yine gittim-geldim.
zaten hiçbir zaman "geri dönmeyeceğim" iddialarında bulunmuyorum artık.
insanın kendi özgürlüğünü kısıtlaması kadar garip bir şey yok. fark ederek veya etmeyerek bol bol yapsan da, garip işte.
bazen, en yakınındaki insan seninle ilgili önemli detaylardan 1-2 tanesini gözden kaçırabiliyor. belki yıllarca hiç ama hiç yaşamadığı bir durumun içine düşüyor seninle, belki de bambaşka bir sebebi olabiliyor. nereden çıktı? şöyle ki; geçtiğimiz ay, ara sıra kendimle karıştırmaya bile yaklaştığım, o denli yakın olduğum bir dostumla yıllardır ilk defa aramız bozuldu. ama nasıl bozulmaktı o öyle. ben tek kelime etmedim, o adım atmaya çalıştıkça buz gibi davrandım ama bir yandan da dünyanın en neşeli insanı gibi geziyordum ortalıkta. 2 günlük soğukluğumuzda, sanmış ki artık ona ihtiyacım yok ve yerine başkalarını koydum, mutlu mesut devam ediyorum. hayır işte, yoktu öyle bir şey. bilmediğini asla tahmin edemeyeceğim halim ve tavrım: ben ne zaman ki mutsuzluktan ölüyorum, o zaman dünyanın en neşeli insanı gibi görünüyorum. bağıra bağıra kahkahalar atıyorum, yerlere düşüyorum gülmekten, delirmiş gibi eğleniyorum. ama o bunu bilmiyormuş ki. bizim hiç aramız böyle bozulmamış. o benim sadece düz ve sıradan mutsuzluklarıma şahit olmuş. o varken ben neye bu denli üzülebilirdim zaten. tabi ki 2 gün için de aramız düzeldi, o ayrı bir mesele ama ben o 2 günde gerçekten ölmekten beter oldum. o beni inanılmaz mutlu ve rahat zannederken. sorun şu ki, bu söylediğim gerzekçe huyumu bilen tek bir kişi var dünyada. o da çoktan çıkıp gitti hayatımdan. son sözü de "mutlu olmadığını ben görebiliyorum" olmuştu. zaman zaman gerçekleri mümkün olan en dramatik cümleye dökmeyi, en az benim kadar seviyordu çünkü. onun dışında başka kimse bilmemiş, gerek olmamış sanırım. bunu yeni anlayabildim.
çok çok fazla hoşlandığım insanın yüzünü asla gözümün önüne getirememem gibi, ciddi ciddi mutsuzluktan ölüyorsam gülmekten yerlere yatıyorum. bu nasıl bir şey bilemedim ama bu yüzden kaybolup giden binlerce şey vardı belki de.
3-4 gün önce başka bir arkadaşımla liman'da şuursuzca içip sessizce otururken, aniden "bazen saçma sapan şeylerin sonucunda, bi şekilde birilerini kaybettiğimi fark ediyorum. sonra doğru olsaydı bitmezdi zaten diyorum. ama üzülüyorum. her şeyi çok fazla karmaşıklaştırıyoruz" konulu bir sohbete başladık. sonra konu derinleşmeye yüz tuttu, özlediğimiz 2 kişiyi arayıp çağırdık. sonra yine içtik. her şey alevlenip saçmalıktan patlayana kadar içtik. kadıköy'de her yerin kapanmaya başladığı saatlerde de hep birlikte 1 banka sıkışıp minibüs mü alsak diye konuştuk. eve gelene kadar sarhoş olduğumu sanıyordum, eve gelince hiç sarhoş olmadığımı idrak edip salak gibi oturmaya başladım. sonra da güneş çok rahatsız etti ve uyudum. teknik olarak ertesi olmayan ama bir nevi ertesi olan gün akşam 8'de kalktım.
hiçbirimiz birlikte oturup sustuğumuz veya susmadığımız anlar dışında mutlu değiliz. bunu sorgulamayı da bıraktık. çok oldu sanırım bırakalı. "mutlu musun?" diye sorduğunda tereddüt etmeden "hayır" diyebildiğim birisi bana sarılırken, "yani şimdi, şu an, burada mutlu değil misin? ben bu anın dışını sormuyorum" dediğinde "kesinlikle çok mutluyum" cevabını veriyorum. bir sebebi bana sarılan insan -ki tam o anı temsil ediyor; bir diğer sebebi ise karşımda başkalarıyla çevrelenmiş duran cansız masa -ki kimbilir ne zamanı temsil ediyor. gözlerim hariç bütün vücudum çok mutlu o an, yalan söylemiyorum.
birileriyle konuşuyorum, birilerinin elini tutup gülümsüyorum, birilerini kokluyorum, birileriyle çok gülüyorum, birileriyle susup yüz yüze bakmadan oturabiliyor ve saate de bakmıyorum, birileri kimbilir nerede ama duyuyorum. tuhaf gibi de, değil gibi de.
sanırım çok taşkın, neşeli konulardan bahsetmediğime göre bir şekilde iyiyim.
hava yapış yapış, bunaltıcı fakat gerçekten çok güzel kokuyor.
bazen bir şeylerin başlayacağı hissine kapılıyordum \ hani çok değişik bir şey başlayacak gibi gelir ya, öyle. onun tam tersini hissediyorum bir süredir. hiçbir şey başlamayacak hissi. hani ne kadar çılgın bir yenilik olursa olsun, çok değişik bir başlangıç yok. tek yaptığım; vaktiyle başlayan ama her nedense bitmeyenlere/bitmemiş gibi gelenlere, şu andan veya geçmişten bir takım bitişler seçip kulağıma çok fazla dizi izlemekten ısrarla dolan "so, i guess this is goodbye" cümlesini istemsizce içimden tekrarlamak.
yarın balık almayı düşünüyorum, buz balığı akvaryumda tek başına yaşar mı? çok güzel görünüyor ama nasıl yaşar bilemedim. yaşamıyor ise balık filan almayacağım, petshop camından izlemeye devam edeceğim. öte yandan - bugün gonzales gözümün önünde doğum yaptı diye heyecanlanırken, "ohoo çoktan doğurdu ki o" diye heyecanımın içine sıçan adama gelsin: ben insan değil miyim?
bir paragrafım, diğer paragrafımı asla tutmayacak. niye tutsun zaten.
1 yorum:
yaaaaayyyy! she's back <3 <3
Yorum Gönder