olum blog.
o kadar laf ettim mevsimsel kaoslar yarattım kendi iç dünyamda, bu yıl kışı bir gram sevemedim inanır mısın? tırt gibi, garip. "yaz gelsin yeaae" diye peşimden sabahlığımı sürüyerek evin içinde ordan oraya gezip duruyorum. alakasız balkonlardan bahçelerden et et mangal kokuları gelsin gerekirse. ruhuma dumanlar dolsun adeta, ama gelsin o yaz. bu gece, bilhassa şu son birkaç saatte, istanbul'un yazını nasıl özledim. tatile gitmeyi, denizi filan ayrı özledim de, istanbul başka cici oluyor yazın. arkadaşlarım buradayken henüz mesela. henüz kb'de masalar varken başlayan geçen yazı çok özledim mesela. açıkhavada konserleri. derdim tasam da bol boldu yine ama olsun. insan özlüyor. belki gelecek kış da tutup bugünü özlerim. belli olmuyor benim işim.
bi de sen tut tükenmişlik sendromu ol. nereye tükeniyosun be kadın derler. burnout'muş esas ismi. "tükendim yar" dedim bir taneniz dinledi mi beni? hayır. bak doktorluk ilaçlık oldum. ilaç almam ben beaö dedim. takılıyorum şimdi işte evde sabahlıkla. vic'üğdüm depresyonda, ne yapayım dedim ve evden çıkmıyorum. bu şekilde hayatımı devam ettirebileceğime inancım sonsuz. bu gece kanepeye oturdum üstüme polar battaniyeyi çektim elime çayımı aldım muhteşem yüzyıl izledim mesela. ev güzel şey. yemin ederim çok güzel şey. he? evet depresyondan çıkmaya pek niyetli değilim. yaz gelince çıkarım gibi düşünüyorum. ya da keyfim bilir, istemiyorsam o zaman da çıkmam. yazın da ev serin, biliyosun odamın tavanına da çektim pervaneyi, keyif, kahya filan cümleten bizdeyiz.
şu anda yazı tipimin kendi kendine değişmiş olmasına odaklandığım için ne anlatacağımı unuttum. bununla yetiniver. günlük aldım ona yazıyorum ben arada, ondan oluyor bu böyle.
29 Şubat 2012 Çarşamba
25 Şubat 2012 Cumartesi
17 Şubat 2012 Cuma
short love with a long divorce
dünyanın en şahane gününü geçirdim.
gülmekten ölüp gideceğime canı gönülden inandığım anlar da oldu.
saçma sapan ve resmen çocuk gibi eğlendim.
fakat 5 dakika içerisinde bir taksiciye sinirlenmekle bütün günün neşesini yakıp, eve geldiğim gibi eski sevgilimin şarkılarını dinlemeye başlıyorsam, cidden bir saçmalık var demektir.
üstelik kendisini hiç de özlememişken.
hiçkimseyi özlemiyorum bu aralar.
hiçbir şey hissetmiyorum.
bu oldu.
her nasıl olduysa.
üzülmek yerine sinirleniyorum.
hiçbir şeye üzülemiyorum.
fakat karşılığında, sahiden mutlu olmak yerine sadece gülüyorum.
eating snowflakes with plastic forks,
and a paper plate of course,
you
think
of
everything.
gülmekten ölüp gideceğime canı gönülden inandığım anlar da oldu.
saçma sapan ve resmen çocuk gibi eğlendim.
fakat 5 dakika içerisinde bir taksiciye sinirlenmekle bütün günün neşesini yakıp, eve geldiğim gibi eski sevgilimin şarkılarını dinlemeye başlıyorsam, cidden bir saçmalık var demektir.
üstelik kendisini hiç de özlememişken.
hiçkimseyi özlemiyorum bu aralar.
hiçbir şey hissetmiyorum.
bu oldu.
her nasıl olduysa.
üzülmek yerine sinirleniyorum.
hiçbir şeye üzülemiyorum.
fakat karşılığında, sahiden mutlu olmak yerine sadece gülüyorum.
eating snowflakes with plastic forks,
and a paper plate of course,
you
think
of
everything.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
ya da şöyle
aslında yazacak bir şeyim olmaması iyi bir şey mi?
onu da bilemedim.
çok şuursuzum.
neyse.
görüşürüz.
onu da bilemedim.
