eskiden, sürekli geriye dönüp "bakalım neler demişim, neler olmuş" düşüncesiyle fotoğrafları, yazdıklarımı deliler gibi karıştırırdım. uzunca bir süredir bunu yapmamışım. ilginç oldu.
sadece sığ ve üzgün bir insan olmuşum 1 yıl içerisinde. kendimi sığlaştırma çalışmaları yaptığım doğrudur. her şey gibi bunun da ucunu kaçırdığım da doğrudur. gün geliyor, bir şeyleri/birisini o kadar çok istiyorum ki sığlaşmadan/düşünmeyi bırakmadan istediğime gidemiyorum. genelde düşünmeyi bırakmayı beceremem ama bir şekilde yapabilmişim işte.
geçen gün aniden oturduğum yerden kalkıp resim yaptım. yine çok uzun zamandır yapmadığım bir şey. ertesi gün sabahın köründe kapı çaldı, kargo. lucy in the sky with diamonds posteri geldi. nasıl olduysa, o gün bir şeyleri anımsama ihtiyacım başladı. ben neye inanıyordum da bu kadar mutluydum, ne yapıyordum, ne değişti, nasıl değişti. etrafımdakilerden eksilenler oldu, yeni gelenler oldu. bunun detaylı bir analizine inesim hala yok.
eski sevgilimin en yakın arkadaşına limonata eşliğinde "ben onunlayken, belli noktalarda kendim olmaktan korkuyordum, gider diye, yine de bak ne oldu, gerçi inanıyorum ki çok iyi oldu, şimdi daha çok kendim gibi hissediyorum" demiştim. kendim olamadığım sürece hiçbir şeyin gerçek olmadığına benzer bir şey söylemişti. kimseyi hiçbir şey için suçlamıyorum. kendi kendimi değiştirdiğim için kendime de kızamıyorum. olur böyle şeyler deyip kendi sırtımı sıvazlıyorum.
geçen hafta, arkadaşım telefonda sevgilisi ile kavga ederken ikinci defa buna benzer bir şey düşündüm. "iyi ki bitti, bitmediği bir paralel evreni düşünemiyorum" dedim kafamın içinde. sanki arada başka kimse olmamış gibi. arada olanları yaşamadım ki ben. hayatımdan çıkartmak üzere insanlar taşıdım yanıma sadece. kendinden uzaklaşmak iyi geliyor bazen. sanırım. geçti. her şey geçiyor. bir yandan hayatımdan çıkartmak üzere hayatıma aldığım kimse gitmezken, hali hazırda hayatımda olanlar gitti.
adeta ikiye bölünüp kendimi teselli ettim. bir parçama "şimdi sen burada dur ve dinlen, ben her şeyi bir yerlere dağıtıp geleceğim" dedim sanırım. gerçekten de bir parçam hiçbir şey olmamış gibi devam ederken, köşede oturan parçam bütün üzüntüsünü dolu dolu yaşadı. bazı geceler bir araya geldiler, her şey çekilmez olunca tekrar ayırdım ikisini. siz biraz daha ayrı kalın bakiym dedim. dikkatimi vermediğim bir esnada, yavaş yavaş tekrar birleştiler. hiçbir şey çekilmez değilmiş madem dediler, bir arada kaldılar.
bazı noktalarda, bazı konularda insanı kendisinden başka kimse teselli edemiyor. gerçekten. içten içe o noktaya geleceğini bildiğini, kendinden başka birine söylediğinde o kadar inandırıcı olmuyor çünkü. tek bir gün içinde milyarlarca küçücük şeyden aklına gelenleri birisine söylesen, gerçekmiş gibi olmuyor.
neyse, sonuçta iki parçamı bir araya getirdiğimde alakasız ve eksik bir parça olduğunu fark edip şaşırdım. ne olduğunu hala anlamış değilim. yok olan isteklerimin bir kısmı bana hala geri dönüş yapmadı. bir kısmı geri döndü, ama eskisi gibi değiller. sorun yok, nihayetinde ben de eskisi gibi değilim. eskisi gibi olmak istesem de. her zaman korktuğum bir şey, eskiden yaşadıklarını anıp aynı mutluluğu yakalamaya çalışmak ama bir daha asla bulamayacağın bir şeyi yakalamaya çalıştığını da adın gibi bilmek.
olsun.
geçen sene bu zamanlarda söylediğimi tekrar ediyorum: perspektif.
until there's nothing more to live for.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder