24 Ekim 2011 Pazartesi

all you need is martini

martini'ye konan zeytinlere öylesine aşığım ki, sırf zeytinleri yüzünden sürekli martini içmek istiyorum. içinden zeytin çıkmadı geçen gün, kendimi aldatılmış ve kirletilmiş hissettim. sonunda eve bir damacana martini alıp içine zeytinleri koyup marine edeceğim gibi geliyor. her gün içinden alır alır yerim. evet, benim hayattaki genel derdim tasam bundan ibaret.

23 Ekim 2011 Pazar

kaptan leydi


çok ciddi kurumlarla kontak kuruyorum. adam bana frau musun honourable mısın captain mısın lady misin diye soruyor. o derece. bu da böyle bir anım.

çoküşüdüm


¨¨uzun zamandır bütün masalarda ya yalnızım ya da karşımda tek bir kişiyle oturuyorum. tek bir kişi derken, değişen kişiler. en kalabalık masa ahalisine proje arası öğlen yemeğinde ulaşıyoruz. eskiden 2 veya 3 ile başlayıp hızla artan ve kimi zaman 20 gibi çılgın bir nüfusa ulaşabilen masalarda olurduk. genelde 6-7 kişi net olurdu o masalarda. bugün liman'da yine tek bir arkadaşımla otururken bunu fark ettim. ilginç geldi biraz. kısa bir an için üzülür gibi oldum.

¨¨bugün paranormal aktivite 3 izledik. ödüm koptu. o neydi gız diye korkmaya devam edecektim ki, ön sırada iki kızın öpüştüğünü gördüm ve duydum.

¨¨tekila ve bira içen bir genç olmaktan çıkıp, önce sürekli kırmızı şarap içen insana sonra da menüye bakmadan vodka martini isteyen insana dönüştüm.

¨¨bir yandan shuffle'ımda arka arkaya jason mraz ve steelheart çıkabiliyor. bunlar karışık işler.

¨¨coupling ile simpsons'ı karıştırarak izlediğim de olmuyor değil.

¨¨bir de friday i'm in love var ki, aşık değilken dinleyince sahiden hiçbir şey ifade etmiyor bana.

¨¨kurudum kaldım.

¨¨hava çok soğuk bence.

¨¨yeni bir fincan aldım ve sırf onda çay içerek güne başlamak için yarın sabahı iple çekiyorum. 

¨¨yarın sabahı iple çekmeyi abartıp, yarın sabahı oturup beklemeye başladım sanırım. bir takım alışveriş sitelerinde gezinirken saatin 5'i gösterdiğine şahit oldum.

¨¨bir şey bekliyorum.

¨¨15 kasımda toffee nut latte gelecekmiş. üşenmedim starbucksa tivit attım sordum. yeni hobim çeşitli kurumlara mailler ve tweetler yollayarak sorularımla boğmak.

¨¨saçımın rengi şu anda gereğinden fazla açık. bir anda gidip simsiyah filan yapabilirim. ya da yok yapmam. ama biraz koyulaşabilir.

¨¨yatağımın üzerinde öksüz bir milkinis duruyor. zannedersem bayat. dün alıp hala bitirmemiş olmamın başka bir açıklaması olamaz.

¨¨diyeceğim odur ki, zaman geçtikçe ruhen yalnızlaşıp durgunlaşıyorum. o eski halimden eser yok şimdi. görüşmediğim birkaç insanı özlediğim doğrudur. görüşmemeye değen insanlar oldukları için görüşmediğim de doğrudur. 

¨¨bir şeyler yapmak lazım.

¨¨düşünsene, çin'de filan insanlar var. çok insan var. yemin ediyorum çok fazla insan var.

¨¨bir de anna ternheim var, seviyorum.

¨¨bugün nutella'nın milka versiyonunu gördüm, tadını merak etmiyorum.

¨¨bugün çok ciddiyetsiz olmakla beraber çok net seçimler yapmak zorunda kaldım, bünyem kaldırmadı. bünyem, sakin bir hafta sonu bekliyordu. mümkünse evde geçsin diyordu. olduramadı.

¨¨internet alışverişi problemime bir çözüm getirmeyi başardım. saatlerce geziyor, sepete atıyor ve sonra da asla ödemeden siteyi kapatıyorum. bunun bir çözüm olduğuna inananlara selam olsun.

¨¨ selam olsun bolu beyine diye bir şey vardı, eskiden dilimden düşürmezdim.

¨¨dün gece rüyamda 10 yıl öncesinden insan gördüm. kafasıyla selam verdi. 

¨¨dün gece rüyamda "verandada uyuyan insan" ve "partinin son 2 saatini hatırlamayan insan" olmuştum. ikisi aynı anda. bir hayli saçmaydı.

¨¨telefonda konuştuğum insanlar bugün bana karşı hep çok soğuk ve sinirli gibiydi, üzüldüm.

¨¨yazmaya başladığımdan beri 10 dakika geçmiş.

¨¨shuffle'da last christmas çıktığına göre veda ediyorum.

22 Ekim 2011 Cumartesi

*

o değil de, hayatın ne getireceği cidden de belli olmuyor.
her defasında taze taze şaşırıyorum.

16 Ekim 2011 Pazar

ket

autocad, bana 4 yıldır yapmadığını 2 günde topluca yaptın. ayı.


15 Ekim 2011 Cumartesi

bilmem?

bu havadan hala çok hoşlanıyormuşum. bir sürü işim olduğu halde kadıköy'de saatlerce amaçsızca dolaşıp ıslanmamdan bu sonuca vardım.
yeni olayım hiç sosyalleşmeyip, aynaya bakıp "bu burun benim burnum mu lan? bu nasıl tip?" demek ve hayatıma hiçbir şey olmamış gibi devam etmek.
ara ara çok güzel şarkılar dinliyorum.
ara ara çok pis aşık olucam sanıyorum.
sonra olmuyorum.
sık sık yıllardır tanıdığım insanların hiç görmediğim taraflarını apansız görüp kırılıyorum.
geçen gün yeni bi ayakkabı aldım.
masam hala dağınık.
yine sigara içiyorum ama bu sefer sigara bir hayli pahalı, ilk içtiğim sigaranın fiyatının iki katı.
kargo bekliyorum.
kargo gelince inanılmaz seviniyorum.
beni hiç tanımayan ve umursamayan insanlara çok özel şeyler anlatasım geliyor. sonra kafamın içinde anlatıyorum. tepki gelmiyor. çünkü sadece kafamın içinde anlatıyorum. aslında hiç konuşmuyoruz.
telefonumun şarjı her gün bitiyor. her sabah alarm çalınca yine şarja takmayı unuttuğumu fark ediyorum. okula gidene kadar prizde bekletiyorum. o arada çay da demleniyor.
bu sabah kahvaltıda kaymak yedim. ilk defa yedim sandım ama aslında daha önce yemişim. annem söyledi.
bi ayakkabı gördüm, 5 yaşındayken aynısı bende vardı dedim. biraz duygulandım.
çırılçıplak tanıdığım insanları kırmaktan hiç korkmuyorum. onların da korkmadığını düşünüyorum. çünkü biz birbirimizi çok az kırıyoruz, çok kolay unutuyoruz.
birini kırmaktan korkunca kendin olmaktan çıkıyorsun.
abim her akşam telefon ediyor. "çalışmam lazım ama başlayamıyorum" diyor. arada bir de, kıbrıslı taklidi yapıyor.
bazı günler kahveyi çok seviyorum.
bazı günler kahvenin kokusuna tahammül edemiyorum. o günlerde bir sürü çay içiyorum.
derinliği minimum olan filmler izliyorum.
bugün de bi film izledik diyorum.
bu aralar kitap okumaya vakit ayırmıyorum.
fakat kitap almaya vakit ayırıyorum.
bir gün aldıklarımı zevkle okuyacağıma inanıyorum.
iki tane eski sevgilimle sık sık iletişim kurup, nasıl hala bu kadar saf kalabiliyoruz diye merak ediyorum. bazen hayatın anlamını sorgulamaya kadar gidiyor.
çünkü her zaman sadece arkadaşım olmuş insanlar bile bu denli saf duramıyor karşımda.
ve vice versa.
sonra bir şey çizmem gerektiğini hatırlıyorum. sorgum bölünüyor.
bölünen şeylere 23 yıldır hiç devam etmiyorum.
odamda askılı bluz ve çizmeyle geziyorum.
nisan bir şarkı paylaşmış, bilmiyordum şarkıyı, şimdi onu dinliyorum.
çok sevdim.
hep güzel şarkılar paylaşıyor.
dünyada hiç görmediğim ve duymadığım bir sürü şey var.
bir kısmını hiç bir zaman görmeyeceğim ve duymayacağım.
belki o kısmın içinde çok seveceğim şeyler de vardır.
bunu düşünmek beni üzmedi.
şimdi sigara içeceğim.

8 Ekim 2011 Cumartesi

vat dı hek...

what the heck, what the fuck ile what the hell'in bir sentezidir.

bu saatlerde muazzam bir duygu fırtınasıyla uyanmam ve kesinlikle geri uyuyamamam be careful what you wish for'dur.

gece gece buzdolabını açmam ve karşımda macaronlar, ekler pastalar, browni, anneyapımı pasta, twix white, çilek vs görmem home sweet home gibi bir şeydir.

dolaptaki manzara alenen ortadayken, benim böyle bir manzarada ne yapacağımı aramızda bilmeyen yokken, 3 tane üzüm yiyip su şişesi alıp dolabı kapatmam ise omg, what have i become? cümlesinin benimle hayata geçmesinden başka bir şey değildir.

uyandım, uyuyamıyorum, ve içimde son derece gizemli bir sinir sıkışması var.
Web Analytics Real Time Web Analytics