tam da "bu bi komplo!" diye düşünürken ve bir yanda gri karton ararken bin yıl öncesinden kalma sony walkmenimi buldum. deli gibi sevindim çünkü daha geçen gün aklıma gelmişti, nerde acaba atmam ben atmış mıyımdır ki diyodum. atmamışım resmen. herhangi bişeyi atma huyum yok zaten o ayrı mesele. ay neyse hadi ağaç falan yapcam ben. al bak bu da volkmenim.
31 Mayıs 2010 Pazartesi
mayısın son günüymüş
ya bak maket yapıyodum, aklıma şey geldi. müzik dinlemek için bilgisayara muhtacım resmen. bilgisayarda yapıcak bişeyim olmasa da o bilgisayar açılıyo yani mecburen. çok saçma. eskiden dana gibi müzik setim vardı, cd filan satın alırdım büyük bi zevkle. şimdi tüm ruhsuzluğumla internetten ediniyorum müziğimi.
tam da "bu bi komplo!" diye düşünürken ve bir yanda gri karton ararken bin yıl öncesinden kalma sony walkmenimi buldum. deli gibi sevindim çünkü daha geçen gün aklıma gelmişti, nerde acaba atmam ben atmış mıyımdır ki diyodum. atmamışım resmen. herhangi bişeyi atma huyum yok zaten o ayrı mesele. ay neyse hadi ağaç falan yapcam ben. al bak bu da volkmenim.
tam da "bu bi komplo!" diye düşünürken ve bir yanda gri karton ararken bin yıl öncesinden kalma sony walkmenimi buldum. deli gibi sevindim çünkü daha geçen gün aklıma gelmişti, nerde acaba atmam ben atmış mıyımdır ki diyodum. atmamışım resmen. herhangi bişeyi atma huyum yok zaten o ayrı mesele. ay neyse hadi ağaç falan yapcam ben. al bak bu da volkmenim.
bunlar hep
havadan sudan
0
diamonds
28 Mayıs 2010 Cuma
mirket!

yeni favori hayvanım mirket. çok şeker diiiiil mi?
eve alabilsem çok güzel olurdu.
insan gibi kulakları filan.
ay çok sevdim.
adı da misket gibi. mirket!
bunlar hep
hayvanlar alemi
0
diamonds
bin tane ünlem işareti
o kadar mutluyum ki anlatamam. dünyanın en güzel içeceğini yaptım. buradan bana smoothie makinesi alan abime, dün kavun alan babama, manevi desteği için anneme, buzluğu dolduran ve beyaz çikolata şurubu alan ve küçük şeylerle mutlu olan klişe insanı kendime teşekkür ederim. ayrıca ellerime sağlık. ayrıca kendime aşığım ve kendimle çok mutlu bi ilişkim var. kendimle ciddi düşünüyorum. bi de bu aşk dolu cennet gibi anlara güzellik katan tivitıra da teşekkür ederim. cansu'yu mesut edelim hareketini destekliyorum.
meraklısına - bu duruma tivitırın payı şu tivit oldu:
meraklısına - bu duruma tivitırın payı şu tivit oldu:
Efes Pilsen One Love Cumartesi programına electroclash'in en önemli isimlerinden Fischerspooner eklendi!
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
günaydın. naber?
bi gün birisi çıksa dese ki "uyumanıza gerek yok, yeni çıktı bu al bunu iç" gibi bişey dese negzel olur.
uykum gelmedi de kaslarımda bi amorfize* oluş seziyorum. canım acıyo gibi de gerildim gibi de. sinirim mi sıkıştı acaba?
bi bakıyorum hava karanlık, bi bakıyorum aydınlık. böyle olaylar gelişiyo dışarda filan. bi buçuk haftadır evden çıkmıyorum arkadaşlarım beni evde ziyaret ediyolar. ilginç bi hayat. anneme siparişler veriyorum istediğim şeyleri alıyo. sadece tuvalete gitmek, yemek almak, aşkı memnu ve kavak yelleri izlemek için odamdan çıktım.
duygusuz bişey oldum bu süreçte. çok ilginç bak. yeminleN.
kollarım filan acıyo ne gergin iş bu yahu.
blog, senden sıkıldım filan diyorum da galiba sana karşı romantik hisler beslemeye başladım. jüriden sonra seni yemeğe çıkartıym mı?
yemek dedim de az önce kendi kendime bişeyler yapıp yedim çok acayip oldu. hazıra konmadım yani. bayadır hazıra konuyodum o da güzeldi ama böylesi de değişikmiş. unutmuşum.
unutmuşum dedim de geçen gün 2 saatliğine evden çıktım ve dışarı çıkarken çantama ne koyacağım konusunda uzun süre tereddüt ettim. unutmuşum. bocaladım.
bi de yarın mika'ya gitmeyebilirim be blog. çok işim var inanır mısın. inanmazsın tabi günde 9 kere seninle konuşuyorum şarap içtim filan diyorum. ben de olsam bana inanmam. malesef cidden çok işim var.
nefes darlığından muzdaribim.
kafam dönüyo.
şimdi yatsam 7de kalksam mı? soylulaştırma makalelerini okuyup bana anlatsana, bi de bi iki bişey çiziver. hadi be hacı. yıllardır hacı dememiştim bak, değerini bil. nankör olma.
gözüme güneş girdi ve gaipten sesler duyuyorum.
uykum gelmedi de kaslarımda bi amorfize* oluş seziyorum. canım acıyo gibi de gerildim gibi de. sinirim mi sıkıştı acaba?
bi bakıyorum hava karanlık, bi bakıyorum aydınlık. böyle olaylar gelişiyo dışarda filan. bi buçuk haftadır evden çıkmıyorum arkadaşlarım beni evde ziyaret ediyolar. ilginç bi hayat. anneme siparişler veriyorum istediğim şeyleri alıyo. sadece tuvalete gitmek, yemek almak, aşkı memnu ve kavak yelleri izlemek için odamdan çıktım.
duygusuz bişey oldum bu süreçte. çok ilginç bak. yeminleN.
kollarım filan acıyo ne gergin iş bu yahu.
blog, senden sıkıldım filan diyorum da galiba sana karşı romantik hisler beslemeye başladım. jüriden sonra seni yemeğe çıkartıym mı?
yemek dedim de az önce kendi kendime bişeyler yapıp yedim çok acayip oldu. hazıra konmadım yani. bayadır hazıra konuyodum o da güzeldi ama böylesi de değişikmiş. unutmuşum.
unutmuşum dedim de geçen gün 2 saatliğine evden çıktım ve dışarı çıkarken çantama ne koyacağım konusunda uzun süre tereddüt ettim. unutmuşum. bocaladım.
bi de yarın mika'ya gitmeyebilirim be blog. çok işim var inanır mısın. inanmazsın tabi günde 9 kere seninle konuşuyorum şarap içtim filan diyorum. ben de olsam bana inanmam. malesef cidden çok işim var.
nefes darlığından muzdaribim.
kafam dönüyo.
şimdi yatsam 7de kalksam mı? soylulaştırma makalelerini okuyup bana anlatsana, bi de bi iki bişey çiziver. hadi be hacı. yıllardır hacı dememiştim bak, değerini bil. nankör olma.
the paper cuts, the cheating lovers
the coffee's never strong enough
i know you think it's more than just bad luck
gözüme güneş girdi ve gaipten sesler duyuyorum.
there there baby
it's just text book stuff
bugün bin defa speeding cars dinledim.
bi de yanık gibi bişey kokuyo şu anda.
demek ki gaipten kokular da duymaya başladım.
bi kere daha speeding cars dinliym bari.
*evet, böyle bi kelime yok galiba. farkındayım.
bunlar hep
havadan sudan
2
diamonds
27 Mayıs 2010 Perşembe
wtf?!
bu çocuk beni çok korkuttu. yani herhangi derin bi sebebi yok korkumun. bildiğin tırstım. çocuk 2 yaşında ve günde 40 sigara içiyomuş. ne diym haberi kopyalıym bari? oha?