çok şuursuzum.
neyse.
görüşürüz.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
daydream in blue
sana diyecek tek bir sözüm kalmadı blog.
lanet olsun bu hayat.
yemin ederim ki yazacak bir kuple bir şeyim bile kalmadı şu satırlardan gayrı.
az biraz yaşayıp geri döneyim ben sana.
fakat bu arada başkaları bol bol yazsa da okusak misal.
benim gevezelik açığımı kapatacak kadar yazsınlar ama.
öptüm.
lanet olsun bu hayat.
yemin ederim ki yazacak bir kuple bir şeyim bile kalmadı şu satırlardan gayrı.
az biraz yaşayıp geri döneyim ben sana.
fakat bu arada başkaları bol bol yazsa da okusak misal.
benim gevezelik açığımı kapatacak kadar yazsınlar ama.
öptüm.
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
12 Şubat 2012 Pazar
komikli: sene 98
şimdi 1988 yılında doğdum diye 90ları yeterli gücüyle yaşamadım sanıyordum da ben, hani küçüktüm sonuçta filan.
aklıma ne geldi olum.
ömrü hayatımda ilk defa arkadaşlarımla gece dışarı çıktığımda marmaris'te bir diskotek ortamına gitmiştim ben ya. pina colada içmiştim, üzerimde lacivert-beyaz papatyalı pantolon-yelek takım vardı, içinde fırfırlı filan bir beyaz gömlek vardı ve ilk disko dansımda şu çalıyordu:
sonrasında bi çocukla kesişmiştim. o esnada diskodaki bir çocuğun senden hoşlandığını anlamak için ya da kimlerin senden hoşlandığını anlamak için tuvalete gidiyorsun, arkandan gelen çocuk/çocuklar senden hoşlanıyormuş oluyor. arkamdan gelen çocuk kesiştiğim çocuk çıktı diye sevinip tuvalette kafamı el kurutma şeyine vurmuştum. çıkıp sheldon cooper gibi alkolsüz kokteyller içmeye ve çılgınca dans etmeye devam etmiştim. çocuk yanıma gelince de "hiehehehiahe" deyip arkadaşlarımın yanına kaçmıştım.
ben 90ları sapına kadar yaşamışım ya, bunu bugün bu anıyı hatırlayarak kendime çok iyi kanıtladım, çok mutluyum.
ps: şarkıyı mutlaka dinleyin.
sevgiler.
aklıma ne geldi olum.
ömrü hayatımda ilk defa arkadaşlarımla gece dışarı çıktığımda marmaris'te bir diskotek ortamına gitmiştim ben ya. pina colada içmiştim, üzerimde lacivert-beyaz papatyalı pantolon-yelek takım vardı, içinde fırfırlı filan bir beyaz gömlek vardı ve ilk disko dansımda şu çalıyordu:
sonrasında bi çocukla kesişmiştim. o esnada diskodaki bir çocuğun senden hoşlandığını anlamak için ya da kimlerin senden hoşlandığını anlamak için tuvalete gidiyorsun, arkandan gelen çocuk/çocuklar senden hoşlanıyormuş oluyor. arkamdan gelen çocuk kesiştiğim çocuk çıktı diye sevinip tuvalette kafamı el kurutma şeyine vurmuştum. çıkıp sheldon cooper gibi alkolsüz kokteyller içmeye ve çılgınca dans etmeye devam etmiştim. çocuk yanıma gelince de "hiehehehiahe" deyip arkadaşlarımın yanına kaçmıştım.
ben 90ları sapına kadar yaşamışım ya, bunu bugün bu anıyı hatırlayarak kendime çok iyi kanıtladım, çok mutluyum.
ps: şarkıyı mutlaka dinleyin.
sevgiler.
bunlar hep
anekdot
0
diamonds
4 Şubat 2012 Cumartesi
innuendovari
evet.
öncelikle
sen dediğim hiçbir zaman tek ve belli bir kişi değil - bunu unutma. sonra öyle sanıyorsunuz, üzülüyorum.
sadece konuşuyorum ben.
sen dediğim, söylediklerimi üzerine alınan herhangi biri olabilir.
hiçkimse olmayabilir.
tamamen kurgusal olabilir.
o kısma ben de çok hakim değilim.
ama üzerine alınmanı etkileyemem.
evet. şimdi.
ne diyecektim.
hah.
insanlar birbirlerini bir şekilde kullanıyorlar.
bir şekilde, bir şeylerden, birileri aracılığı ile faydalanabiliyorlar.
yalan söyleyebiliyorlar.
bazı şeyleri hiç söylememeyi tercih edebiliyor, sessiz kalabiliyorlar.
