random etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
random etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2011 Salı

gospel tadındayım

¨¨ sometime around midnight, pis bi şarkısın. ve dinlemeden yapamıyorum.

¨¨ bazen durup dururken bi şişe sudan filan deniz kokusu geliyo, alakasız yerlerde. veya limon kolonyası kokusu geliyo. en sevdiğim ve en tiksindiğim iki koku, peşimdeler bence.

¨¨ bi de sayın nk'nın ilk parfümü geliyo bazen çat diye. daymındz mıydı neydi? "ruhu benimle heral, canıms, astral şey" diyorum ve o kokuyla hayatıma devam ediyorum.

¨¨ istanbul seni köpek gibi özledim. al itiraf ediyorum. kadıköy deyince içimde bir sızı. kalbimde bir burukluk.

¨¨ bi de bu sene çıldırıp değişik geçebilir gibi geldi. yıllık iniş çıkışlarıma göre hayat planım kenarda hazır duruyodu benim, şimdi işin yoksa baştan plan yap. vallahi yapmam, spon tanesi gibi yaşarım. aha ahaha espri.

¨¨ i see what you did there.

¨¨ yeni bişeyler alasım var. kartımın borcunu bile ödemiş değilim. ne alacağımı bile bilmiyorum. ama abajur bile alsam olur. bi kere yapmıştım, ne alacağımı bilmeden alışverişe çıkıp etekten tut lambaya kadar bir sürü saçmalık alıp gelmiştim. turuncu tüylü uzun bi lamba almıştım. ne ayakmışım acaba.

¨¨ odamdaki kırmızı koltuğu nasıl da bi özledim. ona oturup hayatın anlamını bulmaya çalışıp sonra sigara içip çay demlemeye karar verişlerimden doğdum ben, siz küllerinizden doğarken.

¨¨ jay jay johanson hep çok üzgün gibi geliyo bana. hep biri çok adice bişey yapmış gibi o adama sanki. niye öyle.

¨¨ bu ara sigarayı bırakmamı daha sık önerir oldular. ama sigarayı bırakırsam bi yerlerim düşücekmiş gibi geliyo. artık o benim bi parçam, elimin 6. parmağı gibi oldu bence.

¨¨ bence fal bakmak uğursuzluk getiriyo. ne zaman bi fal bakılsa hayatım birbirine giriyo. kendim de baksam aynen. yazı-tura'dan devam edeyim diyorum artık.

¨¨ şimdi bi de bu aylar filan geçicek yılbaşı gelicek dimi? sıkıntı. ben doğum günüm geçer geçmez bir sonraki kutlanabilir gün olan yılbaşını düşünmeye başlıyor ve stres oluyorum. ne manyak insanım.

¨¨ bugün çok film izledim. liseden beri bi günde bu kadar çok film izlememiştim. sömestrda bi günde 327894 film izlediğim olmuştu ama onlar chick flick'ti hep. bu sefer chick flick izlemedim. çünkü içimi sıkıyolar.

¨¨ kızların çok kızsal şeyler düşünmesi hayra alamet değil, ben diyeyim. friends'de bi bölümde chandler richard'a "you made my woman think!!" diye atarlanıyodu ya, adam haklı. şimdi kızma bana sevgili hemcins ama bizim düşünmemiz vallahi hayra alamet değil. bizim hayra alamet olan halimiz kızsal tasalarımızı bi kenara koymuş halimiz. net bu. sen de biliyosun sevgili hemcins. ben delirip kızsal düşüncelerimi sana açtığımda sen bile deliriyosun hemcins. beni anladığın halde deliriyosun. şimdi o erkek, sen karşısına geçip 1 saattir düşündüğün ama 12 yıldır düşünüyormuşçasına dolduğun mevzuları bir bir sıralayınca nasıl eblemesin.

¨¨ film önersenize, izleyeyim.

¨¨ etrafımdaki obsesif insan sayısının gizemli bir şekilde artmasıyla beraber, obsesyonlarımı viking usulü cenazeyle uğurladım galiba. baya da obsesif insandım ha. şimdi üzerimde gereksiz bi gevşeklikle yaşıyorum. ayda 7 gün toplu negativite ile bünyemden atıyor olabilirim. çünkü bu zamana kadar hiç böylesi hardcore pms yaşamışlığım yoktu. standart derecede aklımı yitiriyor, sonra bir kısmını geri kazanıyordum. şimdi ise aklım komple gidiyor, sonra 5 karış havaya geri gelip orada 21 gün kendi kendine takılıyor.

