18 Aralık 2011 Pazar

.?

Daha da boktan şeyler olmasının bir şekilde önüne geçmek için inanılmaz mutsuzken mutlu olmaya çabalıyorum. Bu nasıl bir şekilde daha kötü şeyleri önler bilmiyorum. Batıl inanç gibi bir şey belki. Böyle zamanlarda eski arkadaşlarımı, belki yeni bir evi, belki de hayatımda olan herhangi tatlı bir şeyi düşünmeye çalışıyorum. Belki aptal bir film izliyorum. Belki alakasız bir kitap okuyorum. Belki çok sevdiğim ama halihazırda yeterince şişman olduğum için yemediğim şeyleri yiyorum. Belki sevdiğim birini arayıp rastgele bir şeyler konuşuyorum. Denersen çok şey var aslında. Ama biliyorsun değil mi, eğer cidden mutsuz olmayı başardıysan, bunlar son derece yüzeysel bir mutluluk yaratıyor ve sürekli bir çaba halinde olman gerekiyor. Hem sevdiğin bir şeyi yiyip, hem aptal bir film izleyip, hem birilerini araman şeklindeki kombinasyonları sürekli bir döngüde yapmak gerekiyor. Yine de pek başarılı olamıyorsun, bu da bir ihtimal. O zaman da iyiden iyiye ağzına sıçacak aktivitelere geçiyorsun. Hani o “şu şarkıyı dinlemeyeyim şimdi gereksiz yere içim çürümesin” iteklemesini salıyorsun gidiyor. Eski sevgilinin sana söylediği şarkıların kayıtlarından tut da, son derece mutluyken bile ağzını yüzünü yamultan aktivitelere kadar salıyorsun işte.

Bugün, sürekliliğe sokabileceğim aktiviteler silsilesi bile ortada yoktu. Bir şekilde yoktular işte. İstediğim dondurma bile yoktu, o derece. Son çentik de o oldu zaten. Sadece o dondurmayı istemiştim diye çılgınlarcasına ağlamaya bir başladım ve durmadı. Tüm o iç çürüten aktiviteleri de saldım gittiler. Gerçekten hayatıma kafam girsin. Daha boktan şeyler yaşama potansiyelimi kabul ediyorum, tamam. Ama mütemadiyen her şeyi batıran bir ben olduktan sonra zaten beklentim ne olabilir. Hiçbir şey yapmadan öyle mal gibi durmak istiyorum. Bazen duruyorum da. O zaman bile bir şeyler boka sarmayı başarabiliyor. Nedir anlamadım. Gezegenlerin durumu mu, düşük yıldız mı, neyse ne. Bilmiyorum. Sadece böyle işte. Son derece düz problemlerin bir araya gelip bana sikko bir hayat hediye etmesi. Bana sevgi gösteren, iyi davranan insanları bile tekmelemek istiyorum o noktada. Her şeyi abartan bir insan olduğumun son derece farkındayım. Abartmamak elimde değil. Ne şekilde anlatabilirim bilmiyorum, obsesyonlarına dur diyemeyen bir kişiyi nasıl ki olduğu gibi kabul ediyorsam, ben de abartıyorum diye kabul ediyorum işte. Bu böyle. Yanlış ve doğru olan şeyleri/kişileri birbirinden ayıramıyorum. Bir şeye çok fazla bakınca algım kapanıyor. Bir noktada her şey aynı, her şey büyük, her şey güzel veya her şey çirkin gelebiliyor. Yazının tam bu noktasında shuffle’da black sunday afternoon çıkabiliyor.

İstemediğim zaman istemiyorum. İstediğim zaman istiyorum. İstediğim olmadığı zaman bir daha asla istemiyorum. Bu durumu hiçbir şey değiştiremiyor. Biraz şımarık çocuk davranışı belki, diyorum ya elimde değil. Küçük bir olumsuzlukla beraber çöküyorum ve o an itibariyle her şey olumsuz oluyor artık. Beni mutlu etmene imkan yok. Artık mutsuzum. Artık istemiyorum. Bitti. Nokta. Ve belli bir anda, biliyorum ki bu umrunda bile değil zaten. Tebrikler, artık mümkün olmadığını düşündüğüm halde daha bile mutsuzum. Bu tebrik elbette sadece kendimeydi. Çünkü o noktada senden hem nefret ediyorum hem de çok kırgınım. Birkaç saat sonra artık senden nefret etmiyorum ama hayalkırıklığım tepe noktasından inişe geçmedi. Bu esnada yeterince güzel bir şey olmazsa hayalkırıklığım günlerce devam edebilir. Kendimden köpek gibi yorulsam da bu döngünün içine girdim artık. Bir sürü sigara içiyor ve leş gibi duman kokuyorum artık. Veya kendime daha büyük bir sorun yaratmakla uğraşıyorum. Mevcut sorunu unuttuğumda bile etkisi devam edecek gereksiz bir problem. Bunun sebebini de çözemedim. Kendimi daha çılgın bir şeye odaklayıp unutmak mı, yoksa “bak daha kötü şeyler hala var, unutmadın dimi?” demek mi. Cidden bir fikrim yok.

Lights will guide you home.

Birini umursamaya başladığın zaman bunun bir kapatma düğmesi yok. Ya da benimkini bir şekilde kırmışım ben. Aynı anda hem seni hem kendimi umursamak dünyanın en zor şeyi. İkisini de kapatamıyorum. 

