26 Temmuz 2012 Perşembe

beynim bir leblebi, içinde sen varsın

böceklerden oluşan bir yatağa sahibim. galiba. muhtemelen. belki.
yine uykudan ölüyor fakat uyuyamıyorum.
yatağın bi başından kırkayak öbür başından hamam böceği ile bok böceği kırması bir şey çıktı.
her yerime sinkov mu neyse ondan sıktım.
mümkün olsaydı vücudumdaki her deliğe pamuk tıkardım ama şimdilik kulaktan gayrısı mantıklı görünmüyor.
bi de türünü tespit edemediğim bi haşarat her yerimi ama her yerimi sokmuş.
kaşınarak ölen ilk insan olacağım.
üstelik çok açım.
sabahlamamın bir yan etkisi de şu ki; datça'da olmamdan dahi utanmayıp çılgınca online alışveriş yaptım.
çünkü en sevdiğim şey kargo beklemek.
hayır, kitap okumadım veya bir şeyler yazmadım çünkü bu aktivitelere yetecek beynim yoktu.
onun yerine online alışveriş yaptım ve diziler diziler diziler izledim.
her zaman bir beyin barındırmak zorunda mıyım?
değilim bence.
yine de son 3,24 beyin hücremi de bu gece öldürdüm galiba.
kafamın içi ağrıyo.
bir sigara ve bir sigara daha derken itiraf ediyorum böcekler belki sigara kokusundan tiksinerek ölür gibi düşündüm.
ortalıkta olmamaları en korkuncu olum!
ben uyuduğum dakikada her yerden üzerime koştur koştur gelecekler gibi hissediyorum.
her yer sineklik oysa ki.
mutluluk yine satın alınamadı victor.
bu arada bugün farid farjad konserine yetişmeye çalışırken üzerime keskin uçlu şampuan tüpü düşürmek suretiyle 2 yerimden ağır kanamalı yaralandım, ardından duştan çıkmaya çalışırken de duşakabin kopup üstümde 2ye kırıldı. konsere yetiştim fakat konserde de dizimi sigarayla yaktım. 
anladığım kadarıyla koparak dökülüyorum.
güle güle / live long and prosper / xo

22 Temmuz 2012 Pazar

leyla abla ve ashton kutcher

nasıl blog yazıyodum ben ya? vallahi unuttum.

kusura bakma da ilişkimiz aynen çok kanka gibi duran ama birkaç hafta düzenli görüşmeyince konuşacak hiçbir şeyi kalmayan iki sığ arkadaş gibiymiş. evet, üzüldüm. tamam. geçelim.

yine döndüm dolaştım ilişkimizin başladığı yatağa geldim yatıyorum. bu sefer iklimler veya zahir yok yanımda. hayata dair bağlarımı kopartma masterı yapıyorum. eğitim hayatım duraksadığı için bu alanda ilerlemeyi tercih ettim. kişisel gelişeyim bari dedim. 1 yıldır gelişmeye çalışıyorum ama pek becerebildiğim söylenemez.

bugün abimin temizlikçisi leyla abla, uyandığım gibi bana sımsıkı sarıldı ve 2-3 dakika kadar bırakmadı. geçen yıl istanbul'a dönmeden önceki son temizlik gününde de 1 sene görüşemeyeceğiz diye delicesine ağlamıştı. galiba kimse beni leyla abla kadar sevmiyor. leyla abla çok ilginç bir insan çünkü boyu 1.30. dalga geçmiyorum. benden kısa yetişkin tanımadım gibi bir şey. o yüzden bence çok ilginç. sizlerin görüş hizasından nasıl göründüğümü anlamam konusunda leyla abla'dan başka referansım yok.

ama ben boyumdan çok memnunum çünkü boynumu sevmiyorum. arkadaşlar, dostlar ve sokaktaki alakasız kalabalık bana yukarıdan bakınca boynum odak noktasında olmadığı için çok mutluyum. bazen evden çıkmadan ve sosyal hayata karışmadan önce saatler boyunca kendimi çok çirkin hissediyorum, sonra "neyse ki herkes tepemden bakıyo olum" diye düşünüp aniden seviniyorum. ama öyle olunca da burnum iyice zıbıdı görünüyor olabilir. buna hiç takılmayıp, bardağın dolu tarafında çipildeşmeye devam edeceğim.

