medley etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medley etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2011 Salı

gospel tadındayım

¨¨ sometime around midnight, pis bi şarkısın. ve dinlemeden yapamıyorum.

¨¨ bazen durup dururken bi şişe sudan filan deniz kokusu geliyo, alakasız yerlerde. veya limon kolonyası kokusu geliyo. en sevdiğim ve en tiksindiğim iki koku, peşimdeler bence.

¨¨ bi de sayın nk'nın ilk parfümü geliyo bazen çat diye. daymındz mıydı neydi? "ruhu benimle heral, canıms, astral şey" diyorum ve o kokuyla hayatıma devam ediyorum.

¨¨ istanbul seni köpek gibi özledim. al itiraf ediyorum. kadıköy deyince içimde bir sızı. kalbimde bir burukluk.

¨¨ bi de bu sene çıldırıp değişik geçebilir gibi geldi. yıllık iniş çıkışlarıma göre hayat planım kenarda hazır duruyodu benim, şimdi işin yoksa baştan plan yap. vallahi yapmam, spon tanesi gibi yaşarım. aha ahaha espri.

¨¨ i see what you did there.

¨¨ yeni bişeyler alasım var. kartımın borcunu bile ödemiş değilim. ne alacağımı bile bilmiyorum. ama abajur bile alsam olur. bi kere yapmıştım, ne alacağımı bilmeden alışverişe çıkıp etekten tut lambaya kadar bir sürü saçmalık alıp gelmiştim. turuncu tüylü uzun bi lamba almıştım. ne ayakmışım acaba.

¨¨ odamdaki kırmızı koltuğu nasıl da bi özledim. ona oturup hayatın anlamını bulmaya çalışıp sonra sigara içip çay demlemeye karar verişlerimden doğdum ben, siz küllerinizden doğarken.

¨¨ jay jay johanson hep çok üzgün gibi geliyo bana. hep biri çok adice bişey yapmış gibi o adama sanki. niye öyle.

¨¨ bu ara sigarayı bırakmamı daha sık önerir oldular. ama sigarayı bırakırsam bi yerlerim düşücekmiş gibi geliyo. artık o benim bi parçam, elimin 6. parmağı gibi oldu bence.

¨¨ bence fal bakmak uğursuzluk getiriyo. ne zaman bi fal bakılsa hayatım birbirine giriyo. kendim de baksam aynen. yazı-tura'dan devam edeyim diyorum artık.

¨¨ şimdi bi de bu aylar filan geçicek yılbaşı gelicek dimi? sıkıntı. ben doğum günüm geçer geçmez bir sonraki kutlanabilir gün olan yılbaşını düşünmeye başlıyor ve stres oluyorum. ne manyak insanım.

¨¨ bugün çok film izledim. liseden beri bi günde bu kadar çok film izlememiştim. sömestrda bi günde 327894 film izlediğim olmuştu ama onlar chick flick'ti hep. bu sefer chick flick izlemedim. çünkü içimi sıkıyolar.

¨¨ kızların çok kızsal şeyler düşünmesi hayra alamet değil, ben diyeyim. friends'de bi bölümde chandler richard'a "you made my woman think!!" diye atarlanıyodu ya, adam haklı. şimdi kızma bana sevgili hemcins ama bizim düşünmemiz vallahi hayra alamet değil. bizim hayra alamet olan halimiz kızsal tasalarımızı bi kenara koymuş halimiz. net bu. sen de biliyosun sevgili hemcins. ben delirip kızsal düşüncelerimi sana açtığımda sen bile deliriyosun hemcins. beni anladığın halde deliriyosun. şimdi o erkek, sen karşısına geçip 1 saattir düşündüğün ama 12 yıldır düşünüyormuşçasına dolduğun mevzuları bir bir sıralayınca nasıl eblemesin.

¨¨ film önersenize, izleyeyim.

¨¨ etrafımdaki obsesif insan sayısının gizemli bir şekilde artmasıyla beraber, obsesyonlarımı viking usulü cenazeyle uğurladım galiba. baya da obsesif insandım ha. şimdi üzerimde gereksiz bi gevşeklikle yaşıyorum. ayda 7 gün toplu negativite ile bünyemden atıyor olabilirim. çünkü bu zamana kadar hiç böylesi hardcore pms yaşamışlığım yoktu. standart derecede aklımı yitiriyor, sonra bir kısmını geri kazanıyordum. şimdi ise aklım komple gidiyor, sonra 5 karış havaya geri gelip orada 21 gün kendi kendine takılıyor.

¨¨ biri bana ninni söylesin, öyle uyuyayım istiyorum. hayattan isteklerim hep böyle garip tatlar ve dokular.

¨¨ bir de rüyamda öyle olmayacak şeyler görmek istemiyorum. çünkü uyanınca aldatılmış gibi oluyorum. "ya 5 dakika önce ben kimle... saçlarım canıığğğm" kafası yaşıyorum. mesela rüyamda her şey bedava ve para diye bişey yok, ama uyanınca kartımın limitinin dopdolduğu dünyaya geri dönüyorum. rüyamda istanbul'daki odamdayım, uyanınca ise değilim. rüyamda evde börek var, uyanınca yok. o esnada ben kahvaltıya poğaçalar, börekler, çikolatalar, püskevitler ve 23 çeşit reçel beklemişim, uyanınca sevmediğim bi peynirle bakışıyoruz. öyle garip ve barzo bi peynir ki o sevilmeyen peynir, adeta birazdan bana "naptın nettin hacı? raad uyudun mu la?" diyecek ve cevabı dinlemeden bi bira açıp tam da benim oturmak istediğim koltuğa çöreklenecek. diyeceğim şu ki, böyle über rüya göreceksem de rüyama gizemli bir şekilde ian somerhalder girip "bu rüya bak, inanma, yoğsam ben olur muydum. haha gotcha;);)" desin ve gitsin.

¨¨ ian'ı bu görev için seçmemin sebebi uyanınca gittiğine üzülecek kadar da anlamlı bulmadığım içindi. kendime ağır bir darbe indirmek istemedim.

¨¨ friends izleyerek sızacağım. ortada bir ninni göremiyorum.



not: balığım sadettin'in ölümünden de bahsetmek isterdim ama, gerçekten üzülüyorum. o, vlcplayer sembolü gibi olan rengiyle kalbimde yaşıyor. ona hiç veda etmeyeceğim. intihar çok büyük günah sadettin. sen benim gibi değildin, dini bütün bir balıktın, ramazan günü doğmuştun. benim pms'imden etkilenip kendini atmamalıydın. bağrımda taş ile geziyorum sadettin. seni gerçekten sevmiştim. 

30 Haziran 2011 Perşembe

30062011

¨¨ lomo'dan neler çıkmış yarın göreceğim. heyecanlı. sürekli aynı kişiyi çektiğim için sapık sanma ihtimalleri mevcut.muş.

¨¨ sigara içmelere doyamıyorum. iç iç bitiremedim. sağlığa zararlı.

¨¨ ne ipodun şarjı var, ne telefonun, ne bilgisayarın. neyse ki bilgisayar konusunda çabuk pes edip şarja taktım. telefon ve ipod yarın sıkıntı yaratacak, evden istediğim saatte çıkabilmemi imkansız hale getirecek. yine de popomu şu ancüezde kaldırmaya yeğlerim.

¨¨ hayatıma yeni giren erkek sıkıntı yaratıyor. güven sorunum var. işin yoksa en baştan tanı. ben de o yüzden iki adım atıp sonra beziyorum. bi arkadaşım gidip tanıyıp bana rapor verse diyeceğim, o da olmaz galiba.

