şu an sana çok çılgın bir yerlerden sesleniyorum. db ile aile zamanı yapıyorum. evet. valla. bilgisayar da benim değil zaten. odada küllük de yok, ilaç kutusuna kül döküyorum. yatak örtüsü biraz kaşındırıyor. hazırlandıktan sonra aile yemeğine gidilecekmiş. artık resmi olarak çiftiz bence. önce benim ailemle vakit geçirdik, şimdi onun ailesiyle. gece de metreslerimize gidicez. hohoho. (yılbaşı özel gülüşü)
bi kere dün de herkeslere söyledim, bence bugün yılbaşı filan değil. böyle 19 kasım gibi bir gün. hatta sabah yediğim çilekler ve pencereden dışarı baktığımda gördüğüm güneşli hava sayesinde bir anda 16 nisan oldu da bitti maşallah.
hava da içime sinmiyor ki. tamam kar yağmasın tamam ok tamam. ama en azından şu ana kadar beni alıştırabilirdi, bak kanka ben aralığım taam mağ diyebilirdi bana. oysa ki hava durumu ekimde kaldı benim için. ama bir gün ocakmış gibi yapıyor, bir gün de nisanmış gibi yapıyor şimdi işte. vallahi kırdı kafayı. kırdı kırdı.
yazasım kaçtı şimdi bak. akşam ne yapacağımı bile idrak edebilmiş durumda değilim tam. şu an burada oturdum kaldım bence ben. akşam 6 gibi de sızarım gibi geliyor. umarım sızmam tabi.
neyse ya. sene özeti falan yapmaya çalışmıyorum. çünkü çok çılgındı. cidden bak, biliyosun zaten. hadi iyi seneler. severim seni.
31 Aralık 2010 Cuma
29 Aralık 2010 Çarşamba
28 Aralık 2010 Salı
sana bu, ama biraz da sana
bazen çok düşünüyorum.
son zamanlarda yine çok düşünüyorum.
iki karşı cins arasındaki arkadaşlıktan öte ilişki üzerine düşünüyorum bu sefer.
çok ilginç geliyor düşündükçe.
iki apayrı insanın, uzun süreler boyunca uyum içerisinde yakın ilişkide kalması çok ilginç.
iki yakın dost ya da iki alelade arkadaş bile nispeten basit temellere dayanan ilişkilerini kolayca devam ettiremiyor. bazen 1 yıl bile ömrü olmuyor dost olduğuna inanmaya başladığın insanla ilişkinin.
öte yandan, bundan daha ileri bir yakınlıkta ve daha kompleks kökleri olan ilişkiler -hani daha romantik olanlar- belki de 20 yıl sürebiliyor.
insanlar arkadaşlarına basitçe seni seviyorum deyip geçebilirken, o iki kelimelik az ve basit öğeli cümle sevgiliye söylenirken ölçülüp biçiliyor. son derece dikkatli davranılıyor. belki söyleniyor, belki söylenmiyor. söylenmediği zaman her şey bitiyor belki. bir taraf mutlaka sefilce onu duymak istiyor. hani diyelim ki emin, çok iyi görüyor sevildiğini, neredeyse elleriyle tutacak o sevgiyi ama duymak istiyor işte. 3 ay duymak istiyor, 5 ay duymak istiyor, 7 ay geçiyor duymak istiyor, kendini yiyor artık. ama duymuyor. bir süre daha geçiyor ve duyuyor. 'seni seviyorum' diyor karşısındaki. ama bu defa da 'deadline' bitmişcesine inanılırlığını kaybediyor.
sonra her şey yavaş yavaş inanılırlık sınırını aşıp gidiyor. çünkü, sen sevildiğine inanmıyorsun en başta.
'seni seviyorum' sadece 13 tane harf. yan yana. daha inandırıcı şeyler varken, sözlü bir anlaşma gibi bunu duymak zorunda mıyız? değiliz. gerçekten değiliz. seni öpmesinden, sana sarılmasından daha sığ bu cümle. kimbilir kaç kişinin ağzından çıktı, kaç kişi tarafından duyuldu. sen de söylüyorsun, sen de duyuyorsun. güzel. ama mecburi mi gerçekten? mecburi olsaydı, delicesine sevdiğim onca insana bunu hiç söylememiş olmam her şeyi değiştirirdi. veya bazılarına 'merhaba nasılsın' dermişcesine sık sık, her içimden geldiğinde 'seni seviyorum' demem her şeyi değiştirirdi. ama değiştirmedi. konuşmaya bile vaktim olmayan, çok sevdiğim birkaç insanın beni durup da düşündüklerinden adım kadar eminim. ben de onları düşünüyorum.
ben sonunda idrak ettim ki, gerçekten, bu sevdiğin insandan duyabileceğin en güzel şey değil. sana yaşatabileceği en güzel şeyler bu cümleye bağlı değil.
bence karşındakine inanmak yerine, o anda seni mutlu edecek her hareketini görmek yerine yaptığın şey var ya. hani inanmamak. ona gerek yok işte, unut onu. nihayetinde inanmaman gerektiği ortaya çıkarsa da ne olur? hayat devam eder. dün inanılmaz olanlar, bugün inanılır olabilir.
her şeyin dostluktan bu denli farklı olmasının ve bu denli ince hesaplanmasının sebebi ne, tam olarak bilmiyorum. işler bu hale gelirken, ben de buralardaydım. herhalde benim de katkım vardır. senin de.
uyum içinde olmak için çabalıyor insanlar. uyumsuzlukları patlak verdikten sonra, sevdikleri insanları kaybetmemek için bir sürü şey yapıyorlar 'ben yanlış değilim, gitme, tamam mı? olur mu?' mesajı vermeye çalışıyorlar. ya da hiçbir şey yapmıyorlar. bazen öyle, bazen böyle yapıyorlar.
nihayetinde, herkes yine kendisinden başka biri değil, olamaz. olmasın da zaten. sen onu kendisiyken seviyorsun. telefonunu 4. kez arayana dek duymaması ya da izlediğin filmlerle dalga geçmesi onunla kalmana engel olmadı. senin o telefonunu duymasa da geri dönmesini beklemek yerine arka arkaya 4 kez araman veya izlediğin aptal filmler de onun seninle kalmasına engel olmadı.
ben her yere geç kalıyorum. bazen telefonum elimde geziyorum, bazen telefonumu bir yerlere atıyorum ve asla duymuyorum. bazen olabilecek en aptal şeye kırılıyorum. birisi bana bakarken yemek yiyemiyorum. olmadık anlarda sinirleniyorum. yaptığım işlerin yarısını sonuna dek yapıyorum, yarısını sonuna dek yapamıyorum çünkü sıkılıyorum. bir de utanmadan bunu başından söylüyorum. sıkılırsam yapamam. istemezsem yapamam. istersem kesin yaparım. falan. filan. beni öyle ya da böyle seven insanlar var. hepsine de inanıyorum. her şeyi düzgün yapan bir insan olsam da beni sevmeyen insanlar, yine sevmeyeceklerdi. onlara da inanıyorum. yok, ben de inanmıyordum bir noktada. hatta bugün bile bir ara inanmıyordum. sonra geçti.
şunları söylerken, her 'onlar' diye çekimlediğim şeye belli noktalarda ben de dahildim/dahilim. sonra geçti/geçiyor.
daha da fazla şey düşündüm, seksle ilgili, sevişmekle ilgili, aşkla ve sevişmekle ve seksle ilgili, sarılmakla ilgili, söylediklerimle ve duyduklarımla ilgili. bir sonuç yok elbette. biten her şey, sadece özgürlük arayışı başladığı zaman bitiyor. iki insan -arkadaş veya sevgili- birlikte ve özgür olabildikleri zaman başlayan ve biten bir şey yok bence. özgür dediğim, istediğin an istediğin insanla çıkıp kahve içmen gibi bir şey değil. istediğin an, istediğin şeyi düşünüp söyleyebilmen veya istediğin an sarılman gibi bir şey. bunun karşındaki için de geçerli olduğunu unutmak hadsizliğine erişmemek gibi.
herhangi bir anda seni öpmemesi gibi. daha bu hafta sinirlendim bu konuda ben, sonra geçti: en yakın olduğum insanı anlama çabam, diğerlerini anlama çabamdan ne kadar da az. bunu fark etmem ile 'anlamam' aynı saniye içerisinde gerçekleşti. yakınlaştıkça, karşında bambaşka bir insanın olduğunu unutuyorsun.
bambaşka derken kast ettiğim: bambaşka. sen değilsin o. o senin beyninin içinde değil. sen onun beyninin içinde olamazsın. gece uyumak zorunda olmadığın gibi, onu da sürekli anlamak zorunda değilsin. o da seni sürekli anlamak zorunda değil.
daha mutluluk verici bir sözcük grubu bulup kanıtlayayım mı hemen tezimi?
biliyorum ki, senin hiç uykun yokken onun çılgıncasına horlamasını duymak seni her şeyden daha çok mutlu ediyor. evet, bu yazı en çok sana.
sadece 'seni seviyorum' da diyebilirdim. fakat; sana uyurken en sevdiğim, havanın biraz soğumasıyla beraber her gün giymeye başladığım ve en sıcak tutan sabahlığımı vermeyi bırakıp sadece 'seni seviyorum, iyi geceler' dediğimi düşünsene.
son zamanlarda yine çok düşünüyorum.
iki karşı cins arasındaki arkadaşlıktan öte ilişki üzerine düşünüyorum bu sefer.
çok ilginç geliyor düşündükçe.
iki apayrı insanın, uzun süreler boyunca uyum içerisinde yakın ilişkide kalması çok ilginç.
iki yakın dost ya da iki alelade arkadaş bile nispeten basit temellere dayanan ilişkilerini kolayca devam ettiremiyor. bazen 1 yıl bile ömrü olmuyor dost olduğuna inanmaya başladığın insanla ilişkinin.
öte yandan, bundan daha ileri bir yakınlıkta ve daha kompleks kökleri olan ilişkiler -hani daha romantik olanlar- belki de 20 yıl sürebiliyor.
insanlar arkadaşlarına basitçe seni seviyorum deyip geçebilirken, o iki kelimelik az ve basit öğeli cümle sevgiliye söylenirken ölçülüp biçiliyor. son derece dikkatli davranılıyor. belki söyleniyor, belki söylenmiyor. söylenmediği zaman her şey bitiyor belki. bir taraf mutlaka sefilce onu duymak istiyor. hani diyelim ki emin, çok iyi görüyor sevildiğini, neredeyse elleriyle tutacak o sevgiyi ama duymak istiyor işte. 3 ay duymak istiyor, 5 ay duymak istiyor, 7 ay geçiyor duymak istiyor, kendini yiyor artık. ama duymuyor. bir süre daha geçiyor ve duyuyor. 'seni seviyorum' diyor karşısındaki. ama bu defa da 'deadline' bitmişcesine inanılırlığını kaybediyor.
sonra her şey yavaş yavaş inanılırlık sınırını aşıp gidiyor. çünkü, sen sevildiğine inanmıyorsun en başta.
'seni seviyorum' sadece 13 tane harf. yan yana. daha inandırıcı şeyler varken, sözlü bir anlaşma gibi bunu duymak zorunda mıyız? değiliz. gerçekten değiliz. seni öpmesinden, sana sarılmasından daha sığ bu cümle. kimbilir kaç kişinin ağzından çıktı, kaç kişi tarafından duyuldu. sen de söylüyorsun, sen de duyuyorsun. güzel. ama mecburi mi gerçekten? mecburi olsaydı, delicesine sevdiğim onca insana bunu hiç söylememiş olmam her şeyi değiştirirdi. veya bazılarına 'merhaba nasılsın' dermişcesine sık sık, her içimden geldiğinde 'seni seviyorum' demem her şeyi değiştirirdi. ama değiştirmedi. konuşmaya bile vaktim olmayan, çok sevdiğim birkaç insanın beni durup da düşündüklerinden adım kadar eminim. ben de onları düşünüyorum.
ben sonunda idrak ettim ki, gerçekten, bu sevdiğin insandan duyabileceğin en güzel şey değil. sana yaşatabileceği en güzel şeyler bu cümleye bağlı değil.
bence karşındakine inanmak yerine, o anda seni mutlu edecek her hareketini görmek yerine yaptığın şey var ya. hani inanmamak. ona gerek yok işte, unut onu. nihayetinde inanmaman gerektiği ortaya çıkarsa da ne olur? hayat devam eder. dün inanılmaz olanlar, bugün inanılır olabilir.
her şeyin dostluktan bu denli farklı olmasının ve bu denli ince hesaplanmasının sebebi ne, tam olarak bilmiyorum. işler bu hale gelirken, ben de buralardaydım. herhalde benim de katkım vardır. senin de.
uyum içinde olmak için çabalıyor insanlar. uyumsuzlukları patlak verdikten sonra, sevdikleri insanları kaybetmemek için bir sürü şey yapıyorlar 'ben yanlış değilim, gitme, tamam mı? olur mu?' mesajı vermeye çalışıyorlar. ya da hiçbir şey yapmıyorlar. bazen öyle, bazen böyle yapıyorlar.
nihayetinde, herkes yine kendisinden başka biri değil, olamaz. olmasın da zaten. sen onu kendisiyken seviyorsun. telefonunu 4. kez arayana dek duymaması ya da izlediğin filmlerle dalga geçmesi onunla kalmana engel olmadı. senin o telefonunu duymasa da geri dönmesini beklemek yerine arka arkaya 4 kez araman veya izlediğin aptal filmler de onun seninle kalmasına engel olmadı.
ben her yere geç kalıyorum. bazen telefonum elimde geziyorum, bazen telefonumu bir yerlere atıyorum ve asla duymuyorum. bazen olabilecek en aptal şeye kırılıyorum. birisi bana bakarken yemek yiyemiyorum. olmadık anlarda sinirleniyorum. yaptığım işlerin yarısını sonuna dek yapıyorum, yarısını sonuna dek yapamıyorum çünkü sıkılıyorum. bir de utanmadan bunu başından söylüyorum. sıkılırsam yapamam. istemezsem yapamam. istersem kesin yaparım. falan. filan. beni öyle ya da böyle seven insanlar var. hepsine de inanıyorum. her şeyi düzgün yapan bir insan olsam da beni sevmeyen insanlar, yine sevmeyeceklerdi. onlara da inanıyorum. yok, ben de inanmıyordum bir noktada. hatta bugün bile bir ara inanmıyordum. sonra geçti.
şunları söylerken, her 'onlar' diye çekimlediğim şeye belli noktalarda ben de dahildim/dahilim. sonra geçti/geçiyor.
daha da fazla şey düşündüm, seksle ilgili, sevişmekle ilgili, aşkla ve sevişmekle ve seksle ilgili, sarılmakla ilgili, söylediklerimle ve duyduklarımla ilgili. bir sonuç yok elbette. biten her şey, sadece özgürlük arayışı başladığı zaman bitiyor. iki insan -arkadaş veya sevgili- birlikte ve özgür olabildikleri zaman başlayan ve biten bir şey yok bence. özgür dediğim, istediğin an istediğin insanla çıkıp kahve içmen gibi bir şey değil. istediğin an, istediğin şeyi düşünüp söyleyebilmen veya istediğin an sarılman gibi bir şey. bunun karşındaki için de geçerli olduğunu unutmak hadsizliğine erişmemek gibi.
herhangi bir anda seni öpmemesi gibi. daha bu hafta sinirlendim bu konuda ben, sonra geçti: en yakın olduğum insanı anlama çabam, diğerlerini anlama çabamdan ne kadar da az. bunu fark etmem ile 'anlamam' aynı saniye içerisinde gerçekleşti. yakınlaştıkça, karşında bambaşka bir insanın olduğunu unutuyorsun.
bambaşka derken kast ettiğim: bambaşka. sen değilsin o. o senin beyninin içinde değil. sen onun beyninin içinde olamazsın. gece uyumak zorunda olmadığın gibi, onu da sürekli anlamak zorunda değilsin. o da seni sürekli anlamak zorunda değil.