fakat, ikili ilişkilerin bir kısmı bunu kaldırmıyor.
kaldırmaması da gerekiyor bence.
kaldırması gereksiz bence.
veya söylemeyi atladıkların bu kadar fazlayken, söylediklerin bu kadar keyfinin kahyası olmamalı bence.
ben kullanıldığıma canı gönülden inanırım o zaman çünkü.
olmaya çabaladığın bir şey varsa, kendi başına çabalamalısın.
kendine bu kadar odaklanmışken, çabaların arasına karışanlar biraz hafife alınıyor.
biraz yok sayılıyor.
biraz hep senin için oluyor.
bencilliğin sınırları yok.
bencilsen, o işte, o kadar, ötesi yok.
hepimiz biraz benciliz diye bir şey yok.
bencillik başka bir konsept.
limitleri yok.
hiçbir şeyin limitleri yok.
ama var.
benim var.
o bulanık limitime ulaşma hızın, enteresan bir başarı öyküsü.
çünkü o limite ulaştıktan sonra, önceki gün her şeyim olsan dahi artık yoksun.
telafi edilmesinin bir yolu yok.
ve ben hayatından eksildiysem, gerçekten bir şeyler eksildi.
geri dönüşü olmayacak bir şey eksildi.
bunu söylemek ukalalığın dik alası değil, zira ben seni seviyorsam sahiden seviyormuşumdur.
birinin seni sahiden sevmesi önemli bir şey.
sen sevilmeyi hiç önemsemesen de.
ben seni şu anda seviyorsam, hep seveceğimdir.
bunun çok uzaklardaki bulanık limitini bulup da geçmediysen.
sadece o zaman, artık seni sevmiyorum.
artık dünyada yoksun, o denli sevmiyorum.
o denli umursamıyorum.
bu böyle asi bir söylem değil,
seni kınayacak ya da yargılayacak konumda değilim,
bana böyle bir rütbe atanmadı,
ben hiçkimseyim,
bir sürü insanın arasından rastgele bir tanesiyim.
senden yegane farkım, bunun bilincinde olmam.
bilinç bazen önemli bir şey.
bilincini kaybettiğinde de hala aynıysan, çok da güzel bir şey.
birini seviyorsan, sevilen insanın bunu bilmesi güzel bir şey.
sana sevgi gösterdiğim zaman korkmana gerek yok.
ben ilk başta herkesi seviyorum.
işler sonradan değişiyor.
her zamanki gibi bir +'ya bir de -'ye giden iki yön var.
her şey son derece basit aslında.
birinin sana olan sevgisini bilmek, en basit platforma inerek anlaşılabiliyor.
ama en basite inmen lazım.
en en en basit ve sade olan o noktaya.
işte tüm bu sebeplerden dolayı, bana kendini sevdirmek için yalan söylemen dünyanın en gereksiz şeyi.
nihayetinde bunun ortaya çıkmaması imkansız oluyor,
kilometrelerce ötedeki o bulanık sınır hemen dibimde bitiyor.
sonra benden bir daha adımı bile duymak istemeyecek kadar nefret ediyorsun.
hep sana zarar.
sonuç: benim tersim pistir.
şaka şaka. gerçek sonuç şu; yapmayalım yani böyle şeyler. hayat sevince güzel. sevelim sevilelim. ben çok sevgi doluyum diye bi korkup "noluyo lan" demeyelim. vallahi altında bir şey yok. benim default ayarım öyle yapılmış olacak ki, sahiden çok seviyorum insanları. o yüzden "ennnn çok ben sevilcem ennnn çok ben" diye yalanlar da söylemeyelim en baştan. ben her türlü sevip-sevmeyip sonra da asla umursamayarak atlatabilirim, ama sen sevilmek için küçük oyunlar şakalar peşindeysen kendini azıcık bile sevmiyormuşsun demektir. bu da senin için çok hoş bir şey değil biliyorsun. hepimiz özümüzde gayet bebiş insanlarız. kendimizi sevelim, koruyalım, besleyelim. hayat güzel. canımsın. gel öpücem.