¨¨ biri bana ninni söylesin, öyle uyuyayım istiyorum. hayattan isteklerim hep böyle garip tatlar ve dokular.

¨¨ bir de rüyamda öyle olmayacak şeyler görmek istemiyorum. çünkü uyanınca aldatılmış gibi oluyorum. "ya 5 dakika önce ben kimle... saçlarım canıığğğm" kafası yaşıyorum. mesela rüyamda her şey bedava ve para diye bişey yok, ama uyanınca kartımın limitinin dopdolduğu dünyaya geri dönüyorum. rüyamda istanbul'daki odamdayım, uyanınca ise değilim. rüyamda evde börek var, uyanınca yok. o esnada ben kahvaltıya poğaçalar, börekler, çikolatalar, püskevitler ve 23 çeşit reçel beklemişim, uyanınca sevmediğim bi peynirle bakışıyoruz. öyle garip ve barzo bi peynir ki o sevilmeyen peynir, adeta birazdan bana "naptın nettin hacı? raad uyudun mu la?" diyecek ve cevabı dinlemeden bi bira açıp tam da benim oturmak istediğim koltuğa çöreklenecek. diyeceğim şu ki, böyle über rüya göreceksem de rüyama gizemli bir şekilde ian somerhalder girip "bu rüya bak, inanma, yoğsam ben olur muydum. haha gotcha;);)" desin ve gitsin.

¨¨ ian'ı bu görev için seçmemin sebebi uyanınca gittiğine üzülecek kadar da anlamlı bulmadığım içindi. kendime ağır bir darbe indirmek istemedim.

¨¨ friends izleyerek sızacağım. ortada bir ninni göremiyorum.



not: balığım sadettin'in ölümünden de bahsetmek isterdim ama, gerçekten üzülüyorum. o, vlcplayer sembolü gibi olan rengiyle kalbimde yaşıyor. ona hiç veda etmeyeceğim. intihar çok büyük günah sadettin. sen benim gibi değildin, dini bütün bir balıktın, ramazan günü doğmuştun. benim pms'imden etkilenip kendini atmamalıydın. bağrımda taş ile geziyorum sadettin. seni gerçekten sevmiştim. 

21 Ağustos 2011 Pazar

670

o değil de, şu an ölsem baya atraksiyon yaşamaz mıydık?
ben yaşamazdım gerçi.
çünkü ölmüşüm.
teknik olarak yaşayamam.
kesin siz de yaşamazdınız.
fak yu.
ya da yaşar mıydınız?
biraz yaşardınız ya belki?
azcık?
ölmüşüm ya bi şaşırırdınız bence.
şu an ölsem üzülecek 10 kişi bulabilirim. feysbuk grubu.
670. kayıt olarak çok özel bi kayıt oldu bence.
delirmiş

vikudhevheditol

böyle dünyaya çok pis sinirliyim sanıyorum. sonra bi bakıyorum tarihin farkında değilim. pms'miş meğerse. "bitch, please." veya "dude, chill" diyorum kendime sonra. çünkü ömrüm 9gag'de geçiyor.

hayır yine çok neşeli değilim, bi dünyaya öfke kusma durumu var. sonra aniden sevgim patlayıveriyo birilerine bi duygulanıyorum. somewhere over the rainbow oluyorum. sonra o da geçiyo yine sinirleniyorum. ama nasıl bi sinir böyle aklın durur. sonra yine biri bişey yapıyo sevgi doluyorum. birkaç gün sonra nispeten sabit duygulara ulaşacağım.

normalde benim herkese durduk yere sevgim patlar ama bugün sağolsun arkadaş dost bana sevgi kustular durduk yere. canlarım benim. bi sevindim bişeyler oldu.

öte yandan sigaram bitiyor, kanayan bir yara.

bağıra bağıra rolling in the deep söyleyesim geliyor.

ben gökçeada'ya gidiyorum a dostlar. datça da bi yere kadar. sonra istanbul, planladığımdan erken.

bi de buradan sıkıldım. hep aynı. biraz imaj değiştirse, ne bileyim facebook gibi atarlı olsa. yıllar önce geldim o gün bugündür değişmedi. bi işte blogspottu adı blogger oldu. daha şu fontta yazarken blog açmışlığım vardı oysa, yine aynı hep aynı. o bloglar nerede acaba kapattım mı halleri nicedir. tıpkı allah gibi yaratıp takip etmedim ne yalan söyliym.