'aşk, öylesine bencil, öylesine büyük bir kendini koruma güdüsü içinde ifade edilir ki, insan tüm duygularını sergilemez, en azından hepsini aynı anda sergilemez. duygular adım adım, taksit taksit açıklanır, böylece karşılık görmek garanti altına alınır. hatta, bunda öyle gidilir ki, ne zaman "seni seviyorum" sözcüklerini kullanacak olsak karşımızdakinden de aynı sözcükleri bekleriz - adeta mübadele ekonomisinde pazarlık yapıyormuş gibi. bu sözümona aşk denen şeyin genel uygulamasında ve kavranmasında karşılıklılık kavramı vardır. ben senin yaptığını yapayım, sen de benim yaptığımı yap. seni seviyorum, çünkü sen beni, ben seni sevdiğim için seviyorsun.
.
.
.
aşkın evriminde duraksama olmuş bir yerlerde, bir zamanda, kendi içimizde.'
daha mutluluk verici bir sözcük grubu bulup kanıtlayayım mı hemen tezimi?
biliyorum ki, senin hiç uykun yokken onun çılgıncasına horlamasını duymak seni her şeyden daha çok mutlu ediyor. evet, bu yazı en çok sana.
sadece 'seni seviyorum' da diyebilirdim. fakat; sana uyurken en sevdiğim, havanın biraz soğumasıyla beraber her gün giymeye başladığım ve en sıcak tutan sabahlığımı vermeyi bırakıp sadece 'seni seviyorum, iyi geceler' dediğimi düşünsene.
bunlar hep
alıntı da var,
aşk üzerine,
dido
1 diamonds
27 Aralık 2010 Pazartesi
kısa ve öz bir adet şikayet
aylık sinir ötesi günlerinde olan (pms diyorum) 5 adet kızın, küçük bir eve tıkılmaları ve zaten standart bir ruh halindeki insan için bile 72 beygir gücünde çıldırtıcı etkisi olan rölöve teslimine hazırlanmak için son gecelerini beraber geçirmeye karar vermeleri.
arasında pim gibi, çark gibi bişey olan ama istediğin ölçüye 10 saatte gelen pergel.
aralıksız 1 çizim sınavı, 1 düzadam sınavı, 1 teslim.
sabah içilen ilk şeyin portakal nektarı olması.
bershka'nın insanı 5000 kilo gösteren ayna-ışıklandırma ikilisi.
pull&bear'ın erkek şeysilerinin çok şahane olup, kız şeysilerinin paçoz olması.
bütün mağaza görevlilerinin beni kandırmalarının sadece bir cümleye bağlı olması ("bunu da alırsanız 50 lira gibi bir indirim oluyor, üstelik hediye ürünler de alabiliyorsunuz" ve türevleri ve o fiyatın 294 lira gibi bir şey olması.)
'ya uyuduysa' diye telaş etmeme gerek olmayan ve sürekli yanına gidesim olan tek insanın istanbul'un bana olabilecek en uzak yerlerinden birinde yaşaması ve gece 2de kalkıp gitmek istesem de ilk düşüncemin 'ya nası geri döncem ki sabah okula' gibi bir şey olması. gitmek için önceden ince planlar yapmak zorunda kalmam.
en iyi arkadaş top 3'teki arkadaşlarımdan birinin teknik olarak istanbul'da olan ama aslında hiç de bile istanbul'da olmayan bir yerde yaşaması.
bir diğeri ile görüşemememiz için adeta birilerinin büyü yapması.
bir diğerinin ankara'da mahsur kalması.
telefonumun her şeyi yapması ama 1'den fazla alarmı algılayacak ya da not yazdığımda uyaracak zekaya sahip olmaması.
türksel'in kadın yaşam mesaj servisinden asla kurtulamamam, zırt pırt o servisten mesaj gelmesi ve her defasında 'ayh' diye heyecanlanmam ve her defasında boşa çıkması.
bozuk süt.
hala gösterimdedir sanıp, gitmeye vakit yaratabildiğim anda gösterimden -tabi ki- çıktığını idrak ettiğim filmler.
'ay izliym ben bunu' diye satın alıp sonsuza kadar izleyemediğim filmler.
'ay izliym ben bunu' diye ödünç alıp sonsuza kadar izleyemediğim filmler.
bu şartlar altında rastgele seçilip izlenen 1 adet filmin son derece klişe ve saçma çıkması.
bi kafamın, bi de popomun çok büyük olduğunu apansız-sinsice fark etmem.
havanın benden bile kararsız ve bipolar hali.
bi noktadan sonra kesinlikle gidişatını takip edemediğim kredi kartı ekstresi.
istanbul kart almamaktaki ısrarım vs. toplu taşıma kullanımı mecburiyetim
son dakikada verdiğim 'du ben taksiye biniym daha iyi' şeklindeki bir anlık zevk kararlarım vs 'benim şurda bi 50 liram yok muydu ya' zevk sonrası hesaplaşma anları
istediğim hiçbir sergiye gidecek vaktimin olmayışını dert edecek vaktimin bile olmaması.
sürekli programlı yaşamak zorunda kalmak
bilgisayardaki tüm şarkıları 1 ay içersinde 12 kere filan baştan sona dinleyebilecek kadar çok bilgisayarbaşıvakti geçirmek.
sağ ve solu ayırt edecek kadar bile beynimin kalmaması.
yılbaşının 3 gün sonra olması ama o zamana kadar 1 finalim olması ve daha çalışmamış olmam ve asla bu yılın da bittiğine inanamamak.
az önce penceremin üstüne üstüne uçan martının ağzındaki yarım somun ekmek.
OLMAMIŞ.
arasında pim gibi, çark gibi bişey olan ama istediğin ölçüye 10 saatte gelen pergel.
aralıksız 1 çizim sınavı, 1 düzadam sınavı, 1 teslim.
sabah içilen ilk şeyin portakal nektarı olması.
bershka'nın insanı 5000 kilo gösteren ayna-ışıklandırma ikilisi.
pull&bear'ın erkek şeysilerinin çok şahane olup, kız şeysilerinin paçoz olması.
bütün mağaza görevlilerinin beni kandırmalarının sadece bir cümleye bağlı olması ("bunu da alırsanız 50 lira gibi bir indirim oluyor, üstelik hediye ürünler de alabiliyorsunuz" ve türevleri ve o fiyatın 294 lira gibi bir şey olması.)
'ya uyuduysa' diye telaş etmeme gerek olmayan ve sürekli yanına gidesim olan tek insanın istanbul'un bana olabilecek en uzak yerlerinden birinde yaşaması ve gece 2de kalkıp gitmek istesem de ilk düşüncemin 'ya nası geri döncem ki sabah okula' gibi bir şey olması. gitmek için önceden ince planlar yapmak zorunda kalmam.
en iyi arkadaş top 3'teki arkadaşlarımdan birinin teknik olarak istanbul'da olan ama aslında hiç de bile istanbul'da olmayan bir yerde yaşaması.
bir diğeri ile görüşemememiz için adeta birilerinin büyü yapması.
bir diğerinin ankara'da mahsur kalması.
telefonumun her şeyi yapması ama 1'den fazla alarmı algılayacak ya da not yazdığımda uyaracak zekaya sahip olmaması.
türksel'in kadın yaşam mesaj servisinden asla kurtulamamam, zırt pırt o servisten mesaj gelmesi ve her defasında 'ayh' diye heyecanlanmam ve her defasında boşa çıkması.
bozuk süt.
hala gösterimdedir sanıp, gitmeye vakit yaratabildiğim anda gösterimden -tabi ki- çıktığını idrak ettiğim filmler.
'ay izliym ben bunu' diye satın alıp sonsuza kadar izleyemediğim filmler.
'ay izliym ben bunu' diye ödünç alıp sonsuza kadar izleyemediğim filmler.
'ay izliym ben bunu' diye satın alıp sonsuza kadar okuyamadığım kitaplar.
'ay izliym ben bunu' diye ödünç alıp sonsuza kadar okuyamadığım kitaplar.
bu şartlar altında rastgele seçilip izlenen 1 adet filmin son derece klişe ve saçma çıkması.
bi kafamın, bi de popomun çok büyük olduğunu apansız-sinsice fark etmem.
havanın benden bile kararsız ve bipolar hali.
bi noktadan sonra kesinlikle gidişatını takip edemediğim kredi kartı ekstresi.
istanbul kart almamaktaki ısrarım vs. toplu taşıma kullanımı mecburiyetim
son dakikada verdiğim 'du ben taksiye biniym daha iyi' şeklindeki bir anlık zevk kararlarım vs 'benim şurda bi 50 liram yok muydu ya' zevk sonrası hesaplaşma anları
istediğim hiçbir sergiye gidecek vaktimin olmayışını dert edecek vaktimin bile olmaması.
sürekli programlı yaşamak zorunda kalmak
bilgisayardaki tüm şarkıları 1 ay içersinde 12 kere filan baştan sona dinleyebilecek kadar çok bilgisayarbaşıvakti geçirmek.
sağ ve solu ayırt edecek kadar bile beynimin kalmaması.
yılbaşının 3 gün sonra olması ama o zamana kadar 1 finalim olması ve daha çalışmamış olmam ve asla bu yılın da bittiğine inanamamak.
az önce penceremin üstüne üstüne uçan martının ağzındaki yarım somun ekmek.
OLMAMIŞ.
bunlar hep
atar,
zibidilik
3
diamonds
23 Aralık 2010 Perşembe
mutluluğun şeysini çizdim!
peki ne kadar fazla mutluyum şu anda?! çatlamak patlamak kırılmak üzereyim. apansız yerimden zıplayıp tavanı çatıyı delip uçup gidebilirim. mutluluğumun özünü, formülünü bulup unutmuşum a dostlar. sabahtan belliydi ama ben mutluluğun resmini çizme kafasına gelmiştim. bi hayli tatlı bi telefonla uyandım zaten, daha ne olsun? 1 buçuk saatlik tırt bi uyku olmasına rağmen, sınava gidecek olmama rağmen gülerek miieehhhh sesleri çıkararak uyandım. sevgili nk bana mutluluk yollarını açtı o an. tatlı mı tatlı bişey bi de ammmaannn yarebbim!!.. neyse konumuz bu değil.
konumuz ne biliyo musun, mutluluk migros alışverişinde, mutluluk o ben&jerry's dolabını fark ettiğim anda, mutluluk o dolabın içindeki phish food isimli dondurma kutusunda saklı bebeyim. ben bunu biliyodum unutmuşum. vallahi bak. hayatımda bir gıdım mutluluk malzememin olmadığı bir dönem vardı 2008-2009 arası bi yerlerde, haftanın en boş akşamında gidip phish food alırdım, friends izleyip ya da ne bileyim when harry met sally filan izleyip yerdim phish food'u. o içindeki marshmellow dereleri, apansız çıkan karamel yolları, bazılarının içi karamelli bazılarının içi sıradan olan çikolatadan balıkları, şahane çikolatalı dondurması... oh.may.gaş. cidden hem biyolojik hem de psikolojik orgazm. az önce yine yaşadım benzer bir an. dünyada bir tane bile derdim kalmadı ne yalan söyleyeyim. jüriymiş, finallermiş... hallolur ya dedim her şey. oluru var be dedim. ay marshmellow mu! dedim.
ne olursa olsun unutturur phish food bana her şeyi, mutsuzluktan ölmek üzereysem dahi döndürür oradan. bunu bir daha unutmasam ya.
hava da bir güzel ki! hem migrosta kasadayken yargılanmadım uzun zamandır ilk defa, 49 liralık cips, çikolata, kek, dondurma alan insan görüntüsü abuk gelmedi kasiyere ya da kasadaki müşterilere. nası bi sevindim yine o an. cipsimi alenen yiyerek yürüdüm eve. sonra kafamda yankılanan 'düzgün şey ye!' sesinden etkilenip, önce pırasa yedim eve gelince.
phish food, dolapta beni bekliyorsun ya... ben nasıl rahat ve mutlu çizim yaparım bugün, biliyor musun?
şu an çok salak ve salak olduğum kadar da neşeliyim. don't worry, don't hurry, take it easy der, öperim.
konumuz ne biliyo musun, mutluluk migros alışverişinde, mutluluk o ben&jerry's dolabını fark ettiğim anda, mutluluk o dolabın içindeki phish food isimli dondurma kutusunda saklı bebeyim. ben bunu biliyodum unutmuşum. vallahi bak. hayatımda bir gıdım mutluluk malzememin olmadığı bir dönem vardı 2008-2009 arası bi yerlerde, haftanın en boş akşamında gidip phish food alırdım, friends izleyip ya da ne bileyim when harry met sally filan izleyip yerdim phish food'u. o içindeki marshmellow dereleri, apansız çıkan karamel yolları, bazılarının içi karamelli bazılarının içi sıradan olan çikolatadan balıkları, şahane çikolatalı dondurması... oh.may.gaş. cidden hem biyolojik hem de psikolojik orgazm. az önce yine yaşadım benzer bir an. dünyada bir tane bile derdim kalmadı ne yalan söyleyeyim. jüriymiş, finallermiş... hallolur ya dedim her şey. oluru var be dedim. ay marshmellow mu! dedim.
ne olursa olsun unutturur phish food bana her şeyi, mutsuzluktan ölmek üzereysem dahi döndürür oradan. bunu bir daha unutmasam ya.
hava da bir güzel ki! hem migrosta kasadayken yargılanmadım uzun zamandır ilk defa, 49 liralık cips, çikolata, kek, dondurma alan insan görüntüsü abuk gelmedi kasiyere ya da kasadaki müşterilere. nası bi sevindim yine o an. cipsimi alenen yiyerek yürüdüm eve. sonra kafamda yankılanan 'düzgün şey ye!' sesinden etkilenip, önce pırasa yedim eve gelince.
phish food, dolapta beni bekliyorsun ya... ben nasıl rahat ve mutlu çizim yaparım bugün, biliyor musun?
