herkesi çok darlıyorum. huyum böyle. engel olamıyorum. telefon etme isteğime engel olamadığım oluyor, mesajlarıma cevap gelmeyince anksiyete bozuklukları yaşıyorum. bazen de hiçkimseyle ama hiçkimseyle konuşmak bile istemiyorum. dengesizim. elimde değil. keşke böyle olmasaydım, ama 22 yıl sonra insan değişir mi bilmiyorum. bu şekilde kaybettiğim insanlardan özür dilerim, beni bu halimle de seven insanlara teşekkür ederim. ben hepinizi seviyorum.
darlayıp sonra da sallamadığım insanlar da var, çoğunu da aslında gerçekten önemsiyorum. en çok onlardan özür diliyorum.
en sevdiğim insanın doğum gününü unutmayı başarmışım. ve düne kadar fark etmedim. dün 15 gün geçmişti doğum gününden beri. özür diledim, böyle şeylerin önemli olmadığını söyledi. gerçekten üzgünüm ihmal ettiğim herkes ve her şey ile ilgili olarak.
bazı insanları sıktığımı düşünüyorum, fark ediyorum diyelim hatta. o konuda da çok üzülüyorum.
ne zaman bol bol konuşsam -ki genelde bol bol konuşuyorum- mutlaka yarısını düşünmeden ağzımdan dışarı salıvermiş oluyorum. kimi nasıl incittiğimi bilmeksizin. bir çoğu da söylemiyor incindiğini. dostlarımı hep benzer insanlar arasından seçiyorum çünkü. biraz bana benzeyen insanlardan. ben de mümkün olduğu sürece söylemem incindiğimi, hatta ilk anda kırıldığımı anlayamadığım bile oluyor. sonradan idrak ediyorum onu bile.
her şey, her zaman kafamın içinde büyüyüp çoğalıyor. durduramıyorum.
birilerini özlediğimi fark edene kadar hiçbir şey hissetmiyorum, fark ettikten sonra dayanılmaz derecede özlüyorum. özlemem ise, belirli anlara yönelik oluyor. mesela biriyle bir yerde limonata içişimi özlüyorum. veya bir saniye için bambaşka bakışını özlüyorum. böyle küçük geri dönüşler yaşayıp o şekilde anlıyorum özlemimi.
bir keresinde, birisi bana "sen farkında değilsin ama yaptığın küçücük şeyler hiç beklemeyeceğin derecede büyük olaylara sebep oldu." demişti. görüşmüyordum bu kişiyle. neye sebep olduğumu hala bilmiyorum. bir süre için konuştuk tekrar, sonra yine ilişkisini kesti benimle. bunun da sebebini hiç bilmiyorum.
çok fazla insan kaybediyorum, kişiliğimin berbat noktaları yüzünden. belki bazı insanlar benim tarafımdan sevilmelerine rağmen yanımda durmaya bile dayanamıyorlardır. inanırım. anlarım hatta. ben de olsam aynı şekilde hissedebilirdim, çok ciddiyim.
değişmesini dilediğim hallerim, nereden geldiğini anlamadığım huylarım, engel olabilmeyi dilediğim hareketlerim var. sevdiğim insanları uzak tutan.
belki bunlar değişir bir gün, bilemem. ama bir de pişman olduğum konular var ki, artık hiçbir şey yapılamaz. pişmanlığımı gerekli kişilere ifade etmeye cesaretim bile yok hatta. düşünüyorum, kafamda konuşmayı tasarlıyorum ve sonra vazgeçiyorum. çünkü bazen öyle bir noktaya getiriyorsun ki kendini, zaten yapacağını yapmışsın. söylesen de hiçbir şey değişmiyor. belki de bırakmak lazım ki sana kırgın kalsın, belki nefret etsin. bazen böylesi karşı taraf için daha kolay. senin için zor olmasını hak etmiş olabilirsin. eğer öyleyse bırakmalısın işte. ben böyle düşünüyorum. umarım bu da berbat noktalarımdan biri değildir.
bazen kendimi sevmiyorum. az önce kendimi yaprak dökümündeki ferhunde'yle özdeşleştirdiğim bir an bile yaşadım. (evet tatildeyim, boşum ve yaprak dökümü izliyorum. sence bu olabilecek en kötü şey mi?)
dün gizem'le konuşurken anladım ki, lise bittiğinden beri üniversitenin geçici olduğu düşüncesiyle hayatıma giren kimseyi ciddiye almamışım ve kimseyle arkadaş olmaya bile çalışmamışım. birileri isterse olmuşum. akışın kuvvetine göre. art niyetli bir davranış değildi bu aslında. sadece lise bittiğinde herkesi fazla özlüyordum. birilerine aynı şekilde, aynı derecede değer vermek istemedim. tekrar aynı şeyi yaşamak istemedim. biraz salakça, biraz da korkakça bir davranış ama daha bile çocuktum sonuçta. neyse, yine can sıktım.
sonuç: ajandamı geri açtım. i'm back. in action.
belki yine birini kaybetmeye bu kadar yaklaştığımı sezmesem bunları düşünemezdim, problemlerim olduğunu kabul edemezdim ve bu konuda bir şeyler yapmaya karar veremezdim. sadece: öyle biri ki bu, kaybetmeye asla dayanamam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder