudi'nin iki ciltlik kitabı, edgar alan poe'nun şiir ve hikaye kitapları var, ilahi komedya'nın 3 cilti var, genç werther'in acıları var.
hazal'ın mektupları var.
geçen yıl strawberry fields forever klibim için yaptığım storyboard ve imge paftaları var.
eski bir telefon pili var.
dinazor kumbara var.
içinde saçma sapan şeyler olan cam bir kavanoz var.
abimin yaptığı ruhi heykeli var.
doris day - day by day,
astor piazzolla - balada para mi muerte,
şebnem ferah - benim adım orman,
les stars de la chanson française vol.4,
dream theater - awake,
henri salvador - le loup, la biche et le chevalier,
scorpions - best,
dizzy gillespie - portrait,
glenn miller - moonlight serenade,
my best friends wedding soundtrack,
mor ve ötesi - dünya yalan söylüyor,
brahms - concerto no.2,
beatles - red cdleri var.
bu cdler arasından 2 tanesi eski sevgili hediyesi, 1 tanesi şimdi görüşmediğim ama geçen seneye kadar neredeyse beraber yaşadığım bir insanın hediyesi, 1 tanesi lisedeki en iyi arkadaşımın bana ilk hediyesi. eski sevgili hediyesi olanlardan birinin içinde tatlı bir not bile var.
barış manço - darısı başınıza ve ezginin günlüğü - ilk aşk kasetleri var. ezginin günlüğü kasedini kimbilir ne zaman aldım ama hala ambalajıyla duruyor.
eski parfümüm var.
geçen yılki yeditepe festival bileti var.
gittiğim ilk pain of salvation konserinde dağıtılan bir çıkartma var.
komşum tottoro'dan bir sahne var.
gittiğim çeşitli sanat galerilerinden aldığım çıkartmalar var.
bir tanesinde "tarihte bu şimdi" yazıyor.
dream theater 3 temmuz 2005 konseri afişi var.
buena vista afişi var, minnacık.
bir iskambil kağıdı var- joker.
ekinin fotoğrafı var, eski stüdyoda.
lisedeki arkadaşlarımla çekilen bir fotoğraf var, 2005 bienalinden.
aslı'yla bir fotoğrafım var.
masa lambası var.
masa lambasında asılı 2 tane kolyem var.
iki büyük kutu 0.5 uç var.
star wars kalemtıraşı var.
kırmızı küçük bir kalemtıraş var.
50cmlik maket cetveli var.
hamur silgi var.
bilgisayar var.
hoparlörler var.
klavye var.
mouse var.
modem var.
vogue hommes international '08 var.
eski ders notlarımdan biri var.
iki paket sigara var, biri boş.
ve masam tüm bunlara rağmen doluymuş gibi görünmüyor ya, çok şaşırıyorum.
sadece bunu diyecektim.
*
forgive and forget isimli bir yazı yazmak için burayı açtım, bir yandan da başka bir şeylere bakıyordum ki şunu gördüm: tıklanabilirbakılabiliristenirse seviyorum bu insanı.
road to mandalay dinliyorum.
bunlar hep
dido
2
diamonds
sakın. aman.
bugün gazinoda sahneye çıkan bir şarkıcıya gönderilen ve üzerinde istek şarkılar yazan bir peçete parçası gibiyim ama:
13 Mart 2010 Cumartesi
misguided ghosts
buraya saçmaladıklarımı sadece hazal okuyor sanıyordum, oysa ki hiç tahmin etmediğim insanlar bile okuyormuş. çok şaşırdım. hatta herkeslerden gizlediğim diğer diamonds and rust konseptli blogumu bile okuyorlarmış. ilginç hep. "you read my blog!" diye sevinen bir barney stinson gibiydim.
neyse, bu şekilde takip edildiğimden habersizken birisi söylediklerimden ruh halimi tespit etmiş ve bana bir şarkı söyleyip "senin geçen haftaki halin işte" dedi. öyle başarılı bir tespit olmuş ki, hayran kaldım.
lucy in the sky with diamonds
çok uzun zamandır bunu yazmak için bekliyordum, lucy in the sky with db aslında. odam sislisisli.
böyle hani bir şeyi aynı anda deli gibi isteyip, öte yandan kesinlikle, asla, hiç istemezsin ya. biliyor musun? bilmiyor musun? neyse öyle bir şey var işte, ben ona tıkılıp kaldım. nereye bağlayacaktım bunu? az önce aklımdaydı ama unuttum.
if i die, well, at least i tried.
bak geçen gün projede yaşadığım yıkıcı bir durumun ardından tüm ilhamım kaçıp ten rengi külotlu çorap sökülmesi hızında uzaklara gittiğinde öylece oturup bir şeyler okumaktaydım. rastgele bir sayfa açtım, şöyle bir şey çıktı karşıma ve hayattaki tesadüflerden az biraz korktum:
"Tanrı yeryüzüne Âdem'den önceki geçiş evresi canlılarının diş, çene, kafatası ve pelvis fosillerini bıraktı. Yarattığı en özel canlıya Lucy adını verdi; Lucy insanlar gibi iki ayağı üzerinde yürüyebiliyordu, ama tıpkı maymunlarınki gibi küçük bir beyni vardı. " - Michael Shermer/Genesis Revisited
alınsam mı, ne yapsam bilemedim. lucy'yi iyiden iyiye gerçek ismim sanmaya başladım sanırım.