şu an çok salak ve salak olduğum kadar da neşeliyim. don't worry, don't hurry, take it easy der, öperim.
havanın tişört-hırka-convers giymeye müsait olmasına ayrıca neşe! yarın öbür gün soğur filan şimdi, ben neşemi bol bol, özgürce yaşıym.
bu da yarına, öbür güne peşin neşe + günlerce çalıştığım savaşlı bişili konular: dub a dub a dum dum
bu da yarına, öbür güne peşin neşe + günlerce çalıştığım savaşlı bişili konular: dub a dub a dum dum
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
22 Aralık 2010 Çarşamba
slm nbr
ben atar yaparken atarımı 'ne yiyosun sen ya?' sorusu ve 'sinirlendikçe snickerslar yiyip durmana bayılıyorum' ifadesiyle kahkahalar atarak bölen ve beni de ağzım dolu halde güldüren bitanecik arkadaşıma,
'cansu..biraz abartıyo olabilir mi?' diye benden şüphelenmeye başlayan arkadaşımın sevgilisine,
görüşebileceğimize dair 'inancını yitiren' bir diğer sevgili arkadaşıma,
adeta 1 buçuk yıldır durmaksızın aynı planları kesitleri çiziyormuşum hissini veren projeme,
komikli videosu tükenen ve hiçbir güldürücü özelliği kalmayan sanal dünyaya,
'ulvi tesadüflerimizi' neden artık yaşayamadığımız konusunda oturup beraber 20 dakika kaşlarımızı küçük emrah yaparak darlandığımız arkadaşıma,
artık hiç yeni ve ilginç şarkısı kalmayan playlistime,
okumak istemediğim çok güzel sınav konusu kitabıma,
dışarı çıkamamam için her türlü şartı her zaman yerine getiren hava-sınav takvimi sempatik ikilisine,
odamdaki hızla artan çikolata çöpü, boş sigara paketi yığınına,
yarınki iki zırtapoz finalime aklım projede kaldığı için asla çalışamayışıma
ama projeyi yapmaya kalkışınca da finallere meyleden aklıma,
sebepsiz ve her daim benim bir parçam olmak konusunda ısrarcı olan mide bulantıma,
günlük yiyecek/içecek tüketimlerimin en azından uyku ile kesildiğine sevinirken kısıtlanıp düdük kadar kalan uyku süremin standart iki yemek arası kadar olan süreden bile kısa olmasına,
televizyonun ondan geldiğini bildiğim halde bi noktadan sonra sürekli 'kulaam mı çınlıyo lan?' diye şüphe yaratan cızırtısına,
bilgisayarın sessiz bir ev aleti gibi davrandığı halde çıkardığı harhar fan sesine,
yer yer vokale başlayan sinsi ikinci fan sesine,
sürekli cevap atmayı unuttuğum önemli mesajları sanki sarhoşmuşumcasına hatırlayıp hatırlayıp unutabilişime,
sonra 'çok unuttum ya utanırım şimdi cevap atmıym' diye (kimbilir ne hayatlar harcandı bu sebepten) asla cevap atmamama
456 yılda bir tutulduğu savunulan (ya da ben her şeyi çok yanlış anladım) ama yaşantım süresince en az 3 kere daha tutulduğundan kesinlikle emin olduğum ay'a,
sabah yediğim menemen miktarının coşmuşluğuna,
aynı yerde sürekli oturmaktan sol tarafımdaki kalorifere çılgıncasına alışıp artık dışarda hep sol bacağımın üstünün şımarıkça ekstra üşümesine,
biten sıvı sabunun tepesine ısrarla ve inançla 'gelcek gelcek' diye basıp sürekli pofrtpofrtpofrtpofrtpofrt sesini duymama ama asla eve sıvı sabun alan insan olmayışıma,
aynı anda yemekten kaçtığım ıslak-kuru /ama kesilmesi gereken ikili yiyecek kombinasyonlarını aslında sadece yeni ve temiz bir bıçak daha çıkarmaya son derece üşendiğim için aynı anda yemediğimi daha kendime yeni itiraf edebilmeme,
delicesine özlediğim o eski, o mazide kalan, o cici, o hahaha hohoho, o gezmeli bişili, o hoş, o sevgi dolu, o eğlenceli hayatımın yerini alan gözleri yarı açık ve iç sıkıntılı yaşanan hayatıma,
SELAM KANKA NABER? diyor ve çalışamama döngüme geri dönüyorum. önce bi gelen maile cevap atayım da.
'cansu..biraz abartıyo olabilir mi?' diye benden şüphelenmeye başlayan arkadaşımın sevgilisine,
görüşebileceğimize dair 'inancını yitiren' bir diğer sevgili arkadaşıma,
adeta 1 buçuk yıldır durmaksızın aynı planları kesitleri çiziyormuşum hissini veren projeme,
komikli videosu tükenen ve hiçbir güldürücü özelliği kalmayan sanal dünyaya,
'ulvi tesadüflerimizi' neden artık yaşayamadığımız konusunda oturup beraber 20 dakika kaşlarımızı küçük emrah yaparak darlandığımız arkadaşıma,
artık hiç yeni ve ilginç şarkısı kalmayan playlistime,
okumak istemediğim çok güzel sınav konusu kitabıma,
dışarı çıkamamam için her türlü şartı her zaman yerine getiren hava-sınav takvimi sempatik ikilisine,
odamdaki hızla artan çikolata çöpü, boş sigara paketi yığınına,
yarınki iki zırtapoz finalime aklım projede kaldığı için asla çalışamayışıma
ama projeyi yapmaya kalkışınca da finallere meyleden aklıma,
sebepsiz ve her daim benim bir parçam olmak konusunda ısrarcı olan mide bulantıma,
günlük yiyecek/içecek tüketimlerimin en azından uyku ile kesildiğine sevinirken kısıtlanıp düdük kadar kalan uyku süremin standart iki yemek arası kadar olan süreden bile kısa olmasına,
televizyonun ondan geldiğini bildiğim halde bi noktadan sonra sürekli 'kulaam mı çınlıyo lan?' diye şüphe yaratan cızırtısına,
bilgisayarın sessiz bir ev aleti gibi davrandığı halde çıkardığı harhar fan sesine,
yer yer vokale başlayan sinsi ikinci fan sesine,
sürekli cevap atmayı unuttuğum önemli mesajları sanki sarhoşmuşumcasına hatırlayıp hatırlayıp unutabilişime,
sonra 'çok unuttum ya utanırım şimdi cevap atmıym' diye (kimbilir ne hayatlar harcandı bu sebepten) asla cevap atmamama
456 yılda bir tutulduğu savunulan (ya da ben her şeyi çok yanlış anladım) ama yaşantım süresince en az 3 kere daha tutulduğundan kesinlikle emin olduğum ay'a,
sabah yediğim menemen miktarının coşmuşluğuna,
aynı yerde sürekli oturmaktan sol tarafımdaki kalorifere çılgıncasına alışıp artık dışarda hep sol bacağımın üstünün şımarıkça ekstra üşümesine,
biten sıvı sabunun tepesine ısrarla ve inançla 'gelcek gelcek' diye basıp sürekli pofrtpofrtpofrtpofrtpofrt sesini duymama ama asla eve sıvı sabun alan insan olmayışıma,
aynı anda yemekten kaçtığım ıslak-kuru /ama kesilmesi gereken ikili yiyecek kombinasyonlarını aslında sadece yeni ve temiz bir bıçak daha çıkarmaya son derece üşendiğim için aynı anda yemediğimi daha kendime yeni itiraf edebilmeme,
delicesine özlediğim o eski, o mazide kalan, o cici, o hahaha hohoho, o gezmeli bişili, o hoş, o sevgi dolu, o eğlenceli hayatımın yerini alan gözleri yarı açık ve iç sıkıntılı yaşanan hayatıma,
SELAM KANKA NABER? diyor ve çalışamama döngüme geri dönüyorum. önce bi gelen maile cevap atayım da.
bunlar hep
ok fine
0
diamonds
taze misin
ben bugün çok büyük bir adım attım.
gmail gelen kutumu ayıkladım. 2900 küsur mailden geriye 177 tane mail kaldı. darısı gönderilenler kutusunun başına.
ders çalışmamak için bunu da yaptım ya, tebrik kabulüne başlamak istiyorum. çok uykum var yine.
gmail gelen kutumu ayıkladım. 2900 küsur mailden geriye 177 tane mail kaldı. darısı gönderilenler kutusunun başına.
ders çalışmamak için bunu da yaptım ya, tebrik kabulüne başlamak istiyorum. çok uykum var yine.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
sanals
6
diamonds
21 Aralık 2010 Salı
alt.
kessssinlikleN burlara yazamadığım şu günlerde, şurada yaşantıma devam ediyorum a dostlar: tık
hello, my name is sorry.
hello, my name is sorry.
bunlar hep
sanals
0
diamonds
19 Aralık 2010 Pazar
16 Aralık 2010 Perşembe
13 Aralık 2010 Pazartesi
çok cizız krayst bişi
¨¨birkaç gündür telefonuma muallak bir numaradan mesajlar gelmekteydi, aralarından en ilginci cuma günü geldi sanıyordum ("isa" diye mesaj geldi resmen), fakat bugün gerçekten tavan yaptı her kimse, tebrikler ediyorum kendisini. şöyle bir mesaj, hiçbir şeyiyle oynamadan iletiyorum: "knk okulda zülal ibola konuşursa msj atarmisın? yada ödemeli at"
zülal ibola. ebola. ne desem bilemedim.
¨¨domuz gribi geri gelmiş. geçen hafta deyip duruyordum ya, domuz gribinin yıkılmayan tek kalesi benim. yıkılmadım. her sene bir defa domuz gribi olmazsam içimde kalır diyordum. resmen geri getirdim domuz gribini. allaam sen affet yarebbi.
¨¨bugün yine kiliseye gittim, bence affetti beni allah. tanrı mı demeliydim yoksa. gerçi az önce bir bütün noel baba yedim, caiz mi?
¨¨ne zaman çılgın bir motivasyonla projeye sarılsam, bilgisayar çıldırıp kapanıyor belli bir noktada. nası bi gazla dalıyosam artık bilgisayara. ya da her zaman dediğim gibi bende büyü var. ya da tanrı beni hala affetmedi.
¨¨kendimi last christmas dinlemeye verdim ki, hayata tekrar bağlanabileyim.
¨¨bugün yıllardan sonra vapurda çay içtim. şu biraz önce gösterdiğim inandılar vapurunu görünce çok sevindim. çünkü... inandım ben anlıyo musun?
¨¨şimdi çalışırken kesin yerim ben bunları diye odama browni intense'ler, çeşit çeşit kurabiyeler, bonibonlu cupcakeler ve noel baba çikolata getirdim. ama sadece noel baba çikolatayı yedim. o da bi garip oldu, sıkılıp attım bi kısmını kafama göre. yok ben bunun bıyığını yemem, yok poposunu mu yicek mişim ya diye. mişim ayrı mı yazılıyo ya? neyse, diyeceğim o ki, 2 günde abur cubur kapasitemi allak bullak eden adama buradan selam söylemek istiyorum.
¨¨evet artık sadece fotoğraf paylaşıyorum. meşgul de değilim. sadece paçozluğumdan yapıyorum. komik şeyleri de içimde yaşamaya başladım sanırım. writer's block mu oldum ben :(:(:( şaka şaka.
¨¨beni liseye geri mi gönderseler? bugün dedim, ev kızı mı olsam dedim ama o da sıkıcı. otur otur evde napcan ki? hayır gezsen de bi yere kadar. projemi allah yapsa bütün sorunlarım hallolacak oysa ki. adım gibi biliyorum. adımı kalbine yaz beni unutma.
¨¨bangır bangır, umarsızca, bir adet girls out night (böyle yazınca da bi huzursuz tikimtırak oluyorum ama bunun türkçesi biraz saçma değil mi? kızlar dışarıda gecesi mi? ne?) yapıp kopmak istiyorum. alkol su gibi aksın. tekliflere açığım?
¨¨bugün kilisede sormayı unuttum da, buradan sorayım. kar mı yağıyo ya? niye ki?
¨¨alt komşu taşındı diye müziğin sesini sonuna kadar açıyorum, istediğim kadar da ucuz şarkılar dinleyebiliyorum. özgürlük bu değilse nedir?
¨¨uykuya ayıracağım zamanı burada harcamış olmam da...
¨¨cidden sonuna kadar okudun mu? çogöptüm. kalp sana.
zülal ibola. ebola. ne desem bilemedim.
¨¨domuz gribi geri gelmiş. geçen hafta deyip duruyordum ya, domuz gribinin yıkılmayan tek kalesi benim. yıkılmadım. her sene bir defa domuz gribi olmazsam içimde kalır diyordum. resmen geri getirdim domuz gribini. allaam sen affet yarebbi.
¨¨bugün yine kiliseye gittim, bence affetti beni allah. tanrı mı demeliydim yoksa. gerçi az önce bir bütün noel baba yedim, caiz mi?
¨¨ne zaman çılgın bir motivasyonla projeye sarılsam, bilgisayar çıldırıp kapanıyor belli bir noktada. nası bi gazla dalıyosam artık bilgisayara. ya da her zaman dediğim gibi bende büyü var. ya da tanrı beni hala affetmedi.
¨¨kendimi last christmas dinlemeye verdim ki, hayata tekrar bağlanabileyim.
¨¨bugün yıllardan sonra vapurda çay içtim. şu biraz önce gösterdiğim inandılar vapurunu görünce çok sevindim. çünkü... inandım ben anlıyo musun?
¨¨şimdi çalışırken kesin yerim ben bunları diye odama browni intense'ler, çeşit çeşit kurabiyeler, bonibonlu cupcakeler ve noel baba çikolata getirdim. ama sadece noel baba çikolatayı yedim. o da bi garip oldu, sıkılıp attım bi kısmını kafama göre. yok ben bunun bıyığını yemem, yok poposunu mu yicek mişim ya diye. mişim ayrı mı yazılıyo ya? neyse, diyeceğim o ki, 2 günde abur cubur kapasitemi allak bullak eden adama buradan selam söylemek istiyorum.
¨¨evet artık sadece fotoğraf paylaşıyorum. meşgul de değilim. sadece paçozluğumdan yapıyorum. komik şeyleri de içimde yaşamaya başladım sanırım. writer's block mu oldum ben :(:(:( şaka şaka.
¨¨beni liseye geri mi gönderseler? bugün dedim, ev kızı mı olsam dedim ama o da sıkıcı. otur otur evde napcan ki? hayır gezsen de bi yere kadar. projemi allah yapsa bütün sorunlarım hallolacak oysa ki. adım gibi biliyorum. adımı kalbine yaz beni unutma.
¨¨bangır bangır, umarsızca, bir adet girls out night (böyle yazınca da bi huzursuz tikimtırak oluyorum ama bunun türkçesi biraz saçma değil mi? kızlar dışarıda gecesi mi? ne?) yapıp kopmak istiyorum. alkol su gibi aksın. tekliflere açığım?
¨¨bugün kilisede sormayı unuttum da, buradan sorayım. kar mı yağıyo ya? niye ki?
¨¨alt komşu taşındı diye müziğin sesini sonuna kadar açıyorum, istediğim kadar da ucuz şarkılar dinleyebiliyorum. özgürlük bu değilse nedir?
¨¨uykuya ayıracağım zamanı burada harcamış olmam da...
¨¨cidden sonuna kadar okudun mu? çogöptüm. kalp sana.
bunlar hep
medley,
sevgili günlük
2
diamonds
10 Aralık 2010 Cuma
sizinki kaç santim?
arkadaşlarımı çok seviyorum, bence hepimiz çok saçma ve çok komiğiz.
bana göz ölçüm konusunda bu denli güvenilmesi de gururumu okşuyor bebeyim. kalp.
bunlar hep
arkadaşlar
0
diamonds
7 Aralık 2010 Salı
dar.