Bitirmediğim bir sürü işim var. Artık “bitiremediğim/yapamadığım” demekten de vazgeçtim. Yapsam yaparım, farkındayım, farkında olduğumu biliyorsun. Sen deyip durduğumun kim olduğunu bilmediğimi de biliyorsun muhtemelen.

Arka arkaya aynı şeyi durmaksızın yaşıyorsan, mutlaka bir sebebi var. Bu sebebin ne olduğunu görmeye, görsem de kabullenmeye  enerjim yok. Enerjim var ama yok. Yokmuş gibi yapıyorum. Bazen konuştuğum zaman kimse dinlemiyor. Arkaplanda konuşmaya devam ediyorum. Sana iyi bir şey söylemek istemiyorum. Oyun oynamak da istemiyorum. Sıkıldım.  Çünkü.

Bir sürü şey yazdıktan sonra, dediklerimi hiç okuma istiyorum. Ben de başına dönüp okumayayım. Çok fazla sayfa var, okuyunca hemen yok etmek istiyorum. Ediyorum. Bazen etmiyorum. Sonra geri dönüp gördüğümde yok ediyorum. Kimseye sıkıntı olmak istemiyorum. Sana bir şey sormak istemiyorum. Bir bahaneyle gelip konuşmak da istemiyorum. Bunu en iyi dostuma dahi yapmıyorum. En iyi dostuma, tutup “peki ben senin en iyi dostun muyum?” diye sormak da istemiyorum. Bazen annemin bile beni sevdiğinden şüphelenen bir insanım. Babamın beni sevdiğine hiç inanmıyorum zaten. Abim seviyordur bak. Kendi tarzıyla. Herkes için farklı bu. Yine de evet, sevdiğim herkes beni benim tarzımla sevse keşke. Diyorum bunu. Kendime. Bir de şimdi sana söyledim. Kimsenin sorunlarını, kendime aitmişcesine umursamasaydım keşke. Böylelikle geriye sadece kendi sorunlarım kalırdı. Sadece onlara çareler düşünürdüm. Belki de düşünmezdim. Üzülürdüm. Üzülmediğim güne kadar üzülürdüm. Sinirlenmediğim güne kadar sinirlenirdim.

Evimin deniz manzarası olsa, hiç çıkmazdım. Birisi bana erzak alsın isterdim. İçki alacaksa da vodka alsın, çünkü içtiğimde hissettiklerimi hiç sevmiyorum. Her içtiğimde bir daha içmeyeceğime yemin edip, uzun süre cidden de içmezdim. Böylelikle son derece az alkol tüketirdim. Hiç kahve içmeyebilirdim belki. Kesinlikle daha fazla çay içerdim. Sigara da içerdim. Şampuanları kokularına göre seçmezdim. Pek bir şey seçmezdim. Parfümümü bazen öylesine ortalığa sıkardım. Bütün güzel kıyafetlerimi giyerdim ve üzerimde kötü dursa da çıkarmazdım. Bir şey beklemezdim. Kimse benimle ilgili bir şey beklemezdi. Hiçbir şeyi takip etmezdim. Düzenli olarak herkesi özlerdim. Uyurdum. Sonra özlemezdim. Döngülerimi değiştirirdim. Günün saatlerini çok farklı bağlamlarla ayrıştırırdım. Saate çok daha az bakardım. Çeşitli elektronik aletlerin ekranlarındaki hareketlilikler zerre umrumda olmazdı. Daha az duş yapardım, küveti daha fazla doldururdum. Sevdiğim ayakkabıları evde giyebilirdim. Birisi kırılmasın diye dışarı çıkmak zorunda olmazdım, çıkmazdım işte.

Kalbimin ritmi hep düzgün olurdu. Hiçbir atışını atlamazdı.

Üzüntümden utanacağım kadar üzülmez, bir şekilde bununla ilgili konuşma ihtiyacı hissetmez, dünyada hiçbir önem teşkil etmeye çalışmayarak önemsiz olurdum. Üzüntüme kendince sebepler saptayıp beni yadırgayacağını düşündüğüm insanlar konusunda hiç tasalanmazdım. Hayat öyle geçerdi.

Hem istediğim her an denize bakabilirdim, çayın altını yakardım, hiçbir şeyden bir anlam çıkartmaya çalışmazdım. Kırdığım insanları düşünmezdim. Bir ihtimal, kimseyi kırmazdım.

Üstelik, seninle hiç tanışmazdım.


2 yorum:

mika dedi ki...

neden bilmiyorum içim yandı okuyunca.

-mug- dedi ki...

öyle deniz manzaralı bi ev benimde isteğim. ama aslında manzara da değil önemli olan. önemli olan ben olayım. sadece ben. içsem de, ağlasam da, özlesem de.. ben istediğim için yapayım herşeyi. "onlar" istediği için olmasın. terketmeyi onlar seçmesin ben seçeyim. kendimi bulayım.. kimseden anlam çıkarmadan. hatta bir oda olsun bana yeter. masa-yatak-şömine. tabiki masanın üzerinde kağıt-kalem. yüzleşmem için yazmam gerek. kendime itiraf etmem gerek önce. ama..

Web Analytics Real Time Web Analytics