ama ben kürk mantolu madonna'nın filmini çekeceğinizi öğrenmeseydim iyi olurdu.
benden çalınmış ve kirlenmiş gibi hissettim ve şu an sebepsizce ortaya trip atıyorum.
her kitap olurdu da, ne bileyim, bu olmasaydı işte.
kafamda, içimde öyle naif bir yerde ki bu kitap.
dokunulması gerçekten rahatsız ediyor.
şimdi kitaba elini sürmeye tenezzül etmeyen insanlar konuşacak. yorum yapacak.
istemiyorum işte.
kirlenmesin o.
15 yaşında ilk okuduğum zamandan beri kafamda canlanan ne ise, o kalsın.
ne bileyim.
veronika'nın everything in its right place dinleyip ölmek istemesiyle,
veya yeşil saçlı bir behlül ile,
veya holdinglerde takılan mimar bir necla ile bir değil ki.
olmaz.
30 Ağustos 2011 Salı
.

bunlar hep
alıntı
0
diamonds
29 Ağustos 2011 Pazartesi
mevsim ötesi bir şey
bu yıl baharın sonlarına doğru, uyumadan hemen önce "beni mutlu etsene" demiştim bir arkadaşıma. bana çok güzel bir şekilde yazı düşündürtmüş, sonra elimi yanağımın altına koydurup uyutmuştu. sanırım nisan veya mayıs ayındaydı. o gece inanılmaz huzurlu uyumuştum.
ama yaz hiçbir zaman hayal edildiği gibi geçmiyor.
benim için öyle yani.
yanımdakilerle veya bulunduğum yerle ilgili değil, bir şekilde yaz beni tatmin etmiyor.
şimdi oturup, yılbaşı kahvelerinin çıktığı kasım ayında taksimde meydandan istiklal'e yürürken ilk starbucks'tan kahve alıp içeride sigara içilmediği için kahveyle sokakta yürüyerek sigara yakmaya çalıştığım hayaliyle mest oluyorum. işin tuhafı bu hayalimde yalnızım. ve her nedense inanılmaz mutluyum.
hayalimde, yalnız olmamın sebebi birini bekliyor olmam.
ben hep geç kalırım ama bazen erken gitmeyi başardığımda, çok fazla mutlu oluyorum.
çünkü bekledikten ve kendi kendime hiç yoktan heyecan yarattıktan sonra karşıdan gelen tanıdık yüz beni çok fazla mutlu ediyor. hele ki üstümde kırmızı montum varsa, beklerken kahve içmenin tadı bambaşka.
kışı her türlü gıcıklığı ve beni kendinden bıktırma çabasına rağmen her zaman çok sevdim. seviyorum. seveceğim.
sırf gece aralık duran pencereye kafamı yaklaştırdığımda aldığım o "soğuk kokusu" için bile severdim zaten.
veya yorgan ile uyuduğum için.
yine de yalnızken mutlu olma kapasitem, yalnız olmadığım bir zaman diliminde fazla mutlu edilmem yüzünden gözümde küçüldü. değerini bilmediğimden değil, sadece daha iyisini yaşamışken böylesinin tadı azalıyor.
kışı seviyorum ben yine de. her şekilde.
kışı ilk sevdiğimde televizyonda ilk defa the hook veriliyordu ve dışarıda kar yağıyordu. ev, annemin o zamanki parfümü kokuyordu.
ama yaz hiçbir zaman hayal edildiği gibi geçmiyor.
benim için öyle yani.
yanımdakilerle veya bulunduğum yerle ilgili değil, bir şekilde yaz beni tatmin etmiyor.
şimdi oturup, yılbaşı kahvelerinin çıktığı kasım ayında taksimde meydandan istiklal'e yürürken ilk starbucks'tan kahve alıp içeride sigara içilmediği için kahveyle sokakta yürüyerek sigara yakmaya çalıştığım hayaliyle mest oluyorum. işin tuhafı bu hayalimde yalnızım. ve her nedense inanılmaz mutluyum.
hayalimde, yalnız olmamın sebebi birini bekliyor olmam.
ben hep geç kalırım ama bazen erken gitmeyi başardığımda, çok fazla mutlu oluyorum.
çünkü bekledikten ve kendi kendime hiç yoktan heyecan yarattıktan sonra karşıdan gelen tanıdık yüz beni çok fazla mutlu ediyor. hele ki üstümde kırmızı montum varsa, beklerken kahve içmenin tadı bambaşka.
kışı her türlü gıcıklığı ve beni kendinden bıktırma çabasına rağmen her zaman çok sevdim. seviyorum. seveceğim.
sırf gece aralık duran pencereye kafamı yaklaştırdığımda aldığım o "soğuk kokusu" için bile severdim zaten.
veya yorgan ile uyuduğum için.
yine de yalnızken mutlu olma kapasitem, yalnız olmadığım bir zaman diliminde fazla mutlu edilmem yüzünden gözümde küçüldü. değerini bilmediğimden değil, sadece daha iyisini yaşamışken böylesinin tadı azalıyor.
kışı seviyorum ben yine de. her şekilde.
kışı ilk sevdiğimde televizyonda ilk defa the hook veriliyordu ve dışarıda kar yağıyordu. ev, annemin o zamanki parfümü kokuyordu.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
25 Ağustos 2011 Perşembe
sana sesleniyorum mugge!
merhaba sevgili izleyicim mugge,
gözetlediğim kadarıyla bloguma gelen pek çok tık sen kaynaklı.
evet ben böyle şeyleri gözetliyorum.
çünkü uyku problemim var.
sana ulaşmak için bu yazıdan başka bir yol bulamadım, bütün iletişim yollarını kapatmışsın.
blogunu gerçekten merak ediyorum.
hayır yani belki bana küfrediyosun bilemem ki dimi?
(şaka.
etmiyosun dimi?
etme çünkü.
vallahi kırılırım.)
bu dediklerimi gördüğün zaman lütfen bana ulaş.
lucylph@gmail.com veya "gizlimiz saklımız mı var ayol?" dersen yorum olarak ulaşabilirsin.
ulaşmazsan kesin küfrediyo bana ordan diycem.
ve kırılıcam.
sevgiler.
curiousity killed the blogger (beni beni lusiyi)
gözetlediğim kadarıyla bloguma gelen pek çok tık sen kaynaklı.
evet ben böyle şeyleri gözetliyorum.
çünkü uyku problemim var.
sana ulaşmak için bu yazıdan başka bir yol bulamadım, bütün iletişim yollarını kapatmışsın.
blogunu gerçekten merak ediyorum.
hayır yani belki bana küfrediyosun bilemem ki dimi?
(şaka.
etmiyosun dimi?
etme çünkü.
vallahi kırılırım.)
bu dediklerimi gördüğün zaman lütfen bana ulaş.
lucylph@gmail.com veya "gizlimiz saklımız mı var ayol?" dersen yorum olarak ulaşabilirsin.
ulaşmazsan kesin küfrediyo bana ordan diycem.
ve kırılıcam.
sevgiler.
curiousity killed the blogger (beni beni lusiyi)
24 Ağustos 2011 Çarşamba
pardon da
hani ayrı yazılan "de" ve "da"lar var ya, hah işte onlar kelimeyle karşılaşınca tahrik olup ünsüzlerini sertleştirmiyorlar ve aniden "te" "ta" olmuyorlar. yani ben söyleyeyim de, içimde kalmasın.
bunlar hep
desinler değişemem
0
diamonds
adeta kilit
...
around his little finger, that boy has got me curled
i try to reach out, but he's in his own world
this boy's got my head tied in knots with all his games
i simply want him more because he looks the other way
...
bunlar hep
işitselşeyler
0
diamonds
23 Ağustos 2011 Salı
gospel tadındayım
¨¨ sometime around midnight, pis bi şarkısın. ve dinlemeden yapamıyorum.
¨¨ bazen durup dururken bi şişe sudan filan deniz kokusu geliyo, alakasız yerlerde. veya limon kolonyası kokusu geliyo. en sevdiğim ve en tiksindiğim iki koku, peşimdeler bence.
¨¨ bi de sayın nk'nın ilk parfümü geliyo bazen çat diye. daymındz mıydı neydi? "ruhu benimle heral, canıms, astral şey" diyorum ve o kokuyla hayatıma devam ediyorum.
¨¨ istanbul seni köpek gibi özledim. al itiraf ediyorum. kadıköy deyince içimde bir sızı. kalbimde bir burukluk.
¨¨ bi de bu sene çıldırıp değişik geçebilir gibi geldi. yıllık iniş çıkışlarıma göre hayat planım kenarda hazır duruyodu benim, şimdi işin yoksa baştan plan yap. vallahi yapmam, spon tanesi gibi yaşarım. aha ahaha espri.
¨¨ i see what you did there.
¨¨ yeni bişeyler alasım var. kartımın borcunu bile ödemiş değilim. ne alacağımı bile bilmiyorum. ama abajur bile alsam olur. bi kere yapmıştım, ne alacağımı bilmeden alışverişe çıkıp etekten tut lambaya kadar bir sürü saçmalık alıp gelmiştim. turuncu tüylü uzun bi lamba almıştım. ne ayakmışım acaba.
¨¨ odamdaki kırmızı koltuğu nasıl da bi özledim. ona oturup hayatın anlamını bulmaya çalışıp sonra sigara içip çay demlemeye karar verişlerimden doğdum ben, siz küllerinizden doğarken.
¨¨ jay jay johanson hep çok üzgün gibi geliyo bana. hep biri çok adice bişey yapmış gibi o adama sanki. niye öyle.
¨¨ bu ara sigarayı bırakmamı daha sık önerir oldular. ama sigarayı bırakırsam bi yerlerim düşücekmiş gibi geliyo. artık o benim bi parçam, elimin 6. parmağı gibi oldu bence.
¨¨ bence fal bakmak uğursuzluk getiriyo. ne zaman bi fal bakılsa hayatım birbirine giriyo. kendim de baksam aynen. yazı-tura'dan devam edeyim diyorum artık.
¨¨ şimdi bi de bu aylar filan geçicek yılbaşı gelicek dimi? sıkıntı. ben doğum günüm geçer geçmez bir sonraki kutlanabilir gün olan yılbaşını düşünmeye başlıyor ve stres oluyorum. ne manyak insanım.
¨¨ bugün çok film izledim. liseden beri bi günde bu kadar çok film izlememiştim. sömestrda bi günde 327894 film izlediğim olmuştu ama onlar chick flick'ti hep. bu sefer chick flick izlemedim. çünkü içimi sıkıyolar.
¨¨ kızların çok kızsal şeyler düşünmesi hayra alamet değil, ben diyeyim. friends'de bi bölümde chandler richard'a "you made my woman think!!" diye atarlanıyodu ya, adam haklı. şimdi kızma bana sevgili hemcins ama bizim düşünmemiz vallahi hayra alamet değil. bizim hayra alamet olan halimiz kızsal tasalarımızı bi kenara koymuş halimiz. net bu. sen de biliyosun sevgili hemcins. ben delirip kızsal düşüncelerimi sana açtığımda sen bile deliriyosun hemcins. beni anladığın halde deliriyosun. şimdi o erkek, sen karşısına geçip 1 saattir düşündüğün ama 12 yıldır düşünüyormuşçasına dolduğun mevzuları bir bir sıralayınca nasıl eblemesin.
¨¨ film önersenize, izleyeyim.
¨¨ etrafımdaki obsesif insan sayısının gizemli bir şekilde artmasıyla beraber, obsesyonlarımı viking usulü cenazeyle uğurladım galiba. baya da obsesif insandım ha. şimdi üzerimde gereksiz bi gevşeklikle yaşıyorum. ayda 7 gün toplu negativite ile bünyemden atıyor olabilirim. çünkü bu zamana kadar hiç böylesi hardcore pms yaşamışlığım yoktu. standart derecede aklımı yitiriyor, sonra bir kısmını geri kazanıyordum. şimdi ise aklım komple gidiyor, sonra 5 karış havaya geri gelip orada 21 gün kendi kendine takılıyor.
¨¨ biri bana ninni söylesin, öyle uyuyayım istiyorum. hayattan isteklerim hep böyle garip tatlar ve dokular.
¨¨ bir de rüyamda öyle olmayacak şeyler görmek istemiyorum. çünkü uyanınca aldatılmış gibi oluyorum. "ya 5 dakika önce ben kimle... saçlarım canıığğğm" kafası yaşıyorum. mesela rüyamda her şey bedava ve para diye bişey yok, ama uyanınca kartımın limitinin dopdolduğu dünyaya geri dönüyorum. rüyamda istanbul'daki odamdayım, uyanınca ise değilim. rüyamda evde börek var, uyanınca yok. o esnada ben kahvaltıya poğaçalar, börekler, çikolatalar, püskevitler ve 23 çeşit reçel beklemişim, uyanınca sevmediğim bi peynirle bakışıyoruz. öyle garip ve barzo bi peynir ki o sevilmeyen peynir, adeta birazdan bana "naptın nettin hacı? raad uyudun mu la?" diyecek ve cevabı dinlemeden bi bira açıp tam da benim oturmak istediğim koltuğa çöreklenecek. diyeceğim şu ki, böyle über rüya göreceksem de rüyama gizemli bir şekilde ian somerhalder girip "bu rüya bak, inanma, yoğsam ben olur muydum. haha gotcha;);)" desin ve gitsin.
¨¨ ian'ı bu görev için seçmemin sebebi uyanınca gittiğine üzülecek kadar da anlamlı bulmadığım içindi. kendime ağır bir darbe indirmek istemedim.
¨¨ friends izleyerek sızacağım. ortada bir ninni göremiyorum.
not: balığım sadettin'in ölümünden de bahsetmek isterdim ama, gerçekten üzülüyorum. o, vlcplayer sembolü gibi olan rengiyle kalbimde yaşıyor. ona hiç veda etmeyeceğim. intihar çok büyük günah sadettin. sen benim gibi değildin, dini bütün bir balıktın, ramazan günü doğmuştun. benim pms'imden etkilenip kendini atmamalıydın. bağrımda taş ile geziyorum sadettin. seni gerçekten sevmiştim.
¨¨ bazen durup dururken bi şişe sudan filan deniz kokusu geliyo, alakasız yerlerde. veya limon kolonyası kokusu geliyo. en sevdiğim ve en tiksindiğim iki koku, peşimdeler bence.
¨¨ bi de sayın nk'nın ilk parfümü geliyo bazen çat diye. daymındz mıydı neydi? "ruhu benimle heral, canıms, astral şey" diyorum ve o kokuyla hayatıma devam ediyorum.
¨¨ istanbul seni köpek gibi özledim. al itiraf ediyorum. kadıköy deyince içimde bir sızı. kalbimde bir burukluk.
¨¨ bi de bu sene çıldırıp değişik geçebilir gibi geldi. yıllık iniş çıkışlarıma göre hayat planım kenarda hazır duruyodu benim, şimdi işin yoksa baştan plan yap. vallahi yapmam, spon tanesi gibi yaşarım. aha ahaha espri.
¨¨ i see what you did there.
¨¨ yeni bişeyler alasım var. kartımın borcunu bile ödemiş değilim. ne alacağımı bile bilmiyorum. ama abajur bile alsam olur. bi kere yapmıştım, ne alacağımı bilmeden alışverişe çıkıp etekten tut lambaya kadar bir sürü saçmalık alıp gelmiştim. turuncu tüylü uzun bi lamba almıştım. ne ayakmışım acaba.
¨¨ odamdaki kırmızı koltuğu nasıl da bi özledim. ona oturup hayatın anlamını bulmaya çalışıp sonra sigara içip çay demlemeye karar verişlerimden doğdum ben, siz küllerinizden doğarken.
¨¨ jay jay johanson hep çok üzgün gibi geliyo bana. hep biri çok adice bişey yapmış gibi o adama sanki. niye öyle.
¨¨ bu ara sigarayı bırakmamı daha sık önerir oldular. ama sigarayı bırakırsam bi yerlerim düşücekmiş gibi geliyo. artık o benim bi parçam, elimin 6. parmağı gibi oldu bence.
¨¨ bence fal bakmak uğursuzluk getiriyo. ne zaman bi fal bakılsa hayatım birbirine giriyo. kendim de baksam aynen. yazı-tura'dan devam edeyim diyorum artık.
¨¨ şimdi bi de bu aylar filan geçicek yılbaşı gelicek dimi? sıkıntı. ben doğum günüm geçer geçmez bir sonraki kutlanabilir gün olan yılbaşını düşünmeye başlıyor ve stres oluyorum. ne manyak insanım.