26 Mayıs 2011 Perşembe

aşk üzerine - değil tabi

şu anda şu saatte oturmuş muhtemelen yine gereksiz bir şeyleri düşünüyorum. feci derecede derin düşünüyorum. müziği susturdum, o derece derin.

şimdi... acaba, herkesin ayrılıkları aynı mı artık? o aynı ne yapacağını bilememek mi şu noktadan sonra? hızlıca alışmak, bir noktada biteceğini gizemli bir şekilde unutmak ve bitince sudan çıkmış balık olmak. hızlı atlatmak ama atlatırken ciddi ciddi aklını kaybetmek.

çünkü ben son iki ayrılığımı, hatta bilhassa son ayrılığımı çirkin yaşadım. ayrılık esnasından bahsetmiyorum, sonrasından. bir anda kendimi palahniuk ya da günday kitaplarından birinin içinde buldum. garipti. hiç alakasız birkaç karşı cins ile yaşanan gereksizliklerin nihayetinde, yine bir erkek ama bu defa çok iyi arkadaşım olan başka bir insanla oturup adeta sonsuza kadar şarap içerken buldum kendimi. artık her şey tamamen bitmiş, saçmalıklarımı da tüketmiş, iyi veya kötü geri kalanları silmiştim ve bir süredir bu konuda herhangi bir sorgulama da yaşamıyordum. kendimi onaramayacağımı sandığım bir noktadan 2-3 hafta içerisinde o vurdumduymaz noktaya gelmiştim. arkadaşım bana dönüp "gerçekten bitmeyeceğini sandığını söyleme bana" dedi. durdum. şaka gibi, evet, gerçekten bitmeyeceğini sanmışım. yine nereden geldiğini bilmediğim başka bir saflık. saflık derken, kötü anlamda söylüyorum. bir şeylerin bitebildiğini unutuvermişim. bunları fark edip, sonra yine unutuyorum. her fark ettiğim şeye aynı muamele. maalesef. huy.

bu aralar hep insanların ayrılık mevzularını dinliyorum. ha bir de şu var, herkes her şeyi bana anlatıyor. tavsiye bekliyor. ne zaman güzel ürünlerim görülmüş bugüne kadar, hangi alanda neyi başarmışım da tavsiye verecek imajı yaratmışım gerçekten hiçbir fikrim yok. üstelik her an her türlü tavsiyeyi verebilirim, ruh halime bağlı. aynı olayı iki alakasız zamanda anlatabilirsin ve ben birinde yalnızca mantığa dayalı, diğerinde aptal bir duygusallığa dayalı tavsiyeler verebilirim. belli de olmuyor. ama teşekkür ederim, tavsiyelerim işe yarıyorsa da ben neden bu haldeyim diye sorabilirim. sormayabilirim de. bilemedim. halimde pek de bir şey yok sanırım. kendi halimdeyim.

yalnızlığı sevdiğimi söylememin bir sebebi var. yalnızken mutlu olduğumu düşündüğümden değil. eğer birisi tarafından sevilirsem, ve sonra biterse, toparlanamayacağımı düşündüğümden. yalnız olmak daha kolay -ya sevgiye ihtiyacın olduğunu fark edersen, ve sonra sevecek kimsen olmazsa? ya bu sevgiden ve ona dayanmaktan hoşlanırsan? ya hayatını ona göre şekillendirirsen ve sonra her şey alt üst olursa? böyle bir acıyı atlatabilir misin? aşkı kaybetmek, bir organ kaybetmek gibi. ölmek gibi. aralarındaki tek fark; öldüğünde her şey sona erer, bu ise sonsuza dek devam edebilir.

