11 Mart 2010 Perşembe

fakat uyku?

dün gece bir arkadaşımın kurduğu bir cümle yüzünden uyuyamadım. saçmalık. hayır hakaret falan etmiş de değil, "guüüyiil guüüyiil öl, guüüyiill guüüyiiil öl" dedi ve ben gecenin 5inde yatakta hala kendi kendime kahkahalar atıyordum. şimdi aklıma geldiği için tekrar kahkahalar atmaya başladım. öyle saçma bir insan oldum çıktım ki. 6ya doğru sızıp sonra 8de nasıl uyanabildim onu da merak etmiyor değilim.

4 gündür yine bir arkadaşım beni yaka paça uyandırıyor, feribot maceralarını anlatmak suretiyle yine komiklikler bişeyler. şımardım herhalde. nasılsa uyandıran da var oh. uyuma uyuma bi türlü, sabah da "ya ben kalkmıcam evde oturcam ben ev sıcak güzel sonra akşam çıkarım belki ya da hiç çıkmam baane ya ev, yatak, annneğğ" diye söylen, dön poponu uyu. (kendime babaanne tribi de attım ya, ölsem de gam yemem a dostlar -gece yatmak bilmiyor gündüz kalkmak bilmiyor) 4 gündür uyanıyorum işte neyse ki.

bakalım bünyem perşembe ve cuma gecelerini nasıl karşılayacak? (şarkı giriyor burada: gezeceğim, göreceğim..hop!)

bu arada 1 dakika sonra evden çıkmam lazım ama hala giyinmedim. saçımı yaptım dişimi fırçaladım ama giyinmedim. hayata bakış açım bu herhalde artık.

ay guüüyiill guüüyiil öl...

neyine güldüm ben bunun bu kadar acaba?

iç dünyamda depremler varmış abimin dediğine göre. inanalım gitsin belki de.

çağrı atardık

bu aralar nedense mütemadiyen aklıma geliyor, eskiden çağrı atardık ya. insanların birbirlerine çağrı bırakarak haberleştiği günler vardı diye düşününce dumanla haberleşilen günler bile daha medeniymiş gibi geliyor.

düşünsene o kadar gariban sistemler geliştiriyorduk. misal, benim o zamanki sevgilimle şöyle bir sistemim vardı, 1 kere çağrı bırakırsak "nassın yaşıyo musun"/"yaşıyorum iyiyim", 2 kere çağrı bırakırsak "icq'ya gelsene", 3 kere çağrı bırakırsak "ben yatıyorum yalnız had iyi geceler", 7 kere çağrı bırakırsak "seni seviyorum" demekti. sefalete bakar mısın. seni seviyorum demenin en kötü yoluymuş herhalde o da. 7 çağrı. bi de bazen sevgi patlaması yaşarsa 21 çağrı filan bırakabiliyordu canım benim. 7'nin katları kadar ya hani. bir takım ilginçlikler. bir dönem de böyle geçti işte.

sonra o çağrı bırakma furyası ne ara bitti ben takip edemedim. ama ben o sevgilimden ayrıldıktan sonra bir daha hiç kimseye çağrı bırakmadım. en son marmaris'te sarhoşken bütün bir rehberime çağrı bıraktığımı hatırlar gibiyim. ardından neler yaşandı bitti saygısızca, bilemiyorum.

kontörüm olmadığı zamanlarda hala çaldırıp kapattığım insanlar olmuyor değil, fakat nihayetinde karşılıklı sesli iletişim yapılıyor.

bir de şimdiki zamanda asla aramalarıma cevap vermeyip sonra gördüğünde de geri dönmeyen bir arkadaşım var, aniden aklıma geldi de belki o, o çağda kalakalmıştır ve ben ona çağrı bırakıyorum sanıyordur. neden olmasın ki?

duman iyiydi duman.

10 Mart 2010 Çarşamba

bak şimdi

29. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin programının açıklanması beni gafil avladı, kendimden ummadığım bir mutluluk hoplamasına zıplayıp gittim. Hevesim kursağımda kalmasın. Kalmaz da zaten herhalde. Tam da 1 haftalık tatilime denk geliyor. Böyle beklenmedik anlarda, beklediğimi unuttuğum bir şey geliyor ya aniden - nasıl bir mutluluktur bu!

bir şehir planlama dersi güncesi

En depresif dersimin şehir planlama olduğuna karar verdim. Bilinçaltımda bağlı olduğu yerlerin bir miktar can acıtıcı olmasını geçtim hadi ama, sınıf çılgıncasına kalabalık. Kimse konuşmasa bile kaynağı belirsiz bir homurtu ve kağıt hışırtısı curcunası mevcut. Öte yandan, havalandırmadan yaşanılır gibi değil ama pencere ya da kapı açılmıyor. Zira Kayışdağı buz gibi. Al yine bilinçaltım alarm verdi. E öleyim ben ama o zaman?!
Cul de sac!

Bir ders böyle geçti işte:

*Ankara'da yaya olmak diye bir sunum izledim. Çok duygusal.

*Bir gün, ders aralarında spor gazetesi (i.e. Fotomaç, Fanatik) okuyan kız olursam tüm dünya beni dışlasın. İzole olayım.

*Önümde oturan çocuk, google earth'ten görünüyordur bence. Evladım olsa aç bırakırım, yazık çünkü.

*Lütfen kimse böyle havasız sınıflarda salmasın. Lütfen bu son olsun. Bu şekilde ölmeyi kimse hak etmiyor.

*Bir aralar yol ortalarına laleler ekmişlerdi, sonra İstanbul rengarenk olmuştu. Ne oldu o lalelere?

*Glasgow ne güzel, ne duyarlı bir yermiş. Çok güzel otoparkları var.

*Power point hataları, her günümün güzide eğlenceleri olabilir. Yine de ben hiç yapmayayım istiyorum. Slayt geçiş süresini hep doğru seçeyim.

*Melih Gökçek, her yerden karşıma çık. Tamam mı?

*50-60 metrede bir yaya geçidi... ŞANZELİZE.

*Kızılay'da 19 yaya geçidi varmış mesela.

*Bu derste izlediğim sunumun AkıllıTv'de yayınlanıyormuş gibi bir havası oluşu beni az biraz sarstı.

*Binalar burdan bakınca nokta gibi, karınca gibi diiğmi Osman?

*Çok yakışıklı bir çocuğun adı böyle Süleyman çıktı ya, bitti gözümde artık. Öyle karizmatik sigara yakıyormuş, aman ne hoş yürüyormuş bilmem ne yok. Gitti bitti. Süleyman diye arkadaşı var babamın. Öyle bir isim o. Karizmatik çocuk adı değil.

*Bir de bir adam var, demiş ki şehri öyle bir planlayayım ki İtalya'dan Rusya'ya kadar gitsin. Düşün ki bir uzun cadde (böyle, İtalya'dan Rusya'ya kadar ama) ve kenarında evler. Ne ruh hastası adam. Erges Ruzyaya gidmek izdiyor.


bi milyon

böyle bi milyoncular açılmıştı ya bi ara- ki datça'da hala var mesela. ama o dükkanlardaki çok az şey 1 lira. çok tuhaf bence. bi milyoncu ya, her şey 1 lira olmalı bence. bi de lisedeyken bi arkadaşım vardı, herkese yılbaşı ve doğum günü hediyelerini o bi milyoncudan alırdı. ama ben bu sırrı bildiğim için bana hep güzel şeyler alırdı, bi milyoncu olmayan dükkanlardan. beni hep üzüyor böyle şeyler bak. ben de bi ara herkese yılbaşında çorap alıyordum gerçi. ama güzel çoraplardı hep. çok sevdiğim insanlara gayet güzel çoraplar alırdım, hep de yılbaşı temalı.

bu arada bunalımdayım isimli hareketimin çatısı altında mart ayının başında doğan kimsenin doğum gününü kutlamadım. çok yakın bir arkadaşımınkini kutladım sadece. çok öküzüm.

ayrıca bi de dia diye bi yer var ya, o da bi milyoncu tadında bi yer gibi geliyor bana hep. a101 var bi de gerçi, o daha karizmatik gibi.

öte yandan kadıköy'deki bimilyoonbimilyooooon diye bağıran çiçekçiler başımın tacı, gönlümün sultanı.

sonuç: mart kapıdan baktırmasa da çilek mevsimi gelse ya artık. bi milyoncu çilekçiler türese filan, ne güzel olurdu. strawberry fields forever insanı olsam yine. nisanda alamanyalardan arkadaşım gelecek, tek hevesim de o şu anda. oturdum bekliyorum adeta. çilek gibi bi insan kendisi. içimde strawberry fields ekip biçiyor sağolsun.

8 Mart 2010 Pazartesi

haydi dürüst olayım.





mntr isimli yazıyı yazdığımı kesinlikle net olarak hatırlayamıyorum. silmedim de. ibret olsun bana diye düşündüm. çünkü sigaramı bitirdiğimi, bazı insanlara gönderdiğim bazı mesajları, masamdaki boş tabağın vaktiyle ne ile dolu olduğunu, 3 şişe suyu ne ara içtiğimi ve üstümü ne zaman değiştirdiğimi de pek hatırlayamıyorum.

okulu dondurdum gibi bir şey. bir hayli hastayım. acım tarifsiz. ağrım geçsin diye yapmadığım saçmalık ve içmediğim şey kalmadı. günlerdir uyumuyorum. uyumaya karar verdim. zira arkadaşlarım bana cansu yerine ruhi demeye başladı. oysa ki adım cansu. tamam bugüne kadar bana türlü çeşit tuhaf şekillerde seslenildiği olmuştu ama ruhi nedir artık?

sonuç: ortadan kaybolduğum için özür dilerim. söz, iyileştiğim an evden çıkacağım.

uyudum. sevgiler.

evet. seviyorum.

mntr

nası bi kafası var bilmiyorum da baya da güzel bi kafası var işte.
ne dedim acaba
. one day goodbye will be farewell çalıyo. bi keresinde farewelli yanlış yazıp çok utanmıştım. kimeydi acaba. çünkü iyi böyle. ne tuhaf hayatla
r hep.
midem bulanıyo. try çalıyo. dün yellow söz konusu oldu sonra hemen birisi post etmiş böyle. çok ilginçti.
kristen stewart çok çirkinsin. çocuğun arkasına öksürdü böyle.
oscarı sunuyosun ya hayret bişey.






kimeydi acaba ile çünkü iyi böyle cümleleri arasındaki 54839023 tane cümleyi
sildim.
baya
tuhaf
oldu
galiba.

şu anda algılayamıyorum pek.
e l l e r i m ü ş ü y o.

bence şu anda
burada değilim
oradayım
olabilir-d?-im
wild world çalıyo
boğazım acıdı


qwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwww
bence maviyim
son harfi tuttum
Web Analytics Real Time Web Analytics