¨¨ bugün çok film izledim. liseden beri bi günde bu kadar çok film izlememiştim. sömestrda bi günde 327894 film izlediğim olmuştu ama onlar chick flick'ti hep. bu sefer chick flick izlemedim. çünkü içimi sıkıyolar.
¨¨ kızların çok kızsal şeyler düşünmesi hayra alamet değil, ben diyeyim. friends'de bi bölümde chandler richard'a "you made my woman think!!" diye atarlanıyodu ya, adam haklı. şimdi kızma bana sevgili hemcins ama bizim düşünmemiz vallahi hayra alamet değil. bizim hayra alamet olan halimiz kızsal tasalarımızı bi kenara koymuş halimiz. net bu. sen de biliyosun sevgili hemcins. ben delirip kızsal düşüncelerimi sana açtığımda sen bile deliriyosun hemcins. beni anladığın halde deliriyosun. şimdi o erkek, sen karşısına geçip 1 saattir düşündüğün ama 12 yıldır düşünüyormuşçasına dolduğun mevzuları bir bir sıralayınca nasıl eblemesin.
¨¨ film önersenize, izleyeyim.
¨¨ etrafımdaki obsesif insan sayısının gizemli bir şekilde artmasıyla beraber, obsesyonlarımı viking usulü cenazeyle uğurladım galiba. baya da obsesif insandım ha. şimdi üzerimde gereksiz bi gevşeklikle yaşıyorum. ayda 7 gün toplu negativite ile bünyemden atıyor olabilirim. çünkü bu zamana kadar hiç böylesi hardcore pms yaşamışlığım yoktu. standart derecede aklımı yitiriyor, sonra bir kısmını geri kazanıyordum. şimdi ise aklım komple gidiyor, sonra 5 karış havaya geri gelip orada 21 gün kendi kendine takılıyor.
¨¨ biri bana ninni söylesin, öyle uyuyayım istiyorum. hayattan isteklerim hep böyle garip tatlar ve dokular.
¨¨ bir de rüyamda öyle olmayacak şeyler görmek istemiyorum. çünkü uyanınca aldatılmış gibi oluyorum. "ya 5 dakika önce ben kimle... saçlarım canıığğğm" kafası yaşıyorum. mesela rüyamda her şey bedava ve para diye bişey yok, ama uyanınca kartımın limitinin dopdolduğu dünyaya geri dönüyorum. rüyamda istanbul'daki odamdayım, uyanınca ise değilim. rüyamda evde börek var, uyanınca yok. o esnada ben kahvaltıya poğaçalar, börekler, çikolatalar, püskevitler ve 23 çeşit reçel beklemişim, uyanınca sevmediğim bi peynirle bakışıyoruz. öyle garip ve barzo bi peynir ki o sevilmeyen peynir, adeta birazdan bana "naptın nettin hacı? raad uyudun mu la?" diyecek ve cevabı dinlemeden bi bira açıp tam da benim oturmak istediğim koltuğa çöreklenecek. diyeceğim şu ki, böyle über rüya göreceksem de rüyama gizemli bir şekilde ian somerhalder girip "bu rüya bak, inanma, yoğsam ben olur muydum. haha gotcha;);)" desin ve gitsin.
¨¨ ian'ı bu görev için seçmemin sebebi uyanınca gittiğine üzülecek kadar da anlamlı bulmadığım içindi. kendime ağır bir darbe indirmek istemedim.
¨¨ friends izleyerek sızacağım. ortada bir ninni göremiyorum.
not: balığım sadettin'in ölümünden de bahsetmek isterdim ama, gerçekten üzülüyorum. o, vlcplayer sembolü gibi olan rengiyle kalbimde yaşıyor. ona hiç veda etmeyeceğim. intihar çok büyük günah sadettin. sen benim gibi değildin, dini bütün bir balıktın, ramazan günü doğmuştun. benim pms'imden etkilenip kendini atmamalıydın. bağrımda taş ile geziyorum sadettin. seni gerçekten sevmiştim.
bunlar hep
medley,
random
0
diamonds
21 Ağustos 2011 Pazar
bir kız ne yapmalı
adeta bütün blog yazılarımı farklı bi insan yazmış gibi yalnız. ben demiştim deliricem diye. kimse beni dinlemedi. veya sallamadı. dinlemedi ve sallamadı ya da. oha ne kadar ayıp.
bunlar hep
kişiselmeseleler
3
diamonds
çokkahve
bir süre daha aşık olmazsam yemin ediyorum içim çürüyüp düşüp ölücek.
aşık olcam ben yea.
olsaydım bi?
bak anlamıyosun, içimde bi dünya sevgi var onları bi yerlere saçmam lazım böyle olmuyo.
of çok sıcak.
aşık olcam ben yea.
olsaydım bi?
bak anlamıyosun, içimde bi dünya sevgi var onları bi yerlere saçmam lazım böyle olmuyo.
of çok sıcak.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
renk çarkıııığğğ
sandalyemin çıkardığı sesi özürlü çocuk sesine benzeten ve spastik gibi "reaank çarkıııığğğ" dediğim için bana aşık olan bi sevgilim vardı. aklıma geldikçe gül gül ölüyorum. ne komik insandı. hay allam.
bu gece sıkıntıdan bir sürü şey okuyup hatırlayıp 249 tane blog yazıcam bence
bu gece sıkıntıdan bir sürü şey okuyup hatırlayıp 249 tane blog yazıcam bence
bunlar hep
aklıma ne geldi
0
diamonds
670
o değil de, şu an ölsem baya atraksiyon yaşamaz mıydık?
ben yaşamazdım gerçi.
çünkü ölmüşüm.
teknik olarak yaşayamam.
kesin siz de yaşamazdınız.
fak yu.
ya da yaşar mıydınız?
biraz yaşardınız ya belki?
azcık?
ölmüşüm ya bi şaşırırdınız bence.
şu an ölsem üzülecek 10 kişi bulabilirim. feysbuk grubu.
670. kayıt olarak çok özel bi kayıt oldu bence.
delirmiş
ben yaşamazdım gerçi.
çünkü ölmüşüm.
teknik olarak yaşayamam.
kesin siz de yaşamazdınız.
fak yu.
ya da yaşar mıydınız?
biraz yaşardınız ya belki?
azcık?
ölmüşüm ya bi şaşırırdınız bence.
şu an ölsem üzülecek 10 kişi bulabilirim. feysbuk grubu.
670. kayıt olarak çok özel bi kayıt oldu bence.
delirmiş
bunlar hep
random
2
diamonds
vikudhevheditol
böyle dünyaya çok pis sinirliyim sanıyorum. sonra bi bakıyorum tarihin farkında değilim. pms'miş meğerse. "bitch, please." veya "dude, chill" diyorum kendime sonra. çünkü ömrüm 9gag'de geçiyor.
hayır yine çok neşeli değilim, bi dünyaya öfke kusma durumu var. sonra aniden sevgim patlayıveriyo birilerine bi duygulanıyorum. somewhere over the rainbow oluyorum. sonra o da geçiyo yine sinirleniyorum. ama nasıl bi sinir böyle aklın durur. sonra yine biri bişey yapıyo sevgi doluyorum. birkaç gün sonra nispeten sabit duygulara ulaşacağım.
normalde benim herkese durduk yere sevgim patlar ama bugün sağolsun arkadaş dost bana sevgi kustular durduk yere. canlarım benim. bi sevindim bişeyler oldu.
öte yandan sigaram bitiyor, kanayan bir yara.
bağıra bağıra rolling in the deep söyleyesim geliyor.
ben gökçeada'ya gidiyorum a dostlar. datça da bi yere kadar. sonra istanbul, planladığımdan erken.
bi de buradan sıkıldım. hep aynı. biraz imaj değiştirse, ne bileyim facebook gibi atarlı olsa. yıllar önce geldim o gün bugündür değişmedi. bi işte blogspottu adı blogger oldu. daha şu fontta yazarken blog açmışlığım vardı oysa, yine aynı hep aynı. o bloglar nerede acaba kapattım mı halleri nicedir. tıpkı allah gibi yaratıp takip etmedim ne yalan söyliym.
hayır yine çok neşeli değilim, bi dünyaya öfke kusma durumu var. sonra aniden sevgim patlayıveriyo birilerine bi duygulanıyorum. somewhere over the rainbow oluyorum. sonra o da geçiyo yine sinirleniyorum. ama nasıl bi sinir böyle aklın durur. sonra yine biri bişey yapıyo sevgi doluyorum. birkaç gün sonra nispeten sabit duygulara ulaşacağım.
normalde benim herkese durduk yere sevgim patlar ama bugün sağolsun arkadaş dost bana sevgi kustular durduk yere. canlarım benim. bi sevindim bişeyler oldu.
