hayvanlar alemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar alemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2011 Salı

unutma unutturma


iki haftadır sabahlıyorum bi halt olmuyor. daha fazla sabahlamak istemediğimin görsel destekli kanıtı. fincanı kafana çalarım üstünde sigara söndürürüm proje. adam ol.

1 Mayıs 2011 Pazar

rel.

karşı cinsi anlamaya çalışmaktan çok sıkıldım be blog.
hele ki bi de yeni baştan birini tanımak mı, fuck the system in the moonlight.
bu satırları anouk-nobody's wife dinleyerek yazıyorum.
en zekice çözüm kanımca.
ayrıca,
whole lotta woman needs a whole lot more.

23 Şubat 2011 Çarşamba

al kırdın

gönül isterdi ki aklıma gelip fotoğraf çekeydim de burada görsellerle paylaşayım bu durumu.
fakat kısmet olmadı, yalnızca kelimeler ile anlatabileceğim. kozyatağı civarında, add-none isimli bir yer var. sesli oku, çekinme. evet, şimdi seni kendinle baş başa bırakıyorum...

5 Şubat 2011 Cumartesi

neseli degil

bazen böyle uzun uzun bir şeyler yazıyorum, bir kişiye. bir kişiye derken, hep aynı kişiye değil. söylemekten çekindiğim şeyleri mi yazıyorum? sanırım öyle. kırmaktan korkuyorum genelde, kendi içimde tüm muhasebelerini tamamlamadan götürüp göstermek istemiyorum. ya yanlış anlarsa diyorum, ya ben anlam veremedim diye tamamen bırakıverirse. korkuyorum böyle bazen. sonra oturup uzun uzun yazıyorum işte. sonra da o yazdıklarımı hiç vermiyorum. ha, bu yazılardan bir koca çekmece falan yok tabi. belki birkaç sayfa.

bir taraftan şöyle insanlar var. nasıl insanlar biliyor musun, sırf ''şöyle insanlar'' sözcüklerini seçtim diye, kötü olduklarını ima ettiğimi sanmandan korktuğum insanlar. sadece farklı olduklarını söylüyorum. hani düşündüklerini son derece kırıcı bir şekilde ifade etseler, bağırıp çağırsalar da karşılarındaki insanlar onları yanlış anlamıyor ya. o insanlardan olsam ya. mükemmel bence o insanlar. mesela beni kaybetmek çok zor, bana istediğini say söv sonra geç karşıma sevgi dolu bir şeyler söyle, süt liman. hemen unuturum öncekileri. ama ben hiç anlamsızca bağırıp çağırıp da affedilmedim yıllardır. süzgeçten geçirmeden içimdekileri dökmedim, affedilmem çünkü, adım gibi biliyorum. şöyle bir 3 yıldır desem tutarlı olur sanırım. ondan öncesinde ben de ''şöyle insanlar'' dediğim insanlardandım. özür dileyince her yaptığı şey affedilebilen insan. o insan, ne çok sevilen bir insan. sevildiğini bilip çılgın gibi şımarıp, yine de o çok sevilen insan olarak kalabilir o insan.
ben de resmen, pısırık kılığı kıyafetini çok ucuza bulmuşum da o an üzerime geçirmişim, a ben daha da bunu çıkartmam demişim gibi. bazı insanların karşısında cidden böyleyim. eski arkadaşlarım beni hiç yanlış anlamıyor ama. bir an içimden geliyor, sinirleniyorum, ağzıma geleni söylüyorum. birkaç dakika geçtikten sonra, ''yarın napsak'' diyorum, ''sinemaya mı gitsek'' diyor mesela. kan bağı var gibi. hatta daha bile rahat. çünkü, abimle küsünce 1-2 hafta konuşmayabiliyoruz.

sonra bir de konuşmaktan korkan insandan daha vahim durumda olan bir insan var. düşünmekten korkan insan. ''dur dur, oralara hiç girmeyelim, vallahi çıkamayız'' insanı.

bazen bazı şeyleri irdelemekten çok çekiniyorum. kırılmaktan çok çekiniyorum. dur diyorum, dur bi kırılmayayım da bakarız. unutup akışına bırakayım. sonra da işte, ne bileyim, içim sıkılıyor.

bu yüzden şu anda üzerimde lise polarım, elimde lisemin amblemi olan bir fincan var. güvenli alandayım. ve az önce birkaç sayfa yazdım.

insanın kısa ya da uzun anlar dahilinde başına gelebilecek en berbat şey, hiç hoşlanmadığı huyları bir anda kendi üzerine yapışmış halde bulmak. bunları sana anlatmak istemediğim halde anlatmam gibi. manasız. gayesiz.

