dün barış ile 3 ay görüşmemek üzere kısacık 1 saat daha görüştük. cumartesi günü son kez görüşüyoruz sanmıştım, aniden mesaj atıp bana kahve ısmarla dediği zaman 5 dakika içerisinde duş alıp saçımı kurutup makyaj yapıp giyinip çıkmayı nasıl başardığımı kimse bilmiyor. hayat sürprizlerle dolu.
cuma günü herkesle vedalaşırken "benimle ne zaman vedalaşacaksın?" diye sormuştum, "tabi ki hiçbir zaman, çok saçma" diye cevap vermişti.
o öyle değilmiş meğerse. dün durağa yürüyüp ayrılırken arkamıza baka baka ayrı yönlere gittik. gülerek. ama artık kafamı çevirsem de göremeyeceğim noktaya geldiğimde üstüme bir hüzün çöktü ki anlatamam. yapayalnız kaldım adeta. bugün kaçta gideceğini bile sormadım. gün içinde tavuğun nasıl haşlandığını sordu, anlattım. günlük konuşmalar. ama şimdi sırf göremeyeceğim diye özlemeye başladım bile. acı bir şeymiş. bomboş yattım tavana bakıp komik şarkılar dinliyorum ama aklımda barış var. yolda olup olmadığını bilmeden "özledim" diye mesaj attım. boşluğa. nasıl geçtiğini anlamadığımız bir sene geçirdik. ama cidden de geçip gittiğini barış'ın izmir'e gideceğini idrak etmemle beraber hissettim.
bu sene herkesten öte sadece o vardı, tek bir sorun bile hatırlatmayan, sadece ama sadece, safça mutlu eden. bütün yıl boyunca yürüdüğümüz mesafeyi toplasak, tek defada yürünebilecek bir yer yok. okyanus falan girer bir de yüzmek zorunda kalırız, o derece.
bütün burjuva dertlerimi bi tarafa salladım şu anda, yok efendim mimarlıktan soğudum yok bi daha aşık olamıycam buhuu bilmem ne. gerçekten gün ışığım, yaşam sevincim barış'tan başka birisi değil. o varsa güzel işte her şey. haydi bir an önce geçsin gerizekalı yaz da yine sorumsuzluğun dibindeki planlar ile iş güç dolu sabahlamalar birbirine girsin, hiç bitmesin, hiç de gitmesin ayrıca. çünkü ben gerçekten o olmadan ne yaparım bilmiyorum.
aptal bi yüzüğüm kırıldı dedikten sonra bana oturup takriben 20 tane yüzük yapacak kimse yok.
beni mutsuz eden erkeklerin arkasından canımı hiç acıtmadan birkaç saat içinde kayıp telafisi yapabilecek kimse yok.
beni benim onu sevdiğim gibi sevdiğinden adım gibi emin olup, bu kadar özlediğim kimse yok.
yanında bu kadar rahat ve aynı zamanda sadece mutlu olduğum kimse yok.
"tekrar görüştüğümüzde kimbilir neler değişmiş olacak" diye benim kadar salakça düşüncelere dalan başka birisi yok.
kahve alırken isim sorulduğunda aniden isimlerimizin artık bonnie ve clyde olduğuna karar verebilecek başka kimse de yok hatta :)
o iyi ki var.
her günümü tek bir hamlede bile bulunmadan güzelleştirme kabiliyeti, iyi ki özellikle onda var.
seviyorum kendisini.
bir gün apansız yine burayı okumaya karar verdiğinde, bunları görüp benimle dalga geçebilirsin. ama you're still in love with clyde bebeyim. atsan atılmaz'ım, buna güvenerek istediğimi söylüyorum. whatcha drinkin?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder