alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2012 Perşembe

what a bastard the world is

are you listening, you jerk, you pig, you bastard,
you scum of the earth, you good for nothing?
are you listening?
oh, don't go, don't go, please, don't go,
i didn't mean it, i'm just in pain.
-
sonuç: yoko ono resmen adet dönemindeki tüm kadınların temsilcisiymiş.

26 Mart 2012 Pazartesi

eski kitapları karıştıralım

Sigarasını filtre ucunu burnuna dayadı. Sağ göz kapağını indirip sigarayı sol gözüyle izledi. Umutsuz bir hayvanınkine benzeyen nefesler verdi. Sol göz kapağını indirip sağ gözüyle sigarayı izledi. Sadece yedi santim. Göz bebeklerinin arası yedi santimetreydi. Oysa gördüğü iki farklı sigaraydı. Aynı yüzün taşıdığı iki göz bile dünyayı tamamen farklı avlıyordu. "Peki, hangi göz benim?" dedi, kulaklarının duyacağı yükseklikte. Sorusunu kendi yanıtladı: "Hiçbiri." Bu kez kimse duymadı.

Kendi gözlerinden kuşku duyduğu anda, yabancı yüzlerin neler görebileceğini düşünmek bile istemedi. Çünkü diğer insanlara uzaklığı sonsuzluk kadardı.


(Hakan Günday, Azil)

30 Ağustos 2011 Salı

.


" Does it break my heart? Of course, every moment of every day - into more pieces than my heart was made of. I never thought of myself as quiet, much less silent. I never thought about things at all. Everything changed. The distance that wedged itself between me and my happiness wasn't the world, it wasn't the bombs and burning buildings, it was me - my thinking, the cancer of never letting go. Is ignorance bliss? I don't know, but it's so painful to think. And tell me what did thinking ever do for me? To what great place did thinking ever bring me? I think and think and think. I've thought myself out of happiness one million times but never once into it. "






17 Ağustos 2011 Çarşamba

doğrudur


"Human beings are funny. They long to be with the person they love but refuse to admit openly. Some are afraid to show even the slightest sign of affection because of fear. Fear that their feelings may not be recognized, or even worst, returned. But one thing about human beings puzzles me the most is their conscious effort to be connected with the object of their affection even if it kills them slowly within."
Sigmund Freud

16 Nisan 2011 Cumartesi

hatırlatma;

5 Nisan 2011 Salı

domino etkisi



işte böyle bir şey domino etkisi.
var böyle erkek,
tecrübeyle sabit.
şimdi tekrar izleyince aklıma geldi,
paylaşalım ki hepimiz bilinçlenelim değil mi.
sex and the city izleyenler için ayrıca diyorum ki:
böyle bir erkeğin dizinin sonundaki hale gelmesi imkansız, kimse kimseyi kandırmasın.
gerçek hayatta domino etkisi erkeği, hep domino etkisi erkeği olarak kalıyor.
ama duygusal gelgit periyotları uzun olabiliyor, işte orası da benim kandırıldığım yer oluyor.
ne demişler? 
fiction!

2 Nisan 2011 Cumartesi

evet elbette

Men
Break up day:

A week later:

A month later:

Women
Break up day:

A week later:

A month later:





-------------
erkekleri bilemem de kadınlar adına konuşabilirim: oha çok doğru.
kaynak tıkı.

5 Mart 2011 Cumartesi

2 days in paris_



it always fascinates me how people go from loving you madly to nothing at all.
nothing.
it hurts so much.

24 Şubat 2011 Perşembe

her. gün.

2 Kasım 2010 Salı

benim için re-blog edilesi bi insansın sevgili zeytin

01 KASIM 2010 PAZARTESI


yabanilikle yalnız olmak istemeyi karıştırmayalım beyler

Kabul etmek gerek, yalnız başına takılmaktan köşe bucak kaçan, mutlaka yanına eşlik edecek birini arayan, bulamazsa depresifleşen türden bi insan değilim. İkinci bi insanın varlığına ihtiyaç duymadan gitmek istediğim yere gidebilirim, izlemek istediğim filme tek kişilik bilet alabilirim, alışveriş yaparken başkasının fikrini almak istediğim çok azdır hatta istiklaldeysem yalnız dolaşmayı özellikle severim. Hava güzelse, kulaklıklarım kulağımdaysa, ayakkabım vurmuyorsa hiçbir problem yoktur benim için. Rahatsız sessizlikler yaşayarak dolaşacağım bi insandansa, oh derim tek başımayım, istediğim yerde istediğim kadar vakit geçiririm, istersem aynı kazağa bakmak için aynı dükkana 6 kez girer çıkarım, girdiğim kitapçıdaki her dvdyi, her kitabı tek tek ellerim, kafa rahatlığı gibisi yok dimi şekerim diye de eklerim.

