aylar yillar sonra bugun o kadar kirginim ki. hayattan yegane istegim, su anda yanimda bana sarilacak birinin olmasi. benimle uyumasi. yorgunluktan olsem de uyuyamiyorum ben artik. sarilsa iste birisi, bir anda her seyden korusa mesela. hemen uyusam. sadece bu. baska bir istegim yok.
belki de ertesi gun iz birakmadan ortadan kaybolan hislerimden biri, bilmiyorum. su an sahiden yok gibiyim. varligi hicbir seyi degistirmeyen sayisiz insandan biriyim. kimse icin ozel olmayan. insani duygulari aylardan birinde bir gece ugrayip giden rastgele bir kizim. anlamsiz. benimle alakasiz.
gune basladigimda hickimse icin hicbir sey olmamak yine rahatlatacak mi, yoksa yine belli bir zaman dilimi boyunca bunun aslinda son derece boktan bi durum oldugunu kabullenecek miyim, merak etmek istemiyorum.
eninde sonunda ne olup bitiyor ve ne parcalaniyorsa aslinda insan hepsini kendi elleriyle yapiyor. kendisi dahil kimsenin ruhu bile duymadan.
25 Mayıs 2012 Cuma
24 Mayıs 2012 Perşembe
bitse ya
uzun bir aradan sonra dünyanın en anlamlı konusuyla geri geldim, biliyorum beni seviyorsun. ben de seni canım.
lisede daha formdayız ya hani. neden öyleydi o diye düşünüyorum arada bir. bugün anladım lan. lisede forma diye bir şey var. araya yaz girince, yaz sonu o formanın içine girmek zorundasın. muhtemelen tam da istediğin gibi kişiselleştirmişsin o eteği pantolonu, ancak güzel bi gömlek bulmuşsun, mantıklı bi kombinasyon çıkartmaya çalışmışsın. yaz bitince aynılarını giymek istiyor insan. hem öyle bir arzusu olmasa bile sürekli bir uyarı halinde. azıcık kilo alsan illa ki fark ediyorsun çünkü her allahın günü aynı kıyafeti giyiyosun işte. bi de çirkin filan. neyse yani bu geldi aklıma. ne bileyim. sıkıldım şimdi yazarken. konuşuruz sonra. öptüm.
lisede daha formdayız ya hani. neden öyleydi o diye düşünüyorum arada bir. bugün anladım lan. lisede forma diye bir şey var. araya yaz girince, yaz sonu o formanın içine girmek zorundasın. muhtemelen tam da istediğin gibi kişiselleştirmişsin o eteği pantolonu, ancak güzel bi gömlek bulmuşsun, mantıklı bi kombinasyon çıkartmaya çalışmışsın. yaz bitince aynılarını giymek istiyor insan. hem öyle bir arzusu olmasa bile sürekli bir uyarı halinde. azıcık kilo alsan illa ki fark ediyorsun çünkü her allahın günü aynı kıyafeti giyiyosun işte. bi de çirkin filan. neyse yani bu geldi aklıma. ne bileyim. sıkıldım şimdi yazarken. konuşuruz sonra. öptüm.
27 Nisan 2012 Cuma
selam naber
düzenli olarak hayatımın içine sıçıyorum da olay mahalindeyken asla öyleymiş gibi gelmiyo ha.
niye ki öyle o?
oh mis gibi nasıl da içimi sıkıştırıyor anlatamam.
neyse geçer herhalde.
nihayetinde gün gelecek salaklığın, ileriyi görememezliğin çözümünü ben bulcam dostlar.
ya da bir şey bitemiyorsa bir sebebi varmıştır, en kötü ihtimalle onu da bulabilirim.
ya da her şey cidden boka sararak bitebilir.
bir önceki cümleyle kendimi kandırdım fark ettin mi canım?
belki sen de kandırıyorsundur, bi düşün bakiym.
aynı döngüde sonsuza kadar yaşayamayız çünkü insan dediğin birkaç 10 yıl yaşayıp ölüyor.
o birkaç 10 yılı böyle yaşamasak iyidir.
eninde sonunda işlerin nereye bağlanacağını biliyoruz.
bilemiyorduk.
bilebilirdik de.
emin olamadım.
ilerleyen bölümlerde görecektik.
gördük.
biraz daha görebiliriz.
bazen bir konuda öyle bulanıyorum ki, tanıdığım herkese "sence bu böyle mi olmalıydı? bu doğru bişey mi? napim ki ben şimdi?" gibi sorular sorup sonra günlük falları falan okuyup mutlaka bir yerlerden bir ipucu bir düşünce yolu çıkartma peşine düşüyorum.
tasarımdan tut da ilişkilere kadar uzat bunu.
içimden bir ses gelmeye görsün, hemen bir tedirgin sazan oluyorum.
kafamın, kalbimin içindeki ses mantıktan o denli uzak, o denli imkansızlıklar silsilesi gibi geliyor.
