bilmem ne fırsatları, 300 liralık tatil 45 liraya falan gibi şeyler var ya.
çok üzüyo onlar beni bu ara.
hepsi 2 kişilik ya.
az önce mesela, cunda adasına 2 kişilik tatil x tl falan diye bişey geldi.
şu aralar, her şeyi yalnız yapası olan bi insanım.
şimdi bunu tutup da "yaa ben varım? aşk olsun?" gibi yerlere çekmeyelim.
sorun bende.
ben kulağımda "i crave paris" ile iki yanımda birer koltuk boş bırakarak denizi tam olarak göremediğim bir yerde otururken yanıma gelen sevgi patlaması çifte yer vermek için kaydığım için kendime de şartlara da gıcık oluyorum şu aralar.
aynı şekilde otururken yanıma gelip sohbet açmaya çalışan türlü çeşit karşı cins de gitsin lütfen. tersliyorum, konuşuyosun, gerek yok. gidip günler sonra hatırlayıp anlamsız bi blog yazısında sana atar yapıyorum, yok yere dünyada birini gıcık etmiş oluyosun.
bu "bi daha kimse olmayacak bence" farkındalığının bir adım ötesi mi, farklı versiyonu mu neyse artık, "bi daha kimse olmasın, istemiyorum, ok fine" modunu dolu dolu yaşıyorum.
ne varsa elimizde, o elimizdekine 2 kişi dahilse, birinden biri ya da ikisi birden içine ediyor işte. bazen hangisi içine etmiş o da muallak. sıkıntı bi durum.
istemiyorum. içimde bir gram sempati yeşersin istemiyorum. hiçbir olguya ya da insana karşı. ölsün o sempati. kurusun. hayatımı zorlaştırıyor. başka bir işe yaramıyor. canımı acıtıyorum. canımı acıtacak ne varsa şu dünyada bir tek onları bulmaya üşenmiyor ve birer birer tespit edip peşlerine takılıyorum.
nihayetinde geldiğim noktada, en nefret ettiğim şeyi yapıyor ve sana doğru 3 adım attıysam 7 adım geri gidiyorum. yine de içimden diyorum ki -hah çok optimistim kalpler benim için benden bana gelsin- geri adım attığımı fark edip eğer umrundaysa o ileri ileri adım atacak, 1 tanecik de olsa. sonuçta olanı açıklamama gerek yok herhalde? haydi ben yine de söyleyeyim, kimsecikler geri adım attığımı fark etmiyor bile. fark etse de umursamıyordur, çünkü ben hep o gerekli ileri adımları atarım. hep attım. olayım bu. adım atmak.
yorgunum.
optik gözlüklerimi değiştirmek, bir de çok da uzak olmayan bir yerlere gitmek istiyorum.
iki kişilik fırsat!lar mail kutuma geldikçe, gidesim de kaçıyor. herkes 2 kişi mi gidiyor? 4? 2x?
kahve mi içmek istiyorum, gazoz mu - o konuda biraz kararsızım.
soğuk bir şeyler mi, sıcak bir şeyler mi.
telefonda salak salak mesaj imgeleri biriktiriyorum. dursun.
bugün bir ara güzel bi ilk buluşma yaşayasım geldi. sonra o da kaçtı. yeşerme işte. git. kimse seni istemiyor.
"birden sen gelsen aklıma, seni unutsam bazı bazı" diyor mfö. birkaç gündür adımımı attığım her yerde hemen seslerini duyuyorum. beynime beynime vuruyor, yalnızlık ömür boyu diye. nereye gitsem peşimden sürükleniyor. teşekkürler, hiç bu kadar sevilmemiştim.
hay hay, buyrun.
görüşürüz.
not: bu bir "lanet olsun bu hayat lanet olsun bu sevgim" yazısı değildi. gün içinde eğleniyorum filan yoksa. ara ara çok huzurlu olduğum dakikalar da oluyor. dün saatlerce kafam rahattı mesela. ama sonra geçti. sadece gidesim var işte. öyle bişey yani.
sevgili günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgili günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Eylül 2011 Pazartesi
10 Ağustos 2011 Çarşamba
sanrım ağrıyor
(saat sabah 7 civarı kız sohbetleri, datça günlüğü)
Dilara: Yok bebegm
Dilara: Uyandrmadn
Dilara: Sifrem de
Dilara: (sansür)
cansu: Ben de uyuyamadmmmm yaa
Dilara: Bnde snnkini bilmiom btw
Dilara: :D
Dilara: Yuh be
cansu: Tam penceremn altinda motor kirdilar
cansu: Tamir
cansu: Kavga gurultu
Dilara: Gecenle gunduzun hepten sasmisssss
cansu: Ondan once de kavga cikmsti
cansu: Odunla adamlar birbirlerine grdi
cansu: Kadin agladi
cansu: Amk ya
cansu: Sifrem (sansür) btw
Dilara: Neler oluo lan
Dilara: Orda
Dilara: Hani stressfree yasicadin:D
cansu: Ne bilym ya FAK
Dilara: Ahauah
cansu: Sinir basti yemn ediyorm
cansu: Sacimin yarisi toplu yarisi tokadan firlams manyak teyze gibi balkondan sarkip
cansu: Pardon da yavas olur musunuz dedm
cansu: Sonra da tam bir yerli manyak teyze gibi "ibrahim dayi! Baska yerde yabsaniz olmuyo mu yah millet hep uyandi bak" dedim
cansu: O zaman durdular. Pardon deyince durmadilar, dayi deyince durdular. Boyle bi yerdeyim
Dilara: Asdfgh
Dilara: Abiiiiggg
Dilara: Allahm ya
Dilara: Nasi hayatlar
Dilara: Nasi paradoxlar icindesn
Dilara: Upper east side dan
Dilara: Hamptons a
Dilara: Gitmelydin ah:Pp
cansu: Ahahahd ama yaaa
cansu: Istanbul gurultulu sehir
cansu: Orda boyle gurultu yok ya
cansu: Burasi sinsiiiii cirkeeeef
cansu: Ya blackberrym elimde ibrahim dayi diye bagirdm cok acikli :(:( istanbul'da bi elim tobikolarda obur elim mochalarda yasiyorum ben yaaA
cansu: AHHDHAHSGF
Dilara: Abi cok iiii
Dilara: Ya
cansu: Cansu halka indi
Dilara: Bak
Dilara: Sna gzl bi sarki
Dilara: Soliym ozmn
Dilara: Mr. Boe
Dilara: The abbasi brothers
Dilara: Dnle bnce sevcen
Dilara: Bira fm saolsun
cansu: Tiksinme ifadesi gibi mi mr. böe - emevi biraderler gibi
Dilara: Wi lav bira efeem
Dilara: Ahauahahahha
cansu: Bira.fm candir
Dilara: Agjs
Dilara: Bncede
cansu : Sirp sindigi
Dilara : Ne gordn bgn ruyanda
cansu: Sirp sindigi
Dilara: Aaa
Dilara: Henus
cansu: Ebeninkini gordm uyudum mu ben :D
Dilara: Goremednki Dilara: O ne be
Dilara: Ahauahahha
şu an makaron yapıyor ve hazal'ı bekliyorum. adım gibi biliyorum ki bu gece de uyuyamayacağım zaten. sabahlarım, mis gibi, bünyem de alıştı artık. yarın yolda uyuyamamış bir hazal ve haybeye sabahlamış bir cansu olarak iki zombi gibi gezeriz artık diyorum. burası garip bi şekilde aşırı hareketli ve gürültülü, bir yandan da inanılmaz tembel. şehir, hava, insanlar hepsi tam anlamıyla tembel. makaronlar güzel kokuyor ama estetik olamadılar. bir yandan barış ile konuşuyordum zira. "sen gel, ben sana 2 tiramisu yaparım" dedi. "her türlü yerim, sen ne yaparsan yiyeceğimi o mel'un gecede yaptığın ağır tavuğu yiyerek kanıtlamıştım bence" dedim. sonra tavuğuna ağır dediğim için biraz atar yaptı ama vallahi çok ağırdı. o da yiyememişti. yine de bir erkeğin yemeğine laf edilmezmiş sanırım, ben öyle anladım. sonuçta ben ki sevgilimden ayrılayım, projeye darlanayım, hayata sille tokat gireyim hemen barış'ın kapısında bitiyorum, o da dünyanın en güzel misafir ağırlayıcısı olduğu için beni cici cici besleyip mis gibi kokular, mumlar koyduğu yataklarda yatırıyor. gidip komşu fırın'dan en sevdiğim şeyleri alıp geldiği bile olmuştu. allam bu arkadaşlarıma olan yoğun sevgimle napcam ben.
en iyisi planettürk'te türk filmi izleyerek makaronların kremasını sürmek. sabaha karşı gürültü olursa da kovayla kafalarına su döküp içeri saklanırım.
yine bir kız sohbetinden duygusal uzlaşma ile blogun bu gecesini sonlandırmak istiyorum:
cansu: Su an halay cekme arzusu uyandirdin icimde :D
Dilara: Snnle bogaz turuna cikmak istiorm
cansu: Duygusal kro cansu stayl oldum ne alakaysa
Dilara: Bogaz koprusunu halay cekerek gecelim
evet sayın çiftler, sevgililer, anlaşamıyoruz diyen her ikili ilişkinin mensupları; kaliteli ve sakin bir uzlaşma tam olarak böyle olur.
ha bi de... bugün cornetto aldım ama içinden külah çıkmadı lan? cidden, o dondurmayı o pakete nası koymuşlar ve nası onca zaman durabilmiş? what the funky chicken allasen ya?
