yeni rüya da kapandı.
şahane ve neşeli bi günü bu haberle kapatıyorum.
moralim bozuk.
kulağa belki biraz basit geliyordur ya da belki biraz küçük bir dert gibi. ama emek'ten sonra yeni rüya'nın da kapanması beni ne kadar üzdü anlatamam. çok güzel anılarım, çok mutlu ve çok anlamlı saatlerim geçti bu yerlerde. aniden hepsinin ulaşılmaz olmasını kaldıramadım. şimdilik gidip kapısına sadece boş olduğunu görüyorum fakat kısa bir süre sonra yerle bir olduğunu ya da alakasız ve anlamsız bir şeye dönüştüğünü gördüğümde hiç ama hiç kaldıramayacağım. malesef benim için gidip de lisemi yıkmaları kadar sarsıcı oldu.
hayatımda beni gerçekten mutlu eden şeylerin sayısı az. ama bu şeyler beni öyle çok mutlu ediyorlar ki o sayede gözüme kaçan böceği bile sevmeyi başarabiliyorum ve şimdi kapanmak için sırada bekleyen beyoğlu sinemasında izlediğim bir belgeselde denildiği gibi uyumadan önce nefret ettiğim istanbul'a, sabah uyandığımda tekrar aşık olabiliyorum. bu mutluluklarımı birileri elimden aldığında gerçekten dengem alt üst oluyor.
bir yerlerde yürürken hayatından çıkıp giden bir insanı hem deliler gibi görmek istersin hem de asla karşılaşmak istemezsin mesela. bazen böyle bir hisse kapılıp bütün gün ya karşılaşırsam gerginliğine saplanırsın. umarım karşılaşmam dersin. fakat günün sonunda, yine karşılaşmadığında küçük ve aptal bir hayalkırıklığı yaşarsın. artık karşılaşmanın imkansız olduğu yerlere gelene kadar pazarlığı iyice arttırırsın. ve bir an bile düşünmeyi bırakırsan, evet, karşılaşırsın. belki bacakların titrer. belki gözlerin dolar. ya da ne yapacağını bilemeyip gidip konuşursun. o karşında titrer. dudakları o kadar çok titrer ki düzgün konuşamaz. "belki..?" diyebilirsin içinden, sırf titriyor diye veya sırf özlediğini fark ettiğin için. görüşün bulanır. saçmalarsın.
emek'in kapısına gittiğimde veya önünden geçene kadar fark etmeyip de o esnada fark ettiğimde böyle hissediyorum. "belki..?" diyorum, çok durursam önünde "açılır açılır" bile diyebiliyorum. ama evet, en son zamanın tozu'nun galasını izledim, yanımda dünyada en çok sevdiğim birkaç insandan biriyle. kabul etmek lazım final olarak çok anlamlı olmuş, final olduğunu bilmesem de. yeni rüya'da en son köpek dişi'ni izledim, yine aynı insanla. fobidilya final olacaktı, gidemedik.
bana böyle günleri özletecek olaylar istemiyorum, bacaklarımın bu yüzden titremesini istemiyorum. karşılaşmayı hem isteyip hem istemediğim şeyler olmasın.
hep tazelenen ve gidip de etrafıma baktığımda o mutlu anlara geri dönüp görebildiğim mekanlar istiyorum.
böyle yaşıyorum ben çünkü. her anı ve her günü bir arada. dün veya yıllar öncesi. bugün ilk sevgilimi en son öptüğüm yere gittiğimde kokusunu duyduğuma yemin edebilirim. tophanede yürüyüp fotoğraf çekerken geçen cumayı yaşadığıma ve kadıköy'de iskeleye giderken yarın sabah 8 civarı yürüdüğümü hissettiğime de emin olabilirsin.
tekrarlanan olayların hiçbirisi birbirinin aynısı değil, yanımdaki insanlar aynı olsalar bile yaşananlar hiçbir zaman aynı değil. iyiyken kötü olmasını, değişmesini kaldırabilirim. bir zamanlar ulaşabileceğim mesafedeyken şimdi bambaşka bir yerde olmasını kaldırabilirim. ama kaybetmek hiç hiç hiç güzel değil.
evet bu gece mutsuz uyumayacağım. mutsuz değilim. bu konuda hissiz olmak beni çok daha fazla üzerdi. elimde üzerinde "emek" "yeni rüya" yazan biletler olmasaydı, bu denli unutkan olmama rağmen her an kafamda böylesine kazılı olmasaydı çok daha fazla üzülürdüm. öte yandan evet, kırgınım. neye? kentsel dönüşüme. komik geliyor böyle söyleyince, haklısın.
zamanın bu kadar hızlı geçmesi ve bu esnada kaybolanlar beni çok şaşırtıyor hatta çok korkutuyor. dün duyduğum şu cümle beni bu yıl en çok şaşırtan şey oldu sanırım: "...işte sene 1990, yani demek ki 20 sene önce..." gerisini ve öncesini kesinlikle hatırlamıyorum bu cümlenin. 1990 yılı nasıl 20 yıl geride kalmış olabilir ki? son derece basit bir matematik olsa da kabul edemedim bir türlü. garip. sen ne dersen de. bence çok garip.
sonuç: yarın galata'ya gittiğimde bacaklarım titreyecek, belki akşam istiklal'de olurum diye. öyle olursa gece meydana yürüyeceğim. eğer meydana yürüyeceksem...
3 yorum:
çok üzüldüm.
hastalığın ne alemde? cevap vermedin.
peki ya çizimler?
seni seviyorum!
ilk öpüştüğüm mekan bambaşka bir yere çevrildi yakın zamanda, ilk seni seviyorum dediğim caddeyiyse baştan yaptılar, hiç eskisi gibi değil artık. ilkokulumun binası bile asla bıraktığım gibi değil.
belki biz yaşlandık. belki de onlar haklılar. bir yerleri yıkıp döktükçe, değiştirdikçe, anıları da zayıflar insanın. paranoid bir lafla: "geçmişimizi silmeye çalışıyorlar!"
özledim!
bir sey birakmayacaklar geldigimde kapanan kapanana
pınar'ım, hastalığım geçti. öyle gelip geçiyor o bazen, yu nov det.
çizimler tabi ki bitmedi. 3 hafta böyle artık. yorgunluktan ölüyorum adeta. bu sebeptendir ki telefon elimde uyuyakalabiliyorum bazı bazı.
ben de seni seviyorum.
sevmek deyince aklıma geldi. ilk seni seviyorum dediğim yeri hatırlamıyorum desem, öküz mü olurum? muhtemelen lisemin bir noktasıdır.
yaşlandık. orası net.
---------
hazal'ım. malesef, evet gerçekten de bırakmayacaklar sanırım. çok hızlı değişmeye başladı bir şeyler. sarsıcı.
Yorum Gönder