arasında pim gibi, çark gibi bişey olan ama istediğin ölçüye 10 saatte gelen pergel.
aralıksız 1 çizim sınavı, 1 düzadam sınavı, 1 teslim.
sabah içilen ilk şeyin portakal nektarı olması.
bershka'nın insanı 5000 kilo gösteren ayna-ışıklandırma ikilisi.
pull&bear'ın erkek şeysilerinin çok şahane olup, kız şeysilerinin paçoz olması.
bütün mağaza görevlilerinin beni kandırmalarının sadece bir cümleye bağlı olması ("bunu da alırsanız 50 lira gibi bir indirim oluyor, üstelik hediye ürünler de alabiliyorsunuz" ve türevleri ve o fiyatın 294 lira gibi bir şey olması.)
'ya uyuduysa' diye telaş etmeme gerek olmayan ve sürekli yanına gidesim olan tek insanın istanbul'un bana olabilecek en uzak yerlerinden birinde yaşaması ve gece 2de kalkıp gitmek istesem de ilk düşüncemin 'ya nası geri döncem ki sabah okula' gibi bir şey olması. gitmek için önceden ince planlar yapmak zorunda kalmam.
en iyi arkadaş top 3'teki arkadaşlarımdan birinin teknik olarak istanbul'da olan ama aslında hiç de bile istanbul'da olmayan bir yerde yaşaması.
bir diğeri ile görüşemememiz için adeta birilerinin büyü yapması.
bir diğerinin ankara'da mahsur kalması.
telefonumun her şeyi yapması ama 1'den fazla alarmı algılayacak ya da not yazdığımda uyaracak zekaya sahip olmaması.
türksel'in kadın yaşam mesaj servisinden asla kurtulamamam, zırt pırt o servisten mesaj gelmesi ve her defasında 'ayh' diye heyecanlanmam ve her defasında boşa çıkması.
bozuk süt.
hala gösterimdedir sanıp, gitmeye vakit yaratabildiğim anda gösterimden -tabi ki- çıktığını idrak ettiğim filmler.
'ay izliym ben bunu' diye satın alıp sonsuza kadar izleyemediğim filmler.
'ay izliym ben bunu' diye ödünç alıp sonsuza kadar izleyemediğim filmler.
'ay izliym ben bunu' diye satın alıp sonsuza kadar okuyamadığım kitaplar.
'ay izliym ben bunu' diye ödünç alıp sonsuza kadar okuyamadığım kitaplar.
bu şartlar altında rastgele seçilip izlenen 1 adet filmin son derece klişe ve saçma çıkması.
bi kafamın, bi de popomun çok büyük olduğunu apansız-sinsice fark etmem.
havanın benden bile kararsız ve bipolar hali.
bi noktadan sonra kesinlikle gidişatını takip edemediğim kredi kartı ekstresi.
istanbul kart almamaktaki ısrarım vs. toplu taşıma kullanımı mecburiyetim
son dakikada verdiğim 'du ben taksiye biniym daha iyi' şeklindeki bir anlık zevk kararlarım vs 'benim şurda bi 50 liram yok muydu ya' zevk sonrası hesaplaşma anları
istediğim hiçbir sergiye gidecek vaktimin olmayışını dert edecek vaktimin bile olmaması.
sürekli programlı yaşamak zorunda kalmak
bilgisayardaki tüm şarkıları 1 ay içersinde 12 kere filan baştan sona dinleyebilecek kadar çok bilgisayarbaşıvakti geçirmek.
sağ ve solu ayırt edecek kadar bile beynimin kalmaması.
yılbaşının 3 gün sonra olması ama o zamana kadar 1 finalim olması ve daha çalışmamış olmam ve asla bu yılın da bittiğine inanamamak.
az önce penceremin üstüne üstüne uçan martının ağzındaki yarım somun ekmek.
OLMAMIŞ.