Endonezya'da sigaraya başlama yaşı oldukça düşük. 3 ila 15 yaş arasındaki çocukların %25 sigarayı en azından bir kez deniyor. Fakat Ardi Rizal yine de çok şaşırtıcı bir vaka.Henüz 2 yaşında olan Rizal, sigaraya 18 aylıkken başlamış. Babası Mohammed, oğluna oynaması için bir sigara verdiğini ve oğlunun da zamanla içmeye başladığını söylüyor. Annesi ise oğlunun tam bir bağımlı olduğunu ve günde 40 adet sigara içtiğini belirtiyor. Aile birkaç kez Ardi'yi vazgeçirmeyi denemiş fakat küçük çocuk çığlık atıp, kafasını duvarlara vurunca yine sigara vermek zorunda kalmışlar.Babası Mohammed oğlunun sigarayı bırakması konusunda artık bir çaba sarfetmiyor. Bazı yetkililer oğulları sigarayı bırakırsa aileye bir araba alacakları sözünü bile vermişler. Fakat Endonezya'lı baba 'Oğlumun sigara içmesine karışmak istemiyorum. Bana gayet sağlıklı görünüyor. Ortada bir sorun yok.' diyor.2 yaşındaki Ardi Rizal, sadece tek bir marka sigarayı içiyor. Günde 2 paket sigaranın aileye maliyeti ise 8 TL civarında. Ardi'nin sigara içerken sergilediği rahat tavırlar ve sigarayı parmaklarıyla korkusuzca çevirmesi ise gerçekten oldukça ilginç görüntüler oluşturuyor.
yeninot: video açılmıyo sanırım, şurdan da izlenebilir galiba: http://www.facebook.com/#!/video/video.php?v=392982685652
bunlar hep
ok fine
2
diamonds
hala nezleyim
her zaman 'çi.' diye kısa, net ve sessiz hapşıranlarla dalga geçtim ama gizliden gizliye hep onlardan biri olmak istedim.
hep hapşueashjkdf diye hapşırıyorum.
hiç hoş değil.
kalbim kırılıyor.
hep hapşueashjkdf diye hapşırıyorum.
hiç hoş değil.
kalbim kırılıyor.
bunlar hep
itiraflar
0
diamonds
bleh
sevgili blog,
açıkçası sıktın.
sadece sen değil konseptin beni sıktı. kimsenin blogunu okuyasım gelmiyo. bi anda tüm dünya sıkıcı oldu adeta. aslında olmadı tabi canım bana öyle geliyo. ayrıca bi noktada uyuycam, evet.
neyse. ama bi blog daha geliyo, yolda. konsepti farklı hemen alınganlık yapma lütfen. yani benim blogum olduğuna göre kesin alınıyosundur, blog sahibine benzer. ha- ha. evet komik değilim o yüzden sen de artık komik değilsin. çaktın köfteyi? (eksi sonsuzdan gelen espri ve hala komik değilim)
diyeceğim o ki, sorun sende değil bende.
oks bays.
günün tiribütü: hiç pişman olma, yani o dönemde parayla tutsan...
oha telefon çalıyo
açıkçası sıktın.
sadece sen değil konseptin beni sıktı. kimsenin blogunu okuyasım gelmiyo. bi anda tüm dünya sıkıcı oldu adeta. aslında olmadı tabi canım bana öyle geliyo. ayrıca bi noktada uyuycam, evet.
neyse. ama bi blog daha geliyo, yolda. konsepti farklı hemen alınganlık yapma lütfen. yani benim blogum olduğuna göre kesin alınıyosundur, blog sahibine benzer. ha- ha. evet komik değilim o yüzden sen de artık komik değilsin. çaktın köfteyi? (eksi sonsuzdan gelen espri ve hala komik değilim)
diyeceğim o ki, sorun sende değil bende.
oks bays.
günün tiribütü: hiç pişman olma, yani o dönemde parayla tutsan...
oha telefon çalıyo
bunlar hep
kendimle konuşmalar
4
diamonds
şarap?
böyle öleceğimiz artık çok net ortada.
iyi bence.
bu arada evet, bart simpson'lı yatak örtüm var. yatak pislenmesin diye ama. bi de bart simpson'ın poposu gözüküyo. erötik.
bunlar hep
dido
0
diamonds
25 Mayıs 2010 Salı
tamam
ben: perez çok değişti yaa..
ayça: ya of babam bana dandik havyar getirmiş!
based on a true story..
ayça: ya of babam bana dandik havyar getirmiş!
based on a true story..
bunlar hep
anekdot
0
diamonds
çok kişisel, en kişisel
hayatıma giren herkesi mutlaka bişeylerle bütünleştiriyorum hemen. sırf bu yüzden pek çok dinleyemediğim grup/şarkı vs var. çok saçma farkındayım ama napiym.
misal şöyle durumlar yaşıyorum:
bu nedir yani? yaşam alanım daraldı. ne dinliycem ben şimdi?
neyse ki hayatıma çok sık birilerini almıyorum. yoksa valla bitmiştim.
bi de izleyemediğim filmler listesi var ki o konuya girmek bile istemiyorum.
bi pörlcem dinleyip denesem mi? hatta kendisinin benim için kaydettiği bi şarkıyı dinliym de sert giriym işe. korkularının üzerine gitmelisin cansu. git cansu. valla açtım.
bunu en kişiselmeseleli yazım ilan ettim gitti.
misal şöyle durumlar yaşıyorum:
- 1 eylül 2007'den beri dream theater'ın scenes from a memory albümü + silent man + solitary shell dinleyemiyorum.
- 16 mayıs 2008'den beri skid row + pearl jam + radiohead + gevende + anathema-flying dinleyemiyorum.
- aralık 2008'den beri pain of salvation-this heart of mine + acdc- tnt dinleyemiyorum.
- şubat 2009'dan beri hey there delilah + sugababes - overload (oha) + hadise - deli oğlan (oha vol.2) + beatles - across the universe + herhangi bir sezen aksu şarkısı dinleyemiyorum. (bu biraz tuhafmış evet)
- şubat 2010'dan beri johnny cash - walk the line + pek çok beatles şarkısı + pek çok sayıda pink floyd şarkısı + jason mraz - i'm yours dinleyemiyorum.
bu nedir yani? yaşam alanım daraldı. ne dinliycem ben şimdi?
neyse ki hayatıma çok sık birilerini almıyorum. yoksa valla bitmiştim.
bi de izleyemediğim filmler listesi var ki o konuya girmek bile istemiyorum.
bi pörlcem dinleyip denesem mi? hatta kendisinin benim için kaydettiği bi şarkıyı dinliym de sert giriym işe. korkularının üzerine gitmelisin cansu. git cansu. valla açtım.
bunu en kişiselmeseleli yazım ilan ettim gitti.
i miss you already, i miss you always..
bunlar hep
aşk üzerine,
kişiselmeseleler
0
diamonds
24 Mayıs 2010 Pazartesi
evet
bir bütün sex and the city'yi -tüm sezonlar&film olmak üzere- defalarca izledikten sonra anladım. bugüne kadar hep mr. big taraftarı olduğumu sandım, bir süre boyunca harry istediğimi de sandım. steve bile olabilirdi. ama aslında tek istediğim aidan. evet, aidan istiyorum. nihayet kararımı verdim. içim rahat etti. aidan. aidan. evet.
yok hayır, deli değilim. sadece düşünmek için bol bol vaktim oldu.
and that's how i decided to ship off my mr big.
yok hayır, deli değilim. sadece düşünmek için bol bol vaktim oldu.
and that's how i decided to ship off my mr big.
bunlar hep
epiphany,
kişiselmeseleler
0
diamonds
23 Mayıs 2010 Pazar
-
bir akşam eve dönerken mahallenin bakkalına uğramış, öteberi almıştım. tam kapıdan çıkacağım sırada, karşı evin bir odasında kira ile oturan bekarın radyosu weber’in oberon operası uvertürünü çalmaya başladı. az daha elimdeki paketleri yere düşürecektim. maria ile beraber gittiğimiz birkaç operadan biri de buydu ve onun weber’e hususi bir muhabbeti olduğunu biliyordum; yolda hep onun uvertürünü ıslıkla çalardı. kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum. kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. bunun sebebi herhalde “bu öyle olmayabilirdi!” düşüncesi yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.
bunlar hep
k.m.m.
0
diamonds
hastalık güncesi #13500
yağmurun sesine bayılan klişe insanlardan biriyim. ya ne sandın?
şimdi öksürük şurubum, kaldırdığım yerden geri aldığım yorganım, vicks, siozwo ve ben uyumaya gidiyoruz. yağmur böyle negzel ama dimi?
yazı sevdiğime karar veriyorum ve o noktada hava soğuyunca "ay ben en çok sonbaharı seviyorum galiba" diyorum yine oraya kayıyo hemen gönlüm. gönlüm kayıyo ne be? aklım çıktı vardı bi de. kış negzeldi ama diimi? yok ya. öyle miydi? bilemedim. mütemadiyen kafam karışık.
mütemadiyen deyince aklıma bi anım geldi. du hemen anlatıym.
sene 2008, ilk jüri var, dün gibi hatırlarım. böyle paftaları asıyoruz filan. bi cümle kurdum içinde mütemadiyen kelimesi geçen. barış bağırdı "mütemadiyen mütemadiyen diyosun cansu öf" diye. o zaman barış'la doğru dürüst arkadaş bile değildim. ama mesela o gün siyah bi pijamamsı pörsük bişey giyiyodu onu hatırlıyorum. bu kadar çok mütemadiyen dediğimi o ana kadar fark etmemiştim. true story.
a aa yıldırım şeyoldu. şimşek mi ya da? neydi onun adı?
yağmur mu durdu ya?
2010 çok boktan bi sene aslında, fark ettiniz mi? ben ettim. ya da değil mi? bilmiyorum kafamı karıştırıyo biraz. çok hızlı geçiyo çünkü.
neyse, öksürük şurubu kafası geldi. öptüms bays!
şimdi öksürük şurubum, kaldırdığım yerden geri aldığım yorganım, vicks, siozwo ve ben uyumaya gidiyoruz. yağmur böyle negzel ama dimi?
yazı sevdiğime karar veriyorum ve o noktada hava soğuyunca "ay ben en çok sonbaharı seviyorum galiba" diyorum yine oraya kayıyo hemen gönlüm. gönlüm kayıyo ne be? aklım çıktı vardı bi de. kış negzeldi ama diimi? yok ya. öyle miydi? bilemedim. mütemadiyen kafam karışık.
mütemadiyen deyince aklıma bi anım geldi. du hemen anlatıym.
sene 2008, ilk jüri var, dün gibi hatırlarım. böyle paftaları asıyoruz filan. bi cümle kurdum içinde mütemadiyen kelimesi geçen. barış bağırdı "mütemadiyen mütemadiyen diyosun cansu öf" diye. o zaman barış'la doğru dürüst arkadaş bile değildim. ama mesela o gün siyah bi pijamamsı pörsük bişey giyiyodu onu hatırlıyorum. bu kadar çok mütemadiyen dediğimi o ana kadar fark etmemiştim. true story.
a aa yıldırım şeyoldu. şimşek mi ya da? neydi onun adı?
yağmur mu durdu ya?
2010 çok boktan bi sene aslında, fark ettiniz mi? ben ettim. ya da değil mi? bilmiyorum kafamı karıştırıyo biraz. çok hızlı geçiyo çünkü.
neyse, öksürük şurubu kafası geldi. öptüms bays!
çok ani gittim, şaşırdın dimi? şaşırmış gibi yap bari.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
tıhaf
4
diamonds
22 Mayıs 2010 Cumartesi
küçük bi nostaljik tur
ve en sevdiğim:
galiba çocukluğum televizyon izlemekle geçti. çünkü bunlar sadece en sevdiklerim. gerisini de unutmuş değilim yani. sevdiğim insanların huylarını, dediklerini, dün ne yediğimi, proje hocasına verdiğim sözü unutan ben; o günlere dair her şeyi hatırlıyorum. gerçekten.
~neslihan'a teşekkürler bi de:)
bunlar hep
tv
2
diamonds
good friday
çok seviyorum bu şarkıyı.
i once fell in love with you
just because the sky turned from grey into blue
it was good friday
the streets were open and empty
no more passion play on saint nicholas avenue
i believe in saint nicholas, it's a different type of santa claus
i once fell in love with you
just because the sky turned from grey into blue
it was good friday
the streets were open and empty
no more passion play on saint nicholas avenue
i believe in saint nicholas, it's a different type of santa claus
bunlar hep
istekparça
2
diamonds
21 Mayıs 2010 Cuma
hava çok güzel bence
northanger abbey, becoming jane ve hızlıca izlenmiş 2 sezon sex and the city
8 tane marlboro light, 6 tane esse light ve 3 tane lucky strike
2 fincan limonlu çay
1 fincan tavuk suyuna çorba
bir miktar zencefilli kurabiye
hapşırıklarımla tüketilmiş 2 rulo tuvalet kağıdı
biraz jason mraz
biraz travis
biraz beatles
bir kağıt parçasına kısa bir yazı
twitter’da takip ettiğim ama beni takip etmeyen insanları saptama turu
havanın eylül gibi olması
eylülü çok sevmem
eylülü çok çok sevmem
eylüle bayılmam
dolayısıyla havayı çok sevmem
vakti gelince biraz yann tiersen
birbirini hiçbir açıdan tutmayan garip cümlemsi şeyleri liste halinde yazmam
bugün salak bi şekilde hem hastayım hem keyifliyim hem de azıcık depresifim
çok huzurluyum
sözlük “salak” yazınca argo veya kaba sözcük dedi
argo veya kabayım
kendimi gerçekten de eylül ayında daha dersleri tam olarak ciddiye almadığım günlerdeki gibi hissediyorum. tatilde gibi ama değil, hafif ama değil, yakın zamanda aşırı iş yığılmasından sıkışacağım ama umurumda değil.
ben bugün her zamankinden çok daha fazla mutluyum.
bir önceki cümleyi yazıp noktayı koyduğum anda strawberry fields forever çalmaya başladı mesela.
living is easy with eyes closed, misunderstanding all you see
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
soğfi
ama bu kadın çok güzel. adam da mal gibi... bilemedim. one love'da görüşürüz.
bunlar hep
istekparça
0
diamonds
20 Mayıs 2010 Perşembe
ani grip
yeni olayımız bu galiba. o koca kışı tek bir rezil griple geçirdim diye sevinirken, dün 1 saat gibi bir sürede oturduğum yerde grip oluverdim. baya da ağır yani ateşli bişeyli grip. şu an bu satırları yarı açık gözlerle yazıyorum.
ne zaman hasta olsam çeşitli idrak halleri yaşıyorum. çoğu depresif. yine böyle bi göçtüm bu sabah. yaz bunalımı gibi biraz. aniden kimseyi sevmediğimi düşündüm. etrafımdaki insanlar azaldı mı çoğaldı mı anlayamadım, sadece değişmiş de olabilirler. dün çok eski bi arkadaşım aradı, hayatında çok şey değişmiş onun da. "cuma günü bana gelsene, konuşalım, konuşacak çok şey var" dedi. kendimi 30 yaşında filan hissettim. konuşmayalı o kadar oldu ki.
bi de dün bi noktada vaktiyle ne kadar kötü bi insan olduğumu düşündüm. akla gelebilecek tüm rezillikleri yaptım gibi geldi. evet, oturup düşündüm, yapmışım sahiden. o yüzden şu anda birisi karşıma geçip de "iyi bi insansın" dediğinde "iyi olmak zorundayım" diye cevap veresim geliyor.
bunlardan sanane aslında? bilmem, konuşuyoruz işte.
ne zaman hasta olsam çeşitli idrak halleri yaşıyorum. çoğu depresif. yine böyle bi göçtüm bu sabah. yaz bunalımı gibi biraz. aniden kimseyi sevmediğimi düşündüm. etrafımdaki insanlar azaldı mı çoğaldı mı anlayamadım, sadece değişmiş de olabilirler. dün çok eski bi arkadaşım aradı, hayatında çok şey değişmiş onun da. "cuma günü bana gelsene, konuşalım, konuşacak çok şey var" dedi. kendimi 30 yaşında filan hissettim. konuşmayalı o kadar oldu ki.
bi de dün bi noktada vaktiyle ne kadar kötü bi insan olduğumu düşündüm. akla gelebilecek tüm rezillikleri yaptım gibi geldi. evet, oturup düşündüm, yapmışım sahiden. o yüzden şu anda birisi karşıma geçip de "iyi bi insansın" dediğinde "iyi olmak zorundayım" diye cevap veresim geliyor.
bunlardan sanane aslında? bilmem, konuşuyoruz işte.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
19 Mayıs 2010 Çarşamba
pıff
takip ettiğim kimse blog yazmıyo. hepsi meşgul, hepsinin işi gücü var. hiçbiri benim gibi tembel değil, işleriyle güçleriyle uğraşıyolar. ama ben sıkıldım ya. günaydın. 19 mayıs kutlu olsun.
yine kendim yazdım kendim okudum bak.
yine kendim yazdım kendim okudum bak.
18 Mayıs 2010 Salı
18 saat uyudum
naber?
benim çok işim var.
geçenlerde bir arkadaşım "uyumadım da işimi yaptım diye seviniyosun ya, insanın uyuduğu ve uyumadığı süre belliymiş o yüzden o uykuyu bi şekilde bi gün uyuyacaksın. çok uyuduysan da o uyuduğun fazlalık süre için uykusuz kalırsın mesela." gibi bi açıklama yapmıştı bana. doğruluğu ispatlandı galiba. perşembeden beri uyumadığım saatleri dün gece uyumuşum. ve çok tuhaf bi uykuydu, inan bana. uzun süredir görmediğim kadar garip rüyalar gördüm. üstelik uyumadan önce en son seni düşündüm blog, ilişkimiz neden bu kadar soğudu diye düşündüm. sana yazmak istediğim bir şeyler vardı fakat yazmadım. son zamanlarda bunu çok yaşıyorum. seninle umarsızca konuştuğum günleri çok özledim be blog. ama biraz sıkıldım sanırım. o yüzden ilişkimize ara vermek güzel olacak. ağustostaki staj günlerime dek kayboluyorum blog.