Dilara: Yok bebegm
Dilara: Uyandrmadn
Dilara: Sifrem de
Dilara: (sansür)
cansu: Ben de uyuyamadmmmm yaa
Dilara: Bnde snnkini bilmiom btw
Dilara: :D
Dilara: Yuh be
cansu: Tam penceremn altinda motor kirdilar
cansu: Tamir
cansu: Kavga gurultu
Dilara: Gecenle gunduzun hepten sasmisssss
cansu: Ondan once de kavga cikmsti
cansu: Odunla adamlar birbirlerine grdi
cansu: Kadin agladi
cansu: Amk ya
cansu: Sifrem (sansür) btw
Dilara: Neler oluo lan
Dilara: Orda
Dilara: Hani stressfree yasicadin:D
cansu: Ne bilym ya FAK
Dilara: Ahauah
cansu: Sinir basti yemn ediyorm
cansu: Sacimin yarisi toplu yarisi tokadan firlams manyak teyze gibi balkondan sarkip
cansu: Pardon da yavas olur musunuz dedm
cansu: Sonra da tam bir yerli manyak teyze gibi "ibrahim dayi! Baska yerde yabsaniz olmuyo mu yah millet hep uyandi bak" dedim
cansu: O zaman durdular. Pardon deyince durmadilar, dayi deyince durdular. Boyle bi yerdeyim
Dilara: Asdfgh
Dilara: Abiiiiggg
Dilara: Allahm ya
Dilara: Nasi hayatlar
Dilara: Nasi paradoxlar icindesn
Dilara: Upper east side dan
Dilara: Hamptons a
Dilara: Gitmelydin ah:Pp
cansu: Ahahahd ama yaaa
cansu: Istanbul gurultulu sehir
cansu: Orda boyle gurultu yok ya
cansu: Burasi sinsiiiii cirkeeeef
cansu: Ya blackberrym elimde ibrahim dayi diye bagirdm cok acikli :(:( istanbul'da bi elim tobikolarda obur elim mochalarda yasiyorum ben yaaA
cansu: AHHDHAHSGF
Dilara: Abi cok iiii
Dilara: Ya
cansu: Cansu halka indi
Dilara: Bak
Dilara: Sna gzl bi sarki
Dilara: Soliym ozmn
Dilara: Mr. Boe
Dilara: The abbasi brothers
Dilara: Dnle bnce sevcen
Dilara: Bira fm saolsun
cansu: Tiksinme ifadesi gibi mi mr. böe - emevi biraderler gibi
Dilara: Wi lav bira efeem
Dilara: Ahauahahahha
cansu: Bira.fm candir
Dilara: Agjs
Dilara: Bncede
cansu : Sirp sindigi
Dilara : Ne gordn bgn ruyanda
cansu: Sirp sindigi
Dilara: Aaa
Dilara: Henus
cansu: Ebeninkini gordm uyudum mu ben :D
Dilara: Goremednki Dilara: O ne be
Dilara: Ahauahahha
şu an makaron yapıyor ve hazal'ı bekliyorum. adım gibi biliyorum ki bu gece de uyuyamayacağım zaten. sabahlarım, mis gibi, bünyem de alıştı artık. yarın yolda uyuyamamış bir hazal ve haybeye sabahlamış bir cansu olarak iki zombi gibi gezeriz artık diyorum. burası garip bi şekilde aşırı hareketli ve gürültülü, bir yandan da inanılmaz tembel. şehir, hava, insanlar hepsi tam anlamıyla tembel. makaronlar güzel kokuyor ama estetik olamadılar. bir yandan barış ile konuşuyordum zira. "sen gel, ben sana 2 tiramisu yaparım" dedi. "her türlü yerim, sen ne yaparsan yiyeceğimi o mel'un gecede yaptığın ağır tavuğu yiyerek kanıtlamıştım bence" dedim. sonra tavuğuna ağır dediğim için biraz atar yaptı ama vallahi çok ağırdı. o da yiyememişti. yine de bir erkeğin yemeğine laf edilmezmiş sanırım, ben öyle anladım. sonuçta ben ki sevgilimden ayrılayım, projeye darlanayım, hayata sille tokat gireyim hemen barış'ın kapısında bitiyorum, o da dünyanın en güzel misafir ağırlayıcısı olduğu için beni cici cici besleyip mis gibi kokular, mumlar koyduğu yataklarda yatırıyor. gidip komşu fırın'dan en sevdiğim şeyleri alıp geldiği bile olmuştu. allam bu arkadaşlarıma olan yoğun sevgimle napcam ben.
en iyisi planettürk'te türk filmi izleyerek makaronların kremasını sürmek. sabaha karşı gürültü olursa da kovayla kafalarına su döküp içeri saklanırım.
yine bir kız sohbetinden duygusal uzlaşma ile blogun bu gecesini sonlandırmak istiyorum:
cansu: Su an halay cekme arzusu uyandirdin icimde :D
Dilara: Snnle bogaz turuna cikmak istiorm
cansu: Duygusal kro cansu stayl oldum ne alakaysa
Dilara: Bogaz koprusunu halay cekerek gecelim
evet sayın çiftler, sevgililer, anlaşamıyoruz diyen her ikili ilişkinin mensupları; kaliteli ve sakin bir uzlaşma tam olarak böyle olur.
ha bi de... bugün cornetto aldım ama içinden külah çıkmadı lan? cidden, o dondurmayı o pakete nası koymuşlar ve nası onca zaman durabilmiş? what the funky chicken allasen ya?
bunlar hep
sevdiğim insanlar,
sevgili günlük
0
diamonds
14 Mayıs 2011 Cumartesi
kenarlarda köşelerde
hem 3 hafta önce aldığım lomo gelmedi (ama daha sonradan dilara'ya aldığım geldi?!)
hem de bugün gelen ojelerimden en açık saçık renklisi, bu sabah etiketini çıkarıp giydiğim taytıma döküldü
dertler benim çile benim, bu ni ya!
ayağımın dibinde şarap şişesiynen oturuyorum yineğ
hem de bugün gelen ojelerimden en açık saçık renklisi, bu sabah etiketini çıkarıp giydiğim taytıma döküldü
dertler benim çile benim, bu ni ya!
ayağımın dibinde şarap şişesiynen oturuyorum yineğ
bunlar hep
sevgili günlük
0
diamonds
26 Nisan 2011 Salı
temiz kırdım
olm teknoloji ne garip şey ya.
8 yıldır benimle bir yastığa baş koyan ipod'um geçen aylarda bozulunca allahın cezası telefondan müzik dinleme şeysine katılmak zorunda kalmıştım. ne kulaklıklar heba oldu o yolda biliyon mu? ipod daha bozulmadan ben başka ipod mu alsam ki yea şımarıklığı yapmaya başlamıştım, ben bildim o yüzden ceza olarak kainat ipod'cuğumu önce kaybetti sonra dilara'nınkini ödünç alınca buldurdu ödünç aldığım ipod'u geri verince yine kaybetti sonunda da al kırdı kırdı. dün çılgın gibi gidip tekrar ipod alırken kendi kendime bi durdum, bi bak dedim cansu bu ne doyumsuzluk kanka dedim al şurda 78 tl sony müzik çalar varmış onu alsana be dedim. yok illa o eğpıl prodakt alıncak. eve geldim bi elimde blekberi bi elimde ipod touch. dedim allah beni davul etsin dedim. bi yandan da babamın kartını ödemek için yemeklerimi falan hep yanımda gezdiriyorum ha, şaşırtmasın sizi bu durum. sigarayı sarıyorum filan genelde. sonra sen git o kartla bi 8 aylık taksite daha gir. valla beni alan yaşadı dertlerini de boşadı çünkü mis gibi cillop gibi dert getiririm o adamcağıza. o yüzden evlenmemeye karar verdim. bugün insanlık için verdiğim karar bu oldu. misal bana gelen ipotek niye başkasını gersin ki.
öte yandan teknoloji garip bişey dedim de, valla da öyle. lan, bak lan diyorum çünkü çok garip bi mevzu söz konusu- ipod'da bi applicationlar varmış aklım şaştı.sanırsın ki 1920den na buraya ışınlandım. ipod el ısıtıcı, el serinletici olur mu ya? bi evin içinde gezip köşelerden falan fotoğraf çekersin de sana evin planını çötenek diye pdf yapıp mailine atar mı? neyin kafası bu ya? bunlara gelene kadar dün ipod'dan görüntülü skype konuşması yaparken bile mars'tan arkadaş edinmiş kadar şaşırdım.
teknolocinin ucu sonu yok arkadaşım. ben burda "allam fotoğşoğptaki magic wand sahiden de magic ha ne de güzel seçti hoşşik" diye sevinirken, adam sen git elini kıçını başını ipodla ısıt. olacak iş mi allasen.
bu doyumsuzluk nerlere kadan dedim ve kredi kartı borcunu ödemek için ne kadar teknolojik aletim varsa hepicünü satmaya karar verdim. ıssız adaya taşıncam, çizim masasıydı rapidoydu t cetveliydi gönyeydi bişeydi onlarla çizerim çizeceğimi de artık. yoğ yoğ lan şaka yaptım. ama bundan sonra bi süre mecburi haller dışında teknolojik alışveriş yapmaycaama ant içerim. antlaşma imzalarım.
bak böyle enseye şaplak konuştum diye kırılmadın dimi? az evvelsiye jürim ertelendi de bi neşe gapladı ki içimi sorma.
-ayşeciğin bi filminde böğrüne kaya parçası basıp gezen bi anne vardı ya, hani cidden de basmışlar dramı basmışlar dramı. guzuuuuum yınırta da ye.. beni hor görmeyesin... falan diye konuşurdu. tey tey. o geldi aklıma. nerden geldiyse. /ben bayadır da uyumadım ha.
8 yıldır benimle bir yastığa baş koyan ipod'um geçen aylarda bozulunca allahın cezası telefondan müzik dinleme şeysine katılmak zorunda kalmıştım. ne kulaklıklar heba oldu o yolda biliyon mu? ipod daha bozulmadan ben başka ipod mu alsam ki yea şımarıklığı yapmaya başlamıştım, ben bildim o yüzden ceza olarak kainat ipod'cuğumu önce kaybetti sonra dilara'nınkini ödünç alınca buldurdu ödünç aldığım ipod'u geri verince yine kaybetti sonunda da al kırdı kırdı. dün çılgın gibi gidip tekrar ipod alırken kendi kendime bi durdum, bi bak dedim cansu bu ne doyumsuzluk kanka dedim al şurda 78 tl sony müzik çalar varmış onu alsana be dedim. yok illa o eğpıl prodakt alıncak. eve geldim bi elimde blekberi bi elimde ipod touch. dedim allah beni davul etsin dedim. bi yandan da babamın kartını ödemek için yemeklerimi falan hep yanımda gezdiriyorum ha, şaşırtmasın sizi bu durum. sigarayı sarıyorum filan genelde. sonra sen git o kartla bi 8 aylık taksite daha gir. valla beni alan yaşadı dertlerini de boşadı çünkü mis gibi cillop gibi dert getiririm o adamcağıza. o yüzden evlenmemeye karar verdim. bugün insanlık için verdiğim karar bu oldu. misal bana gelen ipotek niye başkasını gersin ki.
öte yandan teknoloji garip bişey dedim de, valla da öyle. lan, bak lan diyorum çünkü çok garip bi mevzu söz konusu- ipod'da bi applicationlar varmış aklım şaştı.sanırsın ki 1920den na buraya ışınlandım. ipod el ısıtıcı, el serinletici olur mu ya? bi evin içinde gezip köşelerden falan fotoğraf çekersin de sana evin planını çötenek diye pdf yapıp mailine atar mı? neyin kafası bu ya? bunlara gelene kadar dün ipod'dan görüntülü skype konuşması yaparken bile mars'tan arkadaş edinmiş kadar şaşırdım.
teknolocinin ucu sonu yok arkadaşım. ben burda "allam fotoğşoğptaki magic wand sahiden de magic ha ne de güzel seçti hoşşik" diye sevinirken, adam sen git elini kıçını başını ipodla ısıt. olacak iş mi allasen.
bu doyumsuzluk nerlere kadan dedim ve kredi kartı borcunu ödemek için ne kadar teknolojik aletim varsa hepicünü satmaya karar verdim. ıssız adaya taşıncam, çizim masasıydı rapidoydu t cetveliydi gönyeydi bişeydi onlarla çizerim çizeceğimi de artık. yoğ yoğ lan şaka yaptım. ama bundan sonra bi süre mecburi haller dışında teknolojik alışveriş yapmaycaama ant içerim. antlaşma imzalarım.
bak böyle enseye şaplak konuştum diye kırılmadın dimi? az evvelsiye jürim ertelendi de bi neşe gapladı ki içimi sorma.
-ayşeciğin bi filminde böğrüne kaya parçası basıp gezen bi anne vardı ya, hani cidden de basmışlar dramı basmışlar dramı. guzuuuuum yınırta da ye.. beni hor görmeyesin... falan diye konuşurdu. tey tey. o geldi aklıma. nerden geldiyse. /ben bayadır da uyumadım ha.
bunlar hep
al kırdın,
sevgili günlük
0
diamonds
14 Nisan 2011 Perşembe
bi festival var
festival güncesi yazmıyorum bu yıl. içimden gelmedi. zaten eskisi kadar çok filme de gitmedim. sadece şu ana kadar gittiğim filmleri sayayım bari, en azından bunu yapayım.
- Buz Sesi ( Le bruit des glaçons ) *bir gün ansızın kanser olursam, kanserim kapımı böyle çalsın.
- Elveda Taypey (Yi ye Taibei ) *taypey ne güzel yermiş, gitme paris'e filan.
- Cinnet ( Kim Bok-nam salinsageonui jeonmal / Bedevilled ) *baya güzeldi de...
- Hayalimdeki Ev ( Wai dor lei ah yut ho ) *allah cezanızı versin, hala psikolojimi toparlayamadım.
- Anayurt ( Hora proelefsis ) *barış'ın babasıyla üzerine çok konuştuk, tükettim buna dair yorumlarımı.
- Mavi Kadife ( Blue Velvet ) *ilk defa lisedeyken izlemiştim, geçen hafta sinemada izlemek ne kadar hoş oldu anlatamam.
- Mavi ( Blue ) *ironik ama bu sadece sinemada izlenesi bir film. sana hediye olarak filmin ilk 10 dakikası youtube'dan gelsin; tık.
- Ekim ( Octubre ) *içimden yorum yapmak gelmedi yine.
- Attenberg ( Attenberg ) *izlemezseniz ayıp, çünkü bu film dogtooth'un kardeşi. yapımcısıyla, yönetmeniyle... ne? dogtooth'u da mı izlemedin? izlesene.
- Güz Sonatı ( Höstsonaten ) *ingmar bergman, seni hep sevdiğimi bil.
daha gideceğim filmler bitmedi, son 3 günümüz. yine güzel geçiyor. o neşe ile bugün 4 tane film bile aldım. buyrun tıklanabilir liste:
uncle boonmee who can recall his past lives * hangi festivaldeydi hatırlamıyorum, gitmek istemiştim gidememiştim. bulunca neşeyle doldum.
l'âge d'or * luis buñuel'den çok hoşlanıyorum, yapacak bir şey yok.
the tree * gainsbourg soyadlı insanlar canımdır. bi de barış izle dedi. ya da demedi ve ben iyice delirdim. bilmiyorum.
dreams *ingmar bergman ile ilgili hislerimi az önce açıklamıştım.
günlerim böylesine aylak ve filmlerle yarı dolu geçiyor. bu sene tam adapte olamadığım için çılgıncasına bilet alasım da gelmedi. ara sıra ders çalıştığım da olmuyor değil. çilek filan yiyorum. yerlerde uyuyakalıyorum. hayat güzel. mesela geçen gün konuşurken farkında olmadan nişantaşı'ndan taksim'e yürüdük, güzeldi.
- Buz Sesi ( Le bruit des glaçons ) *bir gün ansızın kanser olursam, kanserim kapımı böyle çalsın.
- Elveda Taypey (Yi ye Taibei ) *taypey ne güzel yermiş, gitme paris'e filan.
- Cinnet ( Kim Bok-nam salinsageonui jeonmal / Bedevilled ) *baya güzeldi de...
- Hayalimdeki Ev ( Wai dor lei ah yut ho ) *allah cezanızı versin, hala psikolojimi toparlayamadım.
- Anayurt ( Hora proelefsis ) *barış'ın babasıyla üzerine çok konuştuk, tükettim buna dair yorumlarımı.
- Mavi Kadife ( Blue Velvet ) *ilk defa lisedeyken izlemiştim, geçen hafta sinemada izlemek ne kadar hoş oldu anlatamam.
- Mavi ( Blue ) *ironik ama bu sadece sinemada izlenesi bir film. sana hediye olarak filmin ilk 10 dakikası youtube'dan gelsin; tık.
- Ekim ( Octubre ) *içimden yorum yapmak gelmedi yine.
- Attenberg ( Attenberg ) *izlemezseniz ayıp, çünkü bu film dogtooth'un kardeşi. yapımcısıyla, yönetmeniyle... ne? dogtooth'u da mı izlemedin? izlesene.
- Güz Sonatı ( Höstsonaten ) *ingmar bergman, seni hep sevdiğimi bil.
daha gideceğim filmler bitmedi, son 3 günümüz. yine güzel geçiyor. o neşe ile bugün 4 tane film bile aldım. buyrun tıklanabilir liste:
uncle boonmee who can recall his past lives * hangi festivaldeydi hatırlamıyorum, gitmek istemiştim gidememiştim. bulunca neşeyle doldum.
l'âge d'or * luis buñuel'den çok hoşlanıyorum, yapacak bir şey yok.
the tree * gainsbourg soyadlı insanlar canımdır. bi de barış izle dedi. ya da demedi ve ben iyice delirdim. bilmiyorum.
dreams *ingmar bergman ile ilgili hislerimi az önce açıklamıştım.
günlerim böylesine aylak ve filmlerle yarı dolu geçiyor. bu sene tam adapte olamadığım için çılgıncasına bilet alasım da gelmedi. ara sıra ders çalıştığım da olmuyor değil. çilek filan yiyorum. yerlerde uyuyakalıyorum. hayat güzel. mesela geçen gün konuşurken farkında olmadan nişantaşı'ndan taksim'e yürüdük, güzeldi.
bunlar hep
görselşeyler,
sevgili günlük
2
diamonds
29 Mart 2011 Salı
form follows function
bütün bölüm arkadaşlarım kendilerini mimarcık/küçük mimar olarak adlandırırken ben, çalışma fonksiyonumu aldırmış gibiyim. işim gücüm aylaklık. hem de sabahlara kadar. geçen gün "benim sonum iyi değil" dedim, masadaki herkes 10 saat güldü bana. bu alanda bişeyler yapsam ya, konsomatris mi olsam nedir? ben de bilemedim. form follows function deyince artık aklıma tivitır falan geliyo. o derece koptum işimden gücümden. işimde gücümde değilim. gayet de başka yerlerdeyim.
dün de saatin kaç olduğunu hiçbir şekilde idrak edemedim zaten. sabah 7buçuk hala oturuyorum da hava neden karanlık diye dertlenmekteyken, öğrendim ki saat 5 filanmış. ( http://saatkac.com/ )
anneme ben mezun olunca mimarlık yapmıcam dedim, çok hüzünlendi. napcaksın dedi. ne bileyim bulurum bişey dedim.
geçen gün barış, o an kalkıp paris'e kaçmayı önerdi. bi daha hiç arkamıza bakmayalım hadi madonna da cebinde 10 dolarla new york'a kaçmış dedi. bi an ciddi ciddi düşündüm bunu. ne kadar param var ki filan diye hesaplamaya çalıştım. sonra dedim ki e vize nolcak. keşke kaçsaydık. barış'ın birikmiş parasını yer yer dururduk. en azından 1 hafta falan yerdik. sonra da artık ne bileyim bulurduk bişey be blog.
ne bileyim ben, gitmek lazım, sıkıntı var.
dün de saatin kaç olduğunu hiçbir şekilde idrak edemedim zaten. sabah 7buçuk hala oturuyorum da hava neden karanlık diye dertlenmekteyken, öğrendim ki saat 5 filanmış. ( http://saatkac.com/ )
anneme ben mezun olunca mimarlık yapmıcam dedim, çok hüzünlendi. napcaksın dedi. ne bileyim bulurum bişey dedim.
geçen gün barış, o an kalkıp paris'e kaçmayı önerdi. bi daha hiç arkamıza bakmayalım hadi madonna da cebinde 10 dolarla new york'a kaçmış dedi. bi an ciddi ciddi düşündüm bunu. ne kadar param var ki filan diye hesaplamaya çalıştım. sonra dedim ki e vize nolcak. keşke kaçsaydık. barış'ın birikmiş parasını yer yer dururduk. en azından 1 hafta falan yerdik. sonra da artık ne bileyim bulurduk bişey be blog.
ne bileyim ben, gitmek lazım, sıkıntı var.
bunlar hep
sevgili günlük
0
diamonds
24 Mart 2011 Perşembe
karman çorman
son günlerde ne de çok sinir oluyorum. huy değişimlerim iyice çığrından çıktı.
hani eskiden, böyle dönem dönem her şeye ağlar zırlardım. "alllöeöaleöaaööömmm negzel bişi dedi röhühühühüh" gibi hallerim yerini "ne dedin sen çaaaaaaaatt" gibi hallere terk etti de gitti.
bugün essay yazarken bile belli bi noktada atar yapıp, şu şu demek değildir bu bu anlama gelmiyo taağam mı? falan gibi yerlere kaydım.
yanımda oturan çocuğa ise dersin ortasında aniden kalkıp uçan tekme attım.
tabi ki sadece zihnimde.
bi de telefonumun söylediğine göre coca cola'da 210 kalori, beck's isimli -en sevdiğim- birada ise 55 kalori varmış. e ben bi daha kola içer miyim şimdi.
bi de hazır gıda sohbeti yapıyoruz şekerim bak bolero denen şeyin muzlusuna bayılmıştım ben didim'de ilk yediğimde. işte ne kadar oldu artık bilmiyorum bir ay mı dört ay mı beşbin gün mü neyse baya oldu. bugün aldım yine oh dedim iki tane alırım madem sinirliyim yerim bence ben bunları zamanla dedim. pöehrt! ne de iğrenç bişeymiş. sözlerimi geri alamam diye bi dünya yok, alırım, aldım. o ne olum? yemeyin. ananas yiyin. ananas ne güzel meyve, canımdan bir parça, söküp atamam ananası.
bugün uzun zamandan sonra okulda mavi diye isimlendirilen yere öğlen yemeğine gittim, arkadaşların çağırıyorsa gidiceksin bebişim. her neyse. ben tabi geçen gün bütün paramı tükettiğim için yemek yiyemezdim. bozuk paralarımdan 1tl bulup buluşturup barış'tan bana kola almasını istedim (beck's yoktu). herkes sırada beklerken, başka arkadaşlarım beni masalarına çağırdılar: "çok moralsiziz cansu, bi otur da iki neşemizi yerine getir" diye. adeta bir konsomasyon fırtınası başladı o an. masa masa gezdim cidden de. şakalar komiklikler. bir de bugün çok suskunmuşum diye bir tepki almıştım yemeğe giden yolda yürürken. barış da dedi ki sen onu dün görseydin dedi.
bi de çantamda ne zaman çakmak arasam elime tavşan dahi geliyor da, asla çakmak gelmiyor. sırf bu sebepten çantamda 3 çakmak vardı bugün yine, ve yine bulamadım.
ayrıca da bence günler çok kısa. yine 6 saat sonra kalkmam lazım. sonra neden sinirliyim diye oturup düşün işte. zaten manyak manyak rüyalar görüyorum o uyuduğum süre küçükceylanlığı da geçip kaldı mı sana bit kadar.
bi de konuşmayı kestiğin insanın facebooktan zırtını pırtını beğenmesi neyin kafası?
bi de itiraf ediyorum bugün derste sunum yapan erkeklerden birinin omuzlarına bakmalara doyamadım, yetmedi eve gelince facebooktan da arayıp tarayıp bulup açıp baktım. böyle anlarda sanal bir dedektif kesiliyorum ya, sorunlarım var bence. hep abrienda arkadaşımızın yüzünden. allasen bana yolladığı fotoğrafa bak:
bi de bunu barış'a yolladım bana cevaben öncelikle bir james franco fotoğrafı yolladı. o an itibariyle bir tuhaflıklar yaşamaya başladım ve hala durduramamışım demek ki, zavallı çocuğun omuzlarına kadar devam ettim. korktum kendimden.
hadi uyuyalım.
ps: keşke başlığı merhaba ben ergenlikteyim falan gibi bir şey yapsaymışım. yaşandı bitti saygısızca.
hani eskiden, böyle dönem dönem her şeye ağlar zırlardım. "alllöeöaleöaaööömmm negzel bişi dedi röhühühühüh" gibi hallerim yerini "ne dedin sen çaaaaaaaatt" gibi hallere terk etti de gitti.
bugün essay yazarken bile belli bi noktada atar yapıp, şu şu demek değildir bu bu anlama gelmiyo taağam mı? falan gibi yerlere kaydım.
yanımda oturan çocuğa ise dersin ortasında aniden kalkıp uçan tekme attım.
tabi ki sadece zihnimde.
bi de telefonumun söylediğine göre coca cola'da 210 kalori, beck's isimli -en sevdiğim- birada ise 55 kalori varmış. e ben bi daha kola içer miyim şimdi.
bi de hazır gıda sohbeti yapıyoruz şekerim bak bolero denen şeyin muzlusuna bayılmıştım ben didim'de ilk yediğimde. işte ne kadar oldu artık bilmiyorum bir ay mı dört ay mı beşbin gün mü neyse baya oldu. bugün aldım yine oh dedim iki tane alırım madem sinirliyim yerim bence ben bunları zamanla dedim. pöehrt! ne de iğrenç bişeymiş. sözlerimi geri alamam diye bi dünya yok, alırım, aldım. o ne olum? yemeyin. ananas yiyin. ananas ne güzel meyve, canımdan bir parça, söküp atamam ananası.
bugün uzun zamandan sonra okulda mavi diye isimlendirilen yere öğlen yemeğine gittim, arkadaşların çağırıyorsa gidiceksin bebişim. her neyse. ben tabi geçen gün bütün paramı tükettiğim için yemek yiyemezdim. bozuk paralarımdan 1tl bulup buluşturup barış'tan bana kola almasını istedim (beck's yoktu). herkes sırada beklerken, başka arkadaşlarım beni masalarına çağırdılar: "çok moralsiziz cansu, bi otur da iki neşemizi yerine getir" diye. adeta bir konsomasyon fırtınası başladı o an. masa masa gezdim cidden de. şakalar komiklikler. bir de bugün çok suskunmuşum diye bir tepki almıştım yemeğe giden yolda yürürken. barış da dedi ki sen onu dün görseydin dedi.
bi de çantamda ne zaman çakmak arasam elime tavşan dahi geliyor da, asla çakmak gelmiyor. sırf bu sebepten çantamda 3 çakmak vardı bugün yine, ve yine bulamadım.
ayrıca da bence günler çok kısa. yine 6 saat sonra kalkmam lazım. sonra neden sinirliyim diye oturup düşün işte. zaten manyak manyak rüyalar görüyorum o uyuduğum süre küçükceylanlığı da geçip kaldı mı sana bit kadar.
bi de konuşmayı kestiğin insanın facebooktan zırtını pırtını beğenmesi neyin kafası?
bi de itiraf ediyorum bugün derste sunum yapan erkeklerden birinin omuzlarına bakmalara doyamadım, yetmedi eve gelince facebooktan da arayıp tarayıp bulup açıp baktım. böyle anlarda sanal bir dedektif kesiliyorum ya, sorunlarım var bence. hep abrienda arkadaşımızın yüzünden. allasen bana yolladığı fotoğrafa bak:
![]() |
| adam levine |
bi de bunu barış'a yolladım bana cevaben öncelikle bir james franco fotoğrafı yolladı. o an itibariyle bir tuhaflıklar yaşamaya başladım ve hala durduramamışım demek ki, zavallı çocuğun omuzlarına kadar devam ettim. korktum kendimden.
hadi uyuyalım.
ps: keşke başlığı merhaba ben ergenlikteyim falan gibi bir şey yapsaymışım. yaşandı bitti saygısızca.
bunlar hep
medley,
sevgili günlük
2
diamonds
22 Mart 2011 Salı
sıradan bir okul günü serüveni
haydi hazalkervan tarzından esinlenerek yazayım bugün.
06.40_saati mi kurmuşum ben?
07.18_ne çalıyo be? saat mi? fil? ne?..
07.24_tüm çilekeş anaların çığlığı bir olup benim annemde birleşti: cansu köööeaeaeaaaaalk! taam kakcam
07.43_duştan çıktım kesin yetişcem
08.27_saat ne ara sekizbuçuk oldu ya ben daha makyaj yapmadım!!
08.32_yoldayım.
08.56_bence tam zamanında derse gelmek, yetişmektir işte. değil midir? yokuştan inerken sigaramı içip facebook places'tan okula check in olarak gayet eğlendim ben.
09.03_sigaram bitti derse girebilirim. oha o vize takvimi mi?
09.11_vize takvimini anlama sürem 5 dakikayı geçiyorsa, en iyisi derse girmektir gibi düşündüm.
09.27_oha betonarme hocası aynı peter griffin oha nasıl fark etmem şu ana kadar. şu ancüezde barış'a mesaj atmalıyım. yoğyoğ uyuyodur. uyanmaz uyanmaz atıym.
09.50_niye ara vermiyoruz lan?
09.53_yeş! kahve ve sigara ne hoş. oha eski sevgilimin eski sevgilisi geçti yanımdan?
10.02_oha kızın bacakları ne kadar güzel. keşke benim de bacaklarım öyle olsa. resmen çok düzgün.
10.03_oha bu da başka bi eski sevgilimin benden sonraki sevgilisi?!
(ciddi söylüyorum bi insanın başına gelebilecek en rahatsız edici durumlardan biri, kızın bacaklarına imreniyosun ve eski sevgilinin eski sevgilisi çıkıyo. alenen fail.)
10.04_calculus mü? niye ki? integral işareti nası yapılıyodu ki?
11.00_ara vermicek miydik? yoklama alaydı da arada gideydim. açeydim gollarımı.. telefon da çekmiyo.
11.08_çoşşükür. bence ben öğleden sonraki derse girmem. girsem mi?
11.12_derse gireyim ben.
11.13_yoğyoğ girmeyeyim.
11.14_giriym giriym.
11.55_viiiiihiiiiiii ders de bitti hoa! e ben giriym mi girmiym mi? a dilara arıyo, şimdi çözücem bak meseleyi. (dialog- cansu: dilara 2de derse mi gireyim yoksa optimuma gidip sushi yiyip beymene mi bakayım yoksa kadıköye gidip kahve içip eve mi gideyim? dilara: optimum) so simple.
12.11_optimuma gidiyorum. 19'a bincem. *dililüüüngg*
optimuma vardığım an itibariyle bir black out yaşanıyor. tek anımsadığım dünyanın en cici ayakkabısını gözüm kapalı satın aldığım, ardından kendimi durdurmak adına yemek yemek zorunda kalana dek mağaza gezdiğim, d&r'ın duygularıyla oynadığım, o rezil nonfat nane şuruplu latteyi içtiğim ve akabinde barış'la mesajlaşıp taksiye bindiğim. saat 2 buçuk civarında evdeydim.
15.12_barış'la buluşcam ama tozluk ve adidas giysem de liseli cansu mu olsam, ugg giysem de günlük yeditepeli cansu mu olsam, yoksa yeni ayakkabılarımı giyip çok alakasız bi cansu mu olsam emin değilim.
15.18_tozluk kazandı. hava soğuk. yürüyorum. barış neredesin diye mesaj attı, "şurada" diye cevap atarak esprili tavrımla geç kaldığım gerçeğini kaynatmaya çalıştım.
15.19_hava yeterince güneşli değil diye utanıp çıkardığım güneş gözlüğümü geri takabilirim, çünkü 70 küsur yaşında ve hafiften aklını kaybetmiş gibi dursa da güneş gözlüğüyle gezen 1 adet kadın gördüm. onun varlığına güveniyorum, ben de takcam.
gerisi yine black out. özetle, mozaik cafedeki mozaik pastaların küçüldüğünü - brownilerin büyüdüğünü öğrendim. iksv film festivali sebebiyle aşık bir 15 yaşındaki kızdan bile daha çok heyecanlanabileceğimi hatırladım. bir de utanmamış 2 tane ingmar bergman filmi koymuşlar. amaçları ne anlamadım. yüreğime mi indireceksiniz ayol? günün başından beri takriben 300 küsur lira harcamışım. çılgın. ama daha çılgın olan ne biliyor musun? hala bir 20tl var cüzdanımda. barışkankama çok güzel gözlük bile aldık. biletlerimizi de aldık. sınav için fotokopimi de çektirdim. çok pis de eğlendim ne yalan söyleyeyim. geriye kalan tek iş, yarınki sınava çalışmak ve haftaya bugün olan sınav için kitap okumaya başlamak, vakit kalırsa da biraz eskiz yapmaktı. ama ben makarna yiyip family guy izleyeyim 20 dakika dedim ve o batağa bir kere daha düştüm. çalışamıyorum. uykum var. amma da uzun ve kendi formatımın çok dışında blog bile yazdım. mesajlardan, bbm chatten saatlere baktım emin olmak için filan. bilimsel kanıtlara bile dayandım yani. sabah sabah bana integral çözdüren bir peter griffin var hayatımda ama. ben ne yapayım? andy'nin nesi var? ıssız acun kaldı mı?
hiç beklemediğim bi anda unicornlu kolye buldum optimumda! hem de sadece 9.90tl. hemen aldım, durur muyum. ne sandın.
bişeyleri unuttum gibi geliyor ya, hadi neyse.
esniyorum. hala da italik yazıyormuşum, şimdi fark ettim. bugünlük böyle olsun. hadi selametle.
