30 Ocak 2010 Cumartesi

yine mi

uyumadığım halde uyudum dememe dair hikayeyi bilmeyen öğrensin öyle gelsin. temeli atmadan bu anlatacağımı anlamazsınız. ya da okumayın gidin burdan. bırak. bırak. ya bırak. git. ya bıraksana.
neyse. msnde away haldeyim sürekli, yahut busy. şimdi busy durumunda olmayı seçmişsem, cidden işim var demektir. ama zaten nadiren busy olurum. busy ne ya? şimdi buna meşgul derim de, away yerine dışarda deyince garip oluyo. bilemedim. işte geri kalan zamanlarda da away olur geçerim. ben away iken kimi insanlar cevap alamaz değil mi? evet. çünkü bu defa da away'im yalanı söylüyorum. sonra orda yokmuşum gibi davrandığım için kişisel iletimi değiştirmemem gerektiğini hatırlamam gerekiyor. cidden acıklı bu bence. bazen çok içim gidiyo bişey yazmak istiyorum yazamıyorum. o sınıf başkanı ve yardımcısının dramı videosundaki yardımcı gibi "içimde ateş var atalay" demek istiyorum, onu bile diyemiyorum. aslında away olduğum zamanın %90ında ordayım ben. sonra "ya geçen gün bana niye cevap vermedin?" diyosunuz, bende "ya canım başında değildim ki, işim vardı/cidden dışardaydım/çizim yapıyodum/uyuyodum" veya "a ah bana hiçbişi gelmedi yaa?" diyorum ya. genelde yalan. sizi kırmamak için yalan söylüyorum. sizle konuşmak istemiyorum değil ama msnde konuşmaktan hoşlanmıyorum arkadaşım, kaç kere söyledim. belli başlı 1-2 kişi var kafamda *tamam 1 kişi var* , onlar *tamam, o* online olur mu diye (online yerine uygun diyeyim mi?!) bakmak için açıyorum ben. hem arada bi online oluyorum ya, o zaman da siz mesaj atmıyosunuz. banane. msn benim, durum benim, facebooku da kapattım zaten. atarlıyım! değilim bu da yalandı. pms bile değil. ama yalanlarımdan korkmayın bakın mutlaka bi şekilde bi medya organına başvurup hemen itiraf ediyorum.
bi de eskiden "öğle yemeğinde" durumu vardı, o da iyiydi. aslında icq daha iyiydi de, istihdam alanı daraldığı için kullanamıyorum. zaten hiçbi zaman numaramı ezberleyememiştim. yılda 2-3 kez yeni icq almak zorunda kalıp listemi kaybediyodum. bi de icq'da mesaj yollayınca 10 dakikaya kadar yolu vardı o mesajın gitmesinin. gün gelip de msn kullanmaya başladığımda mesajların hemencecik gitmesi bana çok teknolojik gelmişti.


blog, fark ettin mi, artık sen benim sevgiligünlüğümsün galiba. defterlerimi kaybettim çünkü. ondan olabilir.

hüzün

sevgili blog,
uzun süren bir para biriktirme faslının ardından dün parfümümü aldım. çok neşeli bir insandım artık kimse beni tutamazdı. hayat bayram olmuştu. gece ise normalde şehir dışında okuyan kuzenim geldi. kahkahalar, hoşbeş, özlem gidermek derken zaman su gibi akıp gitti. lakin sonra fark ettim ki, bana kırık bir parfüm şişesi bırakmış o eğlenceli dakikalar. evet, ben sevgilimle konuşmaya daldığım esnada kuzenim yepyeni parfümümün üzerine oturmuş ve onu hunharca kırmıştı. odamdan aniden kaçıp gitmesinin sebebi belki de buydu, olayın o kısmını hala aydınlatamadık...
bir defa bile kullanmaya fırsatım olmayan ve onca para döktüğüm parfümümün aniden beni terk etmesi beni derin bir üzüntüye boğdu. üstelik sinirlendim. hemen bülent beyi arayıp "parfümümün başına elim bir kaza geldi" dedim, olanları anlattım. bülent bey de parfüm şişemin üstüne oturan kişi için de durumun hayli üzücü olduğunu söyleyerek beni yatıştırdı. en kısa zamanda yenisini getireceğini söyledi ama bu benim kokuma kavuşmak için bir süre yemeyip içmemek suretiyle en baştan parayı toparlamam gerektiğine dair bir ikaz gibi geldi. sabah saatlerinden beri çok hüzünlüyüm. odamı iyice dağıttım. sonra da en güzel kıyafetlerimi ve topuklu ayakkabılarımı giydim. dağınık ve misler gibi kokan bir odanın ortasında en şık halimle oturuyorum. makyajımı yaptım, saçımda da dünden kalan fön. baya da süslüyüm. moralim düzelir gibi oldu ama bu manzara bana yaşlı ve nevrozlu bir teyzeymişim gibi hissettirdi. duygularım çok karışık. hadi selametle.