öte yandan sigaram bitiyor, kanayan bir yara.
bağıra bağıra rolling in the deep söyleyesim geliyor.
ben gökçeada'ya gidiyorum a dostlar. datça da bi yere kadar. sonra istanbul, planladığımdan erken.
bi de buradan sıkıldım. hep aynı. biraz imaj değiştirse, ne bileyim facebook gibi atarlı olsa. yıllar önce geldim o gün bugündür değişmedi. bi işte blogspottu adı blogger oldu. daha şu fontta yazarken blog açmışlığım vardı oysa, yine aynı hep aynı. o bloglar nerede acaba kapattım mı halleri nicedir. tıpkı allah gibi yaratıp takip etmedim ne yalan söyliym.
bunlar hep
random
4
diamonds
20 Ağustos 2011 Cumartesi
post-it
sırf kendi kendime romans yaşayayım diye aradığım sex and the city bölümünün (s06e06) aynı zamanda bir başarısız ilişkimin yoğunlaştırılmış özetini de barındırması beni benden aldı.
suçsuz olduğum bir mevzuda kendimi gerzekçe suçlu hissetmeyi bu sayede bıraktım.
beni çok seven birini hatırladım, dönüp fotoğraflarına baktım. ve nasıl oluyor da sonsuzluğunun aşikar olduğu sevgisi bitebiliyor diye düşünmeyi bıraktım.
çünkü benim de sonsuzluğundan emin olduğum bir duygum son nefesini verdi. aniden. son bir kez öksürdü. sonra da bitti.
demek ki birini öyle çok sevebiliyor, sonra da bittiğini bir anda görüp üstüne üstlük bu konuda hiçbir şey hissedemeyebiliyorsun. o öksürürken, ben rahat bir nefes aldım. uzun zaman sonra.
ve son cümlemi yazarken, harry geldi.
bunlar hep
idrak
0
diamonds
-
ilhamımı aldım, mevcut beklentilerimin dahi şu standartlar için yüksek olduğunu fark edip daha da düşürdüm. öyle ki sıfırladım diyebilirim rahatlıkla. sevgiler. zafer'e sevgiler.
bunlar hep
kişisel gelişim
0
diamonds
19 Ağustos 2011 Cuma
18 Ağustos 2011 Perşembe
bilemiyorum
iki gündür datça'nın havası benim dengesizliğimle kapışıyor resmen. adeta bütün içtiğim sigaraların dumanları üst üste binip aniden gökyüzüne çıkıyormuş gibi tertemiz gökyüzü pat diye parçalı bulutlu oluyor. hatta bugün bir ara gökyüzünde horon tepen hamsiler şeklinde bulut dizisi gördüm.
mutsuz olunca durmaksızın yemek yiyesim gelebiliyor ya da tam tersine hiçbir şey yemiyorum. belli olmuyor. mesela aşk kaynaklı mutsuzluğum varsa hiçbir şey yemiyorum, başka bir şey kaynaklıysa sürekli yiyesim geliyor. bunu şu an çözdüm bi de. daha önce analiz etmemiştim.
öyle yani. aslında aklımda söyleyecek bir şey yoktu şu an. bu aralar yiyen bir mutsuzum. sürekli mutsuz değilim ama sadece yaptığım hoş aktiviteler süresince mutluyum. misal anneme hediye alırken mutluyum. sonra hediyeleri verirken de mutluyum. sonra mutluluğum buharlaşıp datça'nın gökyüzüne uçuyor sanırım. sigara dumanıyla beraber yolculuk etmekten hoşlanıyor olabilir.
sonbaharı özledim mesela, fakat gelmekte olan bir şeyi özlemem saçma geliyor aslında. şu ana 1 yıl içerisindeki en uzak mevsim sonbahar olsa da en yakın olan mevsim de yine sonbahar. böyle düşünsem de özleyebiliyorum.
aklıma nedensizce oy vermeye veya kan vermeye falan gittiğim sabahlar silsilesi geldi. çok manasız. o sabahlarda gereksiz derecede erken kalkıp oy/kan işte ne gerekiyorsa veriyorum, sonra eve gelip uyuyamıyorum ama üstüme sabahın köründe salak gibi giydiğim şeyleri çıkarıp daha güzel bir şey giydim diye seviniyorum. sonra erken kalktığım için bir şeyler yapasım geliyor. kadıköy'de olduğum için öylesine dışarı çıkıp kahve alıp sonra kahveyle hiçbir mağazaya giremediğim için vitrinlere bakarak yürümeyi bile seviyorum. önce alışveriş yapıp sonra kahve alsam her şey çözülecek ama her defasında bunu unutuyorum. muhtemelen moda sinemasının ara sokağından bahariye'ye çıkıyor, starbucks'a gidip white chocolate mocha alıyorum -normalde americano ya da non-fat latte içeyim de az kalori çok kahve olsun derken erken kalktığım ve çok salak bir gün geçirdiğim için istediğim her kahveyi içme hakkını kendime veriyorum, bu o gün çok sıkkınsam da geçerli ayrıca, sanki bi kahveyi değişik içtim diye bi anda 10 kilo vercem ya- sonra da moda'ya doğru yürüyüp milka'dan evde dizi izlerken tüketmek üzere değişik içecekler alıp kadıköy anadolu'nun yanından geçecek şekilde ilerliyorum. okulun karşısında dikilip sigara içerek sapık gibi liseme bakıyorum. bir süre duygulanıp sonra eve yürüyorum ama eve yürürken bir sigara daha yakabiliyorum. sonra eve girince bir tane daha. o sigaranın sebebi de eve girdiğim andan sonra ne yapacağımı asla bilmiyor olmam. dizi izlerim diye düşünüyor oluyorum ama bir yandan eve gelmese miydim diye de düşünmüyor değilim. _özlediğim kafa bu şu an? garip.
bir de dandik ders final günleri var-dı. sabahın köründe tek bi sınav, muhtemelen sabahlamışım ama ertesi günü başka bir sınavım olmadığı için mevcut finalin çıkışında uykudan gebersem de bayılacak raddeye gelene kadar dolanmayı makul buluyorum. öyle günlerde yanımda barış varsa değişik bir şey, dilara boş ise onu eve çağırmak ve bu aktiviteyi takip eden başka boş ve keyifli aktiviteler, hiçkimse yoksa da az önce anlattığım ritüel uygulamaya giriyor.
neyse ben bi sigara içeyim.
mutsuz olunca durmaksızın yemek yiyesim gelebiliyor ya da tam tersine hiçbir şey yemiyorum. belli olmuyor. mesela aşk kaynaklı mutsuzluğum varsa hiçbir şey yemiyorum, başka bir şey kaynaklıysa sürekli yiyesim geliyor. bunu şu an çözdüm bi de. daha önce analiz etmemiştim.
öyle yani. aslında aklımda söyleyecek bir şey yoktu şu an. bu aralar yiyen bir mutsuzum. sürekli mutsuz değilim ama sadece yaptığım hoş aktiviteler süresince mutluyum. misal anneme hediye alırken mutluyum. sonra hediyeleri verirken de mutluyum. sonra mutluluğum buharlaşıp datça'nın gökyüzüne uçuyor sanırım. sigara dumanıyla beraber yolculuk etmekten hoşlanıyor olabilir.
sonbaharı özledim mesela, fakat gelmekte olan bir şeyi özlemem saçma geliyor aslında. şu ana 1 yıl içerisindeki en uzak mevsim sonbahar olsa da en yakın olan mevsim de yine sonbahar. böyle düşünsem de özleyebiliyorum.