İçimde muazzam bi sıkıntı... Böyle sanki, birilerine acayip yanlış bişeyler demişim de çok feci pot kırmışım gibi. Nasıl yiyo içimi ama anlatamam. Odanın ortasında 5 metre bağırsak var sanki, öyle açıkta duruyo falan. Karşımda palyaço var, gözümün içine içine dik dik bakıyo gibi. Birisi beni anlasın diye kendimi yırtıyorum ama mümkünatı yok anlamıyo gibi. Jürimi şu ya da bu sebepten kaçırmışım gibi. Birisine gereğinden fazla sevgi gösteriyomuşum ama o öylece duruyomuş, beni hiç anlamıyomuş gibi kötü hissediyorum. Hani birinin üstüne çok düşüyomuşsun gibi gelir, ay bi durıym ya çüş dersin ama duramazsın sonra sinirin sıkışır. Sanki şey gibi azıcık, birini arıyosun mesela açmıyo, sonra bekliyosun bekliyosun sana dönmüyo ama artık biliyosun yani aradığını görmemiş olması imkansız ama yine de 3 kez daha filan arıyosun ve hala geri dönmüyo gibi. Birine seni seviyorum diyosun ama imkanı yok cevap vermiyor, belli ki cevap veresi yok ama idrak edemiyosun seni seviyorum demenin neresi bu kadar abuk subuk, birini sevmek kötü bişey değil ki, sorumluluk da getirmez, yok anlamıyosun ama göğsünün üzerine adeta fil ailesi ev yapıveriyo. Gibi. Hissediyorum. Öyle. Bi. Sıkıntı. Var. Geçsin. Dur.
6 Aralık 2010 Pazartesi
pencere açıldı bilal oğlan
naber genşler?
7 günlük raporum var benim. burada da geçerli bence. o yüzden bişey yazmayıp popomu devirmekle meşgul olmayı tercih ettim. lakin bu esnada bir hayli sıyırdım.
hayatta her şeyin çoggomik olduğunu fark ettim.
isimlerdeki sessiz harflerin apansız kaybolduğu bir dünyadan tut da, odamdaki amansız dağınıklığın oluşum sürecine kadar her şey çoggomik. ciddiyim.
proje için yaptığım binam da komik. o biraz prrfşflt diye gülünesi komiklikte ama diğerleri saçma kahkahalar atılabilecek şeyler bence hep.
\\
dün akşam ilk sevgilim (düşünsene, 7 yıl önceki sevgilim) nişanlanmış. "HÖST?!" derler adama. o ne ya. ben de hangi dieti yapsam daha hızlı zayıflarım, betonarmeyi bıraksam mı gibi dertlerden mustaribim. en iyi arkadaşımla bar açsak mı muhabbeti falan yapıyoruz. ödevlerimi yapmayı erteliyorum, sınav filan kaçırıyorum. küçük sırlar falan gibi diziler izliyorum. depresyona girdikçe saçımı kestiriyorum. sade bi hayat bence. eğlenceli de öte yandan. bir zamanlar tanıdığım insanlar patır patır evleniyorlarken, ben hala gencim sanki. öyle hissediyorum. onlar yaşlandı da ben yaşlanmadım gibi hissediyorum. yine de facebookta çocukluğunuzdan bir çizgi film karakterini profayl pikçır yapın harekatına katıldığım için kendimi az buçuk yaşlı hissetmedim değil. kimseciklerin bilmediği bir çizgi filmden bir karakter kullandım çünkü.
diğer yandan yaptığım şeyler yüzünden kendimi genç değil de yaşlı hissetmem gerektiğine karar verdim geçenlerde. misal, günümüz gençleri gibi değil bildiğim gibi yaşıyorum. her zamanki yerlerde buluşuyorum insanlarla, her zamanki yerlerde vakit geçiriyoruz. ama daha çok evde. (günümüz gençleri ne be?)
let's go to the mall today diye ataklar da yapmıyor değilim ama, sevimli günümüz gençleri onu mu yapıyor hiç haberim yok. napıyosunuz olum cidden? söyleyin ben de yapcam. tek uyumum, teknolojik uyum. gün gelecek, mimari zevk olarak da yaşlı mı kalcam acaba? hayır bileyim de, ona göre. apansız ortada kalmayayım. neyse zaten ben bar açıyodum dimi. ok fine.
\\
bi de havada bi kar kokusu, bi abes soğukluk yok mu? bence var. bu sene kar yağmasın gibi düşündüm ben. hani geçen sene baya yağdı çünkü. yağarsa, dubai'ye tatile gitmeyi düşünüyorum. evde otura otura biriktirdiğim paranın buna yeteceğine çok inandım.
\\
geçen gün, skype'ta dilara ile konuşuyorduk. arkasında buzdolabı, buzdolabının üzerinde de bir takım ıvır zıvırlar duruyordu. fakat ben, her nasılsa, buzdolabının üzerinde maket olduğuna canı gönülden inandım. bak diyom penceresini bile açmışsın, ne maketi o ya diyorum. ne maketi ya diyo o da.
kırmızıyla işaretlediğim yer, maketin pencere boşluğuydu bence. o alttaki surat ise, dünyadaki en hasta ve sefil surat. üstteki surat ise dilara'nın 'ne maketi olm?!' suratı. sık görülen bi surat, yine de hep komik bence.
bir gün öncesinde de, bu defa alca ile skype'ta konuşmaktayken, alca benim proje yığınımı şişme kadın sanmıştı. o da güzel bi kafa haliydi.
\\
ara sıra, bilgisayarım 'sizin için değerli olan şeyleri koruyun!' diye uyarı veriyor. virüs programım bile çok duygusal. napcaz bilmiyorum.
iyileşir gibiyim de, ne bileyim. çalışmak lazım. ev kızı mode: off günü geldi şekerim.
sonuç: bir klasik: behlül kaçar.
7 günlük raporum var benim. burada da geçerli bence. o yüzden bişey yazmayıp popomu devirmekle meşgul olmayı tercih ettim. lakin bu esnada bir hayli sıyırdım.
hayatta her şeyin çoggomik olduğunu fark ettim.
isimlerdeki sessiz harflerin apansız kaybolduğu bir dünyadan tut da, odamdaki amansız dağınıklığın oluşum sürecine kadar her şey çoggomik. ciddiyim.
proje için yaptığım binam da komik. o biraz prrfşflt diye gülünesi komiklikte ama diğerleri saçma kahkahalar atılabilecek şeyler bence hep.
\\
dün akşam ilk sevgilim (düşünsene, 7 yıl önceki sevgilim) nişanlanmış. "HÖST?!" derler adama. o ne ya. ben de hangi dieti yapsam daha hızlı zayıflarım, betonarmeyi bıraksam mı gibi dertlerden mustaribim. en iyi arkadaşımla bar açsak mı muhabbeti falan yapıyoruz. ödevlerimi yapmayı erteliyorum, sınav filan kaçırıyorum. küçük sırlar falan gibi diziler izliyorum. depresyona girdikçe saçımı kestiriyorum. sade bi hayat bence. eğlenceli de öte yandan. bir zamanlar tanıdığım insanlar patır patır evleniyorlarken, ben hala gencim sanki. öyle hissediyorum. onlar yaşlandı da ben yaşlanmadım gibi hissediyorum. yine de facebookta çocukluğunuzdan bir çizgi film karakterini profayl pikçır yapın harekatına katıldığım için kendimi az buçuk yaşlı hissetmedim değil. kimseciklerin bilmediği bir çizgi filmden bir karakter kullandım çünkü.
diğer yandan yaptığım şeyler yüzünden kendimi genç değil de yaşlı hissetmem gerektiğine karar verdim geçenlerde. misal, günümüz gençleri gibi değil bildiğim gibi yaşıyorum. her zamanki yerlerde buluşuyorum insanlarla, her zamanki yerlerde vakit geçiriyoruz. ama daha çok evde. (günümüz gençleri ne be?)
let's go to the mall today diye ataklar da yapmıyor değilim ama, sevimli günümüz gençleri onu mu yapıyor hiç haberim yok. napıyosunuz olum cidden? söyleyin ben de yapcam. tek uyumum, teknolojik uyum. gün gelecek, mimari zevk olarak da yaşlı mı kalcam acaba? hayır bileyim de, ona göre. apansız ortada kalmayayım. neyse zaten ben bar açıyodum dimi. ok fine.
\\
bi de havada bi kar kokusu, bi abes soğukluk yok mu? bence var. bu sene kar yağmasın gibi düşündüm ben. hani geçen sene baya yağdı çünkü. yağarsa, dubai'ye tatile gitmeyi düşünüyorum. evde otura otura biriktirdiğim paranın buna yeteceğine çok inandım.
\\
geçen gün, skype'ta dilara ile konuşuyorduk. arkasında buzdolabı, buzdolabının üzerinde de bir takım ıvır zıvırlar duruyordu. fakat ben, her nasılsa, buzdolabının üzerinde maket olduğuna canı gönülden inandım. bak diyom penceresini bile açmışsın, ne maketi o ya diyorum. ne maketi ya diyo o da.
kırmızıyla işaretlediğim yer, maketin pencere boşluğuydu bence. o alttaki surat ise, dünyadaki en hasta ve sefil surat. üstteki surat ise dilara'nın 'ne maketi olm?!' suratı. sık görülen bi surat, yine de hep komik bence.
bir gün öncesinde de, bu defa alca ile skype'ta konuşmaktayken, alca benim proje yığınımı şişme kadın sanmıştı. o da güzel bi kafa haliydi.
\\
ara sıra, bilgisayarım 'sizin için değerli olan şeyleri koruyun!' diye uyarı veriyor. virüs programım bile çok duygusal. napcaz bilmiyorum.
iyileşir gibiyim de, ne bileyim. çalışmak lazım. ev kızı mode: off günü geldi şekerim.
sonuç: bir klasik: behlül kaçar.
bunlar hep
hayvanlar alemi,
kişiselmeseleler
0
diamonds
4 Aralık 2010 Cumartesi
burnunu aldırsana
beni eve bağlama büyüsü yapıp hasta eden kimse, onu bulamayacağıma mı inanıyor?
bulup kafasını koparıcam yerinden, çöpe atıcam
zaten pms'im
bulaşma bana olm
kimsin sen
çık dışarı
bulup kafasını koparıcam yerinden, çöpe atıcam
zaten pms'im
bulaşma bana olm
kimsin sen
çık dışarı
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
3 Aralık 2010 Cuma
2 Aralık 2010 Perşembe
29 Kasım 2010 Pazartesi
ikibaşparmakaşşaa
autocad 2011 ve 3ds max 2011 kullanmaya başladığım andan beri, sürekli 2011 yılında olduğumuza inanıyorum.
sıkıntı var.
sıkıntı var.
bunlar hep
itiraflar
0
diamonds
tanrı istemezse yaprak düşmezmiş
artık tuhaflık ve şizofreni paratoneri olduğumdan kesinlikle eminim.
yoksa niçin bindiğim otobüste halay çeken gençler olsun,
niçin bindiğim vapurda insanlar denize düşmek pahasına fotoğraf çeksinler bi de ciddi ciddi denize düşsünler bi de üstüne üstlük 'ayy saçım uçmuş ya:(:(' diye üzülsünler ki.
niçin avucumun içi gibi bildiğim anadolu hisarı'na gitmeye çalışırken kendimi ankara yolunda bulayım,
niçin kanlıca taraflarında atatürk havalimanı-> diye tabela olsun,
niçin evimin dibinde heliport helikopter pisti 3000m diye tabela olsun,
niçin bir güvercin bir başka güvercinin kafasına pislesin, kardeş kardeşe bunu yapar mı?
niçin rüyamda sadece ama sadece bir televizyon ekranında uçuşup konan bir adet at sineği göreyim.
niçin annem lady gaga ve chris isaac'e aynı anda hayran olabilsin.
niçin en iyi arkadaşım kendi öz bacağıyla sohbet etsin.
niçin.
niçin?
dün, yalnızca masum bir kahve arzusuyla nazım'ı hunharca sürüklediğim sıtarbaksta yanımıza 'ohaa' diyen bir japonun oturduğundan da bahsetmiym hiç.
saat 04.14,
ödevim abuk oldu,
quizime çalışmadım,
kahve içmekten midem bulanıyor,
ve fakat yine yanım boş uyumak çok bayık.
helikopterim olsa da 3000 metre öteye park edip oradan korsan taksiye binsem.
temizlikçimiz kadriye ablaya "bana bi espresso lütfen." desem ve umarsızca "akşam nerlere gitsem" planları yapsam. güğüm'de midye tava yesem, oradan kalkıp gingera binip modadaki tek büfeye gitsem.
bandoda çalsam, eve ekmek getirsem.
ışınlanmayı bulsa birisi, bana hediye etse.
faytona binip yatağa gitsem şimdi bi de.
projemi de, ödevlerimi de bütün mitolojik tanrılar birleşip mis gibi yapsalar.
betonarme sınavıma zeusla hera birleşip girseler.
jürime benim yerime herkülle zeyna girse.
akşamına buffy'le vampir avlamaya gidip uyumadan önce central perk'te birer bardak lohusa şerbeti patlatsak.
hava da baya soğudu.
yoksa niçin bindiğim otobüste halay çeken gençler olsun,
niçin bindiğim vapurda insanlar denize düşmek pahasına fotoğraf çeksinler bi de ciddi ciddi denize düşsünler bi de üstüne üstlük 'ayy saçım uçmuş ya:(:(' diye üzülsünler ki.
niçin avucumun içi gibi bildiğim anadolu hisarı'na gitmeye çalışırken kendimi ankara yolunda bulayım,
niçin kanlıca taraflarında atatürk havalimanı-> diye tabela olsun,
niçin evimin dibinde heliport helikopter pisti 3000m diye tabela olsun,
niçin bir güvercin bir başka güvercinin kafasına pislesin, kardeş kardeşe bunu yapar mı?
niçin rüyamda sadece ama sadece bir televizyon ekranında uçuşup konan bir adet at sineği göreyim.
niçin annem lady gaga ve chris isaac'e aynı anda hayran olabilsin.
niçin en iyi arkadaşım kendi öz bacağıyla sohbet etsin.
niçin.
niçin?
dün, yalnızca masum bir kahve arzusuyla nazım'ı hunharca sürüklediğim sıtarbaksta yanımıza 'ohaa' diyen bir japonun oturduğundan da bahsetmiym hiç.
saat 04.14,
ödevim abuk oldu,
quizime çalışmadım,
kahve içmekten midem bulanıyor,
ve fakat yine yanım boş uyumak çok bayık.
helikopterim olsa da 3000 metre öteye park edip oradan korsan taksiye binsem.
temizlikçimiz kadriye ablaya "bana bi espresso lütfen." desem ve umarsızca "akşam nerlere gitsem" planları yapsam. güğüm'de midye tava yesem, oradan kalkıp gingera binip modadaki tek büfeye gitsem.
bandoda çalsam, eve ekmek getirsem.