geçenlerde bana benim birkaç ay önceki halimi anımsatan sözler söyleyen birisine, "bu anı hiç unutma, bugünü, bu haftayı. bir süre sonra bu süreci içindeki son iyimserliği tükettiğin süreç olarak hatırlayacaksın. duyarsızlaşmadan hemen öncesi" dedim. bak bak. büyümüşüm de neler diyorum. yine de gerçekten öyle, ne yapıp ettiysem olmadı. git gide kaybolan bir şeyler var. nedir bilmiyorum. nihayetinde ben yaşayacağımı yaşadım, çok da güzel yaşadım, haydi kızlar okula dedim geçtim. oysa ki, varlığına inanmak istediğim erkeklerden yanıbaşımda mevcut.

mert dedi ki, o erkekleri şimdi böyle odunlaştıran yine ben ve benim gibilermiş. evet bunu dedi. "benim gibi romantik, şiirler yazan erkekleri sen ve senin gibiler böyle odunlaştırdı şimdi de şikayet ediyosunuz yok bilmem ne.." dedi. bu ve bunun gibi şeyler dedi. "doğrusun da yapcak bişey yok" dedim. öyle de enseye şaplak bi insanım. şaka şaka. "ama gençlik işte ıkk ıhhm..." dedim. sonra konuşma iki gün iki geceye yayıldı ve ben küstüm. hatta trip atarken uyuyakalmışım. sonra barıştık. hayat çünkü. haklı mı? haklı. ben de haklıyım bi yandan.

uykum geldi şimdi.

bilmiyorum. belki de artık insanların yarısı ayrılığı kaldıramıyor. hani, her şey daha gerçek olduğundan mı yoksa bundan mı emin olamıyorum. belki eskiden de ağırdı ayrılık ama artık çok sis altında kaldı ve hatırlamıyorum. bilmiyorum derken ciddiyim, bilmiyorum. sadece düşünmek ilginç geliyor. o yüzden burada belli bir düzen takip etmeden sadece düşünmeme eşlik eden bir şekilde yazdım gitti. şimdi de izi kaybettim gibi ve uyumaya gidiyorum. yarın işim gücüm var, 9da uyanıp araba kullanacağım. ve muhtemelen geri geri giderken kolum nihayet kopup düşecek. çok acıyo, nedendir anlamadım. neyse hadi tuttun beni.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

laki


lucky iki gündür türkiye'de. 
barış benden önce aldı.
is this real life? 

31 Ocak 2011 Pazartesi

kimse de blog yazmasın

topluca kaçalım e mi.

ya ben yine sadece 1 gün yatım yatım yattım da hemen iş güç hemen ders seçimi geldi hiç gezemedim gibi hissediyorum, napıcaz?

bak bunu söyleyince bütün yazasım kaçtı, hepsi hepsi kaçtı. topluca kaçalım e mi kısmına geri döndüm. sevgiler.

31 Aralık 2010 Cuma

ha?

şu an sana çok çılgın bir yerlerden sesleniyorum. db ile aile zamanı yapıyorum. evet. valla. bilgisayar da benim değil zaten. odada küllük de yok, ilaç kutusuna kül döküyorum. yatak örtüsü biraz kaşındırıyor. hazırlandıktan sonra aile yemeğine gidilecekmiş. artık resmi olarak çiftiz bence. önce benim ailemle vakit geçirdik, şimdi onun ailesiyle. gece de metreslerimize gidicez. hohoho. (yılbaşı özel gülüşü)

bi kere dün de herkeslere söyledim, bence bugün yılbaşı filan değil. böyle 19 kasım gibi bir gün. hatta sabah yediğim çilekler ve pencereden dışarı baktığımda gördüğüm güneşli hava sayesinde bir anda 16 nisan oldu da bitti maşallah.

hava da içime sinmiyor ki. tamam kar yağmasın tamam ok tamam. ama en azından şu ana kadar beni alıştırabilirdi,  bak kanka ben aralığım taam mağ diyebilirdi bana. oysa ki hava durumu ekimde kaldı benim için. ama bir gün ocakmış gibi yapıyor, bir gün de nisanmış gibi yapıyor şimdi işte. vallahi kırdı kafayı. kırdı kırdı.

yazasım kaçtı şimdi bak. akşam ne yapacağımı bile idrak edebilmiş durumda değilim tam. şu an burada oturdum kaldım bence ben. akşam 6 gibi de sızarım gibi geliyor. umarım sızmam tabi.

neyse ya. sene özeti falan yapmaya çalışmıyorum. çünkü çok çılgındı. cidden bak, biliyosun zaten. hadi iyi seneler. severim seni.
Web Analytics Real Time Web Analytics