kendimi kötü hissettiğim zaman canım çok sıkılıyor, canım sıkılınca kendimi daha da kötü hissediyorum. birisi beni neşelendirsin istiyorum. eskiden bir arkadaşım, mutsuz olduğunda kimsenin bunu değiştirmesine izin vermiyorsun derdi. cidden de inatla, ısrar kıyamet mutsuz olmaya devam ederdim. ta ki, neye üzüldüğümü unutup da alakasız şeylere üzülmeye başladığımı tesadüfen idrak edene kadar. artık şöyle bir hale geldim, her sabah yataktan bambaşka bir modda uyanıyorum. hangi mod olacağı bütünüyle kısmet. bilemeyiz. mesela muazzam mutsuz uyuyacağım bu gecenin ertesi günü yataktan son derece neşeli kalktığımda ''önceki gece ne kadar salakmışım dimi'' diyeceğim kendime falan. hayat sürprizlerle dolu olsa da, kendi konseptime hakimim.

tabi yine de o yazı orada kalacak.

bak yine kendime iki tokat atasım geldi.
neyse, ağzımızın tadı kaçmasın.

6 Aralık 2010 Pazartesi

pencere açıldı bilal oğlan

naber genşler?

7 günlük raporum var benim. burada da geçerli bence. o yüzden bişey yazmayıp popomu devirmekle meşgul olmayı tercih ettim. lakin bu esnada bir hayli sıyırdım.
hayatta her şeyin çoggomik olduğunu fark ettim.
isimlerdeki sessiz harflerin apansız kaybolduğu bir dünyadan tut da, odamdaki amansız dağınıklığın oluşum sürecine kadar her şey çoggomik. ciddiyim.
proje için yaptığım binam da komik. o biraz prrfşflt diye gülünesi komiklikte ama diğerleri saçma kahkahalar atılabilecek şeyler bence hep.

\\

dün akşam ilk sevgilim (düşünsene, 7 yıl önceki sevgilim) nişanlanmış. "HÖST?!" derler adama. o ne ya. ben de hangi dieti yapsam daha hızlı zayıflarım, betonarmeyi bıraksam mı gibi dertlerden mustaribim. en iyi arkadaşımla bar açsak mı muhabbeti falan yapıyoruz. ödevlerimi yapmayı erteliyorum, sınav filan kaçırıyorum. küçük sırlar falan gibi diziler izliyorum. depresyona girdikçe saçımı kestiriyorum. sade bi hayat bence. eğlenceli de öte yandan. bir zamanlar tanıdığım insanlar patır patır evleniyorlarken, ben hala gencim sanki. öyle hissediyorum. onlar yaşlandı da ben yaşlanmadım gibi hissediyorum. yine de facebookta çocukluğunuzdan bir çizgi film karakterini profayl pikçır yapın harekatına katıldığım için kendimi az buçuk yaşlı hissetmedim değil. kimseciklerin bilmediği bir çizgi filmden bir karakter kullandım çünkü.

diğer yandan yaptığım şeyler yüzünden kendimi genç değil de yaşlı hissetmem gerektiğine karar verdim geçenlerde. misal, günümüz gençleri gibi değil bildiğim gibi yaşıyorum. her zamanki yerlerde buluşuyorum insanlarla, her zamanki yerlerde vakit geçiriyoruz. ama daha çok evde. (günümüz gençleri ne be?)

let's go to the mall today diye ataklar da yapmıyor değilim ama, sevimli günümüz gençleri onu mu yapıyor hiç haberim yok. napıyosunuz olum cidden? söyleyin ben de yapcam. tek uyumum, teknolojik uyum. gün gelecek, mimari zevk olarak da yaşlı mı kalcam acaba? hayır bileyim de, ona göre. apansız ortada kalmayayım. neyse zaten ben bar açıyodum dimi. ok fine.

\\

bi de havada bi kar kokusu, bi abes soğukluk yok mu? bence var. bu sene kar yağmasın gibi düşündüm ben. hani geçen sene baya yağdı çünkü. yağarsa, dubai'ye tatile gitmeyi düşünüyorum. evde otura otura biriktirdiğim paranın buna yeteceğine çok inandım.

\\

geçen gün, skype'ta dilara ile konuşuyorduk. arkasında buzdolabı, buzdolabının üzerinde de bir takım ıvır zıvırlar duruyordu. fakat ben, her nasılsa, buzdolabının üzerinde maket olduğuna canı gönülden inandım. bak diyom penceresini bile açmışsın, ne maketi o ya diyorum. ne maketi ya diyo o da.


kırmızıyla işaretlediğim yer, maketin pencere boşluğuydu bence. o alttaki surat ise, dünyadaki en hasta ve sefil surat. üstteki surat ise dilara'nın 'ne maketi olm?!' suratı. sık görülen bi surat, yine de hep komik bence.

bir gün öncesinde de, bu defa alca ile skype'ta konuşmaktayken, alca benim proje yığınımı şişme kadın sanmıştı. o da güzel bi kafa haliydi.