şimdi değil sanırım, kaybolmama birazcık daha var. gidicem buradan. çok çok sevdiğim bir insanın yanına gidicem ve sadece onunla ilgilenicem. bana bi hal geldi blog, çok özlüyorum onu. yerimde duramıyorum, dayanamıyorum. ayrı yerlerde olduğumuz zaman deliriyorum. hem gülümsüyorum hem de şımarıkça "yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa" diye bağırasım geliyor.
en çok da beraber film izlemeyi özlüyorum. çizdiğim planlara bakıp "bu ne be?" demesini, maketime bakıp "sen yapamıyosun hadi hadi çekil git bana çay koy" demesini çok seviyorum. "sigara eline hiç yakışmıyo biliyosun dimi" demesine sinir oluyorum, çünkü onun da eline hiç yakışmıyo. gece uyumadan önce beraber sigara içerken bu salak şeyi tartışmayı çok seviyorum.
dün ayça'yla otoparkta oturmuş amerikan polisi gibi arabada saçmalıyorduk. o dondurma yiyordu ben de icetea içiyordum yine. çok icetea içiyorum blog. çok garip. sonra magnum classic aşkı geldi aklıma, yine çok özledim aniden. hemen aradım, "senin arayacağını hissetmiştim biliyo musun" dedi. sonra da aklına magnum yemeyi soktuğum için uyuz oldu bana, çalışıyomuş. çok çok çok fazla özlüyorum abimi. sanırım doğum günümde burada olmaktan vazgeçip kalkıp yanına gidicem. bi sürü de film alıcam giderken. her gün en sevdiği yemekleri yapıcam işten gelince "aaaaaaaayyyeyeyyy kardeşim" diye bağırıcak o da. sonra sigara içicez, bana kızıcak. sonra priz uzakta olduğu için evin en rahatsız yerine yerleşip film izliycez.
iyi ki var o. dün gece rüyamda gördüm yine.
benim çok işim var.
geçenlerde bir arkadaşım "uyumadım da işimi yaptım diye seviniyosun ya, insanın uyuduğu ve uyumadığı süre belliymiş o yüzden o uykuyu bi şekilde bi gün uyuyacaksın. çok uyuduysan da o uyuduğun fazlalık süre için uykusuz kalırsın mesela." gibi bi açıklama yapmıştı bana. doğruluğu ispatlandı galiba. perşembeden beri uyumadığım saatleri dün gece uyumuşum. ve çok tuhaf bi uykuydu, inan bana. uzun süredir görmediğim kadar garip rüyalar gördüm. üstelik uyumadan önce en son seni düşündüm blog, ilişkimiz neden bu kadar soğudu diye düşündüm. sana yazmak istediğim bir şeyler vardı fakat yazmadım. son zamanlarda bunu çok yaşıyorum. seninle umarsızca konuştuğum günleri çok özledim be blog. ama biraz sıkıldım sanırım. o yüzden ilişkimize ara vermek güzel olacak. ağustostaki staj günlerime dek kayboluyorum blog.
şimdi değil sanırım, kaybolmama birazcık daha var. gidicem buradan. çok çok sevdiğim bir insanın yanına gidicem ve sadece onunla ilgilenicem. bana bi hal geldi blog, çok özlüyorum onu. yerimde duramıyorum, dayanamıyorum. ayrı yerlerde olduğumuz zaman deliriyorum. hem gülümsüyorum hem de şımarıkça "yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa" diye bağırasım geliyor.
en çok da beraber film izlemeyi özlüyorum. çizdiğim planlara bakıp "bu ne be?" demesini, maketime bakıp "sen yapamıyosun hadi hadi çekil git bana çay koy" demesini çok seviyorum. "sigara eline hiç yakışmıyo biliyosun dimi" demesine sinir oluyorum, çünkü onun da eline hiç yakışmıyo. gece uyumadan önce beraber sigara içerken bu salak şeyi tartışmayı çok seviyorum.
dün ayça'yla otoparkta oturmuş amerikan polisi gibi arabada saçmalıyorduk. o dondurma yiyordu ben de icetea içiyordum yine. çok icetea içiyorum blog. çok garip. sonra magnum classic aşkı geldi aklıma, yine çok özledim aniden. hemen aradım, "senin arayacağını hissetmiştim biliyo musun" dedi. sonra da aklına magnum yemeyi soktuğum için uyuz oldu bana, çalışıyomuş. çok çok çok fazla özlüyorum abimi. sanırım doğum günümde burada olmaktan vazgeçip kalkıp yanına gidicem. bi sürü de film alıcam giderken. her gün en sevdiği yemekleri yapıcam işten gelince "aaaaaaaayyyeyeyyy kardeşim" diye bağırıcak o da. sonra sigara içicez, bana kızıcak. sonra priz uzakta olduğu için evin en rahatsız yerine yerleşip film izliycez.
iyi ki var o. dün gece rüyamda gördüm yine.
bunlar hep
ailevi,
kişiselmeseleler
0
diamonds
16 Mayıs 2010 Pazar
14 Mayıs 2010 Cuma
belirli günler ve haftalar
bugüne kadar söylediğim en klişe şeyi söylicem hazırla kendini:
http://www.youtube.com/watch?v=wa2nLEhUcZ0
!
http://www.youtube.com/watch?v=wa2nLEhUcZ0
!
12 Mayıs 2010 Çarşamba
küllük
uyku kafası yine.
sigara içesim olduğu için kanepede sızıp sonra kalkıp afalladım.
yatağa geliyordum ki sigara isteğime karşı koyamadım.
kendi evim dışında bir yerlerde proje için sabahlarken djarum içmeyi alışkanlık haline getirmişim sanırım.
bazı kokularla bazı evleri bütünleştiriyorum kafamda. ne zaman djarum içsem ve proje olsa kafamda, evde de değilsem eğer kendimi hemen geçen yıldan beri ilişkimi kestiğim bir arkadaşımın evinde sanıyorum.
cümlelerim anlaşılır halde mi şu anda hiç bilmiyorum.
sigara içtim hemen bitti sanki.
bazen sigara içmem o kadar uzun sürüyor ki adeta 3. sigaramı yaktım sanıyorum ama bi bakıyorum hala aynı sigarayı içiyormuşum.
cocorosie dinliyorum mutlu mesut. harddiskin köşelerine gömülmüş, ne zamandır dinlememiştim. noah's ark ile başladım. güzel.
jürim bana mutluluk saçtı.
bir de sebebini bilmediğim bir şekilde into you kokusu sevindiriyor beni. kimbilir hangi arkadaşımı hatırlatıyor, hiç oturmadı şu anda kafamda. belki uyku kafasındandır, belki de doğal unutkanlığımdan. bilemem.
bi sürü bişeyler anlatmak istiyorum ama vazgeçtim. güzel işte hayat. kiraz yedim bugün.
böyle bazı şeyleri birbirleriyle bağdaştırmam beni çok yoruyor. mesela çok sevdiğim bir elbiseyi uğursuz diye yerleştirmişim kafama. sadece 1 gece giydim, sonra bi daha hiç giymedim. ne de güzel elbise oysa ki. ama benim kafamda o elbiseyi giyen ben sarhoş ve saçmalıyor, en olmadık bir insanla birlikte en olmadık bir şeyler yaşıyor. uğursuz olarak kalmış işte kafamda. oysa ki sadece saçmalamışım işte. o elbise olmadan da bol bol saçmaladığımı hatırlıyorum. belki de gençken kötü bi insandım. bilmem. belki hala kötü bi insanımdır. belki değilimdir. neyi baz aldığımıza bağlı tabi.
şimdi festivalde bu elbiseyi giymeye karar verdim. kafamdaki uğursuz damgasını atarım belki diye. belki de gecem kötü geçer ve suçu yine elbiseye atabilirim o zaman. biraz da umduğumu bulamayacağımı bilerek gideceğim çünkü. umduğumu bulamazsam da suçlayacak bir şey bulurum diye elbiseyi giyecek oluşuma böyle bir kulp taktım belki de.
tek isteğim
tek isteğim
takıntılarımı yolda düşürüp kaybetmek.
kapkaç yapsınlar takıntılarıma.
puf olsun hep.
etipuf diye bişey vardı.
bi sigara daha içsem nolur ki şimdi?
küllüğü sabah uyandığımda boş bulmak istiyorum ama hiçbir zaman uyurken küllüğümü boşaltmak istemiyorum. unutuyorum genelde zaten. ya da boşaltsam da bi sigara daha içecek kadar oturuyorum mutlaka. ben de böyle bi insanım işte blog, beni de böyle sev.
sigara içesim olduğu için kanepede sızıp sonra kalkıp afalladım.
yatağa geliyordum ki sigara isteğime karşı koyamadım.
kendi evim dışında bir yerlerde proje için sabahlarken djarum içmeyi alışkanlık haline getirmişim sanırım.
bazı kokularla bazı evleri bütünleştiriyorum kafamda. ne zaman djarum içsem ve proje olsa kafamda, evde de değilsem eğer kendimi hemen geçen yıldan beri ilişkimi kestiğim bir arkadaşımın evinde sanıyorum.
cümlelerim anlaşılır halde mi şu anda hiç bilmiyorum.
sigara içtim hemen bitti sanki.
bazen sigara içmem o kadar uzun sürüyor ki adeta 3. sigaramı yaktım sanıyorum ama bi bakıyorum hala aynı sigarayı içiyormuşum.
cocorosie dinliyorum mutlu mesut. harddiskin köşelerine gömülmüş, ne zamandır dinlememiştim. noah's ark ile başladım. güzel.
jürim bana mutluluk saçtı.
bir de sebebini bilmediğim bir şekilde into you kokusu sevindiriyor beni. kimbilir hangi arkadaşımı hatırlatıyor, hiç oturmadı şu anda kafamda. belki uyku kafasındandır, belki de doğal unutkanlığımdan. bilemem.
bi sürü bişeyler anlatmak istiyorum ama vazgeçtim. güzel işte hayat. kiraz yedim bugün.
böyle bazı şeyleri birbirleriyle bağdaştırmam beni çok yoruyor. mesela çok sevdiğim bir elbiseyi uğursuz diye yerleştirmişim kafama. sadece 1 gece giydim, sonra bi daha hiç giymedim. ne de güzel elbise oysa ki. ama benim kafamda o elbiseyi giyen ben sarhoş ve saçmalıyor, en olmadık bir insanla birlikte en olmadık bir şeyler yaşıyor. uğursuz olarak kalmış işte kafamda. oysa ki sadece saçmalamışım işte. o elbise olmadan da bol bol saçmaladığımı hatırlıyorum. belki de gençken kötü bi insandım. bilmem. belki hala kötü bi insanımdır. belki değilimdir. neyi baz aldığımıza bağlı tabi.