ışınlanmayı bulsa birisi, bana hediye etse.
faytona binip yatağa gitsem şimdi bi de.
projemi de, ödevlerimi de bütün mitolojik tanrılar birleşip mis gibi yapsalar.
betonarme sınavıma zeusla hera birleşip girseler.
jürime benim yerime herkülle zeyna girse.
akşamına buffy'le vampir avlamaya gidip uyumadan önce central perk'te birer bardak lohusa şerbeti patlatsak.
hava da baya soğudu.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
26 Kasım 2010 Cuma
25 Kasım 2010 Perşembe
noluyo ya?
bak şimdi napıyoruz biliyo musun, ben semptomları söylüyorum sen teşhis yapıyosun. elinden geliyosa tedavi yöntemi filan varsa onu da söylüyosun. anlaştık mı? hadi.
gaipten telefon sesleri duymaya devam ettiğim gibi, bunun bilincinde olsam da o telefonun o tuşuna basıyor ve bakıyorum sahi miymiş ciddi miymiş o ses diye.
kelimelerin hepsini birbirine karıştırıyorum.
facebook'ta ne düşünüyon hacıt kısmına isim yazıp entera basıyorum.
mesaj atarken isim değil kafamdaki lakabı giriyorum.
bunlarla yetinmiyor soğuk sufle yiyorum.
sabah 1 saniyeliğine aklımdan geçen bi düşünce sebebiyle o kadar aklım çıktı ki hooop düştüm. şimdi şimdi bacağım acımaya başladı.
uyandığım gibi ilk iş olarak en sevdiğim insanlara günaydınlaağr mesajı atıyorum. hatta bugün ingiltere'deki arkadaşıma 'yaa bugün çok güzelsin' diyecek kadar hoppidileştim.
micheal buble dinliyorum. nasıl da hoşuma gidiyor.
muntazaman her gece 3te dans edesim geliyor.
sınavlarım yığın yığın böyle üstüme üstüme düşmek üzere. az tepkiliyim. yaparız yaaa diyorum.
arkadaşlarım için arkadaşlarımın rica etmediği şeyleri yaparak hayatlarını kolaylaştırma atakları yapıyorum.
doğum günü hediyelerini özenle seçiyorum.
şu an bunları yazmaktan çok sıkıldım çünkü ne dinlesem diye bakınasım bi de bi yerimden kalkasım geldi.
bu kadarcık bilgiyle teşhisi yapıver allasen.
bi de elin değmişken projemi yap..hohhh. neyse
gaipten telefon sesleri duymaya devam ettiğim gibi, bunun bilincinde olsam da o telefonun o tuşuna basıyor ve bakıyorum sahi miymiş ciddi miymiş o ses diye.
kelimelerin hepsini birbirine karıştırıyorum.
facebook'ta ne düşünüyon hacıt kısmına isim yazıp entera basıyorum.
mesaj atarken isim değil kafamdaki lakabı giriyorum.
bunlarla yetinmiyor soğuk sufle yiyorum.
sabah 1 saniyeliğine aklımdan geçen bi düşünce sebebiyle o kadar aklım çıktı ki hooop düştüm. şimdi şimdi bacağım acımaya başladı.
uyandığım gibi ilk iş olarak en sevdiğim insanlara günaydınlaağr mesajı atıyorum. hatta bugün ingiltere'deki arkadaşıma 'yaa bugün çok güzelsin' diyecek kadar hoppidileştim.
micheal buble dinliyorum. nasıl da hoşuma gidiyor.
muntazaman her gece 3te dans edesim geliyor.
sınavlarım yığın yığın böyle üstüme üstüme düşmek üzere. az tepkiliyim. yaparız yaaa diyorum.
arkadaşlarım için arkadaşlarımın rica etmediği şeyleri yaparak hayatlarını kolaylaştırma atakları yapıyorum.
doğum günü hediyelerini özenle seçiyorum.
şu an bunları yazmaktan çok sıkıldım çünkü ne dinlesem diye bakınasım bi de bi yerimden kalkasım geldi.
bu kadarcık bilgiyle teşhisi yapıver allasen.
bi de elin değmişken projemi yap..hohhh. neyse
bunlar hep
kişiselmeseleler
5
diamonds
23 Kasım 2010 Salı
icler acisi
Ne zaman calismaya baslasam cilgin gibi uykum geliyor klisesini tekrar tekrar basina kakmaktan ben bile biktim blog.
Du sana blog demiym artik, yabancilasan olur bisey olur. Bundan kelli adin Hüsnü. Evet ne diyoduk. Hah.
Ya deli gibi uykum gelmis boyle yine tamam mi, yattim 5 dakika kadar once dayanamadim. O esnada muzik dinleyesim tuttu, genelde gece uyurken dinlerim hep. Bu sefer de isiklari sondurmus olmanin acisini cektim Hüsnü. Evet Hüsnü. Kulakligimi takmadan isiklari sondurmustum. Simdi yiyosa bul hangisi sol hangisi sag. Alelade taksam olucem ama sanki, kuvvetli bi sekilde hissediyorum yani bunu.
Isiklari acmaya harcamadigim enerjiyi, bu yasadigim sacma durumu seninle paylasmaya harcamamin yegane sebebi artik seninle hicbir sey paylasmiyor olmamiz Hüsnü.
Sevinti ve öpüntü sana. Uyusam cünkü.
Du sana blog demiym artik, yabancilasan olur bisey olur. Bundan kelli adin Hüsnü. Evet ne diyoduk. Hah.
Ya deli gibi uykum gelmis boyle yine tamam mi, yattim 5 dakika kadar once dayanamadim. O esnada muzik dinleyesim tuttu, genelde gece uyurken dinlerim hep. Bu sefer de isiklari sondurmus olmanin acisini cektim Hüsnü. Evet Hüsnü. Kulakligimi takmadan isiklari sondurmustum. Simdi yiyosa bul hangisi sol hangisi sag. Alelade taksam olucem ama sanki, kuvvetli bi sekilde hissediyorum yani bunu.
Isiklari acmaya harcamadigim enerjiyi, bu yasadigim sacma durumu seninle paylasmaya harcamamin yegane sebebi artik seninle hicbir sey paylasmiyor olmamiz Hüsnü.
Sevinti ve öpüntü sana. Uyusam cünkü.
20 Kasım 2010 Cumartesi
ben geldim ben niye geldim?!
olum tatil bitti bişi yapın !!
ben şimdi çok zekiyim ya.. du du bak hahha ahaha bak bak.. şimdi zekadan patlıyorum ya ahahaha hahaaha haahahahahHAHAH geçen cuma jürim 2 cuma sonra oooh miss derken derken bu cumayı cumadan saymamışım hahahaha HAHAHA cuma jürim varmış. 26 kasımda yaeee jüri dedim, e o bu cuma işte be? dediler.
iyk-abv tıklasana bak bi ;););):):):):) FAK
ben şimdi çok zekiyim ya.. du du bak hahha ahaha bak bak.. şimdi zekadan patlıyorum ya ahahaha hahaaha haahahahahHAHAH geçen cuma jürim 2 cuma sonra oooh miss derken derken bu cumayı cumadan saymamışım hahahaha HAHAHA cuma jürim varmış. 26 kasımda yaeee jüri dedim, e o bu cuma işte be? dediler.
iyk-abv tıklasana bak bi ;););):):):):) FAK
bunlar hep
havadan sudan,
hayvanlar alemi
0
diamonds
19 Kasım 2010 Cuma
ne garip gün.
gözüm yanıyo mütemadiyen.
grey's anatomy izlerken elma yemeye çalıştım midem nası bulandı nası bulandı anlatamam.
bilekberi mesıncır olmasa arkadaşlarımla konuşamıycam bile.
ekin'i ektim çok üzücü. ama kelime oyunu olarak bakarsak komik. perspektif mühim.
evde garip yemekler var.
ezilmiş sosisli poğaça falan var mesela. o ne be? ezilmiş sosis ne?
yine royksopp dinliyorum, çok seviyorum.
then you ask me how, can i show you how?
bi uyanıyorum hava kararmış, kış ne salak bişey aslında. kışın saat 2ye kadar uyumak salakça belki tabi, kış değil.
now you're just pretending derken ne güzel oluyo sesi dimi?
bayram ziyaretlerinin son hızla devam etmesi bana akraba sayımı sorgulattı.
bu da böyle bi gün işte
haven't you got it yet?
grey's anatomy izlerken elma yemeye çalıştım midem nası bulandı nası bulandı anlatamam.
bilekberi mesıncır olmasa arkadaşlarımla konuşamıycam bile.
ekin'i ektim çok üzücü. ama kelime oyunu olarak bakarsak komik. perspektif mühim.
evde garip yemekler var.
ezilmiş sosisli poğaça falan var mesela. o ne be? ezilmiş sosis ne?
yine royksopp dinliyorum, çok seviyorum.
then you ask me how, can i show you how?
bi uyanıyorum hava kararmış, kış ne salak bişey aslında. kışın saat 2ye kadar uyumak salakça belki tabi, kış değil.
now you're just pretending derken ne güzel oluyo sesi dimi?
bayram ziyaretlerinin son hızla devam etmesi bana akraba sayımı sorgulattı.
bu da böyle bi gün işte
haven't you got it yet?
bunlar hep
havadan sudan
0
diamonds
18 Kasım 2010 Perşembe
hötmail
Yavrum hotmail neden boyle israaar kiyamet pipini büyüt de büyüt büyüt de büyüt diyosun? Ne aileler kurtuldu yazmis gecen gün.
Abime de tutturmus memeni büyüt diye.
Neyin pesindesin hotmail.
Abime de tutturmus memeni büyüt diye.
Neyin pesindesin hotmail.
bunlar hep
sanals
2
diamonds
17 Kasım 2010 Çarşamba
uykum var
dini bayramlarımızı pek sevmiyorum.
yine de tatil çok hoş tabi.
okulu da özledim öte yandan.
bi de 2 haftadır kalbim ağrıyor bence kalpten gitcem yakında.
zırt pırt deja vu oluyorum, hayat böyle geçmez kanımca.
allaam çok uykum var.
şu anda beatles the sheik of araby çalıyor, çok eğlendim.
abimle 1 kadın 1 erkek seyretmeye gidiyorum.
bu arada windows live messenger 2011 çok saçma bişey olmuş.
ne yaparsam yapayım nickim cansu arutan olarak görünüyordu ve dilara hariç herkese sürekli offline görünüyordum. yeni düzeltebildim. çok saçma.
artık blog yazmıyorum simple diary çok güzel.
belki artık simple diary sayfalarımı geçiririm buraya.
amaçsızlığın son noktası.
the fool on the hill dinle.
baybay
yine de tatil çok hoş tabi.
okulu da özledim öte yandan.
bi de 2 haftadır kalbim ağrıyor bence kalpten gitcem yakında.
zırt pırt deja vu oluyorum, hayat böyle geçmez kanımca.
allaam çok uykum var.
şu anda beatles the sheik of araby çalıyor, çok eğlendim.
abimle 1 kadın 1 erkek seyretmeye gidiyorum.
bu arada windows live messenger 2011 çok saçma bişey olmuş.
ne yaparsam yapayım nickim cansu arutan olarak görünüyordu ve dilara hariç herkese sürekli offline görünüyordum. yeni düzeltebildim. çok saçma.
artık blog yazmıyorum simple diary çok güzel.
belki artık simple diary sayfalarımı geçiririm buraya.
amaçsızlığın son noktası.
the fool on the hill dinle.
baybay
bunlar hep
havadan sudan
0
diamonds
15 Kasım 2010 Pazartesi
tatil mi?
tatilimi hunharca dizi izleyerek, internetten alışveriş yaparak, sadece kahve için veya abimle alışveriş yapmak için dışarı çıkarak geçirmekten ve zırnık ders çalışmamaktan o kadar zevk alıyorum ki her gece laptopla uyuyakalıyorum. beni bir sevgilinin tutabileceğinden daha sıcak tutuyor hem. ayrıca ben ona dur diyene kadar beni eğlendiriyor.
o değil de, sigarayı bıraktım. 4 gün oluyor. beni tebrik et.
sigarayı bıraktığım gibi gidip muzlu şampuanımı aldım, çilekli vücut spreyimi, karpuzlu vücut losyonumu aldım. strawberrynetten aldığım yepyeni parfümüm ise ne denli güzel kokuyor hiç sorma. sigara iğrenç bişeymiş blog, sigara ölsün. o kadar güzel kokuyorum ki. oh may gad..
bugün şu insan bana half psychotic dedi. kırıldım. sonra kendisinin half psychotic olduğunu ispatlayan bir hareketle kırgınlığımı yok etti. reklamın iyisi kötüsü olmaz diyerekten, okuyun blogunu. herhangi iyi bir şey söylemeksizin sadece beni manipüle ederek kırgınlığımı yok etmeyi başaran insanın blogu okunur.
nokta
.
o değil de, sigarayı bıraktım. 4 gün oluyor. beni tebrik et.
sigarayı bıraktığım gibi gidip muzlu şampuanımı aldım, çilekli vücut spreyimi, karpuzlu vücut losyonumu aldım. strawberrynetten aldığım yepyeni parfümüm ise ne denli güzel kokuyor hiç sorma. sigara iğrenç bişeymiş blog, sigara ölsün. o kadar güzel kokuyorum ki. oh may gad..
bugün şu insan bana half psychotic dedi. kırıldım. sonra kendisinin half psychotic olduğunu ispatlayan bir hareketle kırgınlığımı yok etti. reklamın iyisi kötüsü olmaz diyerekten, okuyun blogunu. herhangi iyi bir şey söylemeksizin sadece beni manipüle ederek kırgınlığımı yok etmeyi başaran insanın blogu okunur.
nokta
.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
reklamlaar,
sigara
0
diamonds
14 Kasım 2010 Pazar
¨¨
ali barış'ın gözünden dilara ve ben:
arkadaşlarımın beyinleri de benimkinden iyi durumda değil evet. mohoho.
bunlar hep
arkadaşlar,
komikler bişeyler
0
diamonds
blogun pabucu dama.
1 yıldır göz koyup da almadığım simple diary, bugün benimsin. en sevdiğim renginle hem de. nedir bu manyaklığım diye soran olursa: http://www.simplediary.com/
13 Kasım 2010 Cumartesi
sevgili dün, komik misin?