\\

ara sıra, bilgisayarım 'sizin için değerli olan şeyleri koruyun!' diye uyarı veriyor. virüs programım bile çok duygusal. napcaz bilmiyorum.

iyileşir gibiyim de, ne bileyim. çalışmak lazım. ev kızı mode: off günü geldi şekerim.

sonuç: bir klasik: behlül kaçar.

20 Kasım 2010 Cumartesi

ben geldim ben niye geldim?!

olum tatil bitti bişi yapın !!

ben şimdi çok zekiyim ya.. du du bak hahha ahaha bak bak.. şimdi zekadan patlıyorum ya ahahaha hahaaha haahahahahHAHAH geçen cuma jürim 2 cuma sonra oooh miss derken derken bu cumayı cumadan saymamışım hahahaha HAHAHA cuma jürim varmış. 26 kasımda yaeee jüri dedim, e o bu cuma işte be? dediler.


iyk-abv tıklasana bak bi ;););):):):):) FAK

13 Kasım 2010 Cumartesi

sevgili dün, komik misin?

şimdi öncelikle bu blogu yazmamın tek sebebi dün belediye otobüsünde yaşadığım inanılmaz anlardır. onu belirtmek istiyorum. yoksa şu an grey's anatomy izliyodum mis gibi. neyse du bak.

dün dersten çıktık, aman dedik toffee nut günü geldi haydi hemen koşup içmeliyiz yoksa lanetleniriz. bu planları gerçekleştirmek suretiyle elbette ki 19 isimli otobüsümüze koştuk. kadıköy'e yaklaşmakta olduğumuz anlarda bir tuhaflık başladı otobüste.

ali'ye bir şey anlatıyordum, şimdi ne olduğunu elbette ki hatırlamıyorum, o esnada gözüme çarpan 16-17 yaş arası  gençlerden biri dans etmekteydi. bir arkadaşı da ıptdıs bir müzik açmış ona çanak tutuyordu. fakat dans dediysem, bildiğin apaçi dansı. böyle bişey olamaz. olmamalı. bir süre inanılmaz bir coşkuyla dans eden gence, bi yerden sonra arkadaşı da katıldı. arkadaşı kadar aktif ve coşkulu olmasa o da son derece dıpıdı dıpıdı dans ediyordu. ben 'artık bakamıycam' diyerek kafamı diğer tarafa çevirdikten hemen sonra ali beni dürttü. aman yarabbim o da nesi, iki kişi halay çekiyorlardı. henüz buna şaşırmaktayken video çekmeliyim o may gaş diyerek telefonumu elime almıştım ki annem aradı. bütün video planları suya düştü tabi. annem konuş da konuş bitiremedi çünkü. inmemize 1-2 dakika kala çocuklardan biri fütursuzca, hunharca sigara yaktı blog. evet, otobüsün içinde. hayatımda yaşadığım en komik otobüs vakasıydı bu, keşke orda olsaydın. ya da en azından keşke video çekebilseydim.

otobüsten indiğimde ise başıma daha neler geleceğinden habersizdim.
bunu kadıköy kumluk durağından bir görselle açıklamak istiyorum, kelimeler yetersiz çünkü:



bu esnada hala annemle telefondaydım, gülemedim doyasıya. içimde kahkahaların fokurdaması hissiyle tanıştım. ali de sağolsun kahkahalarını özgür bırakmak için telefonu kapatmamı bekledi. bin yıl güldükten sonra dünyanın en güzel günü olduğuna karar verdik dünün. zira yolculuğumuzun esas amacına doğru hızla yürümekteydik bebişim.

kadıköy starbaksta tuvalete şifre koyduklarını biliyo muydun? böyle bişey satın alıyosun, fişte şifre oluyo, onunla giriyosun tuvalete. ben dün öğrendim. ama çalışmıyo yani yalan. yine de fişte şifre var. komik ve salak. bi de yine kadıköy starbaksın oralarda takılan bavullu deli bu aralar yok, yerine sigara çalan deli gelmiş. bütün dişleri altın. en azından ön dişleri öyle. altın da değil de, metalik garip. çok korktum ben.

dün çok güzeldi ama. valla diyorum bak.

ha bi de, dün saat 5 sularında biz sigarayı bıraktık. ciddiyim. başardım bak! hiç bu kadar başarılı bi sigarayı bırakma ilk günü geçirmemiştim.

ali'ye sevgilerimi hoplatıyorum buradan.

christmas zamanına nasıl da bir bayılıyorum...