¨¨ birinden çok hoşlanırsam ve bu hoşlantı ilerleyecek gibiyse, yemin ediyorum midem bulanıyor. ara sıra adama bakıp kuscak gibi oluyorum. bi de çok hoşlandığım insanın yüzünü hatırlayamama sıkıntım var zaten. bu nasıl hoşlantı arkadaş. nefret ettiğim insana dair part-1 gibi.

¨¨ sonra aşık olunca da önünü alamıyoruz. her şeyin bokunu çıkarıcam ya. ondan.

¨¨ dün gece rüyamda bruno mars sevgilimdi ve ben engellenemez bi biçimde maketlerimi taşıttım kendisine. bilinçaltına gel.

¨¨ bugünlerde insanlara bi anda deli gibi sinirlenip 5 dakika sonra şefkat patlaması yaşıyorum. balans problemi.

¨¨ beyonce'nin antep hamam bişey şarkısına göbek attığı ve hele hele diye dans ettiği video. hayda.

¨¨ bugün dilara'yı sevgilim sandılar bence. soyunma kabinini aralayıp bana öpücük göndermesinin ardından ben de yanına kabine girdim.

¨¨ you and me alone, sheer simplicity.

¨¨ özünde çok işim var.

¨¨ ...unuttum lan.

19 Haziran 2011 Pazar

190611-0222

uf. tamam. iç sıkıntısıyla birlikte, al. ben de sansürlersem, nereye kadar. en sansürlüyü sildim, alabilirsin.

bugün koltuk baktım, kanepe baktım, hiç de bişey bulamadım. ikea haricinde her yer çok saçma galiba cidden. çünkü ikea evimizin her şeyi.

ian somerhalder ise twitter'ımın her şeyi. nası bi adam o yahu.

bir de biriyle görüşmeye başlamam ve eski sevgilimin arkadaşı çıkması ama bunu 1 hafta sonra fark edip sonra da eski sevgilim olduğunu söyleyememem. "ha.. arkadaşım o benim ya." deyip geçmem. gariplikler. şimdilik arada kaynadı. kısmet.

makete deli gibi sabahlayıp hocaya götürüyosun bi de mesela, diyo ki "bundan 10 tane filan olsa iyiydi, yeni bişeyler dener dener atardın kenara" ya bi git allasen, deli mi ne.

ben bacardi sevmezdim ya. bugün sevdim.

24 Mart 2011 Perşembe

karman çorman

son günlerde ne de çok sinir oluyorum. huy değişimlerim iyice çığrından çıktı.
hani eskiden, böyle dönem dönem her şeye ağlar zırlardım. "alllöeöaleöaaööömmm negzel bişi dedi röhühühühüh" gibi hallerim yerini "ne dedin sen çaaaaaaaatt" gibi hallere terk etti de gitti.
bugün essay yazarken bile belli bi noktada atar yapıp, şu şu demek değildir bu bu anlama gelmiyo taağam mı? falan gibi yerlere kaydım.
yanımda oturan çocuğa ise dersin ortasında aniden kalkıp uçan tekme attım.
tabi ki sadece zihnimde.

bi de telefonumun söylediğine göre coca cola'da 210 kalori, beck's isimli -en sevdiğim- birada ise 55 kalori varmış. e ben bi daha kola içer miyim şimdi.

bi de hazır gıda sohbeti yapıyoruz şekerim bak bolero denen şeyin muzlusuna bayılmıştım ben didim'de ilk yediğimde. işte ne kadar oldu artık bilmiyorum bir ay mı dört ay mı beşbin gün mü neyse baya oldu. bugün aldım yine oh dedim iki tane alırım madem sinirliyim yerim bence ben bunları zamanla dedim. pöehrt! ne de iğrenç bişeymiş. sözlerimi geri alamam diye bi dünya yok, alırım, aldım. o ne olum? yemeyin. ananas yiyin. ananas ne güzel meyve, canımdan bir parça, söküp atamam ananası.

bugün uzun zamandan sonra okulda mavi diye isimlendirilen yere öğlen yemeğine gittim, arkadaşların çağırıyorsa gidiceksin bebişim. her neyse. ben tabi geçen gün bütün paramı tükettiğim için yemek yiyemezdim. bozuk paralarımdan 1tl bulup buluşturup barış'tan bana kola almasını istedim (beck's yoktu). herkes sırada beklerken, başka arkadaşlarım beni masalarına çağırdılar: "çok moralsiziz cansu, bi otur da iki neşemizi yerine getir" diye. adeta bir konsomasyon fırtınası başladı o an. masa masa gezdim cidden de. şakalar komiklikler. bir de bugün çok suskunmuşum diye bir tepki almıştım yemeğe giden yolda yürürken. barış da dedi ki sen onu dün görseydin dedi.

bi de çantamda ne zaman çakmak arasam elime tavşan dahi geliyor da, asla çakmak gelmiyor. sırf bu sebepten çantamda 3 çakmak vardı bugün yine, ve yine bulamadım.

ayrıca da bence günler çok kısa. yine 6 saat sonra kalkmam lazım. sonra neden sinirliyim diye oturup düşün işte. zaten manyak manyak rüyalar görüyorum o uyuduğum süre küçükceylanlığı da geçip kaldı mı sana bit kadar.

bi de konuşmayı kestiğin insanın facebooktan zırtını pırtını beğenmesi neyin kafası?

bi de itiraf ediyorum bugün derste sunum yapan erkeklerden birinin omuzlarına bakmalara doyamadım, yetmedi eve gelince facebooktan da arayıp tarayıp bulup açıp baktım. böyle anlarda sanal bir dedektif kesiliyorum ya, sorunlarım var bence. hep abrienda arkadaşımızın yüzünden. allasen bana yolladığı fotoğrafa bak:

adam levine

bi de bunu barış'a yolladım bana cevaben öncelikle bir james franco fotoğrafı yolladı. o an itibariyle bir tuhaflıklar yaşamaya başladım ve hala durduramamışım demek ki, zavallı çocuğun omuzlarına kadar devam ettim. korktum kendimden.

hadi uyuyalım.

ps: keşke başlığı merhaba ben ergenlikteyim falan gibi bir şey yapsaymışım. yaşandı bitti saygısızca.



9 Mart 2011 Çarşamba

o değil de.

-bazı insanların, böyle ne bileyim işte bazı kocaman kocaman insanların sığlıkları beni çılgınca şaşırtıyor.

-bazı duyguların geliyorum dediğini duyar gibi olunca nasıl korkuyorum anlatamam. misal yepyeni birine, tanıdık bir şeyler hissetmeye başladığım zaman "nereden tanıdık ki bu hisler" diye düşünüyorum, buluyorum, tehlikenin farkına varıyorum. ödüm kopuyor.

-bazı insanlara da benim kadar sık ve abuk cisimlerden elektrik çarpıyor mu çok merak ediyorum.

-bazı insanların hayatlarını çok merak ediyorum. misal o tiki diye andığımız insanların hayatlarını. yo yo kınamak için demiyorum bak. cidden, her şeyimiz o kadar farklı ki, normal yaşantılarını baya merak ediyorum. bi de bugün sınıfta "bence günlük olsun, blog olsun böyle şeyler yazan insan ya platonik aşıktır ya da hiç arkadaşı yoktur" diyen çocuğun hayatını öyle bi merak ediyorum ki, öyle böyle değil. ömrümde ilk defa beni onca kişinin içerisinde sinirle kendisine döndürüp "insanın başka düşünceleri olamaz mı acaba?!?" diye çemkirtti. o an kendimi sebepsizce nietzsche sanmış olmam bir yana, bir genç kızın gizli defteri de değilim. neler yaşıyo o çocuk, meraklardayım. ya da öyle diyeceğime sessizce arkamı dönüp "die, die you idiot!" deyip tuhaf şekilli mimarlar odası ajandamı kafasına, odun gibi kalemimi de gözüne mi fırlatsaydım. ihtimaller, ihtimaller...

~~

-yıllar sonra, tıpkı öss senesiymişcesine msn'e girmeye başladım. (ha tabi ki ben normal bir öss hazırlığındaki öğrenciden farklı olarak, takriben 19:00-03.00 arası msn ile vakit geçirmeyi en sevdiğim hobim ilan etmiştim) nasıl şuursuz bir sosyalleşme halidir o. garip geldi şimdi.

-yıllar sonra, ucu küt olmuş kalemle yazı yazmak zorunda kaldım bugün. en son ilkokul 2. sınıftayken başıma gelmişti. gerçekten bir insanın başına gelebilecek en kötü 10-15 şeyden biri bence.

-yıllar sonra, tamam 2 yıl sonra, bugün kar yağması bana eskisi kadar huzur verdi. neşeden elimde holga ile koşa oynaya zıplaya fotoğraf çektim. köpeklere yavşadım, ne bileyim neşe doldum işte.

-yıllar sonra, kafamda şahsi soundtrack duydum. en son, lisede nöbetçiyken muazzam sisli bir günde çamlığa yürürken kafamda blind guardian'ın şu an anımsayamadığım bir şarkısını duymuştum. bugün, şu anki okulumun çamlığında yürürken blue moon duydum. evin kapısından girdiğimde hala devam ediyordu. bir ara kendimi kaptırıp cidden sokakta bağıra bağıra söylediğimi ama fark etmediğimi düşünüp çok korktum.
bu arada kat nöbetçisi olmak falan diye bişey vardı, cidden de vardı, tey tey. sınıf defterlerini toplardın falan. neyse konumuz bu değil.

bugünlük böyle bişey.

28 Şubat 2011 Pazartesi

wtfc.

facebook iyice kafayı kırdı. it girl açılmıyo al dans eden köpek izle dedi bana. deli mi ne ayol.

\\ bi de gün gelir de bi defasında tivitırda olduğu gibi facebookta da herkesin inbaksı ulaşılabilir olur da benim inbaksımı insanlar okur diye ödüm kopuyo. öyle pislik yuvası bi inbaksım oldu. siliyorum siliyorum ama insanlar aynı mesaja cevap verince bütün mesajlar geri geliyo aniden. çok korkunç.

\\ bugün black swan üzerine gidilen happy moons'ta tüketilen 70 liralık gıda bile filmin etkisini azaltamadı. beynim uçtuğu için bu konuda diyebileceğim tek şey bu.

-cut

26 Şubat 2011 Cumartesi

mono

*bugün kendimi apansız 2008de buldum. o kadar çok üst üste esotsm dedim ki, zort diye 3 seneyi birden siliverdim galiba. bi de bugün arda 'resmen bana trip atıyosun, resmen cidden 2008deyiz şu an yine' dedi. güldüm güldüm bitiremedim.

*lover i don't have to love dinliyorum. huzur.

*bu haftayı gidemediğim filmlerin biletlerinin popoma popoma girme haftası ilan etmiş birisi. bütün hafta if filmlerine gitmedim, bugün de ders artı sonsuza uzadığı için filmi kaçırdım.

*bugün dilara'ya telefonda 'we need a new word for over' dedim, işte o an tamamen carrie bradshaw oldum gitti.

*ne zaman ki family guy izliyorum, aklıma barış geliyor. çoggülüyorum. geçen pazar günü battaniye altında ölümüne family guy izlediğimiz için bu muhtemelen. etkisi büyük oldu. ve fakat hava nebiçm de soğuktu, en az şu anki kadar soğuktu. yemin ediyorum dondum. ne yağıyo olm öyle?

*ya bugüne kadar pek çok ortak dersi paylaştığım bi kız var, ne kadar uğraştıysam beni sevmedi. ben de ona çok meraklıyım sanki. ben de onu sevmeye uğraşmıcam artık. cadı kılıklı.

*bilgisayarımdan karın gurultusu sesi çıktı, korkuyorum.

*nasıl zırnık uykum olmayabilir? nonsense

23 Şubat 2011 Çarşamba

meyve sulu topik

¨¨hadi saat 8de başlıciim deyip 1.58'e kadar hiçbir şey yapmayalım, sonra da 2 de başlarım diyelim. hayat böyle güzel değil mi ama?

¨¨okulun oradaki tavuk beni kovalamaktan bıkamadı. bu yağmurda çamurda sen gel beni bul kovala e mi. idiot hayvan.

¨¨bu devirde hala 5 msn adresi olan insanlar var, hepsini de kullanıyorlar, asla yetişemiyorum.

¨¨lunapark pandası da peşimde galiba, bugün çiçekçide o lunaparktaki pandanın malzeme hariç tamamen aynısını gördüm. irkildim.

¨¨jelibon bağımlısı oldum. bugün yalnız geçen 3 saatimde, gidip türlü çeşit jelibonlar aldım ve ardından fakülteye dönüp bulabildiğim en ücra köşeye sığınıp topik paketini açarken patlattım, tanımadığım insanlar dalga geçti, temizlikçi adam ofladı pufladı. oturup ağladım. şakam yok. hüngür hüngür ağladım. ama topikler gitti diye. sonra derste kalan jelibonlarım da tükenince ciddi ciddi çıldırdım. damarlarım çatlıyooeaoeaoroğorğoorr falan diye bağırasım geldi. işin kötüsü, etrafımdaki insanları da bağımlı yapmış olmam. hayat hep sürprizli.

¨¨projemi aniden pazartesiye alan kafa? mankafa.

¨¨bugün, çok az tanıdığım bir insan bana ''senin gibi bi insan surat asamaz yaa'' gibi bişey dedi. kendimi o an boynumdaki atkı ile boğasım geldi. ben insan değil miyim. şebek miyim olm ben. asar tabi. asıyorum. al astım. bi gün de 32 dişimi görmeyiver.

¨¨derste hoca iç dünyasında kaybolunca, isim şehir oynadık. yanımdaki arkadaşım bana sürekli ''oyun var mı? / 8 topun yanında mı? /oyun hamuru var mı yanında?'' gibi şeyler sordu. nasıl bi imajım varsa artık. isim şehir oynarken en sevmediğim harflerden birinin u olduğuna karar verdim. u ile ne bitki var ya? asla bulamadım.
barış da k harfinde hayvana "kermit" yazsın. kabul etmeyince de küssün.

¨¨geçen akşam, benim alerjim olan şeylerin hep k harfi ile başladığını keşfettik. çok mistik. lavanta hariç hepsi k ile başlıyo. zaten lavantaya da alerjim yok aslında, kokusu boğucu geliyo sadece. alerjim olan şeyleri sayıyorum: kekik, kedi, kivi. k harfine karşı da çok çekimserim artık.

¨¨bak saat 2'yi 11 geçti, oyaladın beni.

16 Şubat 2011 Çarşamba

hayat sürprizlerle dolu

- yıllardır ''sigara içicem'' cümlesinden bile çok defa ''yeşil çay mı içsek'' dediğimi bugün öğrendim. her şey kantinde yeşil çayı alıp 1 lirayı verme hızımın ve bu esnada kendimden ne denli emin olduğumun analiz edilmesiyle başladı. çok utandım ve bir sonraki turda adaçayı aldım. adaçayının dibi temizlik malzemesi kokuyordu, ortalıkta kimse yokken tekrar gidip yeşil çay aldım.

- facebookta ilişki durumumu ''in a relationship'' olarak değiştirdiğimde tez zamanda 9 kişi beğendi, okuldaki bütün ama büttttün kızlar ise hayatımda daha önce görmediğim kadar sempatik bir ifadeyle selam verip durdular. erkekler ise bol bol sarılmayı, ne bileyim kollarını omzuma atmayı falan seçtiler. ''nasılsa artık resmi olarak bacımsın senden çekinmem kanka'' gibi sanırım. hepsi de bunca zamandır sevgilimin varlığından haberdar olan insanlardı. facebook'un bu denli önemli olabilmesini gizemli buldum.

- söz konusu köpekler ise, içimden ömrü hayatımda haberim olmayan bir yılışık kız çıkıverdiğini bugün kendi gözlerimle gördüm. herhangi bir insanı o şekilde sevsem, yemin ediyorum kendini oracıkta keser.

- çikolatayı hüzünlü, muzu neşeli buluyorum. toplum içerisinde elimde muz ile gezmem saçma olmasa, vallahi de zırt pırt muz tüketirim. bunu bugün fark ettim, ben bile şaşırdım.

- cebimde 10 lira para da olsa, 300 lira para da olsa ''ne alsam ki, allam alcak hiç aldığıma değcek bişi yok galiba yae'' diye hindi gibi düşünüyorum. sonra bir gün ansızın, pat diye gereksiz fiyatta ve gereksiz fonksiyonda bir şey satın alıyorum. ne anladım ben bu işten.

- jüriye her türlü pişkin pişkin çıkarım da, başka bi konuda kalkıp da 3 dakikalık sunumu yapamam. panik ataklar gelir, yıpranırım. bu gerçeği, başımı önüme eğip kabul ediverdim.

- uğursuz olduğuna canı gönülden inandığım otobüsler ve alışveriş merkezleri mevcut. misal 500a, 21b. misal tepe nautilus. bir de hayatın içindeki 13 sayılarına karşı hiçbir antipatim olmamasına rağmen, sinemada ne zaman 13 numaralı bir koltuğa otursam başıma iğrenç ötesi bir şey geldi. bunlar hep kanıtlanmış gerçekler. ya bak cidden.

- pazartesi günü itibariyle, nazımkahraman'ın dünya üzerindeki en güzel yemek yapan erkek olduğu artık resmi kayıtlara geçmiştir diye düşünüyorum. benim kafamda geçti en azından. o bir tabak yemeği pamuklara sarıp sarmalayasım geldi. yemek yaparken büründüğü muhteşem konsantrasyon halini vallahi başka hiçbir anda, başka kimselerde görmedim. hayranlıkla dolup taşıyorum.

- temmuz ayında çok isteyerek ve muazzam olduğuna inanarak aldığım bir filmi bugüne kadar bir türlü izleyesim gelememişti. şimdi çılgıncasına içimden geldi. kendimi hazır hissettim adeta. bu durumun çok mistik olduğuna inanıp, bazı şeyleri üzerime alınıp, ''allam bu bi işaret'' deyip duracağımdan ürker gibiyim ama olsun.

21 Ocak 2011 Cuma

elim çok kasınıyo ya

¨ günlerdir bu saatte çılgıncasına uykum geliyorken, yarın sabah erken kalkmaya karar verdiğim için şu anda zırnık uykum yok. bünyeme aşığım.

¨ her gece saat 23.30 civarı çay da çay diye deliriyorum, bi bakıyorum mutfağa ve tabi ki çayın tükendiğini görüyorum. kimi kimi tacizler sonucu anneme yeni çay demletiyorum -neden ben demlemiyorum, bilmiyorum. ve 1. bardaktan sonra hiç çay içmeyerek ev ahalisini sinirden çıldırtıyorum. olum siz de öğrendiniz huyumu bırakın bana 1-2 bardak çay, dimi ama. bence suç kesinlikle bende değil. bu saatte nası bi demlik çay içiym ben.

¨ nazımkahraman yeni bi smayli buldu, nası da bi sevdim. sürekli kullandığım o.o smaylisinin dişisi: ö.ö çottatlı çocuk yarebbim ya.

¨ yaz tatilinde olduğuma o kadar canı gönülden inanıyorum ki, çok tehlikeli.

¨ oturup mektup yazasım var, hep maksimum mektup yazasım gelen anlarda oje sürüyorum ya da ne bileyim dışarı filan çıkıyorum. kişisel sabotaj mı? ay bayılırım.

¨ ilkokul buluşmalarını muazzam derecede manasız buluyorum. ısrarla her defasında çağrılıyorum. hiçbirine gitmedim. bir de şu sonuncusunda 5. sınıf mezuniyet videosu izlenecekmiş. olum niye gidiym manyak mıyım? herhalde onlar da ayıp olmasın diye çağırıyorlar. yine de garip bence. gerek yok yani.

¨ tatil oldu ya, ne film izlemek istiyorum ne de kitap okumak. yemin ediyorum şu aktivitelerin tadı finallerde gizli. şimdi tatilde tek zevk aldığım şey, amaçsızca sığ sığ gezmek-boş boş gitar çalmak-yemeğin yanında dizi izlemek. bu kadar. başka da hiçbi şey yapmıyorum ama hayat tuhaf bi şekilde güzel. verimsiz. ama güzel.

¨ sevdiğim erkek bana anane deyince. valla dedi bak atmıyorum.

¨ facebook kapatılcak, mark'a basmış artık diye duydum. peki acaba eski sevgilisini, yok efenim aşık olduğu adamı oradan takip eden milyonlarca kadının enerjisi nereye akıcak bunu hiç düşündün mü. 2012de kıyamet belki de o enerji, o sıkışan sinir yüzünden kopucak farkında mısın. ben fark ettim. bu bana kıyamet yolunda ne kazandırdı, hiç.

¨ bikaç kere facebookta saçma status yaptı diye, 5 sene önce bana pislik yapmıştı diye vs listemden insan sildiğim oldu. hiç acımam. ama mesela aşırı gereksiz bi insan var diyelim, sapık falan bile olabilir bu, onu silemiyorum listemden. blocklayamıyorum da. bi şekilde geçerli aktif bahane bulamıyorum. hani zaten 6 kere eklemiş 3 kere silmişim 2 kere kabul etmemişim, yine silsem yine eklicek. niye kabul ediyorum ki gerçi? sonsuza kadar kabul etmeseydim orda hidden request olarak kalsaydı keşke. nası bi kafa. biri silse ya benim yerime. ama o insanın facebookundan girip beni onun listesinden silse. of facebookumu mu kapatsam.

¨ strawberrynet'ten sevgililer gününe özel parfümlerde %60 indirim diye mail geldi. hemen coşkuyla kendime parfüm almaya çalıştım. sevgililer gününden anladığım, kendime ucuza hediye almak mı? ne kadar danayım?

¨ hiç odak, fokus kalmadı bende. kafamın içi 7/24 böyle maddeli maddeli. ama hepsini aynı anda geçiriyorum kafamdan. yakın olduğum insanlarla bu kafamdakileri yetişebildiğim hızda paylaşıyorum hep. sonra da diyolar ki 3 dakikada 12 konu işledin.



ya yine çay soğudu bak.

17 Ocak 2011 Pazartesi

portakal suyu içiyodum, dalmışım

¨ hastayken o kadar çirkinleşiyorum ve bir yandan da o kadar paranoyaklaşıyorum ki, dün gece aniden durup dururken laptop ve yorgan ve battaniye layerlarını üzerimden atıp çalışma masama koştum. bir parça kağıt ve biraz bantla o webcami hemen kapattım. mazallah bi sapığım falan vardır beni gizli gizli izliyordur ya da yanlışlıkla birine webcam falan açarım, aramasını kabul ederim falan diye çok korktum çünkü.

