10 Aralık 2010 Cuma

sizinki kaç santim?


arkadaşlarımı çok seviyorum, bence hepimiz çok saçma ve çok komiğiz.
bana göz ölçüm konusunda bu denli güvenilmesi de gururumu okşuyor bebeyim. kalp.

7 Aralık 2010 Salı

dar.

İçimde muazzam bi sıkıntı... Böyle sanki, birilerine acayip yanlış bişeyler demişim de çok feci pot kırmışım gibi. Nasıl yiyo içimi ama anlatamam. Odanın ortasında 5 metre bağırsak var sanki, öyle açıkta duruyo falan. Karşımda palyaço var, gözümün içine içine dik dik bakıyo gibi. Birisi beni anlasın diye kendimi yırtıyorum ama mümkünatı yok anlamıyo gibi. Jürimi şu ya da bu sebepten kaçırmışım gibi. Birisine gereğinden fazla sevgi gösteriyomuşum ama o öylece duruyomuş, beni hiç anlamıyomuş gibi kötü hissediyorum. Hani birinin üstüne çok düşüyomuşsun gibi gelir, ay bi durıym ya çüş dersin ama duramazsın sonra sinirin sıkışır. Sanki şey gibi azıcık, birini arıyosun mesela açmıyo, sonra bekliyosun bekliyosun sana dönmüyo ama artık biliyosun yani aradığını görmemiş olması imkansız ama yine de 3 kez daha filan arıyosun ve hala geri dönmüyo gibi. Birine seni seviyorum diyosun ama imkanı yok cevap vermiyor, belli ki cevap veresi yok ama idrak edemiyosun seni seviyorum demenin neresi bu kadar abuk subuk, birini sevmek kötü bişey değil ki, sorumluluk da getirmez, yok anlamıyosun ama göğsünün üzerine adeta fil ailesi ev yapıveriyo. Gibi. Hissediyorum. Öyle. Bi. Sıkıntı. Var. Geçsin. Dur.

6 Aralık 2010 Pazartesi

hazal'a telefon ararken









daha ne diyeyim. hı?

pencere açıldı bilal oğlan

naber genşler?

7 günlük raporum var benim. burada da geçerli bence. o yüzden bişey yazmayıp popomu devirmekle meşgul olmayı tercih ettim. lakin bu esnada bir hayli sıyırdım.
hayatta her şeyin çoggomik olduğunu fark ettim.
isimlerdeki sessiz harflerin apansız kaybolduğu bir dünyadan tut da, odamdaki amansız dağınıklığın oluşum sürecine kadar her şey çoggomik. ciddiyim.
proje için yaptığım binam da komik. o biraz prrfşflt diye gülünesi komiklikte ama diğerleri saçma kahkahalar atılabilecek şeyler bence hep.

\\

dün akşam ilk sevgilim (düşünsene, 7 yıl önceki sevgilim) nişanlanmış. "HÖST?!" derler adama. o ne ya. ben de hangi dieti yapsam daha hızlı zayıflarım, betonarmeyi bıraksam mı gibi dertlerden mustaribim. en iyi arkadaşımla bar açsak mı muhabbeti falan yapıyoruz. ödevlerimi yapmayı erteliyorum, sınav filan kaçırıyorum. küçük sırlar falan gibi diziler izliyorum. depresyona girdikçe saçımı kestiriyorum. sade bi hayat bence. eğlenceli de öte yandan. bir zamanlar tanıdığım insanlar patır patır evleniyorlarken, ben hala gencim sanki. öyle hissediyorum. onlar yaşlandı da ben yaşlanmadım gibi hissediyorum. yine de facebookta çocukluğunuzdan bir çizgi film karakterini profayl pikçır yapın harekatına katıldığım için kendimi az buçuk yaşlı hissetmedim değil. kimseciklerin bilmediği bir çizgi filmden bir karakter kullandım çünkü.

diğer yandan yaptığım şeyler yüzünden kendimi genç değil de yaşlı hissetmem gerektiğine karar verdim geçenlerde. misal, günümüz gençleri gibi değil bildiğim gibi yaşıyorum. her zamanki yerlerde buluşuyorum insanlarla, her zamanki yerlerde vakit geçiriyoruz. ama daha çok evde. (günümüz gençleri ne be?)

let's go to the mall today diye ataklar da yapmıyor değilim ama, sevimli günümüz gençleri onu mu yapıyor hiç haberim yok. napıyosunuz olum cidden? söyleyin ben de yapcam. tek uyumum, teknolojik uyum. gün gelecek, mimari zevk olarak da yaşlı mı kalcam acaba? hayır bileyim de, ona göre. apansız ortada kalmayayım. neyse zaten ben bar açıyodum dimi. ok fine.

\\

bi de havada bi kar kokusu, bi abes soğukluk yok mu? bence var. bu sene kar yağmasın gibi düşündüm ben. hani geçen sene baya yağdı çünkü. yağarsa, dubai'ye tatile gitmeyi düşünüyorum. evde otura otura biriktirdiğim paranın buna yeteceğine çok inandım.

\\

geçen gün, skype'ta dilara ile konuşuyorduk. arkasında buzdolabı, buzdolabının üzerinde de bir takım ıvır zıvırlar duruyordu. fakat ben, her nasılsa, buzdolabının üzerinde maket olduğuna canı gönülden inandım. bak diyom penceresini bile açmışsın, ne maketi o ya diyorum. ne maketi ya diyo o da.


kırmızıyla işaretlediğim yer, maketin pencere boşluğuydu bence. o alttaki surat ise, dünyadaki en hasta ve sefil surat. üstteki surat ise dilara'nın 'ne maketi olm?!' suratı. sık görülen bi surat, yine de hep komik bence.

bir gün öncesinde de, bu defa alca ile skype'ta konuşmaktayken, alca benim proje yığınımı şişme kadın sanmıştı. o da güzel bi kafa haliydi.

\\

ara sıra, bilgisayarım 'sizin için değerli olan şeyleri koruyun!' diye uyarı veriyor. virüs programım bile çok duygusal. napcaz bilmiyorum.

iyileşir gibiyim de, ne bileyim. çalışmak lazım. ev kızı mode: off günü geldi şekerim.

sonuç: bir klasik: behlül kaçar.

4 Aralık 2010 Cumartesi

burnunu aldırsana

beni eve bağlama büyüsü yapıp hasta eden kimse, onu bulamayacağıma mı inanıyor?
bulup kafasını koparıcam yerinden, çöpe atıcam
zaten pms'im
bulaşma bana olm
kimsin sen
çık dışarı

2 Aralık 2010 Perşembe

Web Analytics Real Time Web Analytics