Öyle birisi çıkar ki insanın karşısına, 'Asla!' dediği şeyleri yaptırır. Öyle birisidir ki bu, insan neye uğradığını şaşırır. Ne yaptığını anlamaz, her yaptığı 'O'nunla alakalı olur. 'O'nun düşünceleri, 'O'nun mutluluğu çoğu şeyden daha önemlidir artık. Ama en önemlisi de 'O' senin düşüncelerini ve mutluluğunu en çok etkileyen şey olur.
Aradaki çekim öyle gariptir ki ne olduğunu anlamaz insan. Sadece varlığını fark eder o çekimin ve kendisi üzerindeki etkilerini yaşar. Önüne geçemez o çekimin veya engel olamaz o çekime. Çekimin veya 'O'nun yaptırdıkları, insanın kendisini sorgulamasına neden olur çoğu zaman. En çok da 'Ben böyle değildim.' demesini sağlar belki de.
Hiç yapmadığı şeyleri yapar insan, bir anda kendisinden başkası için her şeyi göze alabileceğine inanır ve 'O'nun mutluluğu için uğraşmaya başlar. Hiçbir şey için uğraşmadığı kadar uğraşır belki de, ve hatta kendisine şaşırır gerçekten de bunları yaptığı için. Birisinin ona bunları yaptırabildiği için.
Şarkılar bir anda farklı gelmeye başlar kulağa, insanlar bir anda farklı gelmeye başlar gözüne. Eskiden onu mutlu eden beğeniler gereksiz gelmeye başlar ve sadece can sıkar bir noktadan sonra. Çünkü 'O'ndan gelen şeyler önemlidir artık. Kulağına bir şey fısıldadığında bile o kadar garip bir duygu yaşar ki insan, o zamana kadar neden yaşamadığını anlamak ister bu duyguları. Başkasının neden yaşatmadığını düşünmeye başlar bu duyguları; ve belki de tam o zaman sorgular her şeyi.
Bir anda dünyanın en mutlu veya mutsuz insanı olabilir o kişi: 'O'nun yaptıklarına veya yapmadıklarına bağlı olarak. Gerçekten de sevginin farklı boyutlarda olduğunu anlamaya başlar yaşadığı şeylerin sonunda. Gerçekten içten bir kahkaha veya katıla katıla ağlamayı aynı gün içinde yaşayabilir örneğin insan. Dünyanın en önemsiz insanı veya dünyanın en güçlü insanı gibi hissedebilir kendini yine aynı gün içinde.
'O' ne yaparsa yapsın batmaz insana, ne derse şirin gelir, tatlı gelir. Yine 'O' nasıl gözüküyorsa, aslında insanın 'olması gerektiği gibi'dir. Belki bir başkasında, herhangi başka birisinde katlanamayacağı şeyler 'O'nda çekici gelir insana; kişiyi soğutan kelimeleri 'O' söylediğinde, söylediği kelimeler bir anda dünyanın en güzel iltifatı halini alır.
Bazen hiçbir şey, bazen elinden gelenden de fazlalsını yapması gerekir insanın 'O' olabilmesi için. Ama 'O' olduktan sonra 'bir başkası' olması çok zordur insanın. Gerçekten de çabalaması gerekir bunun için. Umarım da 'bir başkası' olmaz 'O'.
30 Ekim 2011 Pazar
Öyle birisi
bunlar hep
alca k.