¨ ben bir insanın beni tanıyıp tanımadığını, bana brüksel lahanası yememi önerdiği anda anlarım.

¨ ben hasta olup olmadığımı, süt ve süt ürünlerine olan ilgim arttığında anlarım.

¨ ben tatilde olup olmadığımı, her bilgisayarı açtığımda kazayla ilk olarak autocad'i açtığım zaman anlarım. (açıyosam tatildeyim yani, tatilde değilsem o autocad 12den önce açılabilemez)


¨ en iyi arkadaşımın finalleri sebebiyle, asla konuşamıyoruz. hayat cehenneme döndü yemin ediyorum. bu haftaya kadar sevgilime günde 13500 tane sevgi patlaklı mail atarken, bu hafta itibariyle en iyi arkadaşıma aşk dolu mailler attığımı fark ettim. ondan da gece 3lerde 4lerde uzun cevaplar geliyor. yemin ediyorum ağlamaklı oluyorum. az önce uk cosmopolitan'ın cosmo friend köşesindeki röportajları okuyup, her bff ikilisinde ikimizi gördüm. ağla ağla bi hal oldum. nasıl özledim anlatamam. dün bi telefon ettim, açtı ya, hüngür hüngür ağlamaya başladım 'dayanamıyööğmöğöğğğğerreaaaaabööhhğeeğae' falan bişeyler dedim. 15 dakika konuştuk, dünyalar benim oldu, hemen toparladım. ama gece yine özledim.

¨ bence cehennem diye bişey varsa, çok net kişiye özel dizayn edilmiş bi yerdir. misal ben cehenneme gidersem kesinlikle her gün günde 5 saat beden dersi olacak ve külotlu çorabın üzerine eşofman giymek zorunda kalacağım kadar kısıtlı bir üst değiştirme vakti olacak, en iyi arkadaşım oradaymış gibi yapcaklar ama aslında orada olmayacak, sürekli arayıp durucam ve bulamıycam, her kapının arkasından en sevmediğim kızlar falan çıkıcak. günde 8 öğün mecburi olacak ve her öğün brüksel lahanası çıkacak. eğer susarsak diye sadece tek bir yerde sebil olacak, onun da içinde kekik suyu olacak. şahsi cehennemimi kendi ellerimle 2 dakikada dizayn ettiğimden dolayı, gitmem diye umuyorum.

¨ ya bi insan neden 2 haftada 1 hasta olur ki. her defasında da değişik değişik hastalıklar ama.

¨ cosmopolitan'ın 42 sayfasını, 'çok zayıfsın git' repliğini tekrar ederek hızla çevirdiğime göre... evet.

¨ cosmopolitan'ın g-spot diaries isimli 3 sayfalık yazısını 1 yıldır kenarda biriktirdiğim tüm konsantrasyonumu kullanarak okuduğuma göre... evet.

¨ dün akıl almaz derecede bir lise dedikodusu döndü. öyle böyle değil. kendimle ilgili görüşlerim yine değişti. ne garip insanmışım ben eskiden. bunu bir defasında da, mezunlar günü çıkışında adım başı aralığını bile bulmaksızın herkesin bana merabanaber dediği gün, duygu'nun yeterherkesitanımabe diye çemkirmesiyle anlamıştım. şimdi hiç öyle biri değilim. toplasan 3 yahut 4 arkadaşım var. bi dakika erkek arkadaşı da arkadaştan sayıyoz dimi?

¨ post-it sadece üstünde bir şeritten yapışan bir şey ya, çok yıpratıyo bu durum beni. keşke daha büyük bi alanı yapışkan olsa. bi de yanlış bi şekilde yapıştırdın diyelim, düzeltmek istiyosun ama o kağıt artık yapışmıyo. o noktadan sonra alelade bir kare not kağıdı olarak da kullanamıyosun, çünkü her ne kadar yapışkanı gitse de çantanda ya da ne bileyim koyduğun her yerdeki tüyleri tozları pisliği kendine yapıştırıp toplayacak kadar gücü kalıyor.

¨ biraz kafam mı bulanmış

13 Aralık 2010 Pazartesi

çok cizız krayst bişi

¨¨birkaç gündür telefonuma muallak bir numaradan mesajlar gelmekteydi, aralarından en ilginci cuma günü geldi sanıyordum ("isa" diye mesaj geldi resmen), fakat bugün gerçekten tavan yaptı her kimse, tebrikler ediyorum kendisini. şöyle bir mesaj, hiçbir şeyiyle oynamadan iletiyorum: "knk okulda zülal ibola konuşursa msj atarmisın? yada ödemeli at"

zülal ibola. ebola. ne desem bilemedim.


¨¨domuz gribi geri gelmiş. geçen hafta deyip duruyordum ya, domuz gribinin yıkılmayan tek kalesi benim. yıkılmadım. her sene bir defa domuz gribi olmazsam içimde kalır diyordum. resmen geri getirdim domuz gribini. allaam sen affet yarebbi.

¨¨bugün yine kiliseye gittim, bence affetti beni allah. tanrı mı demeliydim yoksa. gerçi az önce bir bütün noel baba yedim, caiz mi?

¨¨ne zaman çılgın bir motivasyonla projeye sarılsam, bilgisayar çıldırıp kapanıyor belli bir noktada. nası bi gazla dalıyosam artık bilgisayara. ya da her zaman dediğim gibi bende büyü var. ya da tanrı beni hala affetmedi.


¨¨kendimi last christmas dinlemeye verdim ki, hayata tekrar bağlanabileyim.

¨¨bugün yıllardan sonra vapurda çay içtim. şu biraz önce gösterdiğim inandılar vapurunu görünce çok sevindim. çünkü... inandım ben anlıyo musun?


¨¨şimdi çalışırken kesin yerim ben bunları diye odama browni intense'ler, çeşit çeşit kurabiyeler, bonibonlu cupcakeler ve noel baba çikolata getirdim. ama sadece noel baba çikolatayı yedim. o da bi garip oldu, sıkılıp attım bi kısmını kafama göre. yok ben bunun bıyığını yemem, yok poposunu mu yicek mişim ya diye. mişim ayrı mı yazılıyo ya? neyse, diyeceğim o ki, 2 günde abur cubur kapasitemi allak bullak eden adama buradan selam söylemek istiyorum.

¨¨evet artık sadece fotoğraf paylaşıyorum. meşgul de değilim. sadece paçozluğumdan yapıyorum. komik şeyleri de içimde yaşamaya başladım sanırım. writer's block mu oldum ben :(:(:( şaka şaka.


¨¨beni liseye geri mi gönderseler? bugün dedim, ev kızı mı olsam dedim ama o da sıkıcı. otur otur evde napcan ki? hayır gezsen de bi yere kadar. projemi allah yapsa bütün sorunlarım hallolacak oysa ki. adım gibi biliyorum. adımı kalbine yaz beni unutma.

¨¨bangır bangır, umarsızca, bir adet girls out night (böyle yazınca da bi huzursuz tikimtırak oluyorum ama bunun türkçesi biraz saçma değil mi? kızlar dışarıda gecesi mi? ne?) yapıp kopmak istiyorum. alkol su gibi aksın. tekliflere açığım?

¨¨bugün kilisede sormayı unuttum da, buradan sorayım. kar mı yağıyo ya? niye ki?

¨¨alt komşu taşındı diye müziğin sesini sonuna kadar açıyorum, istediğim kadar da ucuz şarkılar dinleyebiliyorum. özgürlük bu değilse nedir?

¨¨uykuya ayıracağım zamanı burada harcamış olmam da...