06.40_saati mi kurmuşum ben?
07.18_ne çalıyo be? saat mi? fil? ne?..
07.24_tüm çilekeş anaların çığlığı bir olup benim annemde birleşti: cansu köööeaeaeaaaaalk! taam kakcam
07.43_duştan çıktım kesin yetişcem
08.27_saat ne ara sekizbuçuk oldu ya ben daha makyaj yapmadım!!
08.32_yoldayım.
08.56_bence tam zamanında derse gelmek, yetişmektir işte. değil midir? yokuştan inerken sigaramı içip facebook places'tan okula check in olarak gayet eğlendim ben.
09.03_sigaram bitti derse girebilirim. oha o vize takvimi mi?
09.11_vize takvimini anlama sürem 5 dakikayı geçiyorsa, en iyisi derse girmektir gibi düşündüm.
09.27_oha betonarme hocası aynı peter griffin oha nasıl fark etmem şu ana kadar. şu ancüezde barış'a mesaj atmalıyım. yoğyoğ uyuyodur. uyanmaz uyanmaz atıym.
09.50_niye ara vermiyoruz lan?
09.53_yeş! kahve ve sigara ne hoş. oha eski sevgilimin eski sevgilisi geçti yanımdan?
10.02_oha kızın bacakları ne kadar güzel. keşke benim de bacaklarım öyle olsa. resmen çok düzgün.
10.03_oha bu da başka bi eski sevgilimin benden sonraki sevgilisi?!
(ciddi söylüyorum bi insanın başına gelebilecek en rahatsız edici durumlardan biri, kızın bacaklarına imreniyosun ve eski sevgilinin eski sevgilisi çıkıyo. alenen fail.)
10.04_calculus mü? niye ki? integral işareti nası yapılıyodu ki?
11.00_ara vermicek miydik? yoklama alaydı da arada gideydim. açeydim gollarımı.. telefon da çekmiyo.
11.08_çoşşükür. bence ben öğleden sonraki derse girmem. girsem mi?
11.12_derse gireyim ben.
11.13_yoğyoğ girmeyeyim.
11.14_giriym giriym.
11.55_viiiiihiiiiiii ders de bitti hoa! e ben giriym mi girmiym mi? a dilara arıyo, şimdi çözücem bak meseleyi. (dialog- cansu: dilara 2de derse mi gireyim yoksa optimuma gidip sushi yiyip beymene mi bakayım yoksa kadıköye gidip kahve içip eve mi gideyim? dilara: optimum) so simple.
12.11_optimuma gidiyorum. 19'a bincem. *dililüüüngg*
optimuma vardığım an itibariyle bir black out yaşanıyor. tek anımsadığım dünyanın en cici ayakkabısını gözüm kapalı satın aldığım, ardından kendimi durdurmak adına yemek yemek zorunda kalana dek mağaza gezdiğim, d&r'ın duygularıyla oynadığım, o rezil nonfat nane şuruplu latteyi içtiğim ve akabinde barış'la mesajlaşıp taksiye bindiğim. saat 2 buçuk civarında evdeydim.
15.12_barış'la buluşcam ama tozluk ve adidas giysem de liseli cansu mu olsam, ugg giysem de günlük yeditepeli cansu mu olsam, yoksa yeni ayakkabılarımı giyip çok alakasız bi cansu mu olsam emin değilim.
15.18_tozluk kazandı. hava soğuk. yürüyorum. barış neredesin diye mesaj attı, "şurada" diye cevap atarak esprili tavrımla geç kaldığım gerçeğini kaynatmaya çalıştım.
15.19_hava yeterince güneşli değil diye utanıp çıkardığım güneş gözlüğümü geri takabilirim, çünkü 70 küsur yaşında ve hafiften aklını kaybetmiş gibi dursa da güneş gözlüğüyle gezen 1 adet kadın gördüm. onun varlığına güveniyorum, ben de takcam.
gerisi yine black out. özetle, mozaik cafedeki mozaik pastaların küçüldüğünü - brownilerin büyüdüğünü öğrendim. iksv film festivali sebebiyle aşık bir 15 yaşındaki kızdan bile daha çok heyecanlanabileceğimi hatırladım. bir de utanmamış 2 tane ingmar bergman filmi koymuşlar. amaçları ne anlamadım. yüreğime mi indireceksiniz ayol? günün başından beri takriben 300 küsur lira harcamışım. çılgın. ama daha çılgın olan ne biliyor musun? hala bir 20tl var cüzdanımda. barışkankama çok güzel gözlük bile aldık. biletlerimizi de aldık. sınav için fotokopimi de çektirdim. çok pis de eğlendim ne yalan söyleyeyim. geriye kalan tek iş, yarınki sınava çalışmak ve haftaya bugün olan sınav için kitap okumaya başlamak, vakit kalırsa da biraz eskiz yapmaktı. ama ben makarna yiyip family guy izleyeyim 20 dakika dedim ve o batağa bir kere daha düştüm. çalışamıyorum. uykum var. amma da uzun ve kendi formatımın çok dışında blog bile yazdım. mesajlardan, bbm chatten saatlere baktım emin olmak için filan. bilimsel kanıtlara bile dayandım yani. sabah sabah bana integral çözdüren bir peter griffin var hayatımda ama. ben ne yapayım? andy'nin nesi var? ıssız acun kaldı mı?
hiç beklemediğim bi anda unicornlu kolye buldum optimumda! hem de sadece 9.90tl. hemen aldım, durur muyum. ne sandın.
bişeyleri unuttum gibi geliyor ya, hadi neyse.
esniyorum. hala da italik yazıyormuşum, şimdi fark ettim. bugünlük böyle olsun. hadi selametle.
bunlar hep
sevgili günlük
2
diamonds
19 Mart 2011 Cumartesi
what the funky chicken
akşam dışarı çıkacağım için şu saatte duştan önce viski+puro yapmam neyin kafasıdır?
ok fine bişeydir herhalde. ya da değil midir? ne?
akşam bicycle day'e gelin. öptüm bay.
ok fine bişeydir herhalde. ya da değil midir? ne?
akşam bicycle day'e gelin. öptüm bay.
bunlar hep
sevgili günlük
2
diamonds
16 Mart 2011 Çarşamba
hı?
sen sen ol
cumadan salıya her gün hönönö içme
yemin ediyorum derime falan işledi gitmedi
yarın jürim var
sevgiler
..bu arada, sen kurt ve ayın hikayesini biliyor musun? hala yat-kalk wolf & i dinliyorum.
cumadan salıya her gün hönönö içme
yemin ediyorum derime falan işledi gitmedi
yarın jürim var
sevgiler
..bu arada, sen kurt ve ayın hikayesini biliyor musun? hala yat-kalk wolf & i dinliyorum.
bunlar hep
sevgili günlük
0
diamonds
9 Mart 2011 Çarşamba
o değil de.
-bazı insanların, böyle ne bileyim işte bazı kocaman kocaman insanların sığlıkları beni çılgınca şaşırtıyor.
-bazı duyguların geliyorum dediğini duyar gibi olunca nasıl korkuyorum anlatamam. misal yepyeni birine, tanıdık bir şeyler hissetmeye başladığım zaman "nereden tanıdık ki bu hisler" diye düşünüyorum, buluyorum, tehlikenin farkına varıyorum. ödüm kopuyor.
-bazı insanlara da benim kadar sık ve abuk cisimlerden elektrik çarpıyor mu çok merak ediyorum.
-bazı insanların hayatlarını çok merak ediyorum. misal o tiki diye andığımız insanların hayatlarını. yo yo kınamak için demiyorum bak. cidden, her şeyimiz o kadar farklı ki, normal yaşantılarını baya merak ediyorum. bi de bugün sınıfta "bence günlük olsun, blog olsun böyle şeyler yazan insan ya platonik aşıktır ya da hiç arkadaşı yoktur" diyen çocuğun hayatını öyle bi merak ediyorum ki, öyle böyle değil. ömrümde ilk defa beni onca kişinin içerisinde sinirle kendisine döndürüp "insanın başka düşünceleri olamaz mı acaba?!?" diye çemkirtti. o an kendimi sebepsizce nietzsche sanmış olmam bir yana, bir genç kızın gizli defteri de değilim. neler yaşıyo o çocuk, meraklardayım. ya da öyle diyeceğime sessizce arkamı dönüp "die, die you idiot!" deyip tuhaf şekilli mimarlar odası ajandamı kafasına, odun gibi kalemimi de gözüne mi fırlatsaydım. ihtimaller, ihtimaller...
~~
-yıllar sonra, tıpkı öss senesiymişcesine msn'e girmeye başladım. (ha tabi ki ben normal bir öss hazırlığındaki öğrenciden farklı olarak, takriben 19:00-03.00 arası msn ile vakit geçirmeyi en sevdiğim hobim ilan etmiştim) nasıl şuursuz bir sosyalleşme halidir o. garip geldi şimdi.
-yıllar sonra, ucu küt olmuş kalemle yazı yazmak zorunda kaldım bugün. en son ilkokul 2. sınıftayken başıma gelmişti. gerçekten bir insanın başına gelebilecek en kötü 10-15 şeyden biri bence.
-yıllar sonra, tamam 2 yıl sonra, bugün kar yağması bana eskisi kadar huzur verdi. neşeden elimde holga ile koşa oynaya zıplaya fotoğraf çektim. köpeklere yavşadım, ne bileyim neşe doldum işte.
-yıllar sonra, kafamda şahsi soundtrack duydum. en son, lisede nöbetçiyken muazzam sisli bir günde çamlığa yürürken kafamda blind guardian'ın şu an anımsayamadığım bir şarkısını duymuştum. bugün, şu anki okulumun çamlığında yürürken blue moon duydum. evin kapısından girdiğimde hala devam ediyordu. bir ara kendimi kaptırıp cidden sokakta bağıra bağıra söylediğimi ama fark etmediğimi düşünüp çok korktum.
bu arada kat nöbetçisi olmak falan diye bişey vardı, cidden de vardı, tey tey. sınıf defterlerini toplardın falan. neyse konumuz bu değil.
bugünlük böyle bişey.
-bazı duyguların geliyorum dediğini duyar gibi olunca nasıl korkuyorum anlatamam. misal yepyeni birine, tanıdık bir şeyler hissetmeye başladığım zaman "nereden tanıdık ki bu hisler" diye düşünüyorum, buluyorum, tehlikenin farkına varıyorum. ödüm kopuyor.
-bazı insanlara da benim kadar sık ve abuk cisimlerden elektrik çarpıyor mu çok merak ediyorum.