oysa ki adım gibi biliyorum, kimsenin dediği doğru olmayacak.
kimse benim ne düşündüğümü, ne yaşadığımı, ne hissettiğimi bire bir bilemeyecek.
dünyanın en mantıklı ve aynı zamanda beni en iyi bilen insanı gelse önerdiği çözüm içime sinmeyecek.
her daim kendi sesimin peşine takılıp gidebilme cesareti dileyerek susup gidiyorum.
ayaklarını kıçına vura vura kaçmak nasıl da fonksiyonsuz bazen.
nasıl da kısa süreli bir çözüm o.
o içindeki salak sesi dinlemeyip de doğru olanı yapayım diye deliler gibi irdeleyince nasıl dönüp dönüp aynı noktaya geri geliyorsun bazen.
her şeyin içine sıçmayı bu yüzden bu kadar çok seviyorum ve bu yüzden bu kadar sık yapıyorum.
içimi sıkıştıran sonuçlar doğurduğu olsa da, onu dinleyip de yaptığım tek bir şeyden bile pişman olmuyorum.
bunu buraya bağlayacağımı nasıl da bilemedin dimi?
biraz böyle ol bak.
biraz özgür ol.
biraz yanlış yap.
bak biraz dene, nasıl değişiyor her şey.
niye ki öyle o?
oh mis gibi nasıl da içimi sıkıştırıyor anlatamam.
neyse geçer herhalde.
nihayetinde gün gelecek salaklığın, ileriyi görememezliğin çözümünü ben bulcam dostlar.
ya da bir şey bitemiyorsa bir sebebi varmıştır, en kötü ihtimalle onu da bulabilirim.
ya da her şey cidden boka sararak bitebilir.
bir önceki cümleyle kendimi kandırdım fark ettin mi canım?
belki sen de kandırıyorsundur, bi düşün bakiym.
aynı döngüde sonsuza kadar yaşayamayız çünkü insan dediğin birkaç 10 yıl yaşayıp ölüyor.
o birkaç 10 yılı böyle yaşamasak iyidir.
eninde sonunda işlerin nereye bağlanacağını biliyoruz.
bilemiyorduk.
bilebilirdik de.
emin olamadım.
ilerleyen bölümlerde görecektik.
gördük.
biraz daha görebiliriz.
bazen bir konuda öyle bulanıyorum ki, tanıdığım herkese "sence bu böyle mi olmalıydı? bu doğru bişey mi? napim ki ben şimdi?" gibi sorular sorup sonra günlük falları falan okuyup mutlaka bir yerlerden bir ipucu bir düşünce yolu çıkartma peşine düşüyorum.
tasarımdan tut da ilişkilere kadar uzat bunu.
içimden bir ses gelmeye görsün, hemen bir tedirgin sazan oluyorum.
kafamın, kalbimin içindeki ses mantıktan o denli uzak, o denli imkansızlıklar silsilesi gibi geliyor.
oysa ki adım gibi biliyorum, kimsenin dediği doğru olmayacak.
kimse benim ne düşündüğümü, ne yaşadığımı, ne hissettiğimi bire bir bilemeyecek.
dünyanın en mantıklı ve aynı zamanda beni en iyi bilen insanı gelse önerdiği çözüm içime sinmeyecek.
her daim kendi sesimin peşine takılıp gidebilme cesareti dileyerek susup gidiyorum.
ayaklarını kıçına vura vura kaçmak nasıl da fonksiyonsuz bazen.
nasıl da kısa süreli bir çözüm o.
o içindeki salak sesi dinlemeyip de doğru olanı yapayım diye deliler gibi irdeleyince nasıl dönüp dönüp aynı noktaya geri geliyorsun bazen.
her şeyin içine sıçmayı bu yüzden bu kadar çok seviyorum ve bu yüzden bu kadar sık yapıyorum.
içimi sıkıştıran sonuçlar doğurduğu olsa da, onu dinleyip de yaptığım tek bir şeyden bile pişman olmuyorum.
bunu buraya bağlayacağımı nasıl da bilemedin dimi?
biraz böyle ol bak.
biraz özgür ol.
biraz yanlış yap.
bak biraz dene, nasıl değişiyor her şey.
24 Nisan 2012 Salı
zorunda mıyım
yeter.
çünkü baya baya basitçe: yeter.
uğraşamayacağım.
ne yanlış anlaşılmaları düzeltmekle,
ne güven tazelemekle,
ne özgüvenlerini tazelemekle,
ne birilerini düşüncelerimle ilgili aydınlatmakla,
ne gönüllerini almakla,
ne morallerini düzeltmekle,
ne de anlam veremediğim halde karşımdaki adına bahaneler bulup "ama dostluk her şeyden mühim"cilikle uğraşamayacağım.
anlamaya çalışamayacağım.
kimle ne ilişkim varsa saldım gitti.
yeter.
bitti.
tamam.