şimdi festivalde bu elbiseyi giymeye karar verdim. kafamdaki uğursuz damgasını atarım belki diye. belki de gecem kötü geçer ve suçu yine elbiseye atabilirim o zaman. biraz da umduğumu bulamayacağımı bilerek gideceğim çünkü. umduğumu bulamazsam da suçlayacak bir şey bulurum diye elbiseyi giyecek oluşuma böyle bir kulp taktım belki de.
tek isteğim
tek isteğim
takıntılarımı yolda düşürüp kaybetmek.
kapkaç yapsınlar takıntılarıma.
puf olsun hep.
etipuf diye bişey vardı.
bi sigara daha içsem nolur ki şimdi?
küllüğü sabah uyandığımda boş bulmak istiyorum ama hiçbir zaman uyurken küllüğümü boşaltmak istemiyorum. unutuyorum genelde zaten. ya da boşaltsam da bi sigara daha içecek kadar oturuyorum mutlaka. ben de böyle bi insanım işte blog, beni de böyle sev.
11 Mayıs 2010 Salı
10 Mayıs 2010 Pazartesi
paris

şu anda en sevdiğim şarkı bu.
çok uzun zamandır en sevdiğim şarkı kalıbını kullanmamıştım.
:)
just.hold.on.
bu arada blogun sezon finali de yaklaşıyor.
bunlar hep
istekparça
2
diamonds
carey
bu kızı o kadar çok seviyorum ki. jean seberg ile audrey hepburn arası bir hali var. çok çok tatlı bence. söyliym dedim.
bunlar hep
carey mulligan
0
diamonds
9 Mayıs 2010 Pazar
ilginç gibi
bu geceeeeEEeeEEEEeeee kır zincirleriiniii geeell aşka kanalııım seninleeeeee bu geceeeeEEeeEEEEeeeeğğ diye bağırasım var. ne garip değil mi ha?
bir tarkan vardı, tey tey.
"tüm oyunları oynayalım sırayla, günaha bulanalım" diyor adam, düşünsene. ne sapık şarkı aslında. ne oyunu ayol? neyse.
hala da bağırasım var yani.
bir tarkan vardı, tey tey.
"tüm oyunları oynayalım sırayla, günaha bulanalım" diyor adam, düşünsene. ne sapık şarkı aslında. ne oyunu ayol? neyse.
hala da bağırasım var yani.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
8 Mayıs 2010 Cumartesi
sensus
artık resmi olarak stalker'ım galiba. bir zamanlar bahsettiğim şu çocuğu hatırlar mısın? hani "hayattan beklediğim bu" demiştim. hemen küçük bir hatırlatma:
bu fotoğraf 1 nisan tarihinden kalma.
ben bugün tekrar galata'ya gittim. gezdim tozdum.bir ara tütün deposunun önünde düşüncelere dalmış bir şekilde sessiz sessiz oturuyordum. etrafa bakıyordum bir yandan da. aman yareppim bir de ne göreyim? bu çocuk. hem de aynı kıyafetle. hem de kız arkadaşıyla. en azından gay değilmiş. iddiaları yalanladım burdan al işte.
hemen arkadaşlarımı dürtüp "THE GUY! THE GUY!" diye bağırdım. neden ingilizce bağırdığımı sorma, hiç bi fikrim yok. sonra "gidiym mi peşinden, gidiym mi?!" dedim ve "you go girl!" cevabını aldığım dakika koşturmaya başladım. bi baktım yok. hemen dönmesi en mümkün olan sokağa dönüp baktım. ve evet oradaydı. tamam az biraz ruh hastasıyım galiba ama yine fotoğrafını çekmeden edemedim. zira yine aynı kıyafeti giyiyordu. çok tuhaf buldum bu durumu.
neyse. günlerdir laf atanların, yanıma gelen gidenlerin ve benim kitlenip kaldığım erkeklerin dökümünü yaptığımda acı bir gerçekle karşılaştım. ne kadar bohem, zevzek ve tuhaf erkek varsa benden çok hoşlanıyor. ne kadar gay görünümlü erkek varsa gidip onlardan hoşlanıyorum. bu sıralar durum bu. sonra neden yalnızsın diye sormayın yani bana. sence neden yani? ayrıca çocuğun bacakları bir erkek için fazla güzel değil mi!?
neyse, bu bahsi kapatalım.
daha mutlu olamam diye uyudukça, çok daha çılgın bir güne uyanıyorum hemen.
akşamüstünü şarap&peynir butiğinde caz dinleyerek geçirdik. miktardan ürkerek hesap ödemeye gittiğimizde "bugünlük bizden olsun" dediler gülümseyerek.
galata'nın yerlisi olup çıkmak da beni çok sevindirdi. nereye gitsek hep bi sempatiklikler, tatlılıklar. esnaflardan sokakta oynayan çocuklara kadar herkesle sohbet etmek ve avam büfelerinden elit mekanlarına kadar her yerde tanınmak çok hoş bir duyguymuş. doğup da bugüne kadar zamanımın neredeyse hepsini geçirdiğim kadıköy'de bile sadece sürekli gittiğim yerlerde bu muameleyi görebiliyorum. demek ki neymiş? şehir planlama dersi bana mahalle kültürü denilen şeyi katmış. daha pek çok şey kattı aslında. örneğin, hala istanbul'dan başka yerde yaşayamayacağıma inanıyorum ama artık semt değiştirebileceğime inanıyorum. ve insanları eskisinden çok çok daha fazla seviyorum.
evetevet, eline gizemli bir şekilde yemeksepeti şifresi geçen bir afrikalı çocuk kadar mutluyum. hayat bana güzel galiba, öyle şüphelerim var.
bu da böyle bişey.
bu fotoğraf 1 nisan tarihinden kalma.
ben bugün tekrar galata'ya gittim. gezdim tozdum.bir ara tütün deposunun önünde düşüncelere dalmış bir şekilde sessiz sessiz oturuyordum. etrafa bakıyordum bir yandan da. aman yareppim bir de ne göreyim? bu çocuk. hem de aynı kıyafetle. hem de kız arkadaşıyla. en azından gay değilmiş. iddiaları yalanladım burdan al işte.
hemen arkadaşlarımı dürtüp "THE GUY! THE GUY!" diye bağırdım. neden ingilizce bağırdığımı sorma, hiç bi fikrim yok. sonra "gidiym mi peşinden, gidiym mi?!" dedim ve "you go girl!" cevabını aldığım dakika koşturmaya başladım. bi baktım yok. hemen dönmesi en mümkün olan sokağa dönüp baktım. ve evet oradaydı. tamam az biraz ruh hastasıyım galiba ama yine fotoğrafını çekmeden edemedim. zira yine aynı kıyafeti giyiyordu. çok tuhaf buldum bu durumu.
neyse. günlerdir laf atanların, yanıma gelen gidenlerin ve benim kitlenip kaldığım erkeklerin dökümünü yaptığımda acı bir gerçekle karşılaştım. ne kadar bohem, zevzek ve tuhaf erkek varsa benden çok hoşlanıyor. ne kadar gay görünümlü erkek varsa gidip onlardan hoşlanıyorum. bu sıralar durum bu. sonra neden yalnızsın diye sormayın yani bana. sence neden yani? ayrıca çocuğun bacakları bir erkek için fazla güzel değil mi!?
neyse, bu bahsi kapatalım.
daha mutlu olamam diye uyudukça, çok daha çılgın bir güne uyanıyorum hemen.
akşamüstünü şarap&peynir butiğinde caz dinleyerek geçirdik. miktardan ürkerek hesap ödemeye gittiğimizde "bugünlük bizden olsun" dediler gülümseyerek.
galata'nın yerlisi olup çıkmak da beni çok sevindirdi. nereye gitsek hep bi sempatiklikler, tatlılıklar. esnaflardan sokakta oynayan çocuklara kadar herkesle sohbet etmek ve avam büfelerinden elit mekanlarına kadar her yerde tanınmak çok hoş bir duyguymuş. doğup da bugüne kadar zamanımın neredeyse hepsini geçirdiğim kadıköy'de bile sadece sürekli gittiğim yerlerde bu muameleyi görebiliyorum. demek ki neymiş? şehir planlama dersi bana mahalle kültürü denilen şeyi katmış. daha pek çok şey kattı aslında. örneğin, hala istanbul'dan başka yerde yaşayamayacağıma inanıyorum ama artık semt değiştirebileceğime inanıyorum. ve insanları eskisinden çok çok daha fazla seviyorum.
evetevet, eline gizemli bir şekilde yemeksepeti şifresi geçen bir afrikalı çocuk kadar mutluyum. hayat bana güzel galiba, öyle şüphelerim var.
bu da böyle bişey.
bunlar hep
kişiselmeseleler
4
diamonds
rüya
yeni rüya da kapandı.