aklıma nedensizce oy vermeye veya kan vermeye falan gittiğim sabahlar silsilesi geldi. çok manasız. o sabahlarda gereksiz derecede erken kalkıp oy/kan işte ne gerekiyorsa veriyorum, sonra eve gelip uyuyamıyorum ama üstüme sabahın köründe salak gibi giydiğim şeyleri çıkarıp daha güzel bir şey giydim diye seviniyorum. sonra erken kalktığım için bir şeyler yapasım geliyor. kadıköy'de olduğum için öylesine dışarı çıkıp kahve alıp sonra kahveyle hiçbir mağazaya giremediğim için vitrinlere bakarak yürümeyi bile seviyorum. önce alışveriş yapıp sonra kahve alsam her şey çözülecek ama her defasında bunu unutuyorum. muhtemelen moda sinemasının ara sokağından bahariye'ye çıkıyor, starbucks'a gidip white chocolate mocha alıyorum -normalde americano ya da non-fat latte içeyim de az kalori çok kahve olsun derken erken kalktığım ve çok salak bir gün geçirdiğim için istediğim her kahveyi içme hakkını kendime veriyorum, bu o gün çok sıkkınsam da geçerli ayrıca, sanki bi kahveyi değişik içtim diye bi anda 10 kilo vercem ya- sonra da moda'ya doğru yürüyüp milka'dan evde dizi izlerken tüketmek üzere değişik içecekler alıp kadıköy anadolu'nun yanından geçecek şekilde ilerliyorum. okulun karşısında dikilip sigara içerek sapık gibi liseme bakıyorum. bir süre duygulanıp sonra eve yürüyorum ama eve yürürken bir sigara daha yakabiliyorum. sonra eve girince bir tane daha. o sigaranın sebebi de eve girdiğim andan sonra ne yapacağımı asla bilmiyor olmam. dizi izlerim diye düşünüyor oluyorum ama bir yandan eve gelmese miydim diye de düşünmüyor değilim. _özlediğim kafa bu şu an? garip.
bir de dandik ders final günleri var-dı. sabahın köründe tek bi sınav, muhtemelen sabahlamışım ama ertesi günü başka bir sınavım olmadığı için mevcut finalin çıkışında uykudan gebersem de bayılacak raddeye gelene kadar dolanmayı makul buluyorum. öyle günlerde yanımda barış varsa değişik bir şey, dilara boş ise onu eve çağırmak ve bu aktiviteyi takip eden başka boş ve keyifli aktiviteler, hiçkimse yoksa da az önce anlattığım ritüel uygulamaya giriyor.
neyse ben bi sigara içeyim.
bunlar hep
aklıma ne geldi
1 diamonds
17 Ağustos 2011 Çarşamba
doğrudur
"Human beings are funny. They long to be with the person they love but refuse to admit openly. Some are afraid to show even the slightest sign of affection because of fear. Fear that their feelings may not be recognized, or even worst, returned. But one thing about human beings puzzles me the most is their conscious effort to be connected with the object of their affection even if it kills them slowly within."Sigmund Freud
bunlar hep
alıntı
1 diamonds
16 Ağustos 2011 Salı
15 Ağustos 2011 Pazartesi
13 Ağustos 2011 Cumartesi
12 Ağustos 2011 Cuma
norveç sahilleri
çok manidar sözlerim ve ben. norveç'ten sevgilerimle...(üçnokta)
bunlar hep
kafa karışıklığı
2
diamonds
eminem'in kız kardeşi
sistem saks, ben de zenciliğimi ifade eden bir beyazım. hani beyazım ama bu bir zenci staylası. selam ve sevgileeğrmle.
çoggomiğim lan.
bunlar hep
kategorilendirilemez şeyler
2
diamonds
10 Ağustos 2011 Çarşamba
sanrım ağrıyor
(saat sabah 7 civarı kız sohbetleri, datça günlüğü)
Dilara: Yok bebegm
Dilara: Uyandrmadn
Dilara: Sifrem de
Dilara: (sansür)
cansu: Ben de uyuyamadmmmm yaa
Dilara: Bnde snnkini bilmiom btw
Dilara: :D
Dilara: Yuh be
cansu: Tam penceremn altinda motor kirdilar
cansu: Tamir
cansu: Kavga gurultu
Dilara: Gecenle gunduzun hepten sasmisssss
cansu: Ondan once de kavga cikmsti
cansu: Odunla adamlar birbirlerine grdi
cansu: Kadin agladi
cansu: Amk ya
cansu: Sifrem (sansür) btw
Dilara: Neler oluo lan
Dilara: Orda
Dilara: Hani stressfree yasicadin:D
cansu: Ne bilym ya FAK
Dilara: Ahauah
cansu: Sinir basti yemn ediyorm
cansu: Sacimin yarisi toplu yarisi tokadan firlams manyak teyze gibi balkondan sarkip
cansu: Pardon da yavas olur musunuz dedm
cansu: Sonra da tam bir yerli manyak teyze gibi "ibrahim dayi! Baska yerde yabsaniz olmuyo mu yah millet hep uyandi bak" dedim
cansu: O zaman durdular. Pardon deyince durmadilar, dayi deyince durdular. Boyle bi yerdeyim
Dilara: Asdfgh
Dilara: Abiiiiggg
Dilara: Allahm ya
Dilara: Nasi hayatlar
Dilara: Nasi paradoxlar icindesn
Dilara: Upper east side dan
Dilara: Hamptons a
Dilara: Gitmelydin ah:Pp
cansu: Ahahahd ama yaaa
cansu: Istanbul gurultulu sehir
cansu: Orda boyle gurultu yok ya
cansu: Burasi sinsiiiii cirkeeeef
cansu: Ya blackberrym elimde ibrahim dayi diye bagirdm cok acikli :(:( istanbul'da bi elim tobikolarda obur elim mochalarda yasiyorum ben yaaA
cansu: AHHDHAHSGF
Dilara: Abi cok iiii
Dilara: Ya
cansu: Cansu halka indi
Dilara: Bak
Dilara: Sna gzl bi sarki
Dilara: Soliym ozmn
Dilara: Mr. Boe
Dilara: The abbasi brothers
Dilara: Dnle bnce sevcen
Dilara: Bira fm saolsun
cansu: Tiksinme ifadesi gibi mi mr. böe - emevi biraderler gibi
Dilara: Wi lav bira efeem
Dilara: Ahauahahahha
cansu: Bira.fm candir
Dilara: Agjs
Dilara: Bncede
cansu : Sirp sindigi
Dilara : Ne gordn bgn ruyanda
cansu: Sirp sindigi
Dilara: Aaa
Dilara: Henus
cansu: Ebeninkini gordm uyudum mu ben :D
Dilara: Goremednki Dilara: O ne be
Dilara: Ahauahahha
şu an makaron yapıyor ve hazal'ı bekliyorum. adım gibi biliyorum ki bu gece de uyuyamayacağım zaten. sabahlarım, mis gibi, bünyem de alıştı artık. yarın yolda uyuyamamış bir hazal ve haybeye sabahlamış bir cansu olarak iki zombi gibi gezeriz artık diyorum. burası garip bi şekilde aşırı hareketli ve gürültülü, bir yandan da inanılmaz tembel. şehir, hava, insanlar hepsi tam anlamıyla tembel. makaronlar güzel kokuyor ama estetik olamadılar. bir yandan barış ile konuşuyordum zira. "sen gel, ben sana 2 tiramisu yaparım" dedi. "her türlü yerim, sen ne yaparsan yiyeceğimi o mel'un gecede yaptığın ağır tavuğu yiyerek kanıtlamıştım bence" dedim. sonra tavuğuna ağır dediğim için biraz atar yaptı ama vallahi çok ağırdı. o da yiyememişti. yine de bir erkeğin yemeğine laf edilmezmiş sanırım, ben öyle anladım. sonuçta ben ki sevgilimden ayrılayım, projeye darlanayım, hayata sille tokat gireyim hemen barış'ın kapısında bitiyorum, o da dünyanın en güzel misafir ağırlayıcısı olduğu için beni cici cici besleyip mis gibi kokular, mumlar koyduğu yataklarda yatırıyor. gidip komşu fırın'dan en sevdiğim şeyleri alıp geldiği bile olmuştu. allam bu arkadaşlarıma olan yoğun sevgimle napcam ben.
en iyisi planettürk'te türk filmi izleyerek makaronların kremasını sürmek. sabaha karşı gürültü olursa da kovayla kafalarına su döküp içeri saklanırım.
yine bir kız sohbetinden duygusal uzlaşma ile blogun bu gecesini sonlandırmak istiyorum:
cansu: Su an halay cekme arzusu uyandirdin icimde :D
Dilara: Snnle bogaz turuna cikmak istiorm
cansu: Duygusal kro cansu stayl oldum ne alakaysa
Dilara: Bogaz koprusunu halay cekerek gecelim
evet sayın çiftler, sevgililer, anlaşamıyoruz diyen her ikili ilişkinin mensupları; kaliteli ve sakin bir uzlaşma tam olarak böyle olur.
ha bi de... bugün cornetto aldım ama içinden külah çıkmadı lan? cidden, o dondurmayı o pakete nası koymuşlar ve nası onca zaman durabilmiş? what the funky chicken allasen ya?
