29 Nisan 2011 Cuma

konulu


dünyanın en amaçsız insanlarıyız mıyız mı? acaba?
yeditepe üniversitesi güzel sanatlar fakültesi kantininden sevgiler.

28 Nisan 2011 Perşembe

hastalığa birebir


tam bunu okuyup da allam dünyanın en tatlı mesajını mı aldım derken, cevap vermemin ardından hop diye gelen ikinci tatlı. bi de komikli. yerim ki olm ben bunu. 

26 Nisan 2011 Salı

temiz kırdım

olm teknoloji ne garip şey ya.

8 yıldır benimle bir yastığa baş koyan ipod'um geçen aylarda bozulunca allahın cezası telefondan müzik dinleme şeysine katılmak zorunda kalmıştım. ne kulaklıklar heba oldu o yolda biliyon mu? ipod daha bozulmadan ben başka ipod mu alsam ki yea şımarıklığı yapmaya başlamıştım, ben bildim o yüzden ceza olarak kainat ipod'cuğumu önce kaybetti sonra dilara'nınkini ödünç alınca buldurdu ödünç aldığım ipod'u geri verince yine kaybetti sonunda da al kırdı kırdı. dün çılgın gibi gidip tekrar ipod alırken kendi kendime bi durdum, bi bak dedim cansu bu ne doyumsuzluk kanka dedim al şurda 78 tl sony müzik çalar varmış onu alsana be dedim. yok illa o eğpıl prodakt alıncak. eve geldim bi elimde blekberi bi elimde ipod touch. dedim allah beni davul etsin dedim. bi yandan da babamın kartını ödemek için yemeklerimi falan hep yanımda gezdiriyorum ha, şaşırtmasın sizi bu durum. sigarayı sarıyorum filan genelde. sonra sen git o kartla bi 8 aylık taksite daha gir. valla beni alan yaşadı dertlerini de boşadı çünkü mis gibi cillop gibi dert getiririm o adamcağıza. o yüzden evlenmemeye karar verdim. bugün insanlık için verdiğim karar bu oldu. misal bana gelen ipotek niye başkasını gersin ki.

öte yandan teknoloji garip bişey dedim de, valla da öyle. lan, bak lan diyorum çünkü çok garip bi mevzu söz konusu- ipod'da bi applicationlar varmış aklım şaştı.sanırsın ki 1920den na buraya ışınlandım. ipod el ısıtıcı, el serinletici olur mu ya? bi evin içinde gezip köşelerden falan fotoğraf çekersin de sana evin planını çötenek diye pdf yapıp mailine atar mı? neyin kafası bu ya? bunlara gelene kadar dün ipod'dan görüntülü skype konuşması yaparken bile mars'tan arkadaş edinmiş kadar şaşırdım.

teknolocinin ucu sonu yok arkadaşım. ben burda "allam fotoğşoğptaki magic wand sahiden de magic ha ne de güzel seçti hoşşik" diye sevinirken, adam sen git elini kıçını başını ipodla ısıt. olacak iş mi allasen.

bu doyumsuzluk nerlere kadan dedim ve kredi kartı borcunu ödemek için ne kadar teknolojik aletim varsa hepicünü satmaya karar verdim. ıssız adaya taşıncam, çizim masasıydı rapidoydu t cetveliydi gönyeydi bişeydi onlarla çizerim çizeceğimi de artık. yoğ yoğ lan şaka yaptım. ama bundan sonra bi süre mecburi haller dışında teknolojik alışveriş yapmaycaama ant içerim. antlaşma imzalarım.

bak böyle enseye şaplak konuştum diye kırılmadın dimi? az evvelsiye jürim ertelendi de bi neşe gapladı ki içimi sorma.
-ayşeciğin bi filminde böğrüne kaya parçası basıp gezen bi anne vardı ya, hani cidden de basmışlar dramı basmışlar dramı. guzuuuuum yınırta da ye.. beni hor görmeyesin... falan diye konuşurdu. tey tey. o geldi aklıma. nerden geldiyse. /ben bayadır da uyumadım ha.

