ya durup dururken ne geldi aklıma.
eskiden, 2 kişi başlayan buluşmalarımız böyle 16 kişiye falan ulaşıyordu birkaç saat içerisinde. şu anda ise 2 kişi başlayan buluşmalarımız, çok net 2 kişi ile sona eriyor. düşünsene. o kadar insan, aynı yerlerde oturuyoruz -en azından aynı kıtadayız- ve ''kadıköy'deyim ben ya'' demenle beraber herkes patır patır gelmeye başlıyor. imkanı yok aynı gün içinde herkesle birden ilgilenemezsin diyorsun değil mi, yok öyle bişey, resmen o gün herkes herkesle mutlaka 1-2 salak muhabbet yaşar. elinde tükettiğin şey ile yer değiştirip durursun. ve asla da kimsenin siparişi karışmaz. arada birileri gidip burger king'den patates falan alır, bi ara öyle bi kese kağıdı görünür masada, sonra kaybolur. sürekli bir hareket. şöyle 1'de falan iki kız başlayan buluşma, pat diye kalabalık grup curcunasına dönüşür. o günü hiç mutsuz bitirmezsin ama. ''olm nası eğlendik ya, yarın buluşuyoz dimi'' gibi barzo konuşmalara bile girersin, sarhoşsun zaten, nolucak. ve evet ertesi gün yine buluşulur. önceki günün güzellik derecesine göre okul bile kırılır. ya, akşam içilecek diye, öğlen buluşup içmeye başlıyosun akşama hazırlık olarak. öyle bi kafa o.
şu anda sarhoş olmaya bile üşenmemiz, aynı yakada olmayı bıraktım aynı şehirde bile bulunamayışımız, artık kesinlikle hep beraber görüşemememiz beni şu noktada kahretmeye başladı. sahaf'ta rezervasyon yaptırmak zorunda kaldığımız günleri özlüyorum. taksim'de asla popomuzu konumlandırmayı başaramadığımız tıkışık yerlerde olmak falan istemiyorum. taksim'e gitme fikrine 'oha hiç yapmıyoruz, hadi' diye heyecanlandığım günleri ve sadece pi'nin ilginç olduğu günleri özledim.
fındık votka da bildiğin nutella kokuyo. eskiden bayılırdım. bi ara durmaksızın içerdim. kimse sevmezdi, anlamazdım niye. şimdi de anlamıyorum ama ben de nefret ediyorum ya. o fındık fındık koku ne kadar itici geliyo. niye ya? neden sevmiyoruz biz o zavallı içkiyi? gerçi belki sen seviyosun, bilmiyorum şimdi. ama bi de pahalı, ben severken shot'ı değil koca bardağı 6 liraydı. pardon, ne lirası... yettaleydi yettale!
düşünsene, üzüntüden ölüp gideceğime emin olsam bile kişi sayısının 3'ü geçmesiyle beraber gülmekten canım acırdı resmen. ne konuşuyorduk onu bile hatırlamıyorum şimdi. 19 yaşında dana kadarken, sırf benim yüzüm gülsün diye o aptal teyna'da kız karambolü yapan arkadaşlarımı hatırlıyorum ama. iğrenç margarita ve votka-limonları arka arkaya sıraladığımızı hatırlıyorum. en muazzam dert, sevgiliden ayrılmak olabilirdi o zaman. daha büyük hiçbi dert yoktu. ya da ne bileyim, hoşlandığın insan senden hoşlanmıyormuştur. düşünsene, en büyük derdin bu olduğu bi dünya düşün. öyle naifsin o zamanlar. o dünya, benim kronik derdimin biyoloji olduğu bi dünya. dünyamda biyolojinin olduğu bi zaman dilimi mi? ölümüne saçma. o mesude hoca beni hiç sevmedi olum.
şu an ben ve gündelik hayatım, iki yabancıyız. alienize oldum.
this bird has flown etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
this bird has flown etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Şubat 2011 Pazartesi
17 Mart 2010 Çarşamba
bir nevi isyan
birinin seni ne kadar tanıdığının, bugüne kadar o insanın yanında ne kadar olduğunun hiç önemi yokmuş ki. bunu 1 ayda 4 kez gözüme gözüme soktu hayat.
o kadar az insan, benim hareketlerimin beklentisiz olduğunu anlayabiliyor ki, çok şaşırıyorum.
evet, basitçe iyi bir insanım. ve bunun farkındayım. bunun için tek yaptığım insanlara bana davranılmasını istediğim gibi davranmak, yani sevgimi belli etmek. birilerini sevmeyi, sevilmekten daha çok seviyorum. buna inanmak nasıl imkansız olabilir? neyi, ne bekleyerek yapıyor olabilirim ki?
evet, kötü taraflarım da var. çok hızlı sinirleniyorum, çok hızlı sakinleşiyorum. gereksiz yere korktuğum oluyor. çok kolay kırılıyorum. bir şey içimden gelmiyorsa yapamıyorum. çok konuşuyorum. bunlar pek çok insanın kötü taraflarıyla karşılaştırılırsa komik derecede önemsiz bence.
ama beni bir şeylere ikna etmek, kırıldığımı unutturmak dünyanın en küçük şeyi. bunu yapmak bu kadar zor mu demeyeceğim, çünkü hayır değil.
istanbul'un öbür ucundan, ingiltere'den ve izmir'den yanımda olmayı başaran insanlar varken, her günümü birlikte geçirdiğim insanlar bu kadar kaçacak ne görüyorlar bilemedim. belki de çok benzediğimizi zannetmemize rağmen sadece, basitçe farklıyızdır.
tamam, istedikleri gibi olsun. sevmiyorum artık. birini sevmekten vazgeçmem an meselesi zira, aynı birini çok çok sevmemin an meselesi oluşu gibi. ince bir çizgi, alakasız bir yerde beklenmedik bir sınır. bir dakika içerisinde, tek bir cümleyle değişebilen bir durum. aşılması imkansız derecede uzak bir sınırı aşmayı başaran herkese tebrikler.
bunu gidip de bu insanların tek tek yüzlerine söylemek kırıcı olabilir ve belki de anlaşılmam diye düşündüm, o yüzden buradan öylece konuştum. üstlerine alınacak insanlar, bunu yapmakta özgürler.
bunlar hep
this bird has flown
1 diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)