6
diamonds
29 Ekim 2011 Cumartesi
heloviğn kutlu olsun?
dün gece 3 bölümlü kabus gördüm. simpsons'ın halloween bölümleri gibi resmen, 3 kısım. 3 defa çığlıklarla uyandım.
ilk 3 saatlik uykumda, resmen bir bütün gece yerdeki örümcek yatağıma çıkmasın diye uğraştım. öncesinde de mezarlıktan kedi bulmuştum, onu yatağın ayak ucunda uyutuyordum. daha sonra kedi nereye kayboldu olm diye bakınırken yerde dana kadar bir örümcek olduğunu fark ettim. sürekli yatağa çıkma atağı yapıyordu ve ben sürekli yere itiyordum ama asla öldüremiyordum. bu sefer de başka bir yerden yatağa çıkmaya çalışıyordu. en sonunda nefesim kesilerek uyandım. bi baktım elimde 3 aynalı 40 oda, ışık ve pencere açık uyuyakalmışım. zaten hastayım, niye kimse beni kontrol etmemiş, nebiçm ailem var diye sinirlenip yatağı açıp içine girdim. kesin popom açıkta diye kabus gördüm ki ben, daha görmem mis gibi uyurum dedim.
fakat bilinçaltım bana "ha ha gotcha!" dedi. bu defaki kabusum çok daha uzun metrajlı ve çok daha alengirliydi. annem ve babamla eski yazlığımızda huzur içinde balkondan gece manzarasını izlerken bir anda tek tek yıldızlar kaybolmaya başlıyordu. yıldızlar gidiyo yea diyodum ama annemler bana inanmıyodu. saçmalama filan diyolardı. sonra yıldızlar patır kütür düşmeye başlayınca akılları başlarına geldi tabi. bi tane yıldız götümüzün dibine kadar düşüp orada durdu. böyle ağlı bi yapısı falan vardı ki bu biraz saçma. ama çok yakındaydı ve yansıtıcı bi tipi vardı. ki bu da saçma. ama o yansıtıcılığı yüzünden dünyanın böyle gugılörtteki gibi renkli renkli yansımasını görebiliyoduk. bi süre üç buçuk atmama rağmen bu yansımaya kitlenip dünyaya baktım ve derin düşüncelere daldım. sonra gugılörtten demek ki bu yüzden korkuyorum ben deyip ön kapıya doğru gitmeye başladım. hayatımda ne değişecekse artık o noktadan sonra kapıdan çıkmakla. kapıdan çıkınca yan komşunun evine yıldız düştüğünü gördüm. yakmış falan böyle evi. çok korkunçtu lan. baya ödüm koptu. neyse bi süre böyle korku içerisindeki kaçışlardan sonra dünyanın kumanda panelini buldum (oha) ve dünyanın etrafına 753 tane uranüs koyarak dünyayı kurtardım (oha x 753 x 2) gökyüzü tekrar mavi, hayat daha güzeldi. fakat sonra çok fazla uranüs oldu çok saçma diye düşünerek ödüm koptu ve hoıaaaaa diye uyandım.
saat 1 olmuş artık uyumıcam allah kahretsin diye düşünürken telefonuma bakayım dedim. kapanmış. şarja taksaüfg... derken tekrar sızmışım. bu sefer de bir anda rüyanın içinde uyanıp kendimi bembeyaz kar kaplı bir yerde inanılmaz derin ve dar bir yarığın içinde buldum. bi de yapayalnızım. bakkala browni almaya çıkmıştım ben nası oldu bu falan diye darlanıyorum. hani ordan çıkmam basbaya imkansız. kilometrelerce derindeyim adeta. ve 1.10m genişlikte bir yol oluşturuyor yarık. hani anca kendi etrafımda dönebiliyorum ya da öyle paso ileri geri yürüyebiliyorum, dardar bi yer. yapacak hiçbir şeyim olmadığı için orayı ölçmeye çalışıyorum evet. sonra bir anda birkaç kişi ortaya çıkıyor. hiçbirini tanımıyorum. fakat bu insanlar ve ben teker teker ölmeye başlıyoruz. ilk adam, böyle bıyıklı sempatik bi amca, görünmez bi dalga tarafından eritiliyor. adamın önce şekli bozuluyo sonra da eriyo lan. çok korkunç. ondan sonra olanları tam hatırlamıyorum ama sıra bana gelince annneeaaaeaaa diye haykırarak uyandım.
bu nedir acaba? ödüm koptu. bilinçaltımın benimle derdi ne sahiden bilmiyorum. bugün pazar hissiyatı veren fonksiyonsuz bir tatil günü gibi geliyor. bugüne atayabildiğim bir önem ararsam cumhuriyet bayramımız kutlu olsun arkaaşlaaağrr diyebilirim.