çünkü baya baya basitçe: yeter.
uğraşamayacağım.
ne yanlış anlaşılmaları düzeltmekle,
ne güven tazelemekle,
ne özgüvenlerini tazelemekle,
ne birilerini düşüncelerimle ilgili aydınlatmakla,
ne gönüllerini almakla,
ne morallerini düzeltmekle,
ne de anlam veremediğim halde karşımdaki adına bahaneler bulup "ama dostluk her şeyden mühim"cilikle uğraşamayacağım.
anlamaya çalışamayacağım.
kimle ne ilişkim varsa saldım gitti.
yeter.
bitti.
tamam.
20 Nisan 2012 Cuma
---
mesela kalamış'ı özledim.
ya da fenerbahçe parkını.
birazcık da caddebostan sahili.
havanın güzel olduğu günlerin tam akşam olmadan önceki dakikalarını özledim.
öyle günlerde hava kararınca başka bir güzel oluyor her şey bir anda.
tamamen dertsiz tasasız olduğum halde, o huzuru özledim.
hani bir şeyler başarmak hissiyle birleşen bir tasasızlık.
hiçbir şey başardığım yok, hiçbir şey yaptığım yok.
kaybetme tehdidini sürekli sırtımda taşıdığım ve sevdiğim insanlar var.
bütün dikkatimi ve zamanımı vermezsem bir anda kaybedebilirim hissinden bezdim.
ben artık kimseyi kaybetmekten korkmak istemiyorum, hele ki dost başlığının altından.
ya da fenerbahçe parkını.
birazcık da caddebostan sahili.
havanın güzel olduğu günlerin tam akşam olmadan önceki dakikalarını özledim.
öyle günlerde hava kararınca başka bir güzel oluyor her şey bir anda.
tamamen dertsiz tasasız olduğum halde, o huzuru özledim.
hani bir şeyler başarmak hissiyle birleşen bir tasasızlık.
hiçbir şey başardığım yok, hiçbir şey yaptığım yok.
kaybetme tehdidini sürekli sırtımda taşıdığım ve sevdiğim insanlar var.
bütün dikkatimi ve zamanımı vermezsem bir anda kaybedebilirim hissinden bezdim.
ben artık kimseyi kaybetmekten korkmak istemiyorum, hele ki dost başlığının altından.
19 Nisan 2012 Perşembe
what a bastard the world is
are you listening, you jerk, you pig, you bastard,
you scum of the earth, you good for nothing?
are you listening?
oh, don't go, don't go, please, don't go,
i didn't mean it, i'm just in pain.
-
sonuç: yoko ono resmen adet dönemindeki tüm kadınların temsilcisiymiş.
you scum of the earth, you good for nothing?
are you listening?
oh, don't go, don't go, please, don't go,
i didn't mean it, i'm just in pain.
-
sonuç: yoko ono resmen adet dönemindeki tüm kadınların temsilcisiymiş.
bunlar hep
alıntı
0
diamonds
15 Nisan 2012 Pazar
una pelicula
önce çizememeye, sonra da yazamamaya başladım.
sebebinden bihaberim.
beslendiğim bir yer mi yok diye düşünürken, aldatılıp can acısından gebermeme bile sevindim ki belki beslenecek bir şeyim olmuştur artık diye.
sevdiğim insanlardan kaçtım.
sevdiğim insanlara yapıştım.
türlü çeşit hareketlerle içimdekileri dürtmeye çabaladım.
ayrı bir çılgınlık derecesi.
son olarak, 2 hafta boyunca yerimde durmadım. her şeyi yaptım.
her şeyi.
aynaya baktıkça kendimden tiksindim.
5 dakika sonra baktığımda çok sevdim.
ve sadece bir defa, ağladım.
şu filmde. nefes alamaz hale gelene kadar ağladım.
kendi adıma en etkileyici olan sahneyi paylaşacaktım, yapmıyorum, hatta olabildiğince belirsiz bir fragman seçiyorum. hani merak eder de izlersin filan, sürprizi kaçmasın.
sebebinden bihaberim.
beslendiğim bir yer mi yok diye düşünürken, aldatılıp can acısından gebermeme bile sevindim ki belki beslenecek bir şeyim olmuştur artık diye.
sevdiğim insanlardan kaçtım.
sevdiğim insanlara yapıştım.
türlü çeşit hareketlerle içimdekileri dürtmeye çabaladım.
ayrı bir çılgınlık derecesi.
son olarak, 2 hafta boyunca yerimde durmadım. her şeyi yaptım.
her şeyi.
aynaya baktıkça kendimden tiksindim.
5 dakika sonra baktığımda çok sevdim.
ve sadece bir defa, ağladım.
şu filmde. nefes alamaz hale gelene kadar ağladım.
kendi adıma en etkileyici olan sahneyi paylaşacaktım, yapmıyorum, hatta olabildiğince belirsiz bir fragman seçiyorum. hani merak eder de izlersin filan, sürprizi kaçmasın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)