25 Ocak 2010 Pazartesi

bu da böyle bir anımdır

sene 90lardan bir sene, marmaris'te yazlığımız var o zamanlar. evimizin manzarası dahilinde ise mütemadiyen dansöz izleyebilme imkanı olan bir otel bahçesi ve abone isimli bir diskotek var. işte ben o diskonun yonca evcimik'e ait bir mülk olduğuna inanıyordum. neden o kadar ısrarla inandığımı bilmiyorum, ilkokul çağındaydım ve o kadar aptal olmamalıydım ama inanıyordum işte. hatta bir kaç defa anneme sormuştum "anne sence de orası yonca evcimik'in dimi bence öyle dimi??" diye ve o da en sonunda herhalde bıkmış ve "evet, olabilir" demişti. o yıl okul açıldığında herkese bunu son derece havalı bir şeymiş gibi anlatmıştım. herkesin ilgisini çekecekti, herkes etrafıma toplanıp dinleyecekti. kafamda böyle bir manzara vardı marmaris'ten istanbul'a dönerken. kimse etrafıma toplanmadı ama ben yine de herkese anlattım. kimsenin umurunda olmamıştı tabi. kime ne yonca'dan. ben yine sınıftaki en na-popüler ve inek kız olmaya devam etmiştim. serdar ortaç'lı defterim vardı. o zamanlar serdar ortaç'ın saçı uzundu.

24 Ocak 2010 Pazar

90lar türkçepop ve ingiltere

  • hαzαl:
  • *ben çelik dinliyorum
  • *inanmazsan lastfmime bak
  • *böhühüy
  • *bir sen yazarsın sen
  • *yazarsan sen yaz sen
  • *ne yazarsan yaaazzz
  • .
  • .
  • .
  • .
  • .
  • .
  • lucy:
  • *hüzünler başıma vurdu..
  • .
  • .
  • .
  • .
  • .
  • .
  • .
  • .
  • *
  • * "Yasar - Kumralim.mp3" dosyasının aktarımı tamamlandı.
  • *
  • hαzαl:
  • *kuul

22 Ocak 2010 Cuma

h(x)era + d

tatilimin son haftasının gelip çatması ile beraber etrafımdaki herkesin hızla tatile başlaması beni çok sinirlendiriyor. örneğin ben bir yeni projeye daha yelken açarken sıcacık yatağında dönüp duran, paris'te fink atan, sabahtan akşama house filan izleyen sonra da birbirleriyle buluşup görüşen arkadaşlarım olacak. beni arayıp "hadi cansu gel" diyecekler ama ben okulum olduğu için yine onlarla görüşemeyeceğim. kahpe felek değil de nedir? neyse, buna kızmayı gelecekteki -1 hafta sonraki- cansu'ya bırakıyorum.
öte yandan bilgisayarında bütün güzel film ve dizileri barındıran arkadaşlarım varmış, bugün bunu gördüm. bir sürü flashdiskin havada uçuştuğu hoş anlar yaşadık. son haftamı baya curcunalı geçiricem yani. ders seçerek, film ve dizi izleyerek, kitap okuyarak ve belki de daha fazlası. her zaman daha fazlasını isteyin bugün diyeceğim budur. ocakta yemeğim var. öptüm.

aşk üzerine**

Bizi sevdiklerini iddia edenlerin aynı zamanda nasıl haksız düşmanlıklar ve dargınlıklar hissedebildiğini merak edebilir insan. Benliğimizde birbirine zıt çok sayıda duyguyu, denetleyemediğimiz katmer katmer çocuksu tepkileri barındırıyoruz. Öfkeler, yamyamsı dürtüler, yıkıcı fanteziler, biseksüel eğilimler ve çocukluk paranoyaları, daha saygıdeğer duyguların içine sarmalanmış bulunuyor. "İnsanların kötü olduğunu söylememeliyiz asla," diyordu Fransız filozof Alain, "yeter ki neden öyle davrandıklarını görebilelim." - yani bir tartışmanın ya da saldırganlığın temeline inmeliyiz. Chloe ile ben de bunu denemeye niyetliydik ama bu karmaşa, cinsel dürtülerin yarattığı kaprislerden çocukluk travmalarının etkilerine kadar uzanıyor ve bazen öylesine üstesinden gelinemez hale geliyordu ki.

21 Ocak 2010 Perşembe

halt

sevgili blog,

seni aldattım. ama sadece bir anlık anlamsız arzularıma yenildim, hiçbir şey ifade etmiyordu ve hep seni düşünüyordum. kiminle aldattığımı görmek istersen bak, tıkla, seninle karşılaştıramam bile bebeğim. seni seviyorum.
Web Analytics Real Time Web Analytics