-bazı insanların hayatlarını çok merak ediyorum. misal o tiki diye andığımız insanların hayatlarını. yo yo kınamak için demiyorum bak. cidden, her şeyimiz o kadar farklı ki, normal yaşantılarını baya merak ediyorum. bi de bugün sınıfta "bence günlük olsun, blog olsun böyle şeyler yazan insan ya platonik aşıktır ya da hiç arkadaşı yoktur" diyen çocuğun hayatını öyle bi merak ediyorum ki, öyle böyle değil. ömrümde ilk defa beni onca kişinin içerisinde sinirle kendisine döndürüp "insanın başka düşünceleri olamaz mı acaba?!?" diye çemkirtti. o an kendimi sebepsizce nietzsche sanmış olmam bir yana, bir genç kızın gizli defteri de değilim. neler yaşıyo o çocuk, meraklardayım. ya da öyle diyeceğime sessizce arkamı dönüp "die, die you idiot!" deyip tuhaf şekilli mimarlar odası ajandamı kafasına, odun gibi kalemimi de gözüne mi fırlatsaydım. ihtimaller, ihtimaller...
~~
-yıllar sonra, tıpkı öss senesiymişcesine msn'e girmeye başladım. (ha tabi ki ben normal bir öss hazırlığındaki öğrenciden farklı olarak, takriben 19:00-03.00 arası msn ile vakit geçirmeyi en sevdiğim hobim ilan etmiştim) nasıl şuursuz bir sosyalleşme halidir o. garip geldi şimdi.
-yıllar sonra, ucu küt olmuş kalemle yazı yazmak zorunda kaldım bugün. en son ilkokul 2. sınıftayken başıma gelmişti. gerçekten bir insanın başına gelebilecek en kötü 10-15 şeyden biri bence.
-yıllar sonra, tamam 2 yıl sonra, bugün kar yağması bana eskisi kadar huzur verdi. neşeden elimde holga ile koşa oynaya zıplaya fotoğraf çektim. köpeklere yavşadım, ne bileyim neşe doldum işte.
-yıllar sonra, kafamda şahsi soundtrack duydum. en son, lisede nöbetçiyken muazzam sisli bir günde çamlığa yürürken kafamda blind guardian'ın şu an anımsayamadığım bir şarkısını duymuştum. bugün, şu anki okulumun çamlığında yürürken blue moon duydum. evin kapısından girdiğimde hala devam ediyordu. bir ara kendimi kaptırıp cidden sokakta bağıra bağıra söylediğimi ama fark etmediğimi düşünüp çok korktum.
bu arada kat nöbetçisi olmak falan diye bişey vardı, cidden de vardı, tey tey. sınıf defterlerini toplardın falan. neyse konumuz bu değil.
bugünlük böyle bişey.
bunlar hep
medley,
sevgili günlük
0
diamonds
1 Mart 2011 Salı
naptın corç
nihayet şubat bitti.
tebrik ediyorum.
başarılarının devamını diliyorum.
bu sefer mart güzel mi olcakmış yea diyorum.
her ne kadar bütün kulaklıklarımı kaybetmiş olsam da
içimde bi neşe bulutu var
karpuzlu sakız çiğniyorum balon filan yapıyorum
o değil de yarın kesin uyanamıcam
amaan uyanamazsam uyanamam
bu arada bazı insanların syllabus'ı çıkmamış ders gibi olduğuna karar verdim
tengriler muhafaza, ne zaman ne yapacakları hiç belli değil
ani bi quiz patlatıp "you suck bitch!!" deyip tokadı basabilirlermiş gibi geliyo tırsıyorum
patlatmak dedim de, sakızı balon yapınca bazen patlayıp alt dudağıma yapışıyo sonra on saat çıkmıyo
çok uyuz
çoook uzun süredir saplandığım karpuzlu lipsitiiiiğii değiştirdim
çilekliyim artık
tadına çok bağlandım şu an ama biraz parlak mı ne.
bazı insanların alt dudakları çok saçma bi de.
bi de herkesin dudaklarının rengi farklı, o da ilginç
oha bu sohbet yine nereye gidiyo koptu uçtu
şubat bittiği gibi bak 1 buçuk saatte bile enerjim yine eskisi kadar tavan yaptı yemin ederim.
gezegenlerin konumu my ass.
ben kaçtım bay.
tebrik ediyorum.
başarılarının devamını diliyorum.
bu sefer mart güzel mi olcakmış yea diyorum.
her ne kadar bütün kulaklıklarımı kaybetmiş olsam da
içimde bi neşe bulutu var
karpuzlu sakız çiğniyorum balon filan yapıyorum
o değil de yarın kesin uyanamıcam
amaan uyanamazsam uyanamam
bu arada bazı insanların syllabus'ı çıkmamış ders gibi olduğuna karar verdim
tengriler muhafaza, ne zaman ne yapacakları hiç belli değil
ani bi quiz patlatıp "you suck bitch!!" deyip tokadı basabilirlermiş gibi geliyo tırsıyorum
patlatmak dedim de, sakızı balon yapınca bazen patlayıp alt dudağıma yapışıyo sonra on saat çıkmıyo
çok uyuz
çoook uzun süredir saplandığım karpuzlu lipsitiiiiğii değiştirdim
çilekliyim artık
tadına çok bağlandım şu an ama biraz parlak mı ne.
bazı insanların alt dudakları çok saçma bi de.
bi de herkesin dudaklarının rengi farklı, o da ilginç
oha bu sohbet yine nereye gidiyo koptu uçtu
şubat bittiği gibi bak 1 buçuk saatte bile enerjim yine eskisi kadar tavan yaptı yemin ederim.
gezegenlerin konumu my ass.
ben kaçtım bay.
bunlar hep
serbest çağrışımlar,
sevgili günlük
0
diamonds
28 Şubat 2011 Pazartesi
wtfc.
facebook iyice kafayı kırdı. it girl açılmıyo al dans eden köpek izle dedi bana. deli mi ne ayol.
\\ bi de gün gelir de bi defasında tivitırda olduğu gibi facebookta da herkesin inbaksı ulaşılabilir olur da benim inbaksımı insanlar okur diye ödüm kopuyo. öyle pislik yuvası bi inbaksım oldu. siliyorum siliyorum ama insanlar aynı mesaja cevap verince bütün mesajlar geri geliyo aniden. çok korkunç.
\\ bugün black swan üzerine gidilen happy moons'ta tüketilen 70 liralık gıda bile filmin etkisini azaltamadı. beynim uçtuğu için bu konuda diyebileceğim tek şey bu.
-cut
\\ bi de gün gelir de bi defasında tivitırda olduğu gibi facebookta da herkesin inbaksı ulaşılabilir olur da benim inbaksımı insanlar okur diye ödüm kopuyo. öyle pislik yuvası bi inbaksım oldu. siliyorum siliyorum ama insanlar aynı mesaja cevap verince bütün mesajlar geri geliyo aniden. çok korkunç.
\\ bugün black swan üzerine gidilen happy moons'ta tüketilen 70 liralık gıda bile filmin etkisini azaltamadı. beynim uçtuğu için bu konuda diyebileceğim tek şey bu.
-cut
bunlar hep
medley,
sevgili günlük
0
diamonds
26 Şubat 2011 Cumartesi
mono
*bugün kendimi apansız 2008de buldum. o kadar çok üst üste esotsm dedim ki, zort diye 3 seneyi birden siliverdim galiba. bi de bugün arda 'resmen bana trip atıyosun, resmen cidden 2008deyiz şu an yine' dedi. güldüm güldüm bitiremedim.
*lover i don't have to love dinliyorum. huzur.
*bu haftayı gidemediğim filmlerin biletlerinin popoma popoma girme haftası ilan etmiş birisi. bütün hafta if filmlerine gitmedim, bugün de ders artı sonsuza uzadığı için filmi kaçırdım.
*bugün dilara'ya telefonda 'we need a new word for over' dedim, işte o an tamamen carrie bradshaw oldum gitti.
*ne zaman ki family guy izliyorum, aklıma barış geliyor. çoggülüyorum. geçen pazar günü battaniye altında ölümüne family guy izlediğimiz için bu muhtemelen. etkisi büyük oldu. ve fakat hava nebiçm de soğuktu, en az şu anki kadar soğuktu. yemin ediyorum dondum. ne yağıyo olm öyle?
*ya bugüne kadar pek çok ortak dersi paylaştığım bi kız var, ne kadar uğraştıysam beni sevmedi. ben de ona çok meraklıyım sanki. ben de onu sevmeye uğraşmıcam artık. cadı kılıklı.
*bilgisayarımdan karın gurultusu sesi çıktı, korkuyorum.
*nasıl zırnık uykum olmayabilir? nonsense
*lover i don't have to love dinliyorum. huzur.
*bu haftayı gidemediğim filmlerin biletlerinin popoma popoma girme haftası ilan etmiş birisi. bütün hafta if filmlerine gitmedim, bugün de ders artı sonsuza uzadığı için filmi kaçırdım.
*bugün dilara'ya telefonda 'we need a new word for over' dedim, işte o an tamamen carrie bradshaw oldum gitti.
*ne zaman ki family guy izliyorum, aklıma barış geliyor. çoggülüyorum. geçen pazar günü battaniye altında ölümüne family guy izlediğimiz için bu muhtemelen. etkisi büyük oldu. ve fakat hava nebiçm de soğuktu, en az şu anki kadar soğuktu. yemin ediyorum dondum. ne yağıyo olm öyle?
*ya bugüne kadar pek çok ortak dersi paylaştığım bi kız var, ne kadar uğraştıysam beni sevmedi. ben de ona çok meraklıyım sanki. ben de onu sevmeye uğraşmıcam artık. cadı kılıklı.
*bilgisayarımdan karın gurultusu sesi çıktı, korkuyorum.
*nasıl zırnık uykum olmayabilir? nonsense
bunlar hep
medley,
sevgili günlük
0
diamonds
24 Şubat 2011 Perşembe
hümanize ol
bence istemediğim şeylerin başıma gelmesinin tek bir sebebi olabilir, bugün hatırladım bu anımı.
ilk sevgilimi, "sana aşığım" dediğinde "bu da senin şanssızlığın" diyerek terk etmeyecektim.
öyle demeyecektim işte.
yapmayacaktım.
ciddiyim.
bence en çok onun ahı tuttu.
ben scarlett da değildim, rhett de değildim.
hiç gerek yoktu.
"kimsin lan sen" derler insana.
ben demem tabi.
hakkım yok zira.
bir defa rhett olursan, illa ki bir gün scarlett oluyorsun.
sonra yine rhett, sonra yine scarlett.
scarlett bile ilk başta scarlett değildi. rhett de rhett değildi. rhett filmin sonunda scarlett oldu, scarlett nihayet rhett olduğu anda.