öncelikle
sen dediğim hiçbir zaman tek ve belli bir kişi değil - bunu unutma. sonra öyle sanıyorsunuz, üzülüyorum.
sadece konuşuyorum ben.
sen dediğim, söylediklerimi üzerine alınan herhangi biri olabilir.
hiçkimse olmayabilir.
tamamen kurgusal olabilir.
o kısma ben de çok hakim değilim.
ama üzerine alınmanı etkileyemem.
evet. şimdi.
ne diyecektim.
hah.
insanlar birbirlerini bir şekilde kullanıyorlar.
bir şekilde, bir şeylerden, birileri aracılığı ile faydalanabiliyorlar.
yalan söyleyebiliyorlar.
bazı şeyleri hiç söylememeyi tercih edebiliyor, sessiz kalabiliyorlar.
fakat, ikili ilişkilerin bir kısmı bunu kaldırmıyor.
kaldırmaması da gerekiyor bence.
kaldırması gereksiz bence.
veya söylemeyi atladıkların bu kadar fazlayken, söylediklerin bu kadar keyfinin kahyası olmamalı bence.
ben kullanıldığıma canı gönülden inanırım o zaman çünkü.
olmaya çabaladığın bir şey varsa, kendi başına çabalamalısın.
kendine bu kadar odaklanmışken, çabaların arasına karışanlar biraz hafife alınıyor.
biraz yok sayılıyor.
biraz hep senin için oluyor.
bencilliğin sınırları yok.
bencilsen, o işte, o kadar, ötesi yok.
hepimiz biraz benciliz diye bir şey yok.
bencillik başka bir konsept.
limitleri yok.
hiçbir şeyin limitleri yok.
ama var.
benim var.
o bulanık limitime ulaşma hızın, enteresan bir başarı öyküsü.
çünkü o limite ulaştıktan sonra, önceki gün her şeyim olsan dahi artık yoksun.
telafi edilmesinin bir yolu yok.
ve ben hayatından eksildiysem, gerçekten bir şeyler eksildi.
geri dönüşü olmayacak bir şey eksildi.
bunu söylemek ukalalığın dik alası değil, zira ben seni seviyorsam sahiden seviyormuşumdur.
birinin seni sahiden sevmesi önemli bir şey.
sen sevilmeyi hiç önemsemesen de.
ben seni şu anda seviyorsam, hep seveceğimdir.
bunun çok uzaklardaki bulanık limitini bulup da geçmediysen.
sadece o zaman, artık seni sevmiyorum.
artık dünyada yoksun, o denli sevmiyorum.
o denli umursamıyorum.
bu böyle asi bir söylem değil,
seni kınayacak ya da yargılayacak konumda değilim,
bana böyle bir rütbe atanmadı,
ben hiçkimseyim,
bir sürü insanın arasından rastgele bir tanesiyim.
senden yegane farkım, bunun bilincinde olmam.
bilinç bazen önemli bir şey.
bilincini kaybettiğinde de hala aynıysan, çok da güzel bir şey.
birini seviyorsan, sevilen insanın bunu bilmesi güzel bir şey.
sana sevgi gösterdiğim zaman korkmana gerek yok.
ben ilk başta herkesi seviyorum.
işler sonradan değişiyor.
her zamanki gibi bir +'ya bir de -'ye giden iki yön var.
her şey son derece basit aslında.
birinin sana olan sevgisini bilmek, en basit platforma inerek anlaşılabiliyor.
ama en basite inmen lazım.
en en en basit ve sade olan o noktaya.
işte tüm bu sebeplerden dolayı, bana kendini sevdirmek için yalan söylemen dünyanın en gereksiz şeyi.
nihayetinde bunun ortaya çıkmaması imkansız oluyor,
kilometrelerce ötedeki o bulanık sınır hemen dibimde bitiyor.
sonra benden bir daha adımı bile duymak istemeyecek kadar nefret ediyorsun.
hep sana zarar.
sonuç: benim tersim pistir.
şaka şaka. gerçek sonuç şu; yapmayalım yani böyle şeyler. hayat sevince güzel. sevelim sevilelim. ben çok sevgi doluyum diye bi korkup "noluyo lan" demeyelim. vallahi altında bir şey yok. benim default ayarım öyle yapılmış olacak ki, sahiden çok seviyorum insanları. o yüzden "ennnn çok ben sevilcem ennnn çok ben" diye yalanlar da söylemeyelim en baştan. ben her türlü sevip-sevmeyip sonra da asla umursamayarak atlatabilirim, ama sen sevilmek için küçük oyunlar şakalar peşindeysen kendini azıcık bile sevmiyormuşsun demektir. bu da senin için çok hoş bir şey değil biliyorsun. hepimiz özümüzde gayet bebiş insanlarız. kendimizi sevelim, koruyalım, besleyelim. hayat güzel. canımsın. gel öpücem.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)