Yalnızlık bazen gerçekten de rahatlatıyor, ona da ihtiyaç duyulabiliyor, buna yüzde yüz eminim ben. Her ne kadar dinlediğim, gördüğüm herşeyi sonra sevgilimle tekrar yapmak istesem de, onunla paylaşmadan aldığım keyfin yarım kaldığını düşünsem de, arada sırada yalnızlık iyidir, korkunç sıfatıyla tanımlanmadığında sevecen bile olabilir, evet.

Bi kafenin cam kenarı koltuğuna oturuyorum, milliyet sanat alıyorum, meyveli tartla sütlü kahve söylüyorum, 2-3 saat geçiriyorum, sıkılınca kimsenin kahvesinin bitmesini beklemiyorum.
Kendimle takılıyorum işte. Seviyorum onu. İyi bi kız bence, aynı şeylerden hoşlanıyoruz falan, anlaşıyoruz biz aramızda.

31 Ekim 2010 Pazar

haydi kızlar okula!

- If a guy doesn't call you,  he doesn't wanna call you.
- Really?
- Yeah.
- Always?
- Yeah! Always.



- If a guy is treating you like he doesn't give a shit, he genuinely doesn't give a shit. No exceptions.
- Thank you. You give me a lot to think about.

4 Ekim 2010 Pazartesi

yeditepe'den özlü sözler bölüm 384

'face arkadaşlarınla gerçek arkadaşlarını ayırmayı bilcekseağn.'

mühendislik fakültesi önü, kalabalık arkadaş grubundan bir erkek kişi, bugün saat 1 suları.

27 Ağustos 2010 Cuma

summer hakkında.



-spoiler-
tom summer'a aşık, summer'ı da bi türlü anlayamıyoruz falan filan. benim ilgimi çeken biz her şey güzel gidiyo tamam summer da buldu hayatının aşkını* derken summer'ın dank diye ayrılmasından sonra tom'un salak salak hala onun döneceğini düşünmesi, beklemesi, arkadaşlıktan koşar adım kaçması.. düğüne giderken trende karşılaşıyolar, düğünde eğleniyolar, dans ediyolar summer evlendikten sonra bankta tom'u bulduğunda tom ona"ama düğünde benimle dans ettin ve o vardı hayatında neden" diyo, summer da "çünkü o anda seninle dans etmek istedim." diye cevap veriyo. nokta.bazen hayatta her şey bu kadar basittir. bazen biz her şeye çok büyük anlamlar yüklemeye çalışırız. bazen karşıdakinin sadece bi anlık(ve sonradan geçecek olan) isteği bizi çok yanlış yerlere alır götürür. bazen her şey sadece o anlıktır, devamı yoktur ama biz hep sonsuzluğu anlamayı seçeriz ve küçük anlık hislere kaptırır gideriz.
-spoiler-



şuradan alıntıdır. tık.
+hazal'dan bana mail yoluyla ulaşmıştır.

26 Ağustos 2010 Perşembe

La Nausée

*
Benim bildiğim, nesnelerin insana dokunmaması gerekir. Çünkü canlı değiller. Aralarında yaşar, onları kullanır, sonra yerlerine koyarız. Onlar sadece yararlıdırlar. Oysa bana dokunuyorlar. Çekilmez bir durum bu. Onlarla bağlantı kurmak korkutuyor beni. Sanki hepsi birer canlı hayvan.

*
Şunu düşündüm : En bayağı olayın bir serüven haline gelmesi için onu anlatmaya koyulmanız gerekir ve yeter. İnsanları aldatan da bu zaten. Kişioğlu hikayecilikten kurtulamaz, kendi hikayeleri ve başkalarının hikayeleri arasında yaşar. Başına gelen her şeyi hikayeler içinden görür. Hayatını, sanki anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır. Ama ya yaşamayı ya da anlatmayı seçmek gerek

*
Saat üç. Bir şey yapmak isterseniz, bu saat ya çok geç ya çok erkendir. 




(Bulantı, Jean-Paul Sartre)

4 Haziran 2010 Cuma

---

Web Analytics Real Time Web Analytics