24 Nisan 2011 Pazar

all this is what it is

akademik olarak beni boğazlayan hafta içi günlerinin üstüne sosyal çıldırmalarla dolu hafta sonu günleri ekliyorum, çok enteresan oluyor.

bugün eve yürürken, lisemin önünden geçtim. dün sabah neşeden kırılırken facebook açıp ilk sevgilimin nikah daveti event'ini gördüm, allak bullak oldum. hemen elime içki tutuşturan arkadaşlarım vardı yanımda. biliyordum evleneceğini zaten de, ne bileyim gözleriyle bir şeyleri görene kadar gerçek gibi gelmiyor insana işte.

allak bullak olma sebebim, bir zamanlar her şeyi beraber yaşadığım "bir" olduğumuzu söyleyen insanın şu anda nerede olduğu ve benim nerede olduğum gibi mevzular. çok değişik geliyor. aslında sadece onunla böyle değil bu, hayatıma giren kim varsa hepsini düşünüp aynı sonucu çıkarabiliyorum. yaptığım şey karşılaştırma sonucunda şaşırmaktan ibaret. insanlar gelişiyor, ben mi aynı kalıyorum diye soruyorum bazen. hep aynı ben.

bir tarafta farklı farklı bir sürü şey, bir tarafta ben. her zaman ne yapıyorsam hala onu yapıyorum. o, bana asla tek bir yerde uzun süre duramayacağımı ve asla tam olarak mutlu hissedemeyeceğimi söylemişti. sadece sürükleniyorsun, hep sürükleneceksin demişti. gülmüştüm sadece. sonra arkadaşlarımın yanına dönmüştüm. her zaman döndüğüm yere. şimdi, bu aralar, bugünlerde ne kadar mutlu olursam olayım asla tam olarak mutlu olamadığımı kabul ediyorum. biriyle birlikteysem diğer yaşantımı özlüyorum, kendimi bir yerlere kapatılmış hissediyorum, bunalıyorum ama bir yandan da çok seviyorum ve kendi kendimi oracığa hapsediyorum. nihayetinde asla tam olarak mutlu olamıyorum. her türlü durumda bir boşluk oluyor.

yeni bir şeylere başlarken o huzursuzluk, o kaçma isteği, o sürekli bir şeyleri batırmaya çalışan bilinçaltım. yakınlaşmak isteyip, yakınlaştığımda korkudan ölmem.

yanımda yatan insana uyumadan önce son dediğim şey "ben bıraktım" oldu, yanımdan gelen "neyi?" sorusuna cevap vermeksizin uyumaya çalıştım.

çok mutluyum şu anda, mutsuzluk yazısı değildi bu. bugün eve yürürken kendimi kabul ettim. asla sağlıklı, düzgün, standart bir ilişkim olmayacak. çünkü maalesef ki gerçekten hiç istemiyorum. hiçbir zaman da istememişim belli ki.

possibly that's all

not: bardağın dolu tarafından bakarsak, gerçekten de birilerine "your girl is lovely hubbel" deme fırsatı geçti elime. gone with the wind repliği ile ayrıldığım adamı the way we were repliği ile tebrik edebilirim gayet. bunu da yaşadım derim.

23 Nisan 2011 Cumartesi

her şeyim.

right till the end

22 Nisan 2011 Cuma

tribbiani effect

yaklaşık 6 yıldır filan 3 erkek 3 kızdan oluşan bir grup arkadaşımla "friends'de olsak hangimiz kimdi" konulu tartışmayı aralıklı olarak yaşıyoruz. problem erkeklerde ama. kızların kim olduğu alenen ortada. -bu da fiks dizi muhabbetimiz, yok seksendisitide olsak ben kimdim sence / ben kaplinkteki jane'im bence / abi adam resmen georgina sendromu.. falan gibi. bu da bizim küçük dünyamız, napcan.

fakat geçenlerde erkeklerimizden biriyle aramda bu friends'te hangi erkek kim tartışmamıza nefes kesici bir gelişme getiren bir diyalog yaşandı:

ben: ya ben erkeklere nasıl hamle yapılırdı unuttum, yapamıyorum.
ekin: çok basit
ben: nasıl, öğret
ekin: naber diceksin.
ben: nasıl yani sadece naber mi?
ekin: evet tabi ki sadece naber. 

yani, bu kadar olabilir. ansızın güneşin balçıkla sıvanamadığı noktaya geldiğimiz için, ross ve chandler da hooop diye oturuverdi. yılların sonunda iç huzuruna eriştim adeta.

sonuç: how you doin' ?

20 Nisan 2011 Çarşamba




vannçç yu tuu meykk mii fiiiil layk aym dii onlii gööörrl in dıı vööörlldd
bağırdım
ehe
Web Analytics Real Time Web Analytics