bugün ashton kutcher'ın upgraded modeli bir erkek yanıma gelip "pardon" dedi. biscolata erkeği gibi torsosuyla ve olanca üstsüzlüğü ile gezdiği için bir an bayılacak gibi oldum ve mal gibi bakarak devam etmesini bekledim. "o kadar güzelsiniz ki..." dedi ve iyi geceler dileyerek uzaklaştı. arkasından "dur, gitme, evlenelim ve durmaksızın çocuk yapmaya çalışalım, nolursun dur!" diye bağırmak istediysem de sustum. çünkü açıkçası oha. böyle bir şey hiç başıma gelmemişti. öncelikle hiç de o kadar güzel değilim, bir süreliğine bana mı yoksa oynadığım sokak köpeğine mi diyor emin olamadım, gerisini sen düşün. ve sahiden daha önce böyle bir şey yaşamadığım gibi, tanıdığım insanlara da genelde ben iltifat ederim, onlar bana iltifat etmezler. aramızdaki dinamik budur. biri bana bir şey deyince havalara uçarım -diye tahmin ediyorum. bu ashton kutcher ver.2.8 arkadaşa gerçekten muazzam bir hayat diliyorum. beni öylesine mutlu etti ki. o da olsun be. valla olsun. öte yandan, üzerimdeki elbiseyi ilk defa giymiştim, 2-3 defa daha giyerek duruma göre "lucky dress" ilan etmeyi düşünüyorum.

hayatımda başka bir aksiyon yok. bi kitap mitap bişey okuyup öyle geleyim de iki konuşacak konu çıksın.

bu arada lie to me izlemeye başladım ama hiç benim gibi obsesif insana göre bir şey değilmiş. bi de şöyle bir şey var ki, mesela 'şu şu mimikleri yapan insan yalan söylüyor' gibi bi bilgi ediniyorum ve ne kadar absürt olursa olsun hemen o mimiği yapasım geliyor. hani elimden gelse göz bebeğimi büyütcem. tik gibi bir şey mi ki? anlam veremedim. mesela iletişim dersinde öğrendiğim beden diline dair tüm bilgileri de bilhassa yanlış yanlış yerlerde bilinçli olarak kullanıyordum bir ara. şimdi azalttım. tik falan bişey bilmemne geçtim de manyak mıyım lan acaba?

son olarak, dün gece rüyamda çok eskiden beraber ders aldığım alakasız ötesi bi kız bana yavşıyordu ve bütün rüya boyunca şehirden şehire korkuyla ağlayarak koşuyordum. bi homofobim eksikti çünkü. o yüzden. of.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

böyle çılgın skandallar oluyor da bir karar veremeden olayları öylece kendi hallerine bırakıyorum, sonra minnacık bir şey oluyor ve bir anda dünyanın en kararlı insanına dönüşüyorum. ancak o zaman kesip atıyorum.

çok üzülüyorum.

ama çok.

kimse kimseyi üzmese, olmaz mı?

29 Mayıs 2012 Salı

usenmekti

bloggera bilgisayardan login olmaya useniyordum ve bu durum muhtemelen sonsuza dek surecekti. cunku ben bir kere usendiysem sonu gelmezdi. mobil bloglarima ve turkce karaktersizligime alisabileceksen hayatima boyle devam etmek istiyordum.
ote yandan mimari psikoloji hocamin bir wordpress makalesinden soru arakladigi bir dunyada yasiyorduk ve bu beni biraz uzuyordu. saatlerdir vizyonumu gere gere genisletip kucuk notlarla cilgin bir makaleye yelken acmamin ardindan wordpress linki elime ulastigi anda ister istemez onun sinirlarina yerlesmistim. bu sarsici gercegin isiginda hayatima nispeten dar bir pencerede ve uykusuz devam ediyordum.
gecmis zamanda cekimleme aliskanligini pesime kim taktiysa allah onu davul etsindi.
bu gece kabus gormezsem memnun olurdum, bunu da unutmamaliydik.

25 Mayıs 2012 Cuma

?

aylar yillar sonra bugun o kadar kirginim ki. hayattan yegane istegim, su anda yanimda bana sarilacak birinin olmasi. benimle uyumasi. yorgunluktan olsem de uyuyamiyorum ben artik. sarilsa iste birisi, bir anda her seyden korusa mesela. hemen uyusam. sadece bu. baska bir istegim yok.

belki de ertesi gun iz birakmadan ortadan kaybolan hislerimden biri, bilmiyorum. su an sahiden yok gibiyim. varligi hicbir seyi degistirmeyen sayisiz insandan biriyim. kimse icin ozel olmayan. insani duygulari aylardan birinde bir gece ugrayip giden rastgele bir kizim. anlamsiz. benimle alakasiz.

gune basladigimda hickimse icin hicbir sey olmamak yine rahatlatacak mi, yoksa yine belli bir zaman dilimi boyunca bunun aslinda son derece boktan bi durum oldugunu kabullenecek miyim, merak etmek istemiyorum.

eninde sonunda ne olup bitiyor ve ne parcalaniyorsa aslinda insan hepsini kendi elleriyle yapiyor. kendisi dahil kimsenin ruhu bile duymadan.