Dilara: Yok bebegm
Dilara: Uyandrmadn
Dilara: Sifrem de
Dilara: (sansür)
cansu: Ben de uyuyamadmmmm yaa
Dilara: Bnde snnkini bilmiom btw
Dilara: :D
Dilara: Yuh be
cansu: Tam penceremn altinda motor kirdilar
cansu: Tamir
cansu: Kavga gurultu
Dilara: Gecenle gunduzun hepten sasmisssss
cansu: Ondan once de kavga cikmsti
cansu: Odunla adamlar birbirlerine grdi
cansu: Kadin agladi
cansu: Amk ya
cansu: Sifrem (sansür) btw
Dilara: Neler oluo lan
Dilara: Orda
Dilara: Hani stressfree yasicadin:D
cansu: Ne bilym ya FAK
Dilara: Ahauah
cansu: Sinir basti yemn ediyorm
cansu: Sacimin yarisi toplu yarisi tokadan firlams manyak teyze gibi balkondan sarkip
cansu: Pardon da yavas olur musunuz dedm
cansu: Sonra da tam bir yerli manyak teyze gibi "ibrahim dayi! Baska yerde yabsaniz olmuyo mu yah millet hep uyandi bak" dedim
cansu: O zaman durdular. Pardon deyince durmadilar, dayi deyince durdular. Boyle bi yerdeyim
Dilara: Asdfgh
Dilara: Abiiiiggg
Dilara: Allahm ya
Dilara: Nasi hayatlar
Dilara: Nasi paradoxlar icindesn
Dilara: Upper east side dan
Dilara: Hamptons a
Dilara: Gitmelydin ah:Pp
cansu: Ahahahd ama yaaa
cansu: Istanbul gurultulu sehir
cansu: Orda boyle gurultu yok ya
cansu: Burasi sinsiiiii cirkeeeef
cansu: Ya blackberrym elimde ibrahim dayi diye bagirdm cok acikli :(:( istanbul'da bi elim tobikolarda obur elim mochalarda yasiyorum ben yaaA
cansu: AHHDHAHSGF
Dilara: Abi cok iiii
Dilara: Ya
cansu: Cansu halka indi
Dilara: Bak
Dilara: Sna gzl bi sarki
Dilara: Soliym ozmn
Dilara: Mr. Boe
Dilara: The abbasi brothers
Dilara: Dnle bnce sevcen
Dilara: Bira fm saolsun
cansu: Tiksinme ifadesi gibi mi mr. böe - emevi biraderler gibi
Dilara: Wi lav bira efeem
Dilara: Ahauahahahha
cansu: Bira.fm candir
Dilara: Agjs
Dilara: Bncede
cansu : Sirp sindigi
Dilara : Ne gordn bgn ruyanda
cansu: Sirp sindigi
Dilara: Aaa
Dilara: Henus
cansu: Ebeninkini gordm uyudum mu ben :D
Dilara: Goremednki Dilara: O ne be
Dilara: Ahauahahha
şu an makaron yapıyor ve hazal'ı bekliyorum. adım gibi biliyorum ki bu gece de uyuyamayacağım zaten. sabahlarım, mis gibi, bünyem de alıştı artık. yarın yolda uyuyamamış bir hazal ve haybeye sabahlamış bir cansu olarak iki zombi gibi gezeriz artık diyorum. burası garip bi şekilde aşırı hareketli ve gürültülü, bir yandan da inanılmaz tembel. şehir, hava, insanlar hepsi tam anlamıyla tembel. makaronlar güzel kokuyor ama estetik olamadılar. bir yandan barış ile konuşuyordum zira. "sen gel, ben sana 2 tiramisu yaparım" dedi. "her türlü yerim, sen ne yaparsan yiyeceğimi o mel'un gecede yaptığın ağır tavuğu yiyerek kanıtlamıştım bence" dedim. sonra tavuğuna ağır dediğim için biraz atar yaptı ama vallahi çok ağırdı. o da yiyememişti. yine de bir erkeğin yemeğine laf edilmezmiş sanırım, ben öyle anladım. sonuçta ben ki sevgilimden ayrılayım, projeye darlanayım, hayata sille tokat gireyim hemen barış'ın kapısında bitiyorum, o da dünyanın en güzel misafir ağırlayıcısı olduğu için beni cici cici besleyip mis gibi kokular, mumlar koyduğu yataklarda yatırıyor. gidip komşu fırın'dan en sevdiğim şeyleri alıp geldiği bile olmuştu. allam bu arkadaşlarıma olan yoğun sevgimle napcam ben.
en iyisi planettürk'te türk filmi izleyerek makaronların kremasını sürmek. sabaha karşı gürültü olursa da kovayla kafalarına su döküp içeri saklanırım.
yine bir kız sohbetinden duygusal uzlaşma ile blogun bu gecesini sonlandırmak istiyorum:
cansu: Su an halay cekme arzusu uyandirdin icimde :D
Dilara: Snnle bogaz turuna cikmak istiorm
cansu: Duygusal kro cansu stayl oldum ne alakaysa
Dilara: Bogaz koprusunu halay cekerek gecelim
evet sayın çiftler, sevgililer, anlaşamıyoruz diyen her ikili ilişkinin mensupları; kaliteli ve sakin bir uzlaşma tam olarak böyle olur.
ha bi de... bugün cornetto aldım ama içinden külah çıkmadı lan? cidden, o dondurmayı o pakete nası koymuşlar ve nası onca zaman durabilmiş? what the funky chicken allasen ya?
bunlar hep
sevdiğim insanlar,
sevgili günlük
0
diamonds
7 Ağustos 2011 Pazar
deve beyaz, sen deveden beyazsın
bahar döneminin sonundaki lanet olasıca jüriye sabahlama seanslarımdan sonra bıraktığım camel white'a bugün geri döndüm. hani bi de nasıl bi sildiysem zihnimden, öyle bi sigaranın varlığı bile aklımdan çıkmış. tekel bayilerde bile fark etmiyodum o derece.
bir yandan da o zamandan beri sıklıkla lucky strike, arada bir de camel soft filan alıyordum. hep bunları içiyodum sandım sonra. tam mutlu da edemiyodu ama sürekli değiştirdim içtiğim sigarayı. ruh hastası gibi 3 çeşit sigara alıp çıktığım dahi oluyodu. ama 1 hafta önce telefonda "camel white mı içiyosun?" sorusunu duymamla beraber "lan! bi de o vardı!" dedim içimden ve itiraf ediym o günden beri bu sigarayı düşünüyor ve arzuluyorum. sonunda aldım. mutluyum. hep istediğim, aradığım buymuş ki. her şey tam yerinde sanki. sevgiyle içtim adeta. çirkin zamanları filan da hatırlatmadı içerken.
camel white, seni aniden bırakıp sonra da ne kadar sevdiğimi unuttuğum için özür dilerim. bu kadar salak mıyım ben.
şey gibi lan bu, sevgilinden ayrılıp çat diye aşkını kalbine gömüyosun, takılıyosun falan birileriyle ama asla sabit bi tavrın olamıyo, sonra adam geliyo "merhaba nasılsın" diyo ve "oha galiba ben hala seni seviyomuşum ki?!" diyosun sen de ve boynuna atlıyosun ama o kadar malsınız ki ikiniz de önceden nebçim sıkıntılar çektiğinizi unutuyosunuz ve sonsuza kadar mutlu yaşıcam sanıp orta yaşlarınızın sonlarına doğru kanserden ölüyosunuz? tamam hiç gerçekçi olmadı ama biraz benziyo kabul et. her şeyden önce adam sana niye yıllar sonra gelip "merhaba nasılsın" diyo. bi de "nasılsın" diyen adamın boynuna "seeehhnii seeğviyoğğrum" diye atlarsan, sana döneceği varsa da dönmez bence. ben adam değilim ama bana yapsan ben de dönmem. üstelik korkarım biraz.
bir yandan da o zamandan beri sıklıkla lucky strike, arada bir de camel soft filan alıyordum. hep bunları içiyodum sandım sonra. tam mutlu da edemiyodu ama sürekli değiştirdim içtiğim sigarayı. ruh hastası gibi 3 çeşit sigara alıp çıktığım dahi oluyodu. ama 1 hafta önce telefonda "camel white mı içiyosun?" sorusunu duymamla beraber "lan! bi de o vardı!" dedim içimden ve itiraf ediym o günden beri bu sigarayı düşünüyor ve arzuluyorum. sonunda aldım. mutluyum. hep istediğim, aradığım buymuş ki. her şey tam yerinde sanki. sevgiyle içtim adeta. çirkin zamanları filan da hatırlatmadı içerken.
camel white, seni aniden bırakıp sonra da ne kadar sevdiğimi unuttuğum için özür dilerim. bu kadar salak mıyım ben.
