nasıl blog yazıyodum ben ya? vallahi unuttum.
kusura bakma da ilişkimiz aynen çok kanka gibi duran ama birkaç hafta düzenli görüşmeyince konuşacak hiçbir şeyi kalmayan iki sığ arkadaş gibiymiş. evet, üzüldüm. tamam. geçelim.
yine döndüm dolaştım ilişkimizin başladığı yatağa geldim yatıyorum. bu sefer iklimler veya zahir yok yanımda. hayata dair bağlarımı kopartma masterı yapıyorum. eğitim hayatım duraksadığı için bu alanda ilerlemeyi tercih ettim. kişisel gelişeyim bari dedim. 1 yıldır gelişmeye çalışıyorum ama pek becerebildiğim söylenemez.
bugün abimin temizlikçisi leyla abla, uyandığım gibi bana sımsıkı sarıldı ve 2-3 dakika kadar bırakmadı. geçen yıl istanbul'a dönmeden önceki son temizlik gününde de 1 sene görüşemeyeceğiz diye delicesine ağlamıştı. galiba kimse beni leyla abla kadar sevmiyor. leyla abla çok ilginç bir insan çünkü boyu 1.30. dalga geçmiyorum. benden kısa yetişkin tanımadım gibi bir şey. o yüzden bence çok ilginç. sizlerin görüş hizasından nasıl göründüğümü anlamam konusunda leyla abla'dan başka referansım yok.
ama ben boyumdan çok memnunum çünkü boynumu sevmiyorum. arkadaşlar, dostlar ve sokaktaki alakasız kalabalık bana yukarıdan bakınca boynum odak noktasında olmadığı için çok mutluyum. bazen evden çıkmadan ve sosyal hayata karışmadan önce saatler boyunca kendimi çok çirkin hissediyorum, sonra "neyse ki herkes tepemden bakıyo olum" diye düşünüp aniden seviniyorum. ama öyle olunca da burnum iyice zıbıdı görünüyor olabilir. buna hiç takılmayıp, bardağın dolu tarafında çipildeşmeye devam edeceğim.
bugün ashton kutcher'ın upgraded modeli bir erkek yanıma gelip "pardon" dedi. biscolata erkeği gibi torsosuyla ve olanca üstsüzlüğü ile gezdiği için bir an bayılacak gibi oldum ve mal gibi bakarak devam etmesini bekledim. "o kadar güzelsiniz ki..." dedi ve iyi geceler dileyerek uzaklaştı. arkasından "dur, gitme, evlenelim ve durmaksızın çocuk yapmaya çalışalım, nolursun dur!" diye bağırmak istediysem de sustum. çünkü açıkçası oha. böyle bir şey hiç başıma gelmemişti. öncelikle hiç de o kadar güzel değilim, bir süreliğine bana mı yoksa oynadığım sokak köpeğine mi diyor emin olamadım, gerisini sen düşün. ve sahiden daha önce böyle bir şey yaşamadığım gibi, tanıdığım insanlara da genelde ben iltifat ederim, onlar bana iltifat etmezler. aramızdaki dinamik budur. biri bana bir şey deyince havalara uçarım -diye tahmin ediyorum. bu ashton kutcher ver.2.8 arkadaşa gerçekten muazzam bir hayat diliyorum. beni öylesine mutlu etti ki. o da olsun be. valla olsun. öte yandan, üzerimdeki elbiseyi ilk defa giymiştim, 2-3 defa daha giyerek duruma göre "lucky dress" ilan etmeyi düşünüyorum.
hayatımda başka bir aksiyon yok. bi kitap mitap bişey okuyup öyle geleyim de iki konuşacak konu çıksın.
bu arada lie to me izlemeye başladım ama hiç benim gibi obsesif insana göre bir şey değilmiş. bi de şöyle bir şey var ki, mesela 'şu şu mimikleri yapan insan yalan söylüyor' gibi bi bilgi ediniyorum ve ne kadar absürt olursa olsun hemen o mimiği yapasım geliyor. hani elimden gelse göz bebeğimi büyütcem. tik gibi bir şey mi ki? anlam veremedim. mesela iletişim dersinde öğrendiğim beden diline dair tüm bilgileri de bilhassa yanlış yanlış yerlerde bilinçli olarak kullanıyordum bir ara. şimdi azalttım. tik falan bişey bilmemne geçtim de manyak mıyım lan acaba?
son olarak, dün gece rüyamda çok eskiden beraber ders aldığım alakasız ötesi bi kız bana yavşıyordu ve bütün rüya boyunca şehirden şehire korkuyla ağlayarak koşuyordum. bi homofobim eksikti çünkü. o yüzden. of.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder