13 Şubat 2010 Cumartesi

sizli bizli

pms'i yenmeyi bile öğrendim ya tebriklerinizi bekliyorum. blogun adını pms olarak değiştirsem mi diye düşünmedim değil bir noktadan sonra. ama şimdi ben formülü buldum şekerim. artık her ay dozlarıyla oynamak suretiyle uygularım ben bunu.
şimdi öncelikle uygun bir dostunuzu seçip "götür beni gittiğin yere" diyorsunuz, eğer seçim doğru yapılmışsa o dost sizi çok şahane tanıyor oluyor ve efendim ne bileyim vapurlara bindiriyor, picasso'ya gidiyoruz diye şaşırtmacalar yapıp aniden hadi istanbul modern'e diyor. sonra dönüş yolunda hadi şuraya hadi buraya derken eğlenip gülüyorsunuz. yeterince şanslıysanız pembe kedi bile görürsünüz. ne güzel. sonra picasso'ya gidilmek üzere taksim'e varılıyor. neden? çünkü pera'da. hahay! neyse. sonra aman pera'ya gidiliyor falan derken bir bakıyorsunuz santa maria draperies'in kapısı açık! hemen içeri giriliyor, geziliyor. pek enteresan. sonra tam picasso'ya gidilecek iken, tarihi yanlış gördüğünü öğreniyorsunuz ve "aman geç mi kaldık" telaşı yerini "oh iyi ki gezmişiz olm bol bol" düşüncesine bırakıyor. avrupa pasajına gidip uzun uzun fotoğraflara bakıyorsunuz, seçip de bir şey alamıyorsunuz. yanınızda anneniz olsa evlatlıktan reddedecek öyle bir fütursuzluk. ama o sıkılmıyor. o da sizinle bakıyor. aklınızı kurcalayan şeylere siz daha düşünmeye başlamadan cevap veriyor. acele ettirmiyor. sadece yanınızda işte. "acıktım ben" diyorsunuz, hemen yemek yemeye götürüyor sizi. paranız yok. onun da yok. ama son parasıyla alınan tek bir yemek paylaşılıyor. vapurda da elleriyle simit yedirmeye çalışmıştı zaten oyy canım benim. sonra o sinemaya gidiyor diyelim, siz de eve. aradan 1 saat geçiyor, moraliniz tekrar berbat olmuş. yalnızlık ve ev bunaltıcı mıdır niyeyse artık. ama pat! mesaj atıyor. hal hatır sormalar, eğlenceler, şakalar, oyunlar, mizansenler. gece yorgunluktan sızıp kalana kadar da başıboş bırakmıyor sizi. oysa ki 6 saat boyunca filmdeymiş.
ertesi sabah uyanıyorsunuz, aman yine aynı pis duygular bir şeyler... ama en sevdiğiniz bir insan arayıp uyandırmış sizi. hadi diyor, 1 saate görüşüyoruz. hemen kalkılıyor yataktan, hop duş. gidiyorsunuz. bekletiyorsunuz 40 dakika ama hiç kızmıyor. tanımış artık, cansu 15 dakika diyorsa o yarım saattir zaten diyor. liseden kalma, vaktiyle kucağında ağladığınız koltukları barındıran bir yere gidiyorsunuz. yine aynı siparişi veriyorsunuz. elinize bir defter tutuşturuyor. eve gidince okuyacaksınız. usul böyle. konuşmadan anlıyor. gözleriniz doluyor. "sarılayım mı?" diye soruyor. bir anda her şey çözülüp gidiyor. "benim alkol almam lazım" dediğiniz anda hemen ikinci gerekli mekana gidiliyor. her nasılsa azıcık alkol yetiyor. erken gitmesi gerekiyor, üzülüyorsunuz.
eve gitmek istemiyorsunuz, ev mutsuz ediyor. aklınızda ilk beliren kişiyi arıyorsunuz. uzun süredir görmediniz. "gelebilir misin?" diyorsunuz. "tamam" diyor. o kadar. bir kaç saat sonra yanınızda. sarılıyor. "iyi görünmüyorsun" diyor, ama zorlamıyor da anlatmanız için. "hadi çikolatalı bir şeyler" diyor, tutup kolunuzdan götürüyor. 5-6 yıl önceki gibi muzlu sıcak çikolata içiyorsunuz ki aynı huzur hissi tamamlansın. bir fincandan beraber içiyorsunuz, bir cheesecake'i beraber yiyorsunuz. sormadan biliyor zaten isteyeceklerinizi. "karamelli" diyor hemen. saatler geçiyor otururken, fark edemiyorsunuz. artık eve gitmek gerekiyor. "ben seni bırakayım" diyor, ama yine bir şaşırtmaca, kolunuza girip eve geliyor. ama yalnız bırakmıyor. kafasında ne var ne yok anlatacak sanıyorsunuz, sizin sorunlarınızı kendisininmiş gibi anlatıyor annenize. oturup beraber çözüyorlar, siz tek kelime etmeden saatlerce dinliyorsunuz. gecenin sonunda öyle bir hale geliyorsunuz ki, içinizde bir sıkıntı gelmiş oturuyor hala pervazsızca evet ama siz de öylece oturuyorsunuz. o sıkıntının oturduğu gibi pervazsızca. çünkü gidecek. öyle ya da böyle.
bu maddelere bir şeyler ekleyebilir veya sadece birini kullanabilirsiniz. ben bu şekilde yaptım, güzel oldu.

arkası yarın.

2 yorum:

nk dedi ki...

şu üsttekinden daha güzel bir yazı varsa, o da bu yazıdır. piemesini yer, kaçarım.

Cansu dedi ki...

i am in the sky with diamonds.
:)

Web Analytics Real Time Web Analytics