şey geliyo aklıma, ben ilkokul ve lisedeyken, 29 ekim civarı hava ne kadar berbat olursa olsun 29 ekim sabah 8de çok tatlı güneş açardı. o gün güzel olurdu hep. bugün kutlamalar yok diye mi güneş de yok? yoksa cidden dünyanın sonu mu geldi? dünyanın sonu geldiyse bile ben dünyanın kumanda panelini bulup bir sürü uranüs yerleştirerek hepimizi kurtaramıcam bence, orada bi kurgu eksikliği var. so, farewell.
ilk 3 saatlik uykumda, resmen bir bütün gece yerdeki örümcek yatağıma çıkmasın diye uğraştım. öncesinde de mezarlıktan kedi bulmuştum, onu yatağın ayak ucunda uyutuyordum. daha sonra kedi nereye kayboldu olm diye bakınırken yerde dana kadar bir örümcek olduğunu fark ettim. sürekli yatağa çıkma atağı yapıyordu ve ben sürekli yere itiyordum ama asla öldüremiyordum. bu sefer de başka bir yerden yatağa çıkmaya çalışıyordu. en sonunda nefesim kesilerek uyandım. bi baktım elimde 3 aynalı 40 oda, ışık ve pencere açık uyuyakalmışım. zaten hastayım, niye kimse beni kontrol etmemiş, nebiçm ailem var diye sinirlenip yatağı açıp içine girdim. kesin popom açıkta diye kabus gördüm ki ben, daha görmem mis gibi uyurum dedim.
fakat bilinçaltım bana "ha ha gotcha!" dedi. bu defaki kabusum çok daha uzun metrajlı ve çok daha alengirliydi. annem ve babamla eski yazlığımızda huzur içinde balkondan gece manzarasını izlerken bir anda tek tek yıldızlar kaybolmaya başlıyordu. yıldızlar gidiyo yea diyodum ama annemler bana inanmıyodu. saçmalama filan diyolardı. sonra yıldızlar patır kütür düşmeye başlayınca akılları başlarına geldi tabi. bi tane yıldız götümüzün dibine kadar düşüp orada durdu. böyle ağlı bi yapısı falan vardı ki bu biraz saçma. ama çok yakındaydı ve yansıtıcı bi tipi vardı. ki bu da saçma. ama o yansıtıcılığı yüzünden dünyanın böyle gugılörtteki gibi renkli renkli yansımasını görebiliyoduk. bi süre üç buçuk atmama rağmen bu yansımaya kitlenip dünyaya baktım ve derin düşüncelere daldım. sonra gugılörtten demek ki bu yüzden korkuyorum ben deyip ön kapıya doğru gitmeye başladım. hayatımda ne değişecekse artık o noktadan sonra kapıdan çıkmakla. kapıdan çıkınca yan komşunun evine yıldız düştüğünü gördüm. yakmış falan böyle evi. çok korkunçtu lan. baya ödüm koptu. neyse bi süre böyle korku içerisindeki kaçışlardan sonra dünyanın kumanda panelini buldum (oha) ve dünyanın etrafına 753 tane uranüs koyarak dünyayı kurtardım (oha x 753 x 2) gökyüzü tekrar mavi, hayat daha güzeldi. fakat sonra çok fazla uranüs oldu çok saçma diye düşünerek ödüm koptu ve hoıaaaaa diye uyandım.