şey gibi lan bu, sevgilinden ayrılıp çat diye aşkını kalbine gömüyosun, takılıyosun falan birileriyle ama asla sabit bi tavrın olamıyo, sonra adam geliyo "merhaba nasılsın" diyo ve "oha galiba ben hala seni seviyomuşum ki?!" diyosun sen de ve boynuna atlıyosun ama o kadar malsınız ki ikiniz de önceden nebçim sıkıntılar çektiğinizi unutuyosunuz ve sonsuza kadar mutlu yaşıcam sanıp orta yaşlarınızın sonlarına doğru kanserden ölüyosunuz? tamam hiç gerçekçi olmadı ama biraz benziyo kabul et. her şeyden önce adam sana niye yıllar sonra gelip "merhaba nasılsın" diyo. bi de "nasılsın" diyen adamın boynuna "seeehhnii seeğviyoğğrum" diye atlarsan, sana döneceği varsa da dönmez bence. ben adam değilim ama bana yapsan ben de dönmem. üstelik korkarım biraz.
bu da google'da camel white yazınca ilk çıkan görsel, çok iyi değil mi ama.
bunlar hep
kategorilendirilemez şeyler
0
diamonds
6 Ağustos 2011 Cumartesi
ev üzerine
bu sabah uyandığımda yanımda istanbul'daki komodinim varmış gibi el hareketleriyle telefonumu aradım ama saçma sapan bişeylere dokundum. hiç de komodinime benzemiyodu. bi uyandım minnak bişey baş ucumda, tavana baktım pervane yok, renk bi değişik, karşımda pasparlak bi hava. noluyoruz dedim. istanbul'da olmadığımı ısrarla reddettim adeta.
akşam bişeyler yapasım geldi ama ne istediğimi bulamadım. içimde bi siniri sıkışmışlık, bi kararsızlık. sonradan anladım ki hönönö içesim varmış. hı hı, küçük beyoğlu. elimizde mambochino, bambu beach bar, eclipse bar filan var. bir de rakılı mezeli yerler. olmaz ki.. (farkındayım ramazan ama açıkçası sallamıyorum, yapacak bir şey yok)
sonra ne bileyim bir de içimde bi heyecan, bi istek var ama onun da ne olduğunu tam idrak edemedim. sonra dilara aradı. aklım çıkmış da yerine hiç bitmeyen akü takmışlar gibi sonsuza kadar konuştum. anam, kitap mı anlatmadım, erkek mi çekiştirmedim, hiç tanımadığı insanların bile bişeylerini anlattım resmen. fark ettim ki, deli gibi özlemişim. taze aşık olduğum sevgilim olsa bu kadar özlemezdim yemin ediyorum. saçını bile özledim kızın. saatlerce aynı yatağın iki ucuna oturup ortada sabit küllük ve gelip giden çeşitli içeceklerle çılgıncasına konudan konuya zıplayarak konuşmayı özledim. gezerken "şurda nolmuştu hatırlıyo musun heoheoaheoa" diye nostalji yapmayı özledim. saçma sapan şeyleri sırf birlikte olduğumuz için aniden idrak etmeyi özledim. "gerizekalı" deyip sonra kahkaha atıp sarılıp "aşhıııım bideneem" diye sevgi kusmayı ve bunları hiç yadırgamamasını özledim. oturup alakasız bişeyden konuşarak tavuk pilav yerken aniden durup "bira mı alsak ya?" demesini benim "oha evet" dememi ama sonra benim bira diye gaza gelsem de kırmızı şarap içeceğimi adı gibi bilerek ona göre alışveriş yapıp gelmesini özledim. say say bitmez işte.
hazal'la günlerce konuşmayıp ardından mesaj atıp çat diye görüşmeyi özledim. buluşalım dediğimizde sırayla bi bambaşka yerleri algılayıp umarsızca oralara gitmeyi ya da tamamen aynı yeri algılayıp sorgulamaksızın orada ilk gidenin beklemesini özledim. gizemli bi şekilde ben konuşmaya başlamadan suçlu suçlu bakışımdan "bi bok yediğimi" hissetmesini geçtim, ne bok yediğimi de çok iyi bilmesini özledim. her zaman doğru soruyu sorup beni kitlemesini özledim. her zaman en doğru şeyi hazal yapar derken dünyanın en saçma konusunda en komik şaşırma efektiyle kitlenmesini özledim. ne zaman buluşsak mutlaka en gerizekalı insanları çekmeyi özledim. içmeye başlarken "birazdan sarhoş olcam ve çok saçmalıycam" kafasına girmesini özledim. bira içmek isterken bi yandan da limonlu kola içmeyi de deli gibi arzulamasını ve sonra sırayla ikisini içecek diye beklerken çat diye kahve içmeye karar vermemde beni desteklemesini özledim. eşlik etmemenin imkansız olduğu bi kahkahası var ki en çok onu özledim. hep salakça şeyleri arka arkaya yapmama rağmen, bana doğru olanı göstermesini ve benim gidip yine en salakça şeyi yapmamı ve buna rağmen tıpkı bir anne gibi sabırla ve neşeyle bana yol gösterici konuşmaları çaktırmadan yapmasını özledim. yalnız veya kalabalık içinde olalım, tek bişey üzerine birbirimize dönüp tamamen aynı duruma kahkahalarla gülmeyi veya şoka girmeyi özledim. her girdiğimiz yerde en olmadık ama en istediğim şarkıların sırf yanımda o var diye çaldığına inanmayı özledim.
barış ve erdal'la otururken aniden dünyanın en saçma konusunda saatlerce beyin fırtınası yapmayı, selülitli kızları kesmeyi ama selülit radarı sadece barış'ta olduğu için erdal ve benim her kızın bacaklarını güzel sanmamızı özledim. kadıköy'e gidelim dediğimde bunu otomatik olarak beyinlerinde "dayıya gidebiliriz, ama kesin akşam liman'da bulut içelim" olarak çevirebilmelerini özledim. barış "cumartesi bişey yapalım" dediğinde kafamda otomatik olarak "eminönü'ne gitmemiz lazım" diye çevirmeyi ve sorgulamamayı özledim. sırf keyfim öyle istedi diye buluşmaktan vazgeçmemi yadırgamamalarını özledim. evden çıkıyorum dedikten 2 saat 15 dakika sonra evden çıkmamı yadırgamamalarını özledim. barış'ın "bi eve uğrayıp çıkcam, 40 dakikaya ordayım bence" dediği zaman 40 dakika = 2 buçuk saat olduğunu barış'tan daha iyi bilmeyi, erdal'a hadi buluşuyoruz dediğimde o esnada belki de istanbul'da bile olmayabileceğini bilmeyi özledim. sinemaya gidip çıktıktan sonra eve gidicem diye diretirken barış'ın acıkmasıyla girdiğimiz fitaş kfc'de "yemicem ben" dediğim zamandan 10 dakika sonra barış yemeğini aldığında patatesini yiyip içeceğini içmemi ve barış'ın yadırgamamakla kalmayıp bir de ağzıma tavuk uzatmasını özledim. sarhoş olup eve gitmeden önce oturduğumuz yerde tuvalete giderken barış'a kredi kartımı bırakıp, yanlış şifreyi söylediğim halde şifreyi bilip hesabı ödemeyi başarabilmesini özledim.