ama şu anda sahiden de i'm in the sky with diamonds.
bin türlü şey yazacaktım aslında ama aklımdan akıp geçme hızlarını anlatmam mümkün değil. hepsini unuttum gitti. arkası yarın artık, ne yapalım. ben hayatıma devam edeyim şimdi.
kafamdan geçen şeylerin geçiş şekli şöyle diyeyim de daha açık seçik belli olsun beynimin hali:
you and i you and i picture yourself in a boat on a river evolving is the glory of a boy we lay awake in lust and rust in the rain cause i remember everything you sang life will go on now with some perspective and dedication i will find somebody new how can you mend a broken heart someday you'll be sorry my my my it's a beautiful world with tangerine trees not so little you and i anymore i thought that she would leave me now for that ungrateful man where you gonna sleep tonight hey you
gibi bin bir çeşit şarkının kendi imkanları dahilinde karışıp iç içe girmesi gibi düşünceler hücumu var kafamda ama öte yandan da tıpkı bir explosions in the sky şarkısı huzuru var. (misal: http://fizy.com/s/1265mk )
brownie yemek istiyorum. arkadaşımın yanına gidiyorum.
love
12 Mart 2010 Cuma
+18
kişi#1: portakalı soymadan içinde ne olduğunu bilemezsin.
ben: esas, adamı soymadan içinde ne olduğunu bilemezsin.
-awkward silence-
kişi#1: aaa pantolonu çıkarmadan..
ben: evet
kişi#1: evet
-awkward silence #2-
bunlar hep
anekdot
0
diamonds
ps:
italya'ya gitme programları yaparken, film festivali haberini vermem üzerine benim teklifimi italya'dan ilginç bulan bir insanın varlığı beni çok mutlu ediyor. hem de bu insan festivalin geçen sene yine beraber gittiğimizde olduğu gibi rexx sinemasında da mevcut olmayışına benimle aynı raddede üzülecek kadar duyarlı ya, dün akşam sıkıca bir sarıldım kendisine.
kendimi evimde hissedeyim diye gecenin 2sinde bana annemin yaptığı ve benim sürekli ne kadar sevdiğimden bahsettiğim makarnanın aynısından yapan bir insanın varlığı ise beni apayrı mutlu ediyor. beni dizi açıp oyalamak suretiyle sinsice bu makarnayı yapıp sonra yanıma elinde iki tabakla gelen bu insan, mutluluktan ağlama sebebim oldu. "sen de olmasan hayat nasıl olacaktı?" dedirtti. duygusallaştığım anlarda benimle dalga geçmenin beni yatıştırmanın tek yolu olduğunu ne ara keşfetti, onu hiç bilemiyorum.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
unicef, yüzük ve kürk mantolu madonna
dün gece hayatımda ilk kez gülmekten kafam güzel olmuş olacak ki, sabah (öğlen?) uyandığımda baş ağrısından ölmek üzereydim. uyandırıcı arkadaşım bu sabah başarısızlığa uğradı. ve uyandığım anda "niye kendi evimde değilim, şimdi bi de eve mi gidicem" diye düşünerek tembelliğimden ağlamaklı oldum. dersimi kaçırmanın üzüntüsü de beni sarstı, zira dünyanın en tatlı hocası olan marcel'i haftada bir kez, cuma sabahı görüyorum. şimdi onun ispanyolca atarlarını, goya esprilerini, bbt göndermelerini haftaya kadar göremeyecek miyim? kimbilir ne espriler ne şakalar ne komiklikler kaçırdım? uyansaydım keşke, ikinci kez pişman oldum bak. her neyse.
uyandığım gibi üstüme dünkü kıyafetlerimi giyip, ev sahibi ile sigara ve adaçayı içtim. dişimi fırçalayıp çıktım ki eve gideyim. çünkü bu akşam yine bir hoşluk, bir enteresanlık peşinde olacağım. bu da yüzüğümü nasıl uzaklarda bir evde unuttuğumun hikayesi idi.
otobüsten inip eve doğru yürürken yine bir unicef adamı tarafından durduruldum. bu esnada üzerimde kürklü bir manto ve canım bebeğim audrey tişörtüm mevcut idi. şimdi böyle anlatınca her şey çok güzel gibi gelse de, aslında saçlarım adeta 80ler punkçı saçı gibi görünüyordu. (oğlançocuğutadında bir kısalık ve kırmızı bir renk, 3 gün yıkama) üzerimde djarum cherry kokusu, adaçayı kokusu ve bana ait olmayan bir parfüm kokusu olması da biraz hippielik katmış olabilir. unicef adamı şaşırtıcı bir şekilde inanılmaz sempatik davranmaktaydı. bir süre unicef haricinde her şeyden konuştuk. mimari de dahil olmak üzere. fakat bu sevgili unicef arkadaşı "sabahlıyorsun sürekli değil mi, bizim taşkışla'daki arkadaşlar da öyle" dediği anda "hıı.. görüşürüz o zaman kolay gelsin" diyerek hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladım. adam da gülümseyip "asıl sana kolay gelsin" dedi. haklı mıydı? elbette.
şu anda baş ağrısından ölüp gitmek üzereyim sanırım. duşa girecek ve giyineceğim. gezeceğim. göreceğim.
bir de bir şeyler daha yazmıştım ama kaybettim. üzücü. uzun gibiydi.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