şimdi öncelikle bu blogu yazmamın tek sebebi dün belediye otobüsünde yaşadığım inanılmaz anlardır. onu belirtmek istiyorum. yoksa şu an grey's anatomy izliyodum mis gibi. neyse du bak.
dün dersten çıktık, aman dedik toffee nut günü geldi haydi hemen koşup içmeliyiz yoksa lanetleniriz. bu planları gerçekleştirmek suretiyle elbette ki 19 isimli otobüsümüze koştuk. kadıköy'e yaklaşmakta olduğumuz anlarda bir tuhaflık başladı otobüste.
ali'ye bir şey anlatıyordum, şimdi ne olduğunu elbette ki hatırlamıyorum, o esnada gözüme çarpan 16-17 yaş arası gençlerden biri dans etmekteydi. bir arkadaşı da ıptdıs bir müzik açmış ona çanak tutuyordu. fakat dans dediysem, bildiğin apaçi dansı. böyle bişey olamaz. olmamalı. bir süre inanılmaz bir coşkuyla dans eden gence, bi yerden sonra arkadaşı da katıldı. arkadaşı kadar aktif ve coşkulu olmasa o da son derece dıpıdı dıpıdı dans ediyordu. ben 'artık bakamıycam' diyerek kafamı diğer tarafa çevirdikten hemen sonra ali beni dürttü. aman yarabbim o da nesi, iki kişi halay çekiyorlardı. henüz buna şaşırmaktayken video çekmeliyim o may gaş diyerek telefonumu elime almıştım ki annem aradı. bütün video planları suya düştü tabi. annem konuş da konuş bitiremedi çünkü. inmemize 1-2 dakika kala çocuklardan biri fütursuzca, hunharca sigara yaktı blog. evet, otobüsün içinde. hayatımda yaşadığım en komik otobüs vakasıydı bu, keşke orda olsaydın. ya da en azından keşke video çekebilseydim.
otobüsten indiğimde ise başıma daha neler geleceğinden habersizdim.
bunu kadıköy kumluk durağından bir görselle açıklamak istiyorum, kelimeler yetersiz çünkü:
bu esnada hala annemle telefondaydım, gülemedim doyasıya. içimde kahkahaların fokurdaması hissiyle tanıştım. ali de sağolsun kahkahalarını özgür bırakmak için telefonu kapatmamı bekledi. bin yıl güldükten sonra dünyanın en güzel günü olduğuna karar verdik dünün. zira yolculuğumuzun esas amacına doğru hızla yürümekteydik bebişim.
kadıköy starbaksta tuvalete şifre koyduklarını biliyo muydun? böyle bişey satın alıyosun, fişte şifre oluyo, onunla giriyosun tuvalete. ben dün öğrendim. ama çalışmıyo yani yalan. yine de fişte şifre var. komik ve salak. bi de yine kadıköy starbaksın oralarda takılan bavullu deli bu aralar yok, yerine sigara çalan deli gelmiş. bütün dişleri altın. en azından ön dişleri öyle. altın da değil de, metalik garip. çok korktum ben.
dün çok güzeldi ama. valla diyorum bak.
ha bi de, dün saat 5 sularında biz sigarayı bıraktık. ciddiyim. başardım bak! hiç bu kadar başarılı bi sigarayı bırakma ilk günü geçirmemiştim.
ali'ye sevgilerimi hoplatıyorum buradan.
christmas zamanına nasıl da bir bayılıyorum...
dün dersten çıktık, aman dedik toffee nut günü geldi haydi hemen koşup içmeliyiz yoksa lanetleniriz. bu planları gerçekleştirmek suretiyle elbette ki 19 isimli otobüsümüze koştuk. kadıköy'e yaklaşmakta olduğumuz anlarda bir tuhaflık başladı otobüste.
ali'ye bir şey anlatıyordum, şimdi ne olduğunu elbette ki hatırlamıyorum, o esnada gözüme çarpan 16-17 yaş arası gençlerden biri dans etmekteydi. bir arkadaşı da ıptdıs bir müzik açmış ona çanak tutuyordu. fakat dans dediysem, bildiğin apaçi dansı. böyle bişey olamaz. olmamalı. bir süre inanılmaz bir coşkuyla dans eden gence, bi yerden sonra arkadaşı da katıldı. arkadaşı kadar aktif ve coşkulu olmasa o da son derece dıpıdı dıpıdı dans ediyordu. ben 'artık bakamıycam' diyerek kafamı diğer tarafa çevirdikten hemen sonra ali beni dürttü. aman yarabbim o da nesi, iki kişi halay çekiyorlardı. henüz buna şaşırmaktayken video çekmeliyim o may gaş diyerek telefonumu elime almıştım ki annem aradı. bütün video planları suya düştü tabi. annem konuş da konuş bitiremedi çünkü. inmemize 1-2 dakika kala çocuklardan biri fütursuzca, hunharca sigara yaktı blog. evet, otobüsün içinde. hayatımda yaşadığım en komik otobüs vakasıydı bu, keşke orda olsaydın. ya da en azından keşke video çekebilseydim.
otobüsten indiğimde ise başıma daha neler geleceğinden habersizdim.
bunu kadıköy kumluk durağından bir görselle açıklamak istiyorum, kelimeler yetersiz çünkü:
bu esnada hala annemle telefondaydım, gülemedim doyasıya. içimde kahkahaların fokurdaması hissiyle tanıştım. ali de sağolsun kahkahalarını özgür bırakmak için telefonu kapatmamı bekledi. bin yıl güldükten sonra dünyanın en güzel günü olduğuna karar verdik dünün. zira yolculuğumuzun esas amacına doğru hızla yürümekteydik bebişim.
kadıköy starbaksta tuvalete şifre koyduklarını biliyo muydun? böyle bişey satın alıyosun, fişte şifre oluyo, onunla giriyosun tuvalete. ben dün öğrendim. ama çalışmıyo yani yalan. yine de fişte şifre var. komik ve salak. bi de yine kadıköy starbaksın oralarda takılan bavullu deli bu aralar yok, yerine sigara çalan deli gelmiş. bütün dişleri altın. en azından ön dişleri öyle. altın da değil de, metalik garip. çok korktum ben.
dün çok güzeldi ama. valla diyorum bak.
ha bi de, dün saat 5 sularında biz sigarayı bıraktık. ciddiyim. başardım bak! hiç bu kadar başarılı bi sigarayı bırakma ilk günü geçirmemiştim.
ali'ye sevgilerimi hoplatıyorum buradan.
christmas zamanına nasıl da bir bayılıyorum...
♥
bunlar hep
havadan sudan,
hayvanlar alemi
0
diamonds
10 Kasım 2010 Çarşamba
lc
last christmas dinleyip bir önceki sene birisi kalbimi çok kırmış da bu sene çok pis aşık olcakmışım gibi takılma mevsimim geldi, kutlu olsun. suç toffee nut latte'nin çıkışında bence.
sonra da açıp lady gaga ve space cowboy'un christmas şarkısını dinliyorum hemen bütün ruh halim değişiyor. cherry cherry boom boom. (demek ki bunun suçu da dark cherry mocha'nın çıkışında?)
christmas benim değilsin, sana neden gönülden bağlandım? mevsimsel kahveni mi seviyorum, havanı mı, her sene getirip sonra zort diye götürdüğün türlü çeşit cicileri mi?
kaynakça:
http://fizy.com/#s/1m2x3n
http://fizy.com/#s/1m8hdq
rapapapam pam!
but if you kissed me now i know you'd fool me again
sonra da açıp lady gaga ve space cowboy'un christmas şarkısını dinliyorum hemen bütün ruh halim değişiyor. cherry cherry boom boom. (demek ki bunun suçu da dark cherry mocha'nın çıkışında?)
christmas benim değilsin, sana neden gönülden bağlandım? mevsimsel kahveni mi seviyorum, havanı mı, her sene getirip sonra zort diye götürdüğün türlü çeşit cicileri mi?
kaynakça:
http://fizy.com/#s/1m2x3n
http://fizy.com/#s/1m8hdq
rapapapam pam!
but if you kissed me now i know you'd fool me again
bunlar hep
havadan sudan
0
diamonds
8 Kasım 2010 Pazartesi
manasız
yine neden sabahladığım belli olmaksızın bu saatte buralarda sürtüyorum.
the xx dinliyorum.
skype olsun, msn olsun sosyalleşiyorum.
neden?
çünkü arkadaşlarımın hiçbirini real dünyada göremiyorum.
okuldaki arkadaşlarımla bile görüşemiyorum.
az sayıdaki ortak derslerimize gitmememden dolayı görüşemiyoruz.
herkes suçsuz, ben suçluyum.
yoo hayır, her zaman en dolu günüme program yaptıkları için suçlamıyorum onları.
hayır hayır.
trip filan atıyorum ya böyle, bayıldım kendime şu anda.
her hafta sonum da ayrı sorumsuz, ayrı asosyal.
heart skipped a beat dinle, the xx. çok güzel.
kuşlar filan ötüyor dışarıda.
deliler galiba.
neden ayakta onlar bu saatte?
vici vici diye ötüyolar yeminle.
sometimes i still need you, 3dmax dividisi...
bitti
the xx dinliyorum.
skype olsun, msn olsun sosyalleşiyorum.
neden?
çünkü arkadaşlarımın hiçbirini real dünyada göremiyorum.
okuldaki arkadaşlarımla bile görüşemiyorum.
az sayıdaki ortak derslerimize gitmememden dolayı görüşemiyoruz.
herkes suçsuz, ben suçluyum.
yoo hayır, her zaman en dolu günüme program yaptıkları için suçlamıyorum onları.
hayır hayır.
trip filan atıyorum ya böyle, bayıldım kendime şu anda.
her hafta sonum da ayrı sorumsuz, ayrı asosyal.
heart skipped a beat dinle, the xx. çok güzel.
kuşlar filan ötüyor dışarıda.
deliler galiba.
neden ayakta onlar bu saatte?
vici vici diye ötüyolar yeminle.
sometimes i still need you, 3dmax dividisi...
bitti
bunlar hep
havadan sudan
1 diamonds
3 Kasım 2010 Çarşamba
2 Kasım 2010 Salı
ay of
ben gezemiyorum bu aralar, hep ondan geldi içime bi sıkıntı oturdu kaldı.
kalkıp çekip gidip gezmek istiyorum.
ohaa yarın yapsam mı ki? okulu falan kırsam? yapıym mı? ruh sağlığımdan önemli mi ayol?
of. bence artık soluksuz bir nefesim bence artık herkes gibiyim.
bi geziym yeminleN depresyondan çıkıcam. söz bak.
sili yor sil mi yor sili yor sil mi yor
sonunu dinle allasen cidden çok komik
http://fizy.com/s/1o10af
şu anda gelen mesajla depresyondan çıktım. UÇ!
kalkıp çekip gidip gezmek istiyorum.
ohaa yarın yapsam mı ki? okulu falan kırsam? yapıym mı? ruh sağlığımdan önemli mi ayol?
of. bence artık soluksuz bir nefesim bence artık herkes gibiyim.
bi geziym yeminleN depresyondan çıkıcam. söz bak.
sili yor sil mi yor sili yor sil mi yor
sonunu dinle allasen cidden çok komik
http://fizy.com/s/1o10af
şu anda gelen mesajla depresyondan çıktım. UÇ!
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
evet, kararsızım
dün oturdum kendimle konuştum abi. (bloga abi demek de neyin nesi?)
yok yani kararsızım.
yapacak bir şey yok.
my bat lightning heart wants to fly away, hem de mütemadiyen.
ne yapabilirim?
then i ask you now, what's a girl to do?
bunu daha öncede sormuştum da hala cevap yok.
yok yani kararsızım.
yapacak bir şey yok.
my bat lightning heart wants to fly away, hem de mütemadiyen.
ne yapabilirim?
then i ask you now, what's a girl to do?
bunu daha öncede sormuştum da hala cevap yok.
say you like it
say you need it
when you don't
tamam mı lucy? aferin sana.
son zamanlarda dediğim gibi: ben kalp ben.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
ooğğ beybii beybiii
kasım gelmiş ya, hiç uyarmıyosun.
benim kasım, aralık, ocak, şubat, mayıs, haziran ve eylül+ekim için ayrı playlistlerim var.
az biraz ruh hastası bi durum olmakla beraber, hicri takvime göre yaşasaydım bence daha çılgın olurdu.
şu an 1431 yılındaymışız, düşünsene. "ay şu an mevsimlerden cat stevens" demem aniden daha normal geldi dimi?
newarch'ın (mimarlık kulübümüz) bu yılki tanışma toplantısı belfast'ta yapılıyormuş. ben ilk tanışma toplantısına gittiğimde last stop'ta takılmıştık. o denli geçmiş zaman. şimdi sırf benim sevdiğim ve mıncırasım gelen bir mekanda tanışma toplantısı yapıyorlar diye gitsem mi diyorum. aynı akşam bir arkadaşıma sinemaya gitme sözüm de var. hadi ikisine birden gideyim? nasıl, yetişemiyorsun değil mi çılgınlıklarıma bebeğim. e aylardan wild world. napcaksın.
çılgınlık demişken, bugün 50 lira kaybedeyazdım. yüreğime iniyordu yemin ediyorum. hele ki borç batağında olduğum şu günlerde, hsbc ve garanti ile ilişkilerimizi gözden geçirmeden değil 50 lira kaybetmek 0.0005 kuruş bile kaybetmeye dayanamam valla. o 50 liraya gözüm gibi bakıp, çeşitli büyülerle dualarla klonlamayı planlıyorum. inanırsak neden olmasın, sorarım sana.
2 ay + 15 gün sonra ingiltere'ye gidiyorum blog. beni hep özle olur mu? bensiz kalama e mi!!
yok yok şaka. özleme. oradan da yazarım ben sana.
ben kötü gün dostu muyum olm?
bu arada ilk girdiğim saçma konuya geri dönecek olursam, aralık ayı between the bars & see you ayı. see you AYI!!! der gibi değil ama. aylardan see you. çok trajik. 17 aralık ilk sevgilimle ilk günümdü. o yüzden ne zaman aralık ayı (aralık AYI!! değil, aylardan aralık) gelse, sevgilim olcak na şimdi diyorum. ama olmuyo. bazen oluyo. bazen olmuyo. belli olmaz, hayat bu. ama bence bu sene olmaz. neyse, 17 aralık gününü her sene kendi başıma depresyona girerek kutluyorum. bu sene çok özel ama. çünkü bugün sınava girmeden önce, benden sonraki devasa aşklarından biri ile aynı okulda olduğumu fark ettim. ben sınava giriyorken, o sınavdan çıkıyordu. ve beni tanımadı küçük bitch. ben onu tabi ki tanıdım. öncelikle saçından ve sesinden. gençlere sevgili kaptırılan bir yaşa hoşgeldim. ben kalp yaşım.
o değil de bu eski sevgilimden blogda ne çok bahsediyorum. bi şekilde okursa filan rezillik olmaz mı. olmaz aslında? olur mu? amaan gizlimiz saklımız mı var ayol.
öptüm bay
sonuç itirafı: düzenli ilişkim olmasını çok özledim ben. böyle yanımda olsun sürekli, elini tutıym falan. şakalar yapiym. yüzyıllardır olmadı blog, her genç kız gibi (?) ben de isterim ki olsun. sıkıldım yeter ayol. a aa yine yaşlandım şu ancüezde, fark ettin mi?
benim kasım, aralık, ocak, şubat, mayıs, haziran ve eylül+ekim için ayrı playlistlerim var.
az biraz ruh hastası bi durum olmakla beraber, hicri takvime göre yaşasaydım bence daha çılgın olurdu.
şu an 1431 yılındaymışız, düşünsene. "ay şu an mevsimlerden cat stevens" demem aniden daha normal geldi dimi?
newarch'ın (mimarlık kulübümüz) bu yılki tanışma toplantısı belfast'ta yapılıyormuş. ben ilk tanışma toplantısına gittiğimde last stop'ta takılmıştık. o denli geçmiş zaman. şimdi sırf benim sevdiğim ve mıncırasım gelen bir mekanda tanışma toplantısı yapıyorlar diye gitsem mi diyorum. aynı akşam bir arkadaşıma sinemaya gitme sözüm de var. hadi ikisine birden gideyim? nasıl, yetişemiyorsun değil mi çılgınlıklarıma bebeğim. e aylardan wild world. napcaksın.