24 Mayıs 2012 Perşembe

bitse ya

uzun bir aradan sonra dünyanın en anlamlı konusuyla geri geldim, biliyorum beni seviyorsun. ben de seni canım.
lisede daha formdayız ya hani. neden öyleydi o diye düşünüyorum arada bir. bugün anladım lan. lisede forma diye bir şey var. araya yaz girince, yaz sonu o formanın içine girmek zorundasın. muhtemelen tam da istediğin gibi kişiselleştirmişsin o eteği pantolonu, ancak güzel bi gömlek bulmuşsun, mantıklı bi kombinasyon çıkartmaya çalışmışsın. yaz bitince aynılarını giymek istiyor insan. hem öyle bir arzusu olmasa bile sürekli bir uyarı halinde. azıcık kilo alsan illa ki fark ediyorsun çünkü her allahın günü aynı kıyafeti giyiyosun işte. bi de çirkin filan. neyse yani bu geldi aklıma. ne bileyim. sıkıldım şimdi yazarken. konuşuruz sonra. öptüm.

27 Nisan 2012 Cuma

selam naber

düzenli olarak hayatımın içine sıçıyorum da olay mahalindeyken asla öyleymiş gibi gelmiyo ha.
niye ki öyle o?
oh mis gibi nasıl da içimi sıkıştırıyor anlatamam.
neyse geçer herhalde.
nihayetinde gün gelecek salaklığın, ileriyi görememezliğin çözümünü ben bulcam dostlar.
ya da bir şey bitemiyorsa bir sebebi varmıştır, en kötü ihtimalle onu da bulabilirim.
ya da her şey cidden boka sararak bitebilir.
bir önceki cümleyle kendimi kandırdım fark ettin mi canım?
belki sen de kandırıyorsundur, bi düşün bakiym.
aynı döngüde sonsuza kadar yaşayamayız çünkü insan dediğin birkaç 10 yıl yaşayıp ölüyor.
o birkaç 10 yılı böyle yaşamasak iyidir.
eninde sonunda işlerin nereye bağlanacağını biliyoruz.
bilemiyorduk.
bilebilirdik de.
emin olamadım.
ilerleyen bölümlerde görecektik.
gördük.
biraz daha görebiliriz.
bazen bir konuda öyle bulanıyorum ki, tanıdığım herkese "sence bu böyle mi olmalıydı? bu doğru bişey mi? napim ki ben şimdi?" gibi sorular sorup sonra günlük falları falan okuyup mutlaka bir yerlerden bir ipucu bir düşünce yolu çıkartma peşine düşüyorum.
tasarımdan tut da ilişkilere kadar uzat bunu.
içimden bir ses gelmeye görsün, hemen bir tedirgin sazan oluyorum.
kafamın, kalbimin içindeki ses mantıktan o denli uzak, o denli imkansızlıklar silsilesi gibi geliyor.
oysa ki adım gibi biliyorum, kimsenin dediği doğru olmayacak.
kimse benim ne düşündüğümü, ne yaşadığımı, ne hissettiğimi bire bir bilemeyecek.
dünyanın en mantıklı ve aynı zamanda beni en iyi bilen insanı gelse önerdiği çözüm içime sinmeyecek.
her daim kendi sesimin peşine takılıp gidebilme cesareti dileyerek susup gidiyorum.
ayaklarını kıçına vura vura kaçmak nasıl da fonksiyonsuz bazen.
nasıl da kısa süreli bir çözüm o.
o içindeki salak sesi dinlemeyip de doğru olanı yapayım diye deliler gibi irdeleyince nasıl dönüp dönüp aynı noktaya geri geliyorsun bazen.
her şeyin içine sıçmayı bu yüzden bu kadar çok seviyorum ve bu yüzden bu kadar sık yapıyorum.
içimi sıkıştıran sonuçlar doğurduğu olsa da, onu dinleyip de yaptığım tek bir şeyden bile pişman olmuyorum.
bunu buraya bağlayacağımı nasıl da bilemedin dimi?
biraz böyle ol bak.
biraz özgür ol.
biraz yanlış yap.
bak biraz dene, nasıl değişiyor her şey.
Web Analytics Real Time Web Analytics