(evet, hiçbi şey anlamadığını bile bile konuşuyorum hala bu konuda. söz konusu karakterler gone with the wind isimli filmden, en azından bu bilgiyi vereyim.)
ve ben her rhett olma sıram geldiğinde, aynı kişiye gidiyorum.
hafızam çok sinsi, ne zaman hiç lazım değilse o zaman yüksek çözünürlüklü kayıtları çıkarıveriyor.
bu da 2 gündür durmadan oynadığım, çılgın levellara geldiğim ve oynarken adeta orgazm olduğum oyun: http://www.mofunzone.com/online_games/let_the_bullet_fly.shtml
evet?
dün sadece 1 saat uyuyup çok saçma bi rüya gördüm, ondandır.
rüyanın ilk kısmında cem g. katil değilmiş, komik bi insanmış, bi de sevgilimmiş. noluyo yea ölcek miyim diye çok korkuyodum. sonra diyodu ki münevver'i ben öldürmedim. allah muhafaza, nasıl bi rüyadır bu?
ikinci kısmında ise barış'a uzaktan kumanda ve plastik fare almışım, çok seviniyo ve alnımın ortasından öpüyodu. sonra canlı para izliyoduk. sonra saat çaldı, uyandım, ya ben 5 dakika mı uyudum diye çok kızdım. hava bok gibi soğuktu. soğuğu hiç sevmediğini bildiğim bi insan için çok üzüldüm, napcak ki o bugün dedim, çünkü ben bile çok sinirli uyandım o an.
bugün birisi "gayet iyi görünüyosun, yeterince mutsuz görünmüyosun" dedi.
"ben böyleyim" dedim ama bi yandan kendimi tuhaf hissedip bi posta üzülsem mi ki diye düşündüm. öyle düşününce de kendimi tutamayıp sürekli kıkırdadım.
hayatımın en uzun günüydü. öğle yemeğinde yediğim cheesecake sapsarı, içtiğim latte ise bembeyazdı. cheesecake'i kaşkaval peyniri ile yapmışlar dedim. güldük. arkadaşım köfte oturtma diye bişey yedi, o paçoz isimli yemeğin ne denli güzel bişey çıktığını hayal bile edemezsin.
sonra kim ki duk'u düşündüm. time'ı hiçbir zaman bitirmediğim aklıma geldi. time'ın oluru var mı ki diye düşündüm. yapsam mı lan dedim. sonra çüş dedim kendime.
proje hocası gecikince, asistan bilgisayarımdan sex&the city açtı, barkovizyondan izledik ve bütün dünya yabancı bi yer oluverdi o an.
sonra barış'la çizi yedik, 1 tane yeşil çayı paylaştık. daha çabuk bitsin de gideyim diye yaptı galiba, çizi de çok hızlı bitti zaten, hayatta ıssız adam diye bi faktör var nihayetinde.
bi de proje var ki, evlere şenlik.
bugün benden hiç haz etmediğini sandığım birisi, benim için kavga etti. çok ilginç anlardı. çok duygulandım.
pazartesi günü black swan mı izleyeyim adaya mı gideyim, yine herkese sürekli aynı günlere söz verdiğim mevsim.
yine telefonları asla açmadığım, mesajlara asla cevap vermediğim ve herkesin birer birer bana küstüğü mevsim
.
bi de "aşk ayı: şubat" diye mail gelmez mi, çakcan iki tane.
çakcan çok sakız çiğneme efekti.
bugün damla sakızlı sakız çiğnedim, ne kadar iğrenç bişey olduğunu unutmuşum.
(şimdi bunların kafamda birbirlerine nasıl bağlandığını hiç bilmiyosun ya, ne garip. düşün, beynimin içinde neler nelere nasıl hızla bağlanabiliyor. çok başarısız bi konseptim var bu noktada. ama sadece bu noktada. hı hı.)
neyse. ben eskiz yapmaya gidiyorum, bugün bu kadar geyik yetse iyidir. çok da uykum var allah kahretsin.
her allah kahretsin dediğimde kendimi doğuş isimli şarkıcı gibi hissediyorum. niye ki?
bu arada sohbetimin gevşeme sebebi, duvara konuşuyormuşluk hissimin tavan yapmasıyla yakından ilişkili.
ben bi ara yine gidip kal*çamlıkta oturayım.
bi de ne zaman yusuf güney - unut onu kalbim şarkı çalsa bi yerde, hep empire of the sun - we are the people çalıyor sanıyorum. bi baksana allasen. yalnız olamam bu konuda bence.
sonuç: yok bi sonuç aslında, sadece ne zamandır sonuç yazmadığımı fark ettim bi anda. öf istemsiz kafiyeden nefret ediyorum. dedim işte ah aldım diye, dedim ben dedim, hep ondan oluyo böyle şeyler.
ilk sevgilimi, "sana aşığım" dediğinde "bu da senin şanssızlığın" diyerek terk etmeyecektim.
öyle demeyecektim işte.
yapmayacaktım.
ciddiyim.
bence en çok onun ahı tuttu.
ben scarlett da değildim, rhett de değildim.
hiç gerek yoktu.
"kimsin lan sen" derler insana.
ben demem tabi.
hakkım yok zira.
bir defa rhett olursan, illa ki bir gün scarlett oluyorsun.
sonra yine rhett, sonra yine scarlett.
scarlett bile ilk başta scarlett değildi. rhett de rhett değildi. rhett filmin sonunda scarlett oldu, scarlett nihayet rhett olduğu anda.
(evet, hiçbi şey anlamadığını bile bile konuşuyorum hala bu konuda. söz konusu karakterler gone with the wind isimli filmden, en azından bu bilgiyi vereyim.)
ve ben her rhett olma sıram geldiğinde, aynı kişiye gidiyorum.
hafızam çok sinsi, ne zaman hiç lazım değilse o zaman yüksek çözünürlüklü kayıtları çıkarıveriyor.
bu da 2 gündür durmadan oynadığım, çılgın levellara geldiğim ve oynarken adeta orgazm olduğum oyun: http://www.mofunzone.com/online_games/let_the_bullet_fly.shtml
evet?
dün sadece 1 saat uyuyup çok saçma bi rüya gördüm, ondandır.
rüyanın ilk kısmında cem g. katil değilmiş, komik bi insanmış, bi de sevgilimmiş. noluyo yea ölcek miyim diye çok korkuyodum. sonra diyodu ki münevver'i ben öldürmedim. allah muhafaza, nasıl bi rüyadır bu?
ikinci kısmında ise barış'a uzaktan kumanda ve plastik fare almışım, çok seviniyo ve alnımın ortasından öpüyodu. sonra canlı para izliyoduk. sonra saat çaldı, uyandım, ya ben 5 dakika mı uyudum diye çok kızdım. hava bok gibi soğuktu. soğuğu hiç sevmediğini bildiğim bi insan için çok üzüldüm, napcak ki o bugün dedim, çünkü ben bile çok sinirli uyandım o an.
bugün birisi "gayet iyi görünüyosun, yeterince mutsuz görünmüyosun" dedi.
"ben böyleyim" dedim ama bi yandan kendimi tuhaf hissedip bi posta üzülsem mi ki diye düşündüm. öyle düşününce de kendimi tutamayıp sürekli kıkırdadım.
hayatımın en uzun günüydü. öğle yemeğinde yediğim cheesecake sapsarı, içtiğim latte ise bembeyazdı. cheesecake'i kaşkaval peyniri ile yapmışlar dedim. güldük. arkadaşım köfte oturtma diye bişey yedi, o paçoz isimli yemeğin ne denli güzel bişey çıktığını hayal bile edemezsin.
sonra kim ki duk'u düşündüm. time'ı hiçbir zaman bitirmediğim aklıma geldi. time'ın oluru var mı ki diye düşündüm. yapsam mı lan dedim. sonra çüş dedim kendime.
proje hocası gecikince, asistan bilgisayarımdan sex&the city açtı, barkovizyondan izledik ve bütün dünya yabancı bi yer oluverdi o an.
sonra barış'la çizi yedik, 1 tane yeşil çayı paylaştık. daha çabuk bitsin de gideyim diye yaptı galiba, çizi de çok hızlı bitti zaten, hayatta ıssız adam diye bi faktör var nihayetinde.
bi de proje var ki, evlere şenlik.
bugün benden hiç haz etmediğini sandığım birisi, benim için kavga etti. çok ilginç anlardı. çok duygulandım.
pazartesi günü black swan mı izleyeyim adaya mı gideyim, yine herkese sürekli aynı günlere söz verdiğim mevsim.
yine telefonları asla açmadığım, mesajlara asla cevap vermediğim ve herkesin birer birer bana küstüğü mevsim
.
bi de "aşk ayı: şubat" diye mail gelmez mi, çakcan iki tane.
çakcan çok sakız çiğneme efekti.
bugün damla sakızlı sakız çiğnedim, ne kadar iğrenç bişey olduğunu unutmuşum.
(şimdi bunların kafamda birbirlerine nasıl bağlandığını hiç bilmiyosun ya, ne garip. düşün, beynimin içinde neler nelere nasıl hızla bağlanabiliyor. çok başarısız bi konseptim var bu noktada. ama sadece bu noktada. hı hı.)
neyse. ben eskiz yapmaya gidiyorum, bugün bu kadar geyik yetse iyidir. çok da uykum var allah kahretsin.
her allah kahretsin dediğimde kendimi doğuş isimli şarkıcı gibi hissediyorum. niye ki?
bu arada sohbetimin gevşeme sebebi, duvara konuşuyormuşluk hissimin tavan yapmasıyla yakından ilişkili.
ben bi ara yine gidip kal*çamlıkta oturayım.
bi de ne zaman yusuf güney - unut onu kalbim şarkı çalsa bi yerde, hep empire of the sun - we are the people çalıyor sanıyorum. bi baksana allasen. yalnız olamam bu konuda bence.
sonuç: yok bi sonuç aslında, sadece ne zamandır sonuç yazmadığımı fark ettim bi anda. öf istemsiz kafiyeden nefret ediyorum. dedim işte ah aldım diye, dedim ben dedim, hep ondan oluyo böyle şeyler.
bunlar hep
kişiselmeseleler,
sevgili günlük
0
diamonds
19 Ocak 2011 Çarşamba
terk edilmek bana neler öğretti
bugün kuaförde benimle ilgilenen ve parfümümün ne olduğunu soran kıza alışveriş yaptığım siteden ne kadaar ucuza kozmetik ürünleri aldığımı anlatmaya başladım, önce benimle ilgilenmeyi bıraktı ve kağıt kalem getirdi. tek tek alışveriş yaptığım siteleri yazdırdı.
ardından işine devam etti fakat tekrar durdu. kredi kartını, paypal'ı nasıl kullanacağını da anlatmamı rica etti. durduk. anlattım.
ardından noldu biliyo musun? kız, önce uzaklaştı, bir süre geri gelip kaşlarımı almaya devam edeceğini sandım, ama bir daha asla geri gelmeyince girişe doğru ilerleyip nereye gittiğini sordum. izin almış. gitmiş. beni öylece bırakmış. işte bir genç kızı daha internet alışverişiyle zehirledim ve o an cezamı buldum bebişim. kötüydü. cidden, en terk edilmiş anımda bile bu denli terk edilmiş hissetmemiştim.
bir insanı, tek kaşını alıp terk etmek kadar kötü bir terk ediş yoktur. ben bunu bugün öğrendim.
ardından işine devam etti fakat tekrar durdu. kredi kartını, paypal'ı nasıl kullanacağını da anlatmamı rica etti. durduk. anlattım.
ardından noldu biliyo musun? kız, önce uzaklaştı, bir süre geri gelip kaşlarımı almaya devam edeceğini sandım, ama bir daha asla geri gelmeyince girişe doğru ilerleyip nereye gittiğini sordum. izin almış. gitmiş. beni öylece bırakmış. işte bir genç kızı daha internet alışverişiyle zehirledim ve o an cezamı buldum bebişim. kötüydü. cidden, en terk edilmiş anımda bile bu denli terk edilmiş hissetmemiştim.
bir insanı, tek kaşını alıp terk etmek kadar kötü bir terk ediş yoktur. ben bunu bugün öğrendim.
bunlar hep
kişisel gelişim,
sevgili günlük
0
diamonds
8 Ocak 2011 Cumartesi
je t'aime... moi non plus
perşembe gününden cuma gününe geçerken
sabaha karşı muallak bir saatte
bomboş okulun
bomboş koridorunda
karanlıkta
koridorun diğer ucundan gelen sesi dinledim
"je t'aime... moi non plus"
ne kadar güzel olduğunu anlatamam
bazen, çok çok mutlu olduğum anları bir daha hiç unutmamak için durup kaydetmeye çalışıyorum_eskiden çalışıyordum
uzun zamandan sonra bunu yaşadım
uzun zamandır bu kadar duygusal da olmamıştım sanırım. şu anda olduğum kadar yani.