taksim'e geçtiysem batu'yu, ekin'i ve ahmet'i kesinlikle aramayı, onların kadıköy'e geçerken beni kesinlikle aramalarını ve nihayetinde hiç beklenmedik anlarda buluşup sapık gibi eğlenebilmeyi özledim. onların yanındayken yalnızken olduğumdan bile daha çok kendim olabilmeyi ve bunun karşılığında sevildiğimi nerdeyse dokunulacakmış kadar gerçek bir şekilde görmeyi özledim. "ben bi bok yedim.." diye başlayan cümlelerimi 3 aydır görüşmüyor olsak bile tamamlayabilmelerini, önüme gelen birayı kesinkes bitiremeyeceğimi bilmelerini, "x napıyor" diye soruyorlarsa o cümledeki x'in tam da ne yaptığı sorulması gereken kişi olmasını özledim.
amansız bir şekilde moralim bozuksa ve istanbul'un öbür ucundaysam bile somer'e "kötüyüm ben" dediğim anda gelmesini özledim. kırıldığımı veya kırılacağımı hissettiği anda gönlümü almaya başlayabilmesini özledim. aramızdan birisi bir şey istiyorsa, canı çekiyorsa sanki kendisi dahil hepimizin birden canı çekmiş gibi hışımla onu alıp gelmesini özledim. sigara bitmeye yüz tuttuğunda masadan kalkıp gidip herkese 1 paket sigara alıp gelmesini özledim. sabahın köründe gelirken direksiyon başında ara sıra uyuduğunu düşünsek bile ekmek almayı ihmal etmemesini özledim. uykusunun içine edip sabah 5'te "bişey anlatcam" diye arasam da "noldu canem" diye cevap verip dinlemesini, bir de tepki verebilmesini özledim. "abuk subuk" diye iki cümleden birinin sonuna ekleme yapmasını özledim. arabasında amansızca sürekli sigara içmeyi özledim. sarılınca çıkardığı komik sesleri özledim. saçlarını karıştırıp guzuuuuuum diye cırlamayı özledim.
mert'in durup dururken yolladığı "sen ve 3d gözlüklerin aranıyorsunuz :)" "yarın napıyosun mangal yapcam gel" mesajlarını, türlü çeşit ayılıklarını bile özledim. uğur'un saçma sapan saatlerde arayıp "caddebostan'dayız gelsene kıs" "şimdi bu işi çözse çözse cansu çözer dedik bak şimdi.." diye tatlı tatlı sarhoş konuşmasını özledim.
özlediğim insanları listelesem bile bitmemesine sevindim şu anda da.
beni bu kadar sık gülümseten herkesi özledim. mis gibi tatil yaparken onları özlemeye bile bayıldım. istanbul'u özledim deyince aklıma mekanlarla birlikte gelen bir sürü insanı sayınca inanılmaz güzel ve uzun bir liste çıkmasına da bayıldım. iyi ki her gece rüyamda her tanıdığım insanı görüyorum. her ne kadar bilinçaltım "sistem saks" bi yer olsa da, "seni çok özledim" diye attığım mesajın mutlaka "seni dün gece rüyamda gördüm" veya "uyumadan önce seni aklımdan geçirdim" anlamına geldiğini ,"seni rüyamda gördüm, çok komik.." diye başlayan bir mesaj attıysam, "seni özledim demek istemiyorum şu an çok alakasız olcak ama aslında özledim yea" demek olduğunu, bunu adın gibi bildiğini adım gibi bilmeyi de çok seviyorum. hayatımdaki herkesi çok seviyorum. sonsuza kadar da şımartıcam. sonuna kadar hak ediyosunuz olum!
en aptal ve mesut bir fotoğraf ile cheers hepinize cücülerim
♥
bunlar hep
dostlar,
duygu seli
5
diamonds
3 Ağustos 2011 Çarşamba
sendrom 88
eskiden aşırı yakışıklı olan bir insanın yıllar sonra karşına çıkması ve akıl almaz derecede çirkinleşmiş olması... çok şok edici bişey değil mi ya?!
bir de bir insanla tanıştığın zamanın doğruluğunu sorgulamak var. en doğru zamanda mı tanıştık gibisinden.
zamanlama çok enteresan bişey. cidden.
bu gecelik sendromlarımız da böyle.
sevgiler.
bunlar hep
idrak
0
diamonds
2 Ağustos 2011 Salı
memelerle ilgili bir anı. valla.
tünelden başladık, istiklal bitti, taksim meydanıdan aşağıya doğru yürümekteyiz. yanımda iki arkadaşım var, ikisi de erkek. ve ben erkeklerle her şeyi konuşan bir insanım. burada bile konuşuyorum yani, arkadaşlarımla cinsiyet ayırt etmeden her şeyi konuşmamı yadırgamamalısın. mütemadiyen bel altı turlarda olan konu taksim meydanı civarında kızların meme büyüklüğüne göre özgüven değişimleri iken, bir noktada göğüs büyütme ameliyatına, ardından da benim göğüslerime geldi. küçük olduklarını var gücümle savunurken, yanımdaki arkadaşlarım "iyiyi ya, iyi ya" gibi yorumlar yapıyorlardı. (tenks) arkadaşlarımdan bir tanesi bunca sözün üzerine tekrar bakıp kontrol etmek amacıyla gözlerini yüzümden aşağıya doğru kaydırdı ve yalnızca bakarak elbisemin düğmesini açtı. ardından elbette dış dünya ile sutyenim tanıştılar. bir dakikalık şokla karışık saygı duruşunun ardından, aynı anda joey! diye bağırdık ve hayatımıza devam ettik. gece boyunca düğmemi sürekli kontrol edip durdum. true story. bu anımı neden daha önce paylaşmadığımı düşündüm, joey'nin sadece bakarak sutyen açabilme yetisine dair bölümü tekrar izledikten sonra.
sonuç şu ki, erkek arkadaşlarım "hepsinin tadı başka yahu" diyolar, kimi erkek büyük göğüs seviyormuş, kimisi de küçük. ben küçük göğüsün nesi sevilir algılayamıyorum. ele gelsin işte ya? belki benimkiler büyük olmadığı için böyle hissediyorumdur ama bilemem. bir defasında da bir erkek arkadaşım "meme memedir lan, nalakası var" demişti. ama bir dişiysen ve ortama senden daha büyük göğüslü bir dişi gelirse, ipler elinden gidiyor işte. o özgüven o an aşağıya doğru bi atılım yapıyor. ben ve diğer dişiler adına bu illa ki geçerli. en azından farkında olmasak veya dile getirmesek de on some level geçerli işte.
öte yandan, büyük olmasa da kullanmasını bilcen o memeyi. meme dediğin önemli bişey.
bu gecelik söyleyeceklerim bu kadar bebişim.
sevgiler.
sonuç şu ki, erkek arkadaşlarım "hepsinin tadı başka yahu" diyolar, kimi erkek büyük göğüs seviyormuş, kimisi de küçük. ben küçük göğüsün nesi sevilir algılayamıyorum. ele gelsin işte ya? belki benimkiler büyük olmadığı için böyle hissediyorumdur ama bilemem. bir defasında da bir erkek arkadaşım "meme memedir lan, nalakası var" demişti. ama bir dişiysen ve ortama senden daha büyük göğüslü bir dişi gelirse, ipler elinden gidiyor işte. o özgüven o an aşağıya doğru bi atılım yapıyor. ben ve diğer dişiler adına bu illa ki geçerli. en azından farkında olmasak veya dile getirmesek de on some level geçerli işte.
öte yandan, büyük olmasa da kullanmasını bilcen o memeyi. meme dediğin önemli bişey.
bu gecelik söyleyeceklerim bu kadar bebişim.
sevgiler.
bunlar hep
aklıma ne geldi,
what this
4
diamonds
1 Ağustos 2011 Pazartesi
sana gelsin
saying i love you
is not the words
i want to hear from you
it's not that i want you
not to say,
but if you only knew
how easy it would be
to show me how you feel
more than words
is all you have to do
to make it real
then you wouldn't have to say
that you love me
cause i'd already know
what would you do
if my heart was torn in two
more than words
to show you feel
that your love for me is real
what would you say
if i took those words away
then you couldn't make things new
just by saying i love you
more than words
now i've tried to
talk to you and make you understand
all you have to do
is close your eyes
and just reach out your hands
and touch me
hold me close
don't ever let me go
more than words
is all i ever needed you to show
then you wouldn''t have to say
that you love me
cause i'd already know
what would you do
if my heart was torn in two
more than words
to show you feel
that your love for me is real
what would you say
if i took those words away
then you couldn't make things new
just by saying i love you
more than words
bunlar hep
işitselşeyler
1 diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