saat 1 olmuş artık uyumıcam allah kahretsin diye düşünürken telefonuma bakayım dedim. kapanmış. şarja taksaüfg... derken tekrar sızmışım. bu sefer de bir anda rüyanın içinde uyanıp kendimi bembeyaz kar kaplı bir yerde inanılmaz derin ve dar bir yarığın içinde buldum. bi de yapayalnızım. bakkala browni almaya çıkmıştım ben nası oldu bu falan diye darlanıyorum. hani ordan çıkmam basbaya imkansız. kilometrelerce derindeyim adeta. ve 1.10m genişlikte bir yol oluşturuyor yarık. hani anca kendi etrafımda dönebiliyorum ya da öyle paso ileri geri yürüyebiliyorum, dardar bi yer. yapacak hiçbir şeyim olmadığı için orayı ölçmeye çalışıyorum evet. sonra bir anda birkaç kişi ortaya çıkıyor. hiçbirini tanımıyorum. fakat bu insanlar ve ben teker teker ölmeye başlıyoruz. ilk adam, böyle bıyıklı sempatik bi amca, görünmez bi dalga tarafından eritiliyor. adamın önce şekli bozuluyo sonra da eriyo lan. çok korkunç. ondan sonra olanları tam hatırlamıyorum ama sıra bana gelince annneeaaaeaaa diye haykırarak uyandım.
bu nedir acaba? ödüm koptu. bilinçaltımın benimle derdi ne sahiden bilmiyorum. bugün pazar hissiyatı veren fonksiyonsuz bir tatil günü gibi geliyor. bugüne atayabildiğim bir önem ararsam cumhuriyet bayramımız kutlu olsun arkaaşlaaağrr diyebilirim.
şey geliyo aklıma, ben ilkokul ve lisedeyken, 29 ekim civarı hava ne kadar berbat olursa olsun 29 ekim sabah 8de çok tatlı güneş açardı. o gün güzel olurdu hep. bugün kutlamalar yok diye mi güneş de yok? yoksa cidden dünyanın sonu mu geldi? dünyanın sonu geldiyse bile ben dünyanın kumanda panelini bulup bir sürü uranüs yerleştirerek hepimizi kurtaramıcam bence, orada bi kurgu eksikliği var. so, farewell.
28 Ekim 2011 Cuma
okeyfayn
nazımjıımın temmuz 2010daki bir yorumunu bana haber veren mailin bu gece gelmesi üzerine, blogumda bir remedy lane yaptım. çok duygulandım olum. hayatım çılgıncasına değişmiş gibi geldi ama aslında dışardan baksan değişmemiş de gibi geldi. eskiden hayatım daha komikmiş. ya da benim ruh sağlığım daha naif bir atakla bozukmuş. şimdi pek naif değil.
neyse efenim buna duygulanmam bitende, pink martini'den let's never stop falling in love dinlemeye başladım. hemen beynimin sağ lobu hoplayızıplayıverdi. öte yandan neden zıplamasın ki, ponponlu pembe terliklerim, mor tüylü tüylü sabahlığım ve "i'm dreaming of my prince" yazan bir göz bandım var. benden daha duygusal bayan bulunamayabilir şu anda. bir yandan da kızlarla konuştum durdum hep bugün. erkek çekiştirdik de çekiştirdik. oh misler gibi. sonra da açtım chick flick klasörünü, açtım rezalet bir kız filmini oturdum izledim.
sonra o facebookta gezen ikiz bebeklerin bruno mars-lazy song söylediği videoyu da izlediğim için yarın okula gitmesem nolur lan dedim. içimdeki öbür ses de boşver yea gitme dedi. bir başka ses ise git olum deli misin dedi. içimde 15-16 ses olduğu için bu tartışmanın derinlerine inmek istemiyorum.
yarın eski sevgilimle buluşcam. hediye almıştım onu vercem. aslında buluşmayacaktım başka başka işlerim vardı fakat çok kolay ikna edilen bir insanım. "beni hard diske at" dedim, bana "sen streamsin olum, myspace gibi, upload ettim duruyosun, yarın da sigara download etcem senden" dedi.