¨¨cidden sonuna kadar okudun mu? çogöptüm. kalp sana.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

bu yazımda küfrediyorum, sipeşıl edişın

- kırıldığını, kırıldığı insandan gizleyen insan kadar iki yüzlü bir varlık yok bence dünyada. hele ki 1 yıldan fazla bir süre bu kırgınlığı içine atıp, her yerde ona sımsıkı sarılmanıza izin verip gülümsüyorsa. hele ki bir gün senin dışında birine çeşitli bahanelerle gidip kırıldığını ancak yarım ağızla itiraf edebiliyorsa. öte yandan sana hiç belli etmemeye devam ediyorsa, hala her yerde senin içtiğin biraları ödeyip sevgi dolu hitaplarla 'lafı mı olur' diyorsa, yolunun üzerinde olmadığı halde yanına uğrayıp tüm özel konularını anlatmaya devam ediyorsa. 'seni çok seviyoruuğm' dediğinde 'ben de canım benim' diyebiliyorsa. beraber kahvaltı etmeye, beraber alkol alıp her konudan konuşmaya devam ediyorsanız. kırgın olmak mı? neye kırgın olduğunu bile söyleyemeyecek şekilde kırgın olmak mı? kırgın olduğunu, sırf konuşmaya üşendiği için ya da sırf senin konuşmanı dinlemeye üşendiği için gizlemek mi? gayet şık! bence böyle bir insan, herhangi bir sıfatı veya zamiri alıp istediği her yere gidebilir *dost kelimesi haricinde. ve ben de neyin yitirildiği konusunda kimseyi haberdar etmem. gerek yok demek ki.

- sanırım bir noktada sevgilimle yapmak istediklerim ve arkadaşlarımla yapabileceklerimi birbirinden ayırmalıyım. yoksa apansız yalnız uyanma durumunu sürekli bir halde yaşamaya devam edeceğim. söz gelimi; aynı insanla şuursuzca dans edip, ertesi gün de festival filmi izlemeyi beklememeliyim. pazar sabahı beraber miskin miskin oturup, ertesi pazar günü istanbul modern'e gitmeyi beklememeliyim. seviştikten sonra pat diye kalkıp kahve içmeye gitmeyi beklememeliyim. 1 ay boyunca sabahtan akşama mütemadiyen içip, tüketip; ertesi ay boyunca yeşil çay ile detoks yapmayı filan da beklememeliyim. daha pek çok örnek verebileceğimden dolayı, kısacası: hayalimdeki erkeği beklememeliyim. daha çok beklerim. bir kısmını sevgilimle, bir kısmını arkadaşlarımla yapmalıyım. ben bunu yeni öğrendim. yine de önceki gece şarap eşliğinde romantik anlar yaşayıp, ertesi sabah sütyenimi bile giymeden erkek tişörtüyle ve mor gözlerle yanında ayağımı uzatıp cips yerken bana eşlik edebilecek ve gülebilecek bir erkek ile 2 gün geçirebilmişliğim vardı. belki bir yerlerde 1 tane daha vardır. o zaman başka işte. çok beklerim. 


- dün, çift kişilik yatağa çapraz bir şekilde yatıp bir süre döndüm ve kendi kendime 'yalnız olmak negzel lan' dedim. bence ben olmuşum.

- telefonumdaki mesajlaşmalar arasından sadece erkeklere ait olanları silerek, ne kadar ayrımcı bir insan olduğumu 1 saat önce kanıtladım.
arkadaş veya değil, bu aralar erkekleri pek sevmiyorum. belli bir sebep göster desen, vallahi gösteremem. sadece içimden öyle geliyor.

- bir madde daha yazmıştım ama fazla özeldi galiba, buna hazır değilsindir diye düşünüp sildim. benden beklemeyeceğin şeyleri yaparım ama bu kadar da değil.

- moda'da nero açılmış olması benim en büyük mutluluğumdur.

- biraz önce elimde sigara ile yerleri süpürdüm. 3 madde önce dediğim gibi, ben olmuşum.

- 7. sınıfta iken hoşlandığım çocuk, geçenlerde teyzesinde vesikalık fotoğrafımı görüp 'oha ne güzel olmuş bu kız' demiş. ona buradan teşekkür ediyorum. saçlarımı kestirdim ama artık beni beğenmeyebilir. uzun saç seviyorsa filan. bir de hatırladığım kadarıyla çirkindi, o yüzden bu teklifi reddediyorum. fakat, 7. talibime ödül verebilirim. çünkü 7 benim uğurlu sayım. ödüle daha karar vermedim.

-artık telefonuma hiç bakmıyorum. arayıp sorup sonra bana ulaşamayan herkesten özür dileyemeyeceğim, bir tek dilara'dan özür diliyorum. çünkü, sırf benden beklemediğiniz için kızıyorsunuz. belki öldüm lan? ne kızıyosunuz amk? ölüye kızılır mı? ölmedim ama aslında. tatildeyim. ve ben de dilara'ya mesajlarım iletilmeyince çok gıcık oluyorum. işin yoksa bir daha, bir daha yolla. kafamın içinde 11880 80 80 çalıyor sözde.

istanbul'a dönünce de telefon elimde gezerim bu sefer kimse aramaz. aramayın lan. git. gözüm görmesin.

- eski sevgilim sabahları arayıp uyandırmasın beni, kırırım. yeter lan. (yeterince stalker ise bunu okuyordur diye düşündüm. yoksa bu işe seni karıştırmak istemezdim blogcum)

en kirli çamaşırlı, en argolu filan yazım burada aniden sona erdi.
sevgiler.

(ruh halimle ilgili detaylar için: PMS)

19 Ağustos 2010 Perşembe

başım dönüyor

¨
ben bugün melodika aldım.
almakla yetinmedim, o kadar çok çaldım ki şu anda başım dönüyor.
dün de yüzerken yaşadım benzeri bir olayı.
acaba diyorum... ama sadece acaba diyorum, sigarayı bıraksam mı?
¨
öğleden sonra bir ara, dilara'ya mms yolladım. "çok romantiksin lan:)" diye cevap aldım. içimde bir yerlerde çok romantik bir insan var, ben hissediyordum zaten. elbet bir gün ortaya çıkacaktı. kısmet bugüneymiş.
¨
dün, geçenlerde bahsettiğim bir mesele ile ilgili ismini Tades olarak yansıtmak isteyen bir izleyicimiz (evet, ismi çok şifreli olmuş değil mi?) ile konuşuyorduk. sahur yemeği esnasında o yazımdan yola çıkarak bir kalkınma planı tasarladığını açıkladı kendisi. fakat, tam olarak şu sözlerle açıkladı: "Gideri var." 
¨
dün sabaha karşı kendimi rehabilitasyon merkezine bakan balkonumuzda, paçoz bir bardakta jack daniels içip kamyoncu çakmağı ile camel yakarken buldum. önümde tuhaf bir kapta caju fıstıklar vardı. tam 'hayat bana güzel' diyecektim, şöyle bi durdum önce.

10 Ağustos 2010 Salı

delirmiş

bak yine şarkılardan konuşucam.

bazı şarkıları böyle defalarca dinlesem de gerçekten dinlemediğimi fark ettim az önce. sözlerini ikinci plana atıp dinliyormuşum bol bol. misal noisettes-every now and then çaldı şimdi, ilk defa sözlerine dikkat ettim ve böyle bi üzüldüm. çok da güzel bi şarkı gerçi. çok gönderme yapıyor, o moral bozuyor işte.

hemen arkasından never forget you başladı, aniden mutlu oldum. her nedense çok güzel şeyler hatırlatıyor.


benim ruh halim tamamen dinlediğim müziğe bağlı diye düşünüyorum bazen, neyi ne kadar gerçek hissettiğimi kestiremiyorum sonra.


don't you know that you're my joy, always remember me 


sana da bira getiriym mi, ister misin?


boşluğumdan çok mutluyum bugün, boşluğun başladığı günlerde hep mutluyum. birkaç gün sonra bundan şikayet ediyorum diye tutarsızlıkla suçlanabilirim, doğrudur. tutarsızım. 


daha gitmeden özlemeye başladığım insanlar var. bu da çok cansu bi durum yine.