şahane ve neşeli bi günü bu haberle kapatıyorum.
moralim bozuk.
kulağa belki biraz basit geliyordur ya da belki biraz küçük bir dert gibi. ama emek'ten sonra yeni rüya'nın da kapanması beni ne kadar üzdü anlatamam. çok güzel anılarım, çok mutlu ve çok anlamlı saatlerim geçti bu yerlerde. aniden hepsinin ulaşılmaz olmasını kaldıramadım. şimdilik gidip kapısına sadece boş olduğunu görüyorum fakat kısa bir süre sonra yerle bir olduğunu ya da alakasız ve anlamsız bir şeye dönüştüğünü gördüğümde hiç ama hiç kaldıramayacağım. malesef benim için gidip de lisemi yıkmaları kadar sarsıcı oldu.
hayatımda beni gerçekten mutlu eden şeylerin sayısı az. ama bu şeyler beni öyle çok mutlu ediyorlar ki o sayede gözüme kaçan böceği bile sevmeyi başarabiliyorum ve şimdi kapanmak için sırada bekleyen beyoğlu sinemasında izlediğim bir belgeselde denildiği gibi uyumadan önce nefret ettiğim istanbul'a, sabah uyandığımda tekrar aşık olabiliyorum. bu mutluluklarımı birileri elimden aldığında gerçekten dengem alt üst oluyor.
bir yerlerde yürürken hayatından çıkıp giden bir insanı hem deliler gibi görmek istersin hem de asla karşılaşmak istemezsin mesela. bazen böyle bir hisse kapılıp bütün gün ya karşılaşırsam gerginliğine saplanırsın. umarım karşılaşmam dersin. fakat günün sonunda, yine karşılaşmadığında küçük ve aptal bir hayalkırıklığı yaşarsın. artık karşılaşmanın imkansız olduğu yerlere gelene kadar pazarlığı iyice arttırırsın. ve bir an bile düşünmeyi bırakırsan, evet, karşılaşırsın. belki bacakların titrer. belki gözlerin dolar. ya da ne yapacağını bilemeyip gidip konuşursun. o karşında titrer. dudakları o kadar çok titrer ki düzgün konuşamaz. "belki..?" diyebilirsin içinden, sırf titriyor diye veya sırf özlediğini fark ettiğin için. görüşün bulanır. saçmalarsın.
emek'in kapısına gittiğimde veya önünden geçene kadar fark etmeyip de o esnada fark ettiğimde böyle hissediyorum. "belki..?" diyorum, çok durursam önünde "açılır açılır" bile diyebiliyorum. ama evet, en son zamanın tozu'nun galasını izledim, yanımda dünyada en çok sevdiğim birkaç insandan biriyle. kabul etmek lazım final olarak çok anlamlı olmuş, final olduğunu bilmesem de. yeni rüya'da en son köpek dişi'ni izledim, yine aynı insanla. fobidilya final olacaktı, gidemedik.
bana böyle günleri özletecek olaylar istemiyorum, bacaklarımın bu yüzden titremesini istemiyorum. karşılaşmayı hem isteyip hem istemediğim şeyler olmasın.
hep tazelenen ve gidip de etrafıma baktığımda o mutlu anlara geri dönüp görebildiğim mekanlar istiyorum.
böyle yaşıyorum ben çünkü. her anı ve her günü bir arada. dün veya yıllar öncesi. bugün ilk sevgilimi en son öptüğüm yere gittiğimde kokusunu duyduğuma yemin edebilirim. tophanede yürüyüp fotoğraf çekerken geçen cumayı yaşadığıma ve kadıköy'de iskeleye giderken yarın sabah 8 civarı yürüdüğümü hissettiğime de emin olabilirsin.
tekrarlanan olayların hiçbirisi birbirinin aynısı değil, yanımdaki insanlar aynı olsalar bile yaşananlar hiçbir zaman aynı değil. iyiyken kötü olmasını, değişmesini kaldırabilirim. bir zamanlar ulaşabileceğim mesafedeyken şimdi bambaşka bir yerde olmasını kaldırabilirim. ama kaybetmek hiç hiç hiç güzel değil.
evet bu gece mutsuz uyumayacağım. mutsuz değilim. bu konuda hissiz olmak beni çok daha fazla üzerdi. elimde üzerinde "emek" "yeni rüya" yazan biletler olmasaydı, bu denli unutkan olmama rağmen her an kafamda böylesine kazılı olmasaydı çok daha fazla üzülürdüm. öte yandan evet, kırgınım. neye? kentsel dönüşüme. komik geliyor böyle söyleyince, haklısın.
zamanın bu kadar hızlı geçmesi ve bu esnada kaybolanlar beni çok şaşırtıyor hatta çok korkutuyor. dün duyduğum şu cümle beni bu yıl en çok şaşırtan şey oldu sanırım: "...işte sene 1990, yani demek ki 20 sene önce..." gerisini ve öncesini kesinlikle hatırlamıyorum bu cümlenin. 1990 yılı nasıl 20 yıl geride kalmış olabilir ki? son derece basit bir matematik olsa da kabul edemedim bir türlü. garip. sen ne dersen de. bence çok garip.
sonuç: yarın galata'ya gittiğimde bacaklarım titreyecek, belki akşam istiklal'de olurum diye. öyle olursa gece meydana yürüyeceğim. eğer meydana yürüyeceksem...
şahane ve neşeli bi günü bu haberle kapatıyorum.
moralim bozuk.
kulağa belki biraz basit geliyordur ya da belki biraz küçük bir dert gibi. ama emek'ten sonra yeni rüya'nın da kapanması beni ne kadar üzdü anlatamam. çok güzel anılarım, çok mutlu ve çok anlamlı saatlerim geçti bu yerlerde. aniden hepsinin ulaşılmaz olmasını kaldıramadım. şimdilik gidip kapısına sadece boş olduğunu görüyorum fakat kısa bir süre sonra yerle bir olduğunu ya da alakasız ve anlamsız bir şeye dönüştüğünü gördüğümde hiç ama hiç kaldıramayacağım. malesef benim için gidip de lisemi yıkmaları kadar sarsıcı oldu.
hayatımda beni gerçekten mutlu eden şeylerin sayısı az. ama bu şeyler beni öyle çok mutlu ediyorlar ki o sayede gözüme kaçan böceği bile sevmeyi başarabiliyorum ve şimdi kapanmak için sırada bekleyen beyoğlu sinemasında izlediğim bir belgeselde denildiği gibi uyumadan önce nefret ettiğim istanbul'a, sabah uyandığımda tekrar aşık olabiliyorum. bu mutluluklarımı birileri elimden aldığında gerçekten dengem alt üst oluyor.
bir yerlerde yürürken hayatından çıkıp giden bir insanı hem deliler gibi görmek istersin hem de asla karşılaşmak istemezsin mesela. bazen böyle bir hisse kapılıp bütün gün ya karşılaşırsam gerginliğine saplanırsın. umarım karşılaşmam dersin. fakat günün sonunda, yine karşılaşmadığında küçük ve aptal bir hayalkırıklığı yaşarsın. artık karşılaşmanın imkansız olduğu yerlere gelene kadar pazarlığı iyice arttırırsın. ve bir an bile düşünmeyi bırakırsan, evet, karşılaşırsın. belki bacakların titrer. belki gözlerin dolar. ya da ne yapacağını bilemeyip gidip konuşursun. o karşında titrer. dudakları o kadar çok titrer ki düzgün konuşamaz. "belki..?" diyebilirsin içinden, sırf titriyor diye veya sırf özlediğini fark ettiğin için. görüşün bulanır. saçmalarsın.
emek'in kapısına gittiğimde veya önünden geçene kadar fark etmeyip de o esnada fark ettiğimde böyle hissediyorum. "belki..?" diyorum, çok durursam önünde "açılır açılır" bile diyebiliyorum. ama evet, en son zamanın tozu'nun galasını izledim, yanımda dünyada en çok sevdiğim birkaç insandan biriyle. kabul etmek lazım final olarak çok anlamlı olmuş, final olduğunu bilmesem de. yeni rüya'da en son köpek dişi'ni izledim, yine aynı insanla. fobidilya final olacaktı, gidemedik.
bana böyle günleri özletecek olaylar istemiyorum, bacaklarımın bu yüzden titremesini istemiyorum. karşılaşmayı hem isteyip hem istemediğim şeyler olmasın.
hep tazelenen ve gidip de etrafıma baktığımda o mutlu anlara geri dönüp görebildiğim mekanlar istiyorum.