dün gece yine ruh hastası bi rüya gördüm. bugün meditasyon falan yapıp yatcam galiba.
belki de rüya arınması bişeysi falan dinlerim.
ne bileyim, kendimi hipnotize falan ederim.
ama hayır, bir daha asla güncellenen blogger arayüzünü denemem.
tenk yuuuu bloog, tenk yuuuu baaaayy
neyse efenim buna duygulanmam bitende, pink martini'den let's never stop falling in love dinlemeye başladım. hemen beynimin sağ lobu hoplayızıplayıverdi. öte yandan neden zıplamasın ki, ponponlu pembe terliklerim, mor tüylü tüylü sabahlığım ve "i'm dreaming of my prince" yazan bir göz bandım var. benden daha duygusal bayan bulunamayabilir şu anda. bir yandan da kızlarla konuştum durdum hep bugün. erkek çekiştirdik de çekiştirdik. oh misler gibi. sonra da açtım chick flick klasörünü, açtım rezalet bir kız filmini oturdum izledim.
sonra o facebookta gezen ikiz bebeklerin bruno mars-lazy song söylediği videoyu da izlediğim için yarın okula gitmesem nolur lan dedim. içimdeki öbür ses de boşver yea gitme dedi. bir başka ses ise git olum deli misin dedi. içimde 15-16 ses olduğu için bu tartışmanın derinlerine inmek istemiyorum.
yarın eski sevgilimle buluşcam. hediye almıştım onu vercem. aslında buluşmayacaktım başka başka işlerim vardı fakat çok kolay ikna edilen bir insanım. "beni hard diske at" dedim, bana "sen streamsin olum, myspace gibi, upload ettim duruyosun, yarın da sigara download etcem senden" dedi.
dün gece yine ruh hastası bi rüya gördüm. bugün meditasyon falan yapıp yatcam galiba.
belki de rüya arınması bişeysi falan dinlerim.
ne bileyim, kendimi hipnotize falan ederim.
ama hayır, bir daha asla güncellenen blogger arayüzünü denemem.
tenk yuuuu bloog, tenk yuuuu baaaayy
25 Ekim 2011 Salı
untitled
¨¨şu anda paylaşacak pek bir şeyim de yok ama bir şey yazmış, kayıt altına almış olmak istedim sadece.
¨¨bugün çingenelerin sadece yürüdüklerini fark ettim. daha önce bu konuda düşünmemiştim. sadece yürüyorlar. hiçbir toplu taşıma aracında karşılaşmadım kendileriyle. toplu taşıma aracına en yakın, vapur iskelesinde karşılaştım. demek ki her yere yürüyorlar mı? genelde kucaklarında bebekle, saçları turunculu sarıya çalarak. çok tatlı bir durum bence. neden bilmiyorum.
¨¨saçım lise sonun sonbahar dönemi rengi. o zamanki parfümümden bir kuple sakladığım için o kokuya bürünme fırsatı da buldum. yani şu anda tam 4 yıl öncesinde gibiyim. "genç hissettim" diyecek bir yaşa gelmişim. bu da tatlı bi durum bence ve yine neden bilmiyorum.
¨¨çok alakasız bir şey daha diyesim var. bugün dank etti, yargılanmaktan en çok yakınan kişiler hep ama hep çok feci yargılıyorlar. hatta yeri geliyor önyargılıyorlar. şu an önyargılıyorlar diye bir kelime kullanmamı bile yargılarlardı şimdi burada olsalar. ilginç geldi. her şeyden önce sanane çünkü. sanane derken kötü bir şey demek istemiyorum, cidden niye başkasının senin görüşlerinle çelişen bir hareketini takıyorsun ki kafana. zaman kaybı gibi değil mi biraz? şimdi de kötü bir şey demek istiyorum: ayrıca hakikaten, sanane.
komik gibi geldi düşününce.
¨¨tek komik olan bu değil tabi ama, şimdi feysbukta notification var ben ona bakmak istiyorum, o yüzden bitti.