2 Ağustos 2010 Pazartesi

sen aşkı çiçek böcek güneş bulut sanmışsın?

¨ hava ne kadar sıcak olursa olsun genelde odamın camını büsbütün açmayı akıl edemiyorum. veya üşeniyorum. bilemedim. ama ne zaman duştan çıksam, ister yaz ister kış olsun, perdeler cam falan hepsi ardına kadar açık oluyor. işte bunu hiç anlayamadım. karşı penceredeki eleman uzaktan kumandalı bi sistem filan mı kurdu odama, amaç nedir yani. neyse işte. istanbul ile barışık bi insanım demek ki. öyle de bakılabilir. yine de sürekli pencereye kadar sürünerek gidip sonra storun ipini yakalamaya çalışmak, şu hayatta pek gereksiz bi heyecan bence.

¨ az önce oprah'nın son sezon jeneriğini izledim, arka planda gizemli bir şekilde sia - breathe me çalıyor. sevdiğim şeyler popüler olunca yaşadığım üzüntüyü anlatsam inanmazsın. "ya.. o benimdi ya!" diyorum içten içe.

¨ karşıdaki apartmanın en üst katında bi teras var. terasta asla açılmayan bi kapı var. nedense hep yan taraftaki kapıdan çıkıyorlar oraya, ama o kapı arkasında tuhaf bir gölge olmakla beraber yıllardır kapalı. abartmıyorum baya kendimi bildim bileli kapalı. eskiden deli gibi merak ederdim orada ne var falan diye, çünkü görüyorum yanındaki pencereden bi dede oraya girip çıkıyor bir şeyler taşıyor filan. bi noktada merak etmeyi falan unuttum ben tabi. ama geçen gece rüyamda görünce yine aklıma geldi. ne var lan orada? türk mantığı mıdır nedir, illa ki o odada adam kesiliyor da ceset saklanıyor da filan gibi deli hikayeler geliyor aklıma. ya da mesela eve gelen çocukları oraya kapatıyorlar. ne bileyim? 80-90 yaşlarında masum görünümlü yahudi bir çiftin 25 yaşlarında bir çocukları oluşunu birisi bana açıklasın. kız da sabahtan akşama yan flüt çalıp duruyor o terasta zaten, gece gündüz demiyor. tam korku filmi. ya da belki o odada çocuk kesiyorlar buna da zor kullanıp flütü olabildiğince gürültülü çaldırıyorlar ki çocuk çığlıkları duyulmasın. neler oluyo olum o odada?!!

¨ "kullanmadan önce çilek üzerinde deneyiniz." diye okudum az önce dnage kreminin üstündeki yazıyı. çok efsane olmaz mıydı? "çilekte dene, o bile pürüzsüz oluyorsa sen de sür kanka" gibisinden. nivea samimi ve esprili değil ama, ben bi krem çıkarırsam kesin bunu yaparım. dilara bak gel kimya okumandan faydalanalım, kop gel bi krem yap. ben de üstüne t-box ayağına espriler yazayım. satar bence. veya satmaz elimizde patlar o zaman da breaking bad bebeğim. bence gayet mantıklı.

¨ bugün bachelor izlediğimden beri moralim bozuk lan. finale iki kadın kalmış, son bölüm yani. birinin karakteri aynı ben. adam gitti öteki kadını seçti. neymiş efendim o daha riskliymiş dolayısıyla daha eğlenceliymiş. bi git allasen.

12 Haziran 2010 Cumartesi

baya tuhaf.

\\ özümde futbolu seviyorum. saha o kadar yeşil olmasa yeminle izlicem. ama o çemçük yeşil yok mu, çok fena gözümü alıyor. sonra sittin sene baş ağrısından kurtulamıyorum.
benim için o yemyeşil sahaya bakmak ile autocad ekranımı bembeyaz yapmak arasında zerre kadar fark yok. sad but true.

\\ bu akşam kalfest'e biletim vardı, gitmeyi unuttuğumu yarım saat önce filan fark ettim. one love'da böyle bişey yapmiym. amin.

\\ o değil de dün gece rüyamda şunu gördüm: barış'tan 6 aylık hamileymişim, o da benimle evlenmiyomuş da ortada kalıyomuşum. bu arada barış, ben ve ablası haricinde kimsenin hamile olduğumdan haberi yokmuş ama karnım maşallah bildiğin hamile kadın karnı. uyandığımda ilk iş aynaya baktım. "oh" dedim, "hamile değilmişim". tabirleri, yorumları, psikanalizleri bekliyorum?!

18 Nisan 2010 Pazar

festival güncesi#6 olacaktı da biz istemedik

son festival güncesini yazmıcam, kalbim kırık. çok üzüldüm cidden. bitti. "AAA! BİTTİ?!" hatta. sarsıldım gerçekten, çok bağlanmışım. ay bak yazabilirim sandım ama bunu bile yazamıyorum.

şöyle diyim o zaman, 7 gün tatil yaptım ama 1 ay falan rahat tatil yapmışımdır gibi geliyo şimdi. baya komplike dimi? bence öyle.



¨¨¨


barış'a paragraf: bugün barış bana ondan burada arkadaşım diye bahsettiğim için kızdı. ismini mi gizliyomuşum efendim. hayır gizlemiyorum. çok açık yürekli bi insanım ben. evetevet. hatta al sana: barışbarışbarışbarışbarışbarışbarış. tülaaaağyy hatta. beybipap. sanşayn. bruce?



¨¨¨


bilgisayarım bozuldu. bu leptap. naber leptap? çok yavaşsın. bikaç gündür sürünüyodum ama şu anda normal kazüel (ya da bildiğin casual) bilgisayarım açıldı, korkudan kapatamıyorum. ya bi daha hiç açılmazsa? lan? evet, "lan" denecek durum var, denmeyecek durum var ve kaba değilim. sadece, bu "lan" denecek bi durum.



¨¨¨


bu arada yazmıcam festival güncesi dedim ama bugünkü istanbul belgeselleri beni bunalıma sürükledi galiba. mutluluğumun sebebi festival miydi acaba diye bile düşündüm. bi tane belgesel izliyosun, düşün ki o an ekranda gördüğün herkes ama herkes çoktan ölmüş. o kadar eski bi belgesel. sessiz filan. çok ürkünç bence. şimdi arkadaşlarımla geyik olsun diye çektiğim videolar da, galata belgeseli adı altında çektiklerim de mesela bilmemkaç sene sonra izlense böyle şaşıracak mı izleyenler? ay o zamanlar istanbul nasıl da bilmemneymiş diyecekler mi? titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime...



¨¨¨


kadıköy'e erken döndüm bugün, o da tuhaftı. hava henüz aydınlıktı böyle. garip. iki haftadır insanlar bıkmadan usanmadan kadıköy iskelesinin civarında horon tepiyorlar. amaçlarını o kadar merak ediyorum ki bi süre daha devam ederse gidip aralarına kaynıcam galiba. o yüzden bu haftamı kesinlikle projeye falan değil horon öğrenmeye adıyorum. bilgilendirme yapayım dedim, belki şivem falan da değişir. hayat bu, belli olmaz.