çılgınlık demişken, bugün 50 lira kaybedeyazdım. yüreğime iniyordu yemin ediyorum. hele ki borç batağında olduğum şu günlerde, hsbc ve garanti ile ilişkilerimizi gözden geçirmeden değil 50 lira kaybetmek 0.0005 kuruş bile kaybetmeye dayanamam valla. o 50 liraya gözüm gibi bakıp, çeşitli büyülerle dualarla klonlamayı planlıyorum. inanırsak neden olmasın, sorarım sana.
2 ay + 15 gün sonra ingiltere'ye gidiyorum blog. beni hep özle olur mu? bensiz kalama e mi!!
yok yok şaka. özleme. oradan da yazarım ben sana.
ben kötü gün dostu muyum olm?
bu arada ilk girdiğim saçma konuya geri dönecek olursam, aralık ayı between the bars & see you ayı. see you AYI!!! der gibi değil ama. aylardan see you. çok trajik. 17 aralık ilk sevgilimle ilk günümdü. o yüzden ne zaman aralık ayı (aralık AYI!! değil, aylardan aralık) gelse, sevgilim olcak na şimdi diyorum. ama olmuyo. bazen oluyo. bazen olmuyo. belli olmaz, hayat bu. ama bence bu sene olmaz. neyse, 17 aralık gününü her sene kendi başıma depresyona girerek kutluyorum. bu sene çok özel ama. çünkü bugün sınava girmeden önce, benden sonraki devasa aşklarından biri ile aynı okulda olduğumu fark ettim. ben sınava giriyorken, o sınavdan çıkıyordu. ve beni tanımadı küçük bitch. ben onu tabi ki tanıdım. öncelikle saçından ve sesinden. gençlere sevgili kaptırılan bir yaşa hoşgeldim. ben kalp yaşım.
o değil de bu eski sevgilimden blogda ne çok bahsediyorum. bi şekilde okursa filan rezillik olmaz mı. olmaz aslında? olur mu? amaan gizlimiz saklımız mı var ayol.
öptüm bay
sonuç itirafı: düzenli ilişkim olmasını çok özledim ben. böyle yanımda olsun sürekli, elini tutıym falan. şakalar yapiym. yüzyıllardır olmadı blog, her genç kız gibi (?) ben de isterim ki olsun. sıkıldım yeter ayol. a aa yine yaşlandım şu ancüezde, fark ettin mi?
bunlar hep
havadan sudan,
kişiselmeseleler
0
diamonds
benim için re-blog edilesi bi insansın sevgili zeytin
01 KASIM 2010 PAZARTESI
yabanilikle yalnız olmak istemeyi karıştırmayalım beyler
Kabul etmek gerek, yalnız başına takılmaktan köşe bucak kaçan, mutlaka yanına eşlik edecek birini arayan, bulamazsa depresifleşen türden bi insan değilim. İkinci bi insanın varlığına ihtiyaç duymadan gitmek istediğim yere gidebilirim, izlemek istediğim filme tek kişilik bilet alabilirim, alışveriş yaparken başkasının fikrini almak istediğim çok azdır hatta istiklaldeysem yalnız dolaşmayı özellikle severim. Hava güzelse, kulaklıklarım kulağımdaysa, ayakkabım vurmuyorsa hiçbir problem yoktur benim için. Rahatsız sessizlikler yaşayarak dolaşacağım bi insandansa, oh derim tek başımayım, istediğim yerde istediğim kadar vakit geçiririm, istersem aynı kazağa bakmak için aynı dükkana 6 kez girer çıkarım, girdiğim kitapçıdaki her dvdyi, her kitabı tek tek ellerim, kafa rahatlığı gibisi yok dimi şekerim diye de eklerim.
Yalnızlık bazen gerçekten de rahatlatıyor, ona da ihtiyaç duyulabiliyor, buna yüzde yüz eminim ben. Her ne kadar dinlediğim, gördüğüm herşeyi sonra sevgilimle tekrar yapmak istesem de, onunla paylaşmadan aldığım keyfin yarım kaldığını düşünsem de, arada sırada yalnızlık iyidir, korkunç sıfatıyla tanımlanmadığında sevecen bile olabilir, evet.
Bi kafenin cam kenarı koltuğuna oturuyorum, milliyet sanat alıyorum, meyveli tartla sütlü kahve söylüyorum, 2-3 saat geçiriyorum, sıkılınca kimsenin kahvesinin bitmesini beklemiyorum.
Kendimle takılıyorum işte. Seviyorum onu. İyi bi kız bence, aynı şeylerden hoşlanıyoruz falan, anlaşıyoruz biz aramızda.
Yalnızlık bazen gerçekten de rahatlatıyor, ona da ihtiyaç duyulabiliyor, buna yüzde yüz eminim ben. Her ne kadar dinlediğim, gördüğüm herşeyi sonra sevgilimle tekrar yapmak istesem de, onunla paylaşmadan aldığım keyfin yarım kaldığını düşünsem de, arada sırada yalnızlık iyidir, korkunç sıfatıyla tanımlanmadığında sevecen bile olabilir, evet.
Bi kafenin cam kenarı koltuğuna oturuyorum, milliyet sanat alıyorum, meyveli tartla sütlü kahve söylüyorum, 2-3 saat geçiriyorum, sıkılınca kimsenin kahvesinin bitmesini beklemiyorum.
Kendimle takılıyorum işte. Seviyorum onu. İyi bi kız bence, aynı şeylerden hoşlanıyoruz falan, anlaşıyoruz biz aramızda.
bunlar hep
alıntı,
kendimibuldum
0
diamonds
bakalim.
Telefonumdan blog yazabiliyor muyum ki acaba?
Belli ki yazabiliyorum.
Su anda motivasyonum -6525 fakat yine de history of turkish revolution calisma cabam var.
Bu haftayi, proje jurisinden sonra kesinlikle ciddiye alamayacagim zibik vizelere ayirmakla ne de iyi etmisler degil mi?
Yok. Kesinlikle ciddiye alamiyorum. Bu derslerin niye vizesi var ki diyorum. Bence cok hakliyim. Olmasin. Bi de yarin su dersin miyminti vizesine gittigimde 'haci sen devamsizliktan kaldin yalniz, vizeye giremiyon' diyebilirler gibi dusunuyorum. Bu sartlar altinda belki de yaklasik 1 yil sonra bugun olan bir vizeye calisiyorumdur. Kimbilir.
Ay cok mutsuzum blog. Mutlu ve eglenceli ve sakali ve komikli ve hoppidi gunlere 658 yil 11 ay var bence su anda.
Ayrica da pms sagolsun duygularim allak bullak. Basim agriyor bi de.
Yahu proje gununde tarih vizesi mi olurmus pardon da?
Of uykum geldi.
Birkac saat icerisinde hilafeti 5 kere falan kaldirdim.
Bence ben su anda Saruhan Mebusu Vasif Bey ve 57 arkadasiyim.
Belli ki yazabiliyorum.
Su anda motivasyonum -6525 fakat yine de history of turkish revolution calisma cabam var.
Bu haftayi, proje jurisinden sonra kesinlikle ciddiye alamayacagim zibik vizelere ayirmakla ne de iyi etmisler degil mi?
Yok. Kesinlikle ciddiye alamiyorum. Bu derslerin niye vizesi var ki diyorum. Bence cok hakliyim. Olmasin. Bi de yarin su dersin miyminti vizesine gittigimde 'haci sen devamsizliktan kaldin yalniz, vizeye giremiyon' diyebilirler gibi dusunuyorum. Bu sartlar altinda belki de yaklasik 1 yil sonra bugun olan bir vizeye calisiyorumdur. Kimbilir.
Ay cok mutsuzum blog. Mutlu ve eglenceli ve sakali ve komikli ve hoppidi gunlere 658 yil 11 ay var bence su anda.
Ayrica da pms sagolsun duygularim allak bullak. Basim agriyor bi de.
Yahu proje gununde tarih vizesi mi olurmus pardon da?
Of uykum geldi.
Birkac saat icerisinde hilafeti 5 kere falan kaldirdim.
Bence ben su anda Saruhan Mebusu Vasif Bey ve 57 arkadasiyim.
1 Kasım 2010 Pazartesi
bir önceki yazı ile alakalı olaraktan
dilara da hemen okusun blogu, hemen bulsun o kızı.
ben de hatırladığım için bir daha bir daha derinlemesine stalk edeyim.
hepimiz biraz stalker değil miyiz?
tamam biliyorum siz değilsiniz.
biz ikimiz sadece dimi.
öf.
ilk defa size siz dedim ha, sen demedim. bugün çok kibarım.
kibar feyzo diye film vardı o geldi aklıma, hafızamı kim açtıysa alacağı olsun.
hayat böyle çok çirkin. hafıza sorunumu özledim.
çik filik arayan varsa, hemen koşup some kind of wonderful izlesin.
çok üşümekle beraber başım da dönüyor.
düşünsene, bu kızı ilk kıskandığımda ne facebook vardı ne twitter.
o zaman sadece deviantart vardı. takip etmesi de çok zordu.
those were the days my friend.
ben de hatırladığım için bir daha bir daha derinlemesine stalk edeyim.
hepimiz biraz stalker değil miyiz?
tamam biliyorum siz değilsiniz.
biz ikimiz sadece dimi.
öf.
ilk defa size siz dedim ha, sen demedim. bugün çok kibarım.
kibar feyzo diye film vardı o geldi aklıma, hafızamı kim açtıysa alacağı olsun.
hayat böyle çok çirkin. hafıza sorunumu özledim.
çik filik arayan varsa, hemen koşup some kind of wonderful izlesin.
çok üşümekle beraber başım da dönüyor.
düşünsene, bu kızı ilk kıskandığımda ne facebook vardı ne twitter.
o zaman sadece deviantart vardı. takip etmesi de çok zordu.
those were the days my friend.
bunlar hep
anılar,
dido
0
diamonds
saçma
şimdi aklıma sebepsizce çok mal bi anım geldi.
bilmemkaç sene önce, sevgilimle okulu kırmışız böyle aptal ötesi bi cafeye gitmişiz. zeus cafe. tabi o zamanlar çok seviyoruz. buranın çatı katında sadece çiftler takılıyodu o zamanlar ve oturulası şeyler araba lastiği filan gibi objelerden ibaretti.
bende işte okulu kırmışım ya, giyebileceğim maksimum sivil kıyafet beden eğitimi eşofmanı. o da her nedense tommy marka bişey. bunun konuyla ilgisine değinme ihtimalim olabilir diye belirteyim dedim.
biz zeus'un çatı katında oturuyoruz, gayet romantik o an için her şey. ice coffee diye bir şey var menüde, istiyorum fakat bildiğin soğuk suyla yapılmış nescafe geliyor. hatta nescafe amblemli fincanda geliyor. o denli kaygısız bir mekan, düşün. ama o bile romantizmi bozamıyor.
her neyse efendim, biz öpüşüp koklaşırken alakasız bir kız geliveriyor çatı katına. o ana kadar yapayalnızız. kız bi noktada bizle muhabbet etme girişiminde bulunuyor. ama çok ilginç. çünkü kız sevgilime alenen ve utanmaksızın yavşamakla beraber, sevgilim gibi yahudi olduğunu ve adının cansu olduğunu iddia ediyor. zeus'a hep geldiğini nasıl karşılaşmadığımızı soruyor. sevgilimle dinsel adetlerinden vs konuşurlarken, kız aniden beni aşağılamalara sen bilmezsinlere başlıyor. bu arada dinsel bir bilgisi mevcut değil. "ay sen gitar mı çalıyosun ben de çok güzel şarkı söylerim bilirler aşağıdakiler hadi gidelim gitar da var burda" diyor sevgilime.
ayol pardon da oha! öpüşüyoruz filan orda, nasıl bir bölücü yavşamadır bu! ha ama aşağı iniyoruz. sevgilim aşağı inmenin çıkışa doğru yavaş bir hamle olduğunu söylüyor. aşağı indikten sonra kız zombie mi bir şey söylüyor da sonra hesabı ödeyip kaçıyoruz. sesi de bok gibi. kıskançlıktan demiyorum olm, gerçekten kötüydü sesi. sonra "ay ben söyleyemedim şimdi ya sesimi ısıtmam lazım" gibi bir şeyler saçmaladı. kız bana "hop tommy eşofmanlı kız!" filan diyordu o gün. ulan ismimiz aynı salak. ne kadar zor olabilir hatırlamak. bak ben senin adını hala hatırlıyorum!
bu ne ya? ne alaka? nereden geldi aklıma? kız kısa siyah saçlıydı bi de. ama bence adı cansu değildi. sevgilimin düşüncesine göre yahudi de değildi zaten. amacı neydi hiç bilemedim. belki de deliydi. biz kısa bir aradan sonra zeus'a gitmeye devam ettik ama onu bir daha hiç görmedik.
happy halloween bebeklerim. hava çok soğuk. kalın giyinin. cadılarınız bol olsun.
şimdi tam veda edecekken yine aynı sevgilimin ayrıldıktan sonra hoşlandığı bi kızı bana anlattığı günler geldi aklıma. ne biçim kıskanıyodum biliyo musun. ama hiç belli etmiyodum. bi keresinde kızın bi fotoğrafında göğüs uçları görünüyordu, efendim sence üşüdüğü için midir yoksa tahrik olduğu için midir diye sormuştu bana. iki tane çakıcaksın. kız da güzeldi ha. ismi filan da ilginçti. şu hayatta en çok kıskandığım kız da odur, hala stalk ederim kimi kimi. sıkıldıkça. boş zamanlarımda.
bay.
bilmemkaç sene önce, sevgilimle okulu kırmışız böyle aptal ötesi bi cafeye gitmişiz. zeus cafe. tabi o zamanlar çok seviyoruz. buranın çatı katında sadece çiftler takılıyodu o zamanlar ve oturulası şeyler araba lastiği filan gibi objelerden ibaretti.
bende işte okulu kırmışım ya, giyebileceğim maksimum sivil kıyafet beden eğitimi eşofmanı. o da her nedense tommy marka bişey. bunun konuyla ilgisine değinme ihtimalim olabilir diye belirteyim dedim.
biz zeus'un çatı katında oturuyoruz, gayet romantik o an için her şey. ice coffee diye bir şey var menüde, istiyorum fakat bildiğin soğuk suyla yapılmış nescafe geliyor. hatta nescafe amblemli fincanda geliyor. o denli kaygısız bir mekan, düşün. ama o bile romantizmi bozamıyor.
her neyse efendim, biz öpüşüp koklaşırken alakasız bir kız geliveriyor çatı katına. o ana kadar yapayalnızız. kız bi noktada bizle muhabbet etme girişiminde bulunuyor. ama çok ilginç. çünkü kız sevgilime alenen ve utanmaksızın yavşamakla beraber, sevgilim gibi yahudi olduğunu ve adının cansu olduğunu iddia ediyor. zeus'a hep geldiğini nasıl karşılaşmadığımızı soruyor. sevgilimle dinsel adetlerinden vs konuşurlarken, kız aniden beni aşağılamalara sen bilmezsinlere başlıyor. bu arada dinsel bir bilgisi mevcut değil. "ay sen gitar mı çalıyosun ben de çok güzel şarkı söylerim bilirler aşağıdakiler hadi gidelim gitar da var burda" diyor sevgilime.
ayol pardon da oha! öpüşüyoruz filan orda, nasıl bir bölücü yavşamadır bu! ha ama aşağı iniyoruz. sevgilim aşağı inmenin çıkışa doğru yavaş bir hamle olduğunu söylüyor. aşağı indikten sonra kız zombie mi bir şey söylüyor da sonra hesabı ödeyip kaçıyoruz. sesi de bok gibi. kıskançlıktan demiyorum olm, gerçekten kötüydü sesi. sonra "ay ben söyleyemedim şimdi ya sesimi ısıtmam lazım" gibi bir şeyler saçmaladı. kız bana "hop tommy eşofmanlı kız!" filan diyordu o gün. ulan ismimiz aynı salak. ne kadar zor olabilir hatırlamak. bak ben senin adını hala hatırlıyorum!
bu ne ya? ne alaka? nereden geldi aklıma? kız kısa siyah saçlıydı bi de. ama bence adı cansu değildi. sevgilimin düşüncesine göre yahudi de değildi zaten. amacı neydi hiç bilemedim. belki de deliydi. biz kısa bir aradan sonra zeus'a gitmeye devam ettik ama onu bir daha hiç görmedik.
happy halloween bebeklerim. hava çok soğuk. kalın giyinin. cadılarınız bol olsun.