böyle yaşıyorum ben çünkü. her anı ve her günü bir arada. dün veya yıllar öncesi. bugün ilk sevgilimi en son öptüğüm yere gittiğimde kokusunu duyduğuma yemin edebilirim. tophanede yürüyüp fotoğraf çekerken geçen cumayı yaşadığıma ve kadıköy'de iskeleye giderken yarın sabah 8 civarı yürüdüğümü hissettiğime de emin olabilirsin.
tekrarlanan olayların hiçbirisi birbirinin aynısı değil, yanımdaki insanlar aynı olsalar bile yaşananlar hiçbir zaman aynı değil. iyiyken kötü olmasını, değişmesini kaldırabilirim. bir zamanlar ulaşabileceğim mesafedeyken şimdi bambaşka bir yerde olmasını kaldırabilirim. ama kaybetmek hiç hiç hiç güzel değil.
evet bu gece mutsuz uyumayacağım. mutsuz değilim. bu konuda hissiz olmak beni çok daha fazla üzerdi. elimde üzerinde "emek" "yeni rüya" yazan biletler olmasaydı, bu denli unutkan olmama rağmen her an kafamda böylesine kazılı olmasaydı çok daha fazla üzülürdüm. öte yandan evet, kırgınım. neye? kentsel dönüşüme. komik geliyor böyle söyleyince, haklısın.
zamanın bu kadar hızlı geçmesi ve bu esnada kaybolanlar beni çok şaşırtıyor hatta çok korkutuyor. dün duyduğum şu cümle beni bu yıl en çok şaşırtan şey oldu sanırım: "...işte sene 1990, yani demek ki 20 sene önce..." gerisini ve öncesini kesinlikle hatırlamıyorum bu cümlenin. 1990 yılı nasıl 20 yıl geride kalmış olabilir ki? son derece basit bir matematik olsa da kabul edemedim bir türlü. garip. sen ne dersen de. bence çok garip.
sonuç: yarın galata'ya gittiğimde bacaklarım titreyecek, belki akşam istiklal'de olurum diye. öyle olursa gece meydana yürüyeceğim. eğer meydana yürüyeceksem...
4 Mayıs 2010 Salı
3 Mayıs 2010 Pazartesi
yeni bölüm
ben bu hayattan şunu öğrendim: hareketlerimize dikkat etmeliyiz çünkü beşir bir ağacın arkasına saklanmış izliyor olabilir.
bunlar hep
hayvanlar alemi
0
diamonds
2 Mayıs 2010 Pazar
ama ama..
Your lovescope for May 2, 2010
Today's celestial energy conjures up wonderful images of candlelit baths filled with aromatic scents and perhaps a glass of champagne. Take this opportunity to enjoy a day and night of pure romance with your loved one. If the relationship is new, then you will certainly know them better by the end of the evening! If you already know each other well, you can relax in a haven of deep intimacy.
bütün günü evde ve otoketle geçirdim. nerede şampanya nerede romans? yalancısınız olum! tepkiliyim.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
gluttony
en zor anlarımda yanımda olan,
çalışıp sabahlarken "artık dayanamayacağım" dediğimde hep benim için burada olan,
kışın ortasında keyifle film izlerken ellerimi ısıtan,
yazın sabaha kadar öylesine otururken bana eşlik eden,
onlarca sigara içmemden hiç şikayet etmeden duran,
her zaman mükemmel kokan,
hep beni mutlu eden
canımın içi karamelli kahve
seni çok seviyorum.
çalışıp sabahlarken "artık dayanamayacağım" dediğimde hep benim için burada olan,
kışın ortasında keyifle film izlerken ellerimi ısıtan,
yazın sabaha kadar öylesine otururken bana eşlik eden,
onlarca sigara içmemden hiç şikayet etmeden duran,
her zaman mükemmel kokan,
hep beni mutlu eden
canımın içi karamelli kahve
seni çok seviyorum.
bunlar hep
gıdasalmeseleler
0
diamonds
katil börek
dün yedi ölümcül günahtan biri olan gluttony'den gidiyodum valla. böyle çizim yapıyorum filan acıkmasam da bi yeme ihtiyacı oluyo saçma sapan. evde de börek tarlası var idi. dedim börek yiyim evet tamam kararımı verdim börek yicem.
yemez olaydım. böreğin layerlarından biri böyle boğazımda kalmasın mı? kimin gözü vardıysa artık o börekte. aman yareppim böyle morardım filan nefes alamadım bi süre. kafamda bi basınç bişey. dedim tamam bildiğin ölüyorum buymuş. bilmemkaç türlü şekilde ölebilecekken, börek yediğim için ölüyorum dedim. sonra kafamda şöyle bi düşünce belirdi: yarın arkadaşlarım tanıdıklarım vs duyucak öldüğümü ve neden öldüğümü soracaklar. sonra öğrenecekler ki börek yerken ölmüşüm. rezalete bakar mısın? hayata bırakacağım imaja bakar mısın? hiç güzel anı filan bişey kalmıcaktı insanların kafasında daima börek yerken ölen kız olacaktım. belki bi kısmı üzülmekten önce gülebilir ya da şaşırabilirdi.
ölümden dönen bi insan olarak hayata bakışım değişmedi malesef.
ama gittim geldim ha.
bu "herkes dalga geçicek böyle ölmemeliyim bu şekilde olmamalı" motivasyonum da olmasaydı cidden bırakırdım orada öleyim.
ölmediğime göre anlatabilirim gibi düşündüm.
hani dün kurtulmuş olabilirim ama yarın öbür gün yine bu tarz bişeyden gidersem falan hazırlıklı olsun insanlar en azından.
yemez olaydım. böreğin layerlarından biri böyle boğazımda kalmasın mı? kimin gözü vardıysa artık o börekte. aman yareppim böyle morardım filan nefes alamadım bi süre. kafamda bi basınç bişey. dedim tamam bildiğin ölüyorum buymuş. bilmemkaç türlü şekilde ölebilecekken, börek yediğim için ölüyorum dedim. sonra kafamda şöyle bi düşünce belirdi: yarın arkadaşlarım tanıdıklarım vs duyucak öldüğümü ve neden öldüğümü soracaklar. sonra öğrenecekler ki börek yerken ölmüşüm. rezalete bakar mısın? hayata bırakacağım imaja bakar mısın? hiç güzel anı filan bişey kalmıcaktı insanların kafasında daima börek yerken ölen kız olacaktım. belki bi kısmı üzülmekten önce gülebilir ya da şaşırabilirdi.
ölümden dönen bi insan olarak hayata bakışım değişmedi malesef.
ama gittim geldim ha.
bu "herkes dalga geçicek böyle ölmemeliyim bu şekilde olmamalı" motivasyonum da olmasaydı cidden bırakırdım orada öleyim.
ölmediğime göre anlatabilirim gibi düşündüm.
hani dün kurtulmuş olabilirim ama yarın öbür gün yine bu tarz bişeyden gidersem falan hazırlıklı olsun insanlar en azından.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
near death experience
3
diamonds
aktiflik ödüllerinizi dağıtıyorum
3. en aktif ziyaretçim turin'denmiş. italya'dan. aeaaa kim ki o acaba? gerçekten şaşırdım.
2. en aktif ise durham. şaşırmadım.
en aktif ve en birinci ise istanbul'dan. kim acaba, onu da bilemedim ama teşekkürler istanbul. öptüm.
en az aktif ziyaretçim de sofya'danmış. bence güney. güney? güney değilse kim, ona da şaşırırım.
bi de ısparta'dan bir okuyucum varmış. ona da baya şaşırdım. ne tıhaf.
2. en aktif ise durham. şaşırmadım.
en aktif ve en birinci ise istanbul'dan. kim acaba, onu da bilemedim ama teşekkürler istanbul. öptüm.
en az aktif ziyaretçim de sofya'danmış. bence güney. güney? güney değilse kim, ona da şaşırırım.
bi de ısparta'dan bir okuyucum varmış. ona da baya şaşırdım. ne tıhaf.
bunlar hep
tıhaf
9
diamonds
ürktüm - II
dün vapurda yanımdaki arkadaşımla konuşurken şöyle bi cümle kurdum:
"bence arkadaşlar da cep telefonu gibi. böyle mesela cep telefonunu ilk başta çok severek ediniyosun, ama 1-1 buçuk yıl gibi bi zaman sonra ne kadar zorlarsan zorla çalışmıyo. illa ki atmak ve yenisini almak zorunda kalıyosun. ya da bozuluyo eskisini taşıyosun yanında yine bi süre. işte arkadaşların da öyle bi süresi var bence."
sonra ne duyarsız ve ne öküz bişey dediğimi fark ettim. sanki arkadaşları parayla alıyorum da bozulup kullanamayınca atıyorum gibi oldu. oysa ki onu demek istememiştim. kafamda çok farklı bişeyler canlanmıştı.