                                                                               

1 Ağustos 2010 Pazar

forevır

Spam olarak işaretlenmiş tüm iletiler sonsuza kadar silindiler.

bazı insanları ve bazı objeleri kimi kimi bu spamların gittiği yere gönderebilmeyi hayal ediyorum. sonra uyuyakalıyorum hemen. 

3 Haziran 2010 Perşembe

baya komik.







*beni hasta halimle deli gibi güldürmeyi başardığı için arda'ya teşekkürler :)

28 Mayıs 2010 Cuma

mirket!



yeni favori hayvanım mirket. çok şeker diiiiil mi?
eve alabilsem çok güzel olurdu.
insan gibi kulakları filan. 
ay çok sevdim.
adı da misket gibi. mirket!

3 Mayıs 2010 Pazartesi

yeni bölüm

ben bu hayattan şunu öğrendim: hareketlerimize dikkat etmeliyiz çünkü beşir bir ağacın arkasına saklanmış izliyor olabilir.

1 Nisan 2010 Perşembe

bunu da mı görecektim pt2

deviant'ın hacklenmesi 2010'un ilk bombası. team edward olmuşum, iyi bence.



bunu da mı görecektim


BU ADAMLAR BLOGUMU TAKİP EDİYORLAR BENCE. ürktüm.

son öğlen yemeği

bugün yemek içmek konusundaki şanssızlıklarım sınır tanımıyor. galiba evren bana "yeme, zıkkım olsun" demeye çalışıyor.

öğlen saatlerinde mutlu bir şekilde mektup yazıyor ve pınar ve kemal üzerinden izmir'e telefonla bağlanıyordum. bu esnada annem yemeğe çağırdı. ah ne güzel şeydir yemeğe çağrılmak. şimdi, ben sosisli makarnayı çok severim. önce bu bilgiyi veriyorum. annem de sosisli makarna yaptığı haberiyle günüme neşe kattı o anda. çağrıldıktan 5 dakika sonra mutfağa gittim. bir de ne göreyim? hayır bilemedin kankut. temizlikçi kadın tencerenin dibini bulmuştu. ben tabağıma elimi attığım anda "ben yicem makarna yicem" diye önündekini bir hışımla bitirmek suretiyle tencereye atladı ve son kalan makarnayı da aldı. doy be kadın. annem türlü çeşit yemek yapmış sana sebzesiyle bilmemnesiyle. ayı mıdır deli midir anlamadım, "ne ayaksın beaaeae orda bana kadar vaar" diye bağırmak istedim şahika edasıyla. bi de dietteymiş , yağlı olduğunu düşünerek salata yemiyormuş genelde. gün aşırı yiyormuş. ne kadar zekice değil mi ha? iğnelemek için "ayran da ister misin yanına kadriye abla?" dedim, "sağol" dedi. gözü dönmüş ayol. 

bu hayalkırıklığının ardından dedim ki cansu dedim senin moralini kahve düzeltir dedim. elimdeki çeşitli şuruplarla zenginleştirdiğim kahveme (oha) çikolata kaşık koyayım bir de dedim. gün senin günün be cansut dedim. (kendimle hep konuşuyorum ne var ki?) neyse. koydum çikolata kaşığı. paketi kapattım. bi baktım kaşık yok! sonra kaşığın cesedini görünce anladım ki o kadar öylesine sıcak bi su kullanmışım ki kaşık 2 saniyede eriyip gitmiş. böyle cesetlerin yerini tebeşirle çizerler ya, fincanda aynı o şekilde ama çikolatadan bi şablon kalmıştı. kös kös aldım o kahveyi salona geri gittim. biraz içtim, sonra vazgeçtim. 

dedim ki cansu dedim senin moralini sigara düzeltir dedim. baktım sigaram bitmiş. sorun değil, 1 karton sigaram var benim. abimin odasında dolapta duruyor. abimin odasına gittim hemen. ve ne görsem beğenirsiniz? evet evet yine kadriye abla. dolabın kapaklarının önüne yatağı çekip dayamış ki köşe bucağı temizlesin. 

ama yılmadım. artık savaşmanın zamanı gelmişti. kararımı verdim. eylem planımı yaptım ve harekete geçtim.

he yani yatağı itip dolabı açtım sigaramı aldım.

öyle o kadar.

yemekle arama girebilirsiniz,

kahveyle arama girebilirsiniz,

ama sigaramla arama girerseniz paralarım olum!

ehe.

hatsiseiyyygünneeeeeeğr! 
Web Analytics Real Time Web Analytics