¨¨¨


az önce cherry coca cola içtim. marshmellow yedim. kamp ateşim olsun istedim, böyle çıbığa takayım da orada çevire çevire şeyedeyim. ama annem olmaz dedi. bu da böyle bi anım. cherry coca cola kötüymüş tabi, öksürük şurubu gibi bişey.

bi de cherry vişne mi demek kiraz mı demek diye sürekli karıştırıyorum sanıyodum ama meğerse ikisi de cherry diye geçiyormuş. (kaynak: tureng)


¨¨¨

bi anda bu gece de o geçmişte kaldı sandığım pazar gecelerindeki gibi hiç yoktan sabahlayacağımı, yarın okulda lanetler yağdırarak türlü çeşit mimari derse gireceğimi ama asla aklımın almayacağını düşündüm ve ürperdim.



¨¨¨


her şeyden çok çabuk kopuyorum ve her şeye çok çabuk bağlanıyorum.



¨¨¨


sonuç: okuyom ben yaa

16 Nisan 2010 Cuma

açıklıyorum

¨sigaram bitti sanıyorken böyle paketi atmak için elime alıyorum ve içinden bir sigara daha çıkıyor ya nasıl mutlu oluyorum anlatamam.

¨ bugün istanbul'da bir güzellik var resmen. böylesine aşk yaşadığım sigaramı unutup çıkmışım dışarı ve hiç fark etmedim bile.

¨ böyle bütün gün dilara gelsin istedim. ders çalışacakmış diye teklif etmedim ama gece olunca mesaj attı ve gel diyebildim ya ve gelmeye çalışıyor ya, nasıl güzel bir his bu. çok seviyorum.

¨ bir yerlere gidip beğenip sonra oraya kimlerle gidebileceğimi düşünüyorum, çok eğleniyorum. sonra o insanları o yerlere götürüyorum.

¨ bugün ısınma hareketlerini yapmakta olan pandomimci bir kadın gördüm. birkaç dakika öncesinde de istanbul sokaklarının taze klasiği kuklacı adamı görmüştüm. ondan bir saat önce de sırayla sokak müzisyenleri görmüştüm. türlü çeşit. bir anda istanbul'u daha da çok sevdim.

¨ hayatımda aktif olarak varlığını sürdüren sevmediğim tek bir insan bile yok, süper bir şeymiş bu. yine hayatımdan kimseyi çıkartmıyorum ama öyle eskisi gibi değil, birkaç küçük değişiklikle halledebiliyormuşum. başarılı buldum kendimi.

¨ fransızca ne güzel dil. chante, danse baby pop.

¨ yeni ayakkabı almak insanı ayrı bir mutlu ediyor.

¨ festivale 1 ay kaldı, mika'ya ve tatile 1 buçuk ay kaldı. demek ki doğum günüme de 2 buçuk ay kaldı.

¨ bugün sıvı sabunun son kullanma tarihine baktım, ekim 2012 idi. beynim nasıl yıkandıysa "o zaman kıyamet kopcak ne son kullanma tarihi bu şimdi. densizler." diye düşündüm.

¨ bütün gün askılı elbiseyle ve çıplak ayakla gezdim evde. dışarı da şortla çıktım. esas mutluluk budur belki de. düşünsene, ben yazı seven insan olmuşum da çıplak ayakla geziyomuşum. bu günleri de mi görecektik? gördük.

5 Nisan 2010 Pazartesi

oldu o zaman

sabaha doğru uçarcasına gidilen bir saat dilimi 03.30 ve sonrası. adeta 5 dakika gibi bir süre geçti sanıyorken bir bakıyorum 30 dakika geçivermiş. çok garip bence. üstelik bu, çılgıncasına meşgul olsam da böyle bomboş otursam da böyle.
üstelik bu aralar biraz kaşınıyorum.
nasıl yani?
şey yani- kaşınıyorum işte daha ne diyeyim.
türlü çeşit sabahlıyorum.
yorgunluktan ölerek de gelsem eve, buralarda kitlenip kalıyorum. "65'ten beri burdayım ben" tadında bir insan oldum.
hafta içi saatler ortalama 20.00'ı, hafta sonu ise ortalama 01.00'ı gösterdiği andan itibaren adeta bilgisayarın önündeki (şu anda oturmakta bulunduğum) koltuğun bir parçası oluyorum. öyle bir manevi bağ kurmuşuz ki, kesinlikle kalkasım gelmiyor. koltuğun yanına bir küçük lazımlık bakmaya başlayabilirim her an.
geçen anneme "noğlur bilgisayarın karşısındaki koltuğu atalım ben oraya kanepe alıym, en azından love seat alıym!" diye yakarırken buldum kendimi. iyice keçileri kaçırdım diye kendimden korkup sustum sonra.
neyse.

şimdi de aklıma tuttu ne geldi bil bakalım. ilk okuldayken çok yaygın olan "doğduğumuzda 1 yaşında mıydık 0 yaşında mı? kıhkıh" geyiği. o neydi ya? doğduğumuzda 1 yaşında olmamız gibi bir şey mümkün mü? o içerideki 9 ayı nereye sayıyoruz mu diye düşünüyorlardı diyeceğim de, ilk okul çağındaki çocuk bunu düşündüyse ve o sayısal zekaya sahipse helal olsun. nereden çıkmış ki o geyik? öğretmenlerin bile klasik esprisiydi bir aralar. nasıl bir işkence türüdür bu? bir hayli gecikmeli sorguluyorum bunu, evet.

bu arada bugün ayça şunu fark etmemi sağladı: evet, eskiden çağrı atıyorduk vs haha hoho ama artık kontör atmak bile tarih oldu. bugünleri de gördük. kontör falan yok artık. bir de kafam basmıyor, şimdi ben oturdum hesap makinesini de aldım elime filan hesapladım ciddi ciddi: böyle biz iki katından fazla ödüyoruz konuşmamıza. 15 dakikası 2 kontör meselesi gitti, 10 dakikası 0.50tl meselesi geldi. ben işin içinden çıkamadım. trcell'i de tamamen terk edip avea'mı faturalıya taşıyayım diyorum. ya da çekip vodafone diyarlarına gideyim. bilemedim. vodafone ucuz ama kullanıcı profili sakat. kullanıcı profilini geçtim, kullanıcısı zaten varla yok arası. tabi benim etrafımda bu böyle. herkesi birden ikna edeyim şöyle topluca vodafone'a geçelim bence. bizim salonda çekmiyor vodafone, ama önemli değil.

her şey çok değişiyor blog, kaldıramıyorum ben. önce milyonlardan sıfırları attık bi ona alışmaya çalıştım. sonra ytl'ye kanım kaynadı dedim "yettale" diye lakap bile taktım ama y gitti tl kaldı. öyle bi soğuk oldu. sonra o yetmezmiş gibi tüm paraları da değiştirdiler, kaldım elimde eski paralarla. bakkal amca bile kabul etmiyor. bir de 1 kuruşlar var ki, evlere şenlik. hiçbir işe yaramıyor ama nedense cüzdanım onlarla dolu. ben de param var sanıyorum salak gibi. 200lük banknot var sonra, o ne mesela ben çok az gördüm ondan. babamın cebinde gördüm hep, hiç kendi cebimde öyle bi dünya yok. ara sıra 100lük banknot uğrayıp geçiyor. birkaç saat ömrü var onun da zaten.

türkiye nereye gidiyor blog, ne olacak bu ülkenin hali sorarım sana.
yok yok sormam, şaka yaptım.
memleketi biz mi kurtarıcaz ayol?
da demiyorum tabi.
bu konuda bi yorumum yok.
olsa da sana söylemem.
ne sandın olum.
telefonlar dinleniyo!
tabi.
evet.
uyusak mı?
Web Analytics Real Time Web Analytics