şimdi tam veda edecekken yine aynı sevgilimin ayrıldıktan sonra hoşlandığı bi kızı bana anlattığı günler geldi aklıma. ne biçim kıskanıyodum biliyo musun. ama hiç belli etmiyodum. bi keresinde kızın bi fotoğrafında göğüs uçları görünüyordu, efendim sence üşüdüğü için midir yoksa tahrik olduğu için midir diye sormuştu bana. iki tane çakıcaksın. kız da güzeldi ha. ismi filan da ilginçti. şu hayatta en çok kıskandığım kız da odur, hala stalk ederim kimi kimi. sıkıldıkça. boş zamanlarımda.
bay.
bunlar hep
anılar
0
diamonds
31 Ekim 2010 Pazar
haydi kızlar okula!
- If a guy doesn't call you, he doesn't wanna call you.
- Really?
- Yeah.
- Always?
- Yeah! Always.

- If a guy is treating you like he doesn't give a shit, he genuinely doesn't give a shit. No exceptions.
- Thank you. You give me a lot to think about.
bunlar hep
alıntı,
evet,
görselşeyler
0
diamonds
bilmiyorum
// kendin için bir şey yapacağında veya yapmak istediğinde 40 kere düşünüyorsun ya bazen. 40 kere düşünüp yapmayabiliyorsun o çok istediğin şeyi. 'aman boşver ya' deyip geçebiliyorsun. zorluk derecesi değişir tabi.
fakat
sevdiğin biri
çok sevdiğin biri
istediğini şakasına bile söylese hemen yapıyorsun.
göz kırpma süresiyle eş değer bir zaman aralığında yapıyorsun.
çok ilginç bence.
az önce yaptım ben.
altında aranacak bir şey yok ama, cidden. sırf gizem italya'da diye scorpions konserine gitmek asla ama asla içimden gelmediği zamanki gibi işte. son konsermiş, yıllardır benim için ne denli anlamlar yüklenmiş hiç de umursayamadım. vaktiyle alelade bir konserlerinde, şu dünyada o konseri en anlamlı hale getirebilecek iki insanla birlikteydim. o yetti.
// geçen seneye kadar, 'tamam artık bunu da yaşadım, ölebilirim. sorun yok bence.' diyebileceğim çok fazla şey yaşadım. mutluyum.
// bugün gidip karşısında durdum. elimdekileri yere bıraktım ve karşısında sadece durdum. baktım. girişin her yerinde bir sürü ben vardı, çeşit çeşit. yanımda bir sürü başkaları da vardı. ilk defa gözlerim dolmadı. gülümsedim. elim telefona gitti her zaman olduğu gibi, pek çok insan vardı aranabilecek. bi daha gülümsedim. telefonu çantama geri koydum. bu sefer hep ilk sevgilimle oturduğum merdivenin önünden geçip yazılar hala orada duruyor mu diye kontrol etmeyi unuttum. bir daha karşılaşacağımızdan her zaman emindim. bugün fark ettim, belki de karşılaşmayacağımızı. yine gülümsedim. yürümek için seçtiğim yol, seneler öncesi bir 18 aralıkta -yani onunla ikinci günde- onun yanına giderken yürüdüğüm yoldu. o 18 aralık saat 07:15'inde aklımdan geçen şeyleri, kalbimdeki son derece garip çarpıntıyı, saçımı nasıl yaptığımı, üstümde ne olduğunu, hangi ayakkabıyı giydiğimi, hangi çantamı taşıdığımı, çantanın içindeki saçma sapan şeyleri, sürdüğüm lipstickin rengini, havanın nasıl olduğunu, kaç kilo olduğumu, hangi parfümü kullandığımı akıl almaz bir netlikte hatırlıyorum. düşün ki, onu ve ona dair olanları ne denli net hatırlıyorum. hafızamın tüm kapasitesini böyle şeyler için o zamanlar kullanıp bitirmişim gibi geliyor bazen. o yıllara dair her detay beynimin içinde kategorilere ayrılmış bir biçimde mevcut. bir imge yetiyor, hooop hepsi burada.
_hep diyorum blog, senin yanında çok rahatım. çağrışmaya başladığım zaman duramıyorum. ama yine de bugün kendimle konuştuklarımı sana bile anlatmayacağım.
// yakın tarihli, misal yaz ortasında çekilmiş fotoğraflara bakarak duygusallaşmaktan pek hoşlanmıyorum.
// bugün armani code ile arama mesafe koyup başka bir parfüme yelken açtım. bu davranışım bana 180 liraya mal oldu. biraz sarsıldım.
fakat
sevdiğin biri
çok sevdiğin biri
istediğini şakasına bile söylese hemen yapıyorsun.
göz kırpma süresiyle eş değer bir zaman aralığında yapıyorsun.
çok ilginç bence.
az önce yaptım ben.
altında aranacak bir şey yok ama, cidden. sırf gizem italya'da diye scorpions konserine gitmek asla ama asla içimden gelmediği zamanki gibi işte. son konsermiş, yıllardır benim için ne denli anlamlar yüklenmiş hiç de umursayamadım. vaktiyle alelade bir konserlerinde, şu dünyada o konseri en anlamlı hale getirebilecek iki insanla birlikteydim. o yetti.
// geçen seneye kadar, 'tamam artık bunu da yaşadım, ölebilirim. sorun yok bence.' diyebileceğim çok fazla şey yaşadım. mutluyum.
// bugün gidip karşısında durdum. elimdekileri yere bıraktım ve karşısında sadece durdum. baktım. girişin her yerinde bir sürü ben vardı, çeşit çeşit. yanımda bir sürü başkaları da vardı. ilk defa gözlerim dolmadı. gülümsedim. elim telefona gitti her zaman olduğu gibi, pek çok insan vardı aranabilecek. bi daha gülümsedim. telefonu çantama geri koydum. bu sefer hep ilk sevgilimle oturduğum merdivenin önünden geçip yazılar hala orada duruyor mu diye kontrol etmeyi unuttum. bir daha karşılaşacağımızdan her zaman emindim. bugün fark ettim, belki de karşılaşmayacağımızı. yine gülümsedim. yürümek için seçtiğim yol, seneler öncesi bir 18 aralıkta -yani onunla ikinci günde- onun yanına giderken yürüdüğüm yoldu. o 18 aralık saat 07:15'inde aklımdan geçen şeyleri, kalbimdeki son derece garip çarpıntıyı, saçımı nasıl yaptığımı, üstümde ne olduğunu, hangi ayakkabıyı giydiğimi, hangi çantamı taşıdığımı, çantanın içindeki saçma sapan şeyleri, sürdüğüm lipstickin rengini, havanın nasıl olduğunu, kaç kilo olduğumu, hangi parfümü kullandığımı akıl almaz bir netlikte hatırlıyorum. düşün ki, onu ve ona dair olanları ne denli net hatırlıyorum. hafızamın tüm kapasitesini böyle şeyler için o zamanlar kullanıp bitirmişim gibi geliyor bazen. o yıllara dair her detay beynimin içinde kategorilere ayrılmış bir biçimde mevcut. bir imge yetiyor, hooop hepsi burada.
_hep diyorum blog, senin yanında çok rahatım. çağrışmaya başladığım zaman duramıyorum. ama yine de bugün kendimle konuştuklarımı sana bile anlatmayacağım.
// yakın tarihli, misal yaz ortasında çekilmiş fotoğraflara bakarak duygusallaşmaktan pek hoşlanmıyorum.
// bugün armani code ile arama mesafe koyup başka bir parfüme yelken açtım. bu davranışım bana 180 liraya mal oldu. biraz sarsıldım.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
nostaljibirkiiüç
0
diamonds
30 Ekim 2010 Cumartesi
dear, I fear we're facing a problem...
love me love me
say that you love me
fool me fool me
go on and fool me
love me love me
i know that you need me
i can't care about anything but you
http://fizy.com/s/1lsbx3
say that you love me
fool me fool me
go on and fool me
love me love me
i know that you need me
i can't care about anything but you
http://fizy.com/s/1lsbx3
bunlar hep
işitselşeyler,
nostaljibirkiiüç
0
diamonds
26 Ekim 2010 Salı
25 Ekim 2010 Pazartesi
gece 3ten sonra gelen mesajlar
ben dramatik bir biçimde uyuyakalmışken gelen mesajları sabah 6da gördüm.
söz konusu mesajlar şöyleydi:
"Ben miyim let go yapamayan yoksa sen misin bırakmayan diye sorarlar adama bi gün."
"Ha bi de sana asla aşık olamayacağım ama senden hoşlanıyorum, sana istediğin değeri asla veremeyeceğim ama şu an iyiyiz diyen adamla ne kadar devam edersin ya da devam edebilir misin?"
"Merak ederim bunları."
"Hayat ne garip."
"Your hand in mine o zaman:)"
haklısın. gerçekten çok haklısın.
bir de şöyle bir mesaj aldım ardından, başka birinden:
"Demek böyle olduk ha? Yüzüme kapattın resmen telefonu."
ya valla kontörün gitmesin diye yaptım sevgili avealı. bir de seni alarm sandım ilk anda. du du uyandım ben gibisinden kapattım telefonu. hiçbir meslektaşım beni uyandırmaya kalkışmazken, bir tek sen vardın. choq komiq! sana sevgiler.
söz konusu mesajlar şöyleydi:
"Ben miyim let go yapamayan yoksa sen misin bırakmayan diye sorarlar adama bi gün."
"Ha bi de sana asla aşık olamayacağım ama senden hoşlanıyorum, sana istediğin değeri asla veremeyeceğim ama şu an iyiyiz diyen adamla ne kadar devam edersin ya da devam edebilir misin?"
"Merak ederim bunları."
"Hayat ne garip."
"Your hand in mine o zaman:)"
haklısın. gerçekten çok haklısın.
bir de şöyle bir mesaj aldım ardından, başka birinden:
"Demek böyle olduk ha? Yüzüme kapattın resmen telefonu."
ya valla kontörün gitmesin diye yaptım sevgili avealı. bir de seni alarm sandım ilk anda. du du uyandım ben gibisinden kapattım telefonu. hiçbir meslektaşım beni uyandırmaya kalkışmazken, bir tek sen vardın. choq komiq! sana sevgiler.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
24 Ekim 2010 Pazar
istifa ediyorum, kadınsal makale okuyucusu olcam
Cansu Arutan: Mohohoh
Cansu Arutan: Ayrica
Cansu Arutan: Ayrica
Cansu Arutan: Bi makale diyor ki
Dilara Budak: Belkide *****'a salgiladgn sey yuzunden dier insanlaara cekici gelmiosn, diosn yani ama *****'a gelmisin. Ayrica
Dilara Budak: Ni?
Cansu Arutan: Bazi kadinlarin kendilerini inciten erkeklere olan ilgisi
Cansu Arutan: Fear of real intimacy imis
Cansu Arutan: Mantikli geldi
Dilara Budak: Nasi yani
Cansu Arutan: Yani diyelim ki bagimsiz boyle basina buyruk umursamaz insanlardan hoslaniyorum ben surekli
Cansu Arutan: Ve uzuluorm vs ama
Cansu Arutan: Bu aslinda
Cansu Arutan: Kendimi birine gercekten baglanmaktan ve yakin ve acik olmaktan bi levelda sakindigim anlamina gelirmis
Cansu Arutan: Cunku karsimdakinin bana baglanmayacagini ve kendisinden de beni kritik bi noktaya gelindiginde uzaklastiracagini bildgm icin
Dilara Budak: Ohaaaaaaaa
Dilara Budak: Aa
Dilara Budak: A
Dilara Budak: A
Dilara Budak: A
Dilara Budak: Hasktr lan cok mantikli olum
Cansu Arutan: Evet dimi
Dilara Budak: Evette
Dilara Budak: Sn nie ders yapmion buinlari okuon
Dilara Budak: Lan
Dilara Budak: :D
Cansu Arutan: Ama bad guy sendromunun bi sebebi de
Cansu Arutan: Drama addiction olabilr diyolar
Cansu Arutan: Bende o da var:D
Cansu Arutan: Abi ya yemek yerken takiliom yaa
Cansu Arutan: Cig kofte yiyip bunlari okuyom:D
Cansu Arutan: Ayrica
Cansu Arutan: Ayrica
Cansu Arutan: Bi makale diyor ki
Dilara Budak: Belkide *****'a salgiladgn sey yuzunden dier insanlaara cekici gelmiosn, diosn yani ama *****'a gelmisin. Ayrica
Dilara Budak: Ni?
Cansu Arutan: Bazi kadinlarin kendilerini inciten erkeklere olan ilgisi
Cansu Arutan: Fear of real intimacy imis
Cansu Arutan: Mantikli geldi
Dilara Budak: Nasi yani
Cansu Arutan: Yani diyelim ki bagimsiz boyle basina buyruk umursamaz insanlardan hoslaniyorum ben surekli
Cansu Arutan: Ve uzuluorm vs ama
Cansu Arutan: Bu aslinda
Cansu Arutan: Kendimi birine gercekten baglanmaktan ve yakin ve acik olmaktan bi levelda sakindigim anlamina gelirmis
Cansu Arutan: Cunku karsimdakinin bana baglanmayacagini ve kendisinden de beni kritik bi noktaya gelindiginde uzaklastiracagini bildgm icin
Dilara Budak: Ohaaaaaaaa
Dilara Budak: Aa
Dilara Budak: A
Dilara Budak: A
Dilara Budak: A
Dilara Budak: Hasktr lan cok mantikli olum
Cansu Arutan: Evet dimi
Dilara Budak: Evette
Dilara Budak: Sn nie ders yapmion buinlari okuon
Dilara Budak: Lan
Dilara Budak: :D
Cansu Arutan: Ama bad guy sendromunun bi sebebi de
Cansu Arutan: Drama addiction olabilr diyolar
Cansu Arutan: Bende o da var:D
Cansu Arutan: Abi ya yemek yerken takiliom yaa
Cansu Arutan: Cig kofte yiyip bunlari okuyom:D
bunlar hep
bbm,
desinler değişemem,
dido
2
diamonds
22 Ekim 2010 Cuma
L
son 3 aydaki ruh halimi analiz etmek ister misin bebişim?
bunlar hep
işitselşeyler
0
diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















