follow the white rabbit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
follow the white rabbit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2011 Perşembe

aşk üzerine - değil tabi

şu anda şu saatte oturmuş muhtemelen yine gereksiz bir şeyleri düşünüyorum. feci derecede derin düşünüyorum. müziği susturdum, o derece derin.

şimdi... acaba, herkesin ayrılıkları aynı mı artık? o aynı ne yapacağını bilememek mi şu noktadan sonra? hızlıca alışmak, bir noktada biteceğini gizemli bir şekilde unutmak ve bitince sudan çıkmış balık olmak. hızlı atlatmak ama atlatırken ciddi ciddi aklını kaybetmek.

çünkü ben son iki ayrılığımı, hatta bilhassa son ayrılığımı çirkin yaşadım. ayrılık esnasından bahsetmiyorum, sonrasından. bir anda kendimi palahniuk ya da günday kitaplarından birinin içinde buldum. garipti. hiç alakasız birkaç karşı cins ile yaşanan gereksizliklerin nihayetinde, yine bir erkek ama bu defa çok iyi arkadaşım olan başka bir insanla oturup adeta sonsuza kadar şarap içerken buldum kendimi. artık her şey tamamen bitmiş, saçmalıklarımı da tüketmiş, iyi veya kötü geri kalanları silmiştim ve bir süredir bu konuda herhangi bir sorgulama da yaşamıyordum. kendimi onaramayacağımı sandığım bir noktadan 2-3 hafta içerisinde o vurdumduymaz noktaya gelmiştim. arkadaşım bana dönüp "gerçekten bitmeyeceğini sandığını söyleme bana" dedi. durdum. şaka gibi, evet, gerçekten bitmeyeceğini sanmışım. yine nereden geldiğini bilmediğim başka bir saflık. saflık derken, kötü anlamda söylüyorum. bir şeylerin bitebildiğini unutuvermişim. bunları fark edip, sonra yine unutuyorum. her fark ettiğim şeye aynı muamele. maalesef. huy.

bu aralar hep insanların ayrılık mevzularını dinliyorum. ha bir de şu var, herkes her şeyi bana anlatıyor. tavsiye bekliyor. ne zaman güzel ürünlerim görülmüş bugüne kadar, hangi alanda neyi başarmışım da tavsiye verecek imajı yaratmışım gerçekten hiçbir fikrim yok. üstelik her an her türlü tavsiyeyi verebilirim, ruh halime bağlı. aynı olayı iki alakasız zamanda anlatabilirsin ve ben birinde yalnızca mantığa dayalı, diğerinde aptal bir duygusallığa dayalı tavsiyeler verebilirim. belli de olmuyor. ama teşekkür ederim, tavsiyelerim işe yarıyorsa da ben neden bu haldeyim diye sorabilirim. sormayabilirim de. bilemedim. halimde pek de bir şey yok sanırım. kendi halimdeyim.

yalnızlığı sevdiğimi söylememin bir sebebi var. yalnızken mutlu olduğumu düşündüğümden değil. eğer birisi tarafından sevilirsem, ve sonra biterse, toparlanamayacağımı düşündüğümden. yalnız olmak daha kolay -ya sevgiye ihtiyacın olduğunu fark edersen, ve sonra sevecek kimsen olmazsa? ya bu sevgiden ve ona dayanmaktan hoşlanırsan? ya hayatını ona göre şekillendirirsen ve sonra her şey alt üst olursa? böyle bir acıyı atlatabilir misin? aşkı kaybetmek, bir organ kaybetmek gibi. ölmek gibi. aralarındaki tek fark; öldüğünde her şey sona erer, bu ise sonsuza dek devam edebilir.

geçenlerde bana benim birkaç ay önceki halimi anımsatan sözler söyleyen birisine, "bu anı hiç unutma, bugünü, bu haftayı. bir süre sonra bu süreci içindeki son iyimserliği tükettiğin süreç olarak hatırlayacaksın. duyarsızlaşmadan hemen öncesi" dedim. bak bak. büyümüşüm de neler diyorum. yine de gerçekten öyle, ne yapıp ettiysem olmadı. git gide kaybolan bir şeyler var. nedir bilmiyorum. nihayetinde ben yaşayacağımı yaşadım, çok da güzel yaşadım, haydi kızlar okula dedim geçtim. oysa ki, varlığına inanmak istediğim erkeklerden yanıbaşımda mevcut.