¨¨bugün çingenelerin sadece yürüdüklerini fark ettim. daha önce bu konuda düşünmemiştim. sadece yürüyorlar. hiçbir toplu taşıma aracında karşılaşmadım kendileriyle. toplu taşıma aracına en yakın, vapur iskelesinde karşılaştım. demek ki her yere yürüyorlar mı? genelde kucaklarında bebekle, saçları turunculu sarıya çalarak. çok tatlı bir durum bence. neden bilmiyorum.
¨¨saçım lise sonun sonbahar dönemi rengi. o zamanki parfümümden bir kuple sakladığım için o kokuya bürünme fırsatı da buldum. yani şu anda tam 4 yıl öncesinde gibiyim. "genç hissettim" diyecek bir yaşa gelmişim. bu da tatlı bi durum bence ve yine neden bilmiyorum.
¨¨çok alakasız bir şey daha diyesim var. bugün dank etti, yargılanmaktan en çok yakınan kişiler hep ama hep çok feci yargılıyorlar. hatta yeri geliyor önyargılıyorlar. şu an önyargılıyorlar diye bir kelime kullanmamı bile yargılarlardı şimdi burada olsalar. ilginç geldi. her şeyden önce sanane çünkü. sanane derken kötü bir şey demek istemiyorum, cidden niye başkasının senin görüşlerinle çelişen bir hareketini takıyorsun ki kafana. zaman kaybı gibi değil mi biraz? şimdi de kötü bir şey demek istiyorum: ayrıca hakikaten, sanane.
komik gibi geldi düşününce.
¨¨tek komik olan bu değil tabi ama, şimdi feysbukta notification var ben ona bakmak istiyorum, o yüzden bitti.
24 Ekim 2011 Pazartesi
damned & tell all
bu arada hevesle beklediğim siparişlerimi de şeyapayım. amazon'dan ilk defa alışveriş yaptım. biliyorum inanılır gibi değil ama gerçekler bunlar bebişim. açılışımı palahniuk yüzünden yaptım. merakım, amazonla ilişkimizin ciddiye binmesine sebep oldu. paçoz gibi en ucuz kargoyla aldığımdan dolayı biraz uzun süre bekleyeceğim sanırım, siparişlerimin elime geçmesi kasım ortasını bulacak gibi hissediyorum.
bakalım palahniuk'u artık orijinal okuma kararım nasıl bir sonuç verecek.
işim gücüm gereksiz yeni karar almak.
ama inan ki sırf sabırsızlıktan.
şunu da eklemek istiyorum, ölüm pornosu ile ilgili olayların üzerine çılgınca palahniuk okumaya başlamış değilim, öyle yapanları da azıcık ilginç buluyorum.
hayır ben güzel dedimdi o kitaba, o zaman okuyaydın? niye bana inanmıyosun ki?
şaka bi yana, ilginç buluyorum dedim ama ben kimim ki, kızma o yüzden, öyle bir süreçten geçip de sonuçta gerçekten sevebileceğin bir şeylere ulaşmışsan, kendi çapımda sevindim ben.
zira palahniuk is my girl.
sonuca çok seviyeli bağladım gerçekten.
öptüm bay.
all you need is martini
martini'ye konan zeytinlere öylesine aşığım ki, sırf zeytinleri yüzünden sürekli martini içmek istiyorum. içinden zeytin çıkmadı geçen gün, kendimi aldatılmış ve kirletilmiş hissettim. sonunda eve bir damacana martini alıp içine zeytinleri koyup marine edeceğim gibi geliyor. her gün içinden alır alır yerim. evet, benim hayattaki genel derdim tasam bundan ibaret.
23 Ekim 2011 Pazar
kaptan leydi
çok ciddi kurumlarla kontak kuruyorum. adam bana frau musun honourable mısın captain mısın lady misin diye soruyor. o derece. bu da böyle bir anım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