demeye çalıştığım şey de şuydu:
şimdi mesela biriyle tanışıyorsun. konuşurken, vakit geçirirken eğleniyorsun. bu yüzden daha sık vakit geçirmeye başlıyorsun. belki de zamanla gittikçe daha sık. sonra bu bir düzenmişcesine oturuyor. bazı şeyler ritüelleşiyor. ama öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, ne zaman tanıştınız veya neden bu kadar yakınlaştınız bilemiyorsun. bir şey oluyor ve unutturuyor. sadece yakın olduğunuzu biliyorsun. ve düzeni. ve ritüelleri. ama bir şeylere kırılıyorsun veya kızıyorsun veya sıkılıyorsun basitçe. veya bir bakıyorsun ki aslında artık hiç eğlenmiyorsunuz ve çok çok alakasızsınız. genelde uzun süreli arkadaşlıkların bir noktasında insanın başına bu gelebiliyor. şartlardan dolayı mı yoksa gerçekten kişisel sebeplerden mi yakınlaştığını unuttuğun arkadaşlarınla mesela.
sonra diğer arkadaşlarınla ilişkilerinize bakıyorsun. belki bir kısmı aynı süreçten geçti çoktan, bu süreçten geçip de kurtulan bir şey görmemiş de olabilirsin. ben gördüm fakat ne bileyim, sanki bazı insanların süresi varmış gibi işte. bundan bahsetmeye çabalamıştım.
en garip tarafı da aslında başına böyle bir şey geldiğinde bir defa kabullenirsen, diğerlerinde duyarsızlaşabiliyorsun. "bu da böyle oldu" gibi bir hissiyat. eğer her anını birlikte geçirdiğin bir dönem olmuşsa bir süre de o sevgilinden ayrıldığında olan bir şey duyup/görüp aklına gelme ve söylemek isteme ama yanında bulamama meselesini yaşıyorsun. belki. ne kadar duyarsızlaştığına bağlı tabi.
sonuç: son kullanma tarihi dolan ya da sadece kafanda kazara bir yere koyduğun ve en baştan beri veya bir noktadan itibaren aslında oraya ait olmayan şeyler hayatından çıkmasa bile kesinlikle bilindik tadını kaybediyor ve başka bir şeye dönüşüyor.
sonuç II: sonuç çıkarıcam derken çok kompleks bi cümle kurdum, üzücü gibi.
"bence arkadaşlar da cep telefonu gibi. böyle mesela cep telefonunu ilk başta çok severek ediniyosun, ama 1-1 buçuk yıl gibi bi zaman sonra ne kadar zorlarsan zorla çalışmıyo. illa ki atmak ve yenisini almak zorunda kalıyosun. ya da bozuluyo eskisini taşıyosun yanında yine bi süre. işte arkadaşların da öyle bi süresi var bence."
sonra ne duyarsız ve ne öküz bişey dediğimi fark ettim. sanki arkadaşları parayla alıyorum da bozulup kullanamayınca atıyorum gibi oldu. oysa ki onu demek istememiştim. kafamda çok farklı bişeyler canlanmıştı.
demeye çalıştığım şey de şuydu:
şimdi mesela biriyle tanışıyorsun. konuşurken, vakit geçirirken eğleniyorsun. bu yüzden daha sık vakit geçirmeye başlıyorsun. belki de zamanla gittikçe daha sık. sonra bu bir düzenmişcesine oturuyor. bazı şeyler ritüelleşiyor. ama öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, ne zaman tanıştınız veya neden bu kadar yakınlaştınız bilemiyorsun. bir şey oluyor ve unutturuyor. sadece yakın olduğunuzu biliyorsun. ve düzeni. ve ritüelleri. ama bir şeylere kırılıyorsun veya kızıyorsun veya sıkılıyorsun basitçe. veya bir bakıyorsun ki aslında artık hiç eğlenmiyorsunuz ve çok çok alakasızsınız. genelde uzun süreli arkadaşlıkların bir noktasında insanın başına bu gelebiliyor. şartlardan dolayı mı yoksa gerçekten kişisel sebeplerden mi yakınlaştığını unuttuğun arkadaşlarınla mesela.
sonra diğer arkadaşlarınla ilişkilerinize bakıyorsun. belki bir kısmı aynı süreçten geçti çoktan, bu süreçten geçip de kurtulan bir şey görmemiş de olabilirsin. ben gördüm fakat ne bileyim, sanki bazı insanların süresi varmış gibi işte. bundan bahsetmeye çabalamıştım.
en garip tarafı da aslında başına böyle bir şey geldiğinde bir defa kabullenirsen, diğerlerinde duyarsızlaşabiliyorsun. "bu da böyle oldu" gibi bir hissiyat. eğer her anını birlikte geçirdiğin bir dönem olmuşsa bir süre de o sevgilinden ayrıldığında olan bir şey duyup/görüp aklına gelme ve söylemek isteme ama yanında bulamama meselesini yaşıyorsun. belki. ne kadar duyarsızlaştığına bağlı tabi.
sonuç: son kullanma tarihi dolan ya da sadece kafanda kazara bir yere koyduğun ve en baştan beri veya bir noktadan itibaren aslında oraya ait olmayan şeyler hayatından çıkmasa bile kesinlikle bilindik tadını kaybediyor ve başka bir şeye dönüşüyor.
sonuç II: sonuç çıkarıcam derken çok kompleks bi cümle kurdum, üzücü gibi.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
ürktüm
bi gün çıkıp "hayır süleyman, ben sana değil aşka aşığım" gibi bi açıklama yapıcam diye çok korkuyorum.
not: süleyman diye biri yok, sen sormadan ben söyliym.
not: süleyman diye biri yok, sen sormadan ben söyliym.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
magazinsel yönüm varmış
bikaç gün önce bi yazımın popo taraflarında "leave my man alone you bitch" yazmıştım.
bugün "şöyle bişey yazmışsın o neydi ki?" diye sordu 2 kişi. dün de 1 kişi sordu. etti 3.
şimdi efenim 3 kişi sorduysa zaten hayatıma uzak insanlar değil yakın insanlar sormuştur dimi? evet.
kime "my man" diyor olabilirim ki acaba?
ve kime "you bitch" diyor olabilirim?
cevap veriyorum: hiçkimseciklere. eğlenceli bir miss li şarkısıydı o, o an dinliyordum.
ve o şarkıyla bağlanabilecek tek yanım "you bitch" denilebilitem olabilmesi. acı ama gerçek. gerçi çok da acı değil. birisi erkeğime yapışmadı sonuçta. o yüzden böylesi daha iyi.
i'm the crazy bitch around here desem şimdi, ne diyosun demezsin umarım. onu da blair diyordu bir gossip girl bölümünün sonunda.
ama tamam, evet, i'm the crazy bitch around here.
ve evet, o kadar canım sıkıldı ki böyle basın açıklaması yaptım.
gelmiş geçmiş en saçma cumartesi günü olabilir.
olmayadabilir.
daha sıkıcılarını gördüm.
resmen bi dediğim bi dediğimi tutmuyo ha.
bugün "şöyle bişey yazmışsın o neydi ki?" diye sordu 2 kişi. dün de 1 kişi sordu. etti 3.
şimdi efenim 3 kişi sorduysa zaten hayatıma uzak insanlar değil yakın insanlar sormuştur dimi? evet.
kime "my man" diyor olabilirim ki acaba?
ve kime "you bitch" diyor olabilirim?
cevap veriyorum: hiçkimseciklere. eğlenceli bir miss li şarkısıydı o, o an dinliyordum.
ve o şarkıyla bağlanabilecek tek yanım "you bitch" denilebilitem olabilmesi. acı ama gerçek. gerçi çok da acı değil. birisi erkeğime yapışmadı sonuçta. o yüzden böylesi daha iyi.
i'm the crazy bitch around here desem şimdi, ne diyosun demezsin umarım. onu da blair diyordu bir gossip girl bölümünün sonunda.
ama tamam, evet, i'm the crazy bitch around here.
ve evet, o kadar canım sıkıldı ki böyle basın açıklaması yaptım.
gelmiş geçmiş en saçma cumartesi günü olabilir.
olmayadabilir.
daha sıkıcılarını gördüm.
resmen bi dediğim bi dediğimi tutmuyo ha.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
1 Mayıs 2010 Cumartesi
08:12
bazen de bazı anlar insanın beyninde tekrar eder durur ,
kendiliğinden değil ama..bilinçli olarak tekrar başa sarılır film.
onlardan bahsediyorum su noktada
eğer kayıpsa o an, iç acısı eşlik eder her tekrara.kaybetmediysen ne mutlu, gülümsersin sadece.
ufacık bir detayın, mesela bir gülüşün, minik bir soz obeginin
bir göz göze gelişin beyni bu derece yorması ilginçtir.
bir noktada kontolden cıkar hersey.
hayatının milyonlarca karesi arasından sıyrılması,
onu sonsuza kadar hatırlayacağın anlamına gelmez elbet.
gün gelir, o da silinir.
her şey silinebilir.
(alıntı: üşüdüm ben - tıklanabilirkısımbukısım - 30 Nisan, 08:12)
bu.
seni o kadar çok seviyorum ki.
ve diğer hissettirdiklerini de adın gibi biliyorsun bence.
bunlar hep
laciverte
0
diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