"bu şarkıda gidemezsin ama!"
gittim, güzeldi

~
her olan bitenin*her anımın arka planında, sürekli kokusunu özlediğim //muhtemelen kokusuna bağımlı olduğum// birisi var *mutlu ediyor
bunlar hep
sevgili günlük
0
diamonds
13 Aralık 2010 Pazartesi
çok cizız krayst bişi
¨¨birkaç gündür telefonuma muallak bir numaradan mesajlar gelmekteydi, aralarından en ilginci cuma günü geldi sanıyordum ("isa" diye mesaj geldi resmen), fakat bugün gerçekten tavan yaptı her kimse, tebrikler ediyorum kendisini. şöyle bir mesaj, hiçbir şeyiyle oynamadan iletiyorum: "knk okulda zülal ibola konuşursa msj atarmisın? yada ödemeli at"
zülal ibola. ebola. ne desem bilemedim.
¨¨domuz gribi geri gelmiş. geçen hafta deyip duruyordum ya, domuz gribinin yıkılmayan tek kalesi benim. yıkılmadım. her sene bir defa domuz gribi olmazsam içimde kalır diyordum. resmen geri getirdim domuz gribini. allaam sen affet yarebbi.
¨¨bugün yine kiliseye gittim, bence affetti beni allah. tanrı mı demeliydim yoksa. gerçi az önce bir bütün noel baba yedim, caiz mi?
¨¨ne zaman çılgın bir motivasyonla projeye sarılsam, bilgisayar çıldırıp kapanıyor belli bir noktada. nası bi gazla dalıyosam artık bilgisayara. ya da her zaman dediğim gibi bende büyü var. ya da tanrı beni hala affetmedi.
¨¨kendimi last christmas dinlemeye verdim ki, hayata tekrar bağlanabileyim.
¨¨bugün yıllardan sonra vapurda çay içtim. şu biraz önce gösterdiğim inandılar vapurunu görünce çok sevindim. çünkü... inandım ben anlıyo musun?
¨¨şimdi çalışırken kesin yerim ben bunları diye odama browni intense'ler, çeşit çeşit kurabiyeler, bonibonlu cupcakeler ve noel baba çikolata getirdim. ama sadece noel baba çikolatayı yedim. o da bi garip oldu, sıkılıp attım bi kısmını kafama göre. yok ben bunun bıyığını yemem, yok poposunu mu yicek mişim ya diye. mişim ayrı mı yazılıyo ya? neyse, diyeceğim o ki, 2 günde abur cubur kapasitemi allak bullak eden adama buradan selam söylemek istiyorum.
¨¨evet artık sadece fotoğraf paylaşıyorum. meşgul de değilim. sadece paçozluğumdan yapıyorum. komik şeyleri de içimde yaşamaya başladım sanırım. writer's block mu oldum ben :(:(:( şaka şaka.
¨¨beni liseye geri mi gönderseler? bugün dedim, ev kızı mı olsam dedim ama o da sıkıcı. otur otur evde napcan ki? hayır gezsen de bi yere kadar. projemi allah yapsa bütün sorunlarım hallolacak oysa ki. adım gibi biliyorum. adımı kalbine yaz beni unutma.
¨¨bangır bangır, umarsızca, bir adet girls out night (böyle yazınca da bi huzursuz tikimtırak oluyorum ama bunun türkçesi biraz saçma değil mi? kızlar dışarıda gecesi mi? ne?) yapıp kopmak istiyorum. alkol su gibi aksın. tekliflere açığım?
¨¨bugün kilisede sormayı unuttum da, buradan sorayım. kar mı yağıyo ya? niye ki?
¨¨alt komşu taşındı diye müziğin sesini sonuna kadar açıyorum, istediğim kadar da ucuz şarkılar dinleyebiliyorum. özgürlük bu değilse nedir?
¨¨uykuya ayıracağım zamanı burada harcamış olmam da...
¨¨cidden sonuna kadar okudun mu? çogöptüm. kalp sana.
zülal ibola. ebola. ne desem bilemedim.
¨¨domuz gribi geri gelmiş. geçen hafta deyip duruyordum ya, domuz gribinin yıkılmayan tek kalesi benim. yıkılmadım. her sene bir defa domuz gribi olmazsam içimde kalır diyordum. resmen geri getirdim domuz gribini. allaam sen affet yarebbi.
¨¨bugün yine kiliseye gittim, bence affetti beni allah. tanrı mı demeliydim yoksa. gerçi az önce bir bütün noel baba yedim, caiz mi?
¨¨ne zaman çılgın bir motivasyonla projeye sarılsam, bilgisayar çıldırıp kapanıyor belli bir noktada. nası bi gazla dalıyosam artık bilgisayara. ya da her zaman dediğim gibi bende büyü var. ya da tanrı beni hala affetmedi.
¨¨kendimi last christmas dinlemeye verdim ki, hayata tekrar bağlanabileyim.
¨¨bugün yıllardan sonra vapurda çay içtim. şu biraz önce gösterdiğim inandılar vapurunu görünce çok sevindim. çünkü... inandım ben anlıyo musun?
¨¨şimdi çalışırken kesin yerim ben bunları diye odama browni intense'ler, çeşit çeşit kurabiyeler, bonibonlu cupcakeler ve noel baba çikolata getirdim. ama sadece noel baba çikolatayı yedim. o da bi garip oldu, sıkılıp attım bi kısmını kafama göre. yok ben bunun bıyığını yemem, yok poposunu mu yicek mişim ya diye. mişim ayrı mı yazılıyo ya? neyse, diyeceğim o ki, 2 günde abur cubur kapasitemi allak bullak eden adama buradan selam söylemek istiyorum.
¨¨evet artık sadece fotoğraf paylaşıyorum. meşgul de değilim. sadece paçozluğumdan yapıyorum. komik şeyleri de içimde yaşamaya başladım sanırım. writer's block mu oldum ben :(:(:( şaka şaka.
¨¨beni liseye geri mi gönderseler? bugün dedim, ev kızı mı olsam dedim ama o da sıkıcı. otur otur evde napcan ki? hayır gezsen de bi yere kadar. projemi allah yapsa bütün sorunlarım hallolacak oysa ki. adım gibi biliyorum. adımı kalbine yaz beni unutma.
¨¨bangır bangır, umarsızca, bir adet girls out night (böyle yazınca da bi huzursuz tikimtırak oluyorum ama bunun türkçesi biraz saçma değil mi? kızlar dışarıda gecesi mi? ne?) yapıp kopmak istiyorum. alkol su gibi aksın. tekliflere açığım?
¨¨bugün kilisede sormayı unuttum da, buradan sorayım. kar mı yağıyo ya? niye ki?
¨¨alt komşu taşındı diye müziğin sesini sonuna kadar açıyorum, istediğim kadar da ucuz şarkılar dinleyebiliyorum. özgürlük bu değilse nedir?
¨¨uykuya ayıracağım zamanı burada harcamış olmam da...
¨¨cidden sonuna kadar okudun mu? çogöptüm. kalp sana.
bunlar hep
medley,
sevgili günlük
2
diamonds
17 Ekim 2010 Pazar
aranıyor!
tabi hohner olması gibi bi şartım yok.
3 tane bulmuştum, birine göz koymuştum. param yoktu. bugün tekrar gittim ama satılmıştı.
yıkıldım.
kesinlikle bulamayışıma çok üzülüyorum.
bir de koskocaman sweatshirt arıyorum, çünkü barış kendisininkini geri aldı.
böyle işte.
bunlar hep
sevgili günlük
0
diamonds
15 Eylül 2010 Çarşamba
koz
bugün,
carrefour'da teknosa'nın vitrinine gidip 3 boyutlu televizyona dakikalarca kitlenip izledik.
gerçekten 3 boyutlu mu değil mi biraz tartıştık.
ben bir ara 'çok gerçek çok korkuyom' deyip feyyaz'ın arkasına saklandım.
barış da tutturdu yok bu 3 boyutlu değil diye.
bence yanımdaki insanlardan bile daha 3 boyutluyldu.
feyyaz 'şeytan işi lan' dedi.
barış benimle beraber bodyshop'ta far bakarken, feyyaz da kendine silah baktı.
ama çok pahalı diye aldırmadım ben.
emekli maaşından yiyormuşcasına, 'alma alma. o parayla neler yapılır olum ohoo. ben seni kadıköy'de antikacılara götürürüm' dedim.
sonra da girişte bi çıkıntıya oturup gelen geçeni izledik.
'spike'a çok aşığım ama o aslında yok' dedim.
kısa sürede yorgunluktan ölüp evlerimize dağıldık uyumak için.
bacaklarım çok ağrıdı.
merhaba, ben bugün 96 yaşındayım.
carrefour'da teknosa'nın vitrinine gidip 3 boyutlu televizyona dakikalarca kitlenip izledik.
gerçekten 3 boyutlu mu değil mi biraz tartıştık.
ben bir ara 'çok gerçek çok korkuyom' deyip feyyaz'ın arkasına saklandım.
barış da tutturdu yok bu 3 boyutlu değil diye.
bence yanımdaki insanlardan bile daha 3 boyutluyldu.
feyyaz 'şeytan işi lan' dedi.
barış benimle beraber bodyshop'ta far bakarken, feyyaz da kendine silah baktı.
ama çok pahalı diye aldırmadım ben.
emekli maaşından yiyormuşcasına, 'alma alma. o parayla neler yapılır olum ohoo. ben seni kadıköy'de antikacılara götürürüm' dedim.
sonra da girişte bi çıkıntıya oturup gelen geçeni izledik.
'spike'a çok aşığım ama o aslında yok' dedim.
kısa sürede yorgunluktan ölüp evlerimize dağıldık uyumak için.
bacaklarım çok ağrıdı.
merhaba, ben bugün 96 yaşındayım.
bunlar hep
sevgili günlük
0
diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