mert dedi ki, o erkekleri şimdi böyle odunlaştıran yine ben ve benim gibilermiş. evet bunu dedi. "benim gibi romantik, şiirler yazan erkekleri sen ve senin gibiler böyle odunlaştırdı şimdi de şikayet ediyosunuz yok bilmem ne.." dedi. bu ve bunun gibi şeyler dedi. "doğrusun da yapcak bişey yok" dedim. öyle de enseye şaplak bi insanım. şaka şaka. "ama gençlik işte ıkk ıhhm..." dedim. sonra konuşma iki gün iki geceye yayıldı ve ben küstüm. hatta trip atarken uyuyakalmışım. sonra barıştık. hayat çünkü. haklı mı? haklı. ben de haklıyım bi yandan.

uykum geldi şimdi.

bilmiyorum. belki de artık insanların yarısı ayrılığı kaldıramıyor. hani, her şey daha gerçek olduğundan mı yoksa bundan mı emin olamıyorum. belki eskiden de ağırdı ayrılık ama artık çok sis altında kaldı ve hatırlamıyorum. bilmiyorum derken ciddiyim, bilmiyorum. sadece düşünmek ilginç geliyor. o yüzden burada belli bir düzen takip etmeden sadece düşünmeme eşlik eden bir şekilde yazdım gitti. şimdi de izi kaybettim gibi ve uyumaya gidiyorum. yarın işim gücüm var, 9da uyanıp araba kullanacağım. ve muhtemelen geri geri giderken kolum nihayet kopup düşecek. çok acıyo, nedendir anlamadım. neyse hadi tuttun beni.

8 Haziran 2010 Salı

ölürsem kabrime gelme desem yalan olur

havanın etkisiyle mi bilmiyorum, dün resmen oturup kendi cenazemi planladım. çok fazla dizi izlememin de payı olabilir. cenazemden sonra evde bol bol lucy in the sky with diamonds dinlensin istiyorum. hani cidden o esnada in the sky with diamonds olurum çünkü. bi de tatlı olarak karamelli sundae dağıtılsın istiyorum. 7 gün sonra da bizimkiler standart buluşma yerimize gidip her zamanki içeceklerini içsinler ve gizem'in aldığı pastadan yesinler istiyorum. dilara arada bi beni ziyaret etsin ama yanında kocaman poşette browniler filan olsun, her zamanki şeyler işte. onları yerken bana olanları anlatsın. duyarım ben, çok inandım.
bunun dışında en sevdiğim çiçek papatya, bunu aklından çıkarmasın kimse.
daha fazla detaya girmicem şimdi bu kadar ruh hastası imajı yeter sana. ama evet oturup bunu düşündüm. yine de ısrar ediyorum bence herkes kısa ve kapsamsız da olsa "ben ölünce....." diye düşünüyodur. kimse kimseyi kandırmasın şimdi. öptüm.

17 Mart 2010 Çarşamba

nasip, kısmet

şu uyku tutmayan gecelerde kendi kendime diyorum ki eve niyet tavşanı mı alsam. böyle sıkıldıkça niyet çektir, sıkıldıkça sev.

hareket planım da hazır: öncelikle bir koli falım sakız alıcam. sonra artık bi kısmını çiğner miyim ne yaparım bilmiyorum ama fal yazan ambalajlarını alıp katlıcam koyucam bi kutunun içine. fenerbahçe parkından kovalamak suretiyle çalacağım bir adet bembeyaz akça pakça tavşanı da koyucam karşısına, çeksin oradan işte.

evet, biliyorum, direk falım sakız da çiğneyebilirim ama hem evcil hayvan sevgimi hem de fal eğlencesini karşılayacak bi aktivite olup çıktı işte.

peki ya siz sokaktaki niyet tavşanlarına niyet çektirmenin minimum 5 lira olduğunu biliyor muydunuz? 10 lira olanını bile gördüm ben.

hıhı, mimarlıktan medet ummayacak noktaya gelirsem işi ticarete bile dökebilirim. geceleri sıkıldıkça kendime niyet çektiririm, gündüzleri de kadıköydeki bimilyon çiçekçilerinin ya da boğanın altındaki çiçekçilerin yanına yerleşirim.

sonuç: küçüklüğümden beri tavşana niyet çektirmedim ya, çok özeniyorum.
Web Analytics Real Time Web Analytics