bence dönem yeni bitiyor. ancak sayfa çeviriyorum.
haftalardır rüyalarımda kıyamet koptuğunu gördükten sonra bu sabah uyandığımda "02:20'de kıyamet kopacak!" gibi bir haberle karşılaştım. neler hissettim tahmin edebilirsin belki. edemiyor da olabilirsin tabi.
normal şartlar altında bugün gitmiş olmam lazımdı veya evde oturup eşya topluyor olmalıydım. dün, hazal ve barış'la vedalaştıktan sonra bile buna hazır hissetmedim. neyse ki, bir şekilde gidişim yarına kaldı. bugüne plan yapmayacaktım, yapar gibi yaptım. hani gideceksem bile tam bir güle güle olmasın, yarın da görüşecekmişiz gibi olsun istedim. istanbul modern'e, pera'ya gitmekten bahsettik. yine de muhtemelen evde oturacak ve üşenecektim, ne bileyim gitmeyecektim işte. ne var ki sabah gördüğüm habere inanmasam bile, "acaba" diye yaklaşacağım tuttu. aniden çıktım evden. hiç çıkabilecek gibi değilken. hazal'ı göremedim ama barış'la geçirdim tüm günümü. ikimiz de 2 saat kadar sonra kıyametin kopacağına inanarak, bütün günü birlikte geçirdik. her zamanki şeyleri yaparak, her zamanki şeyleri konuşarak, her zamanki yerlere giderek.
vapura bıraktı beni yine, bindiğimde kıyıda bekledi. el salladım. aptal aptal konuştuk sonra telefonda.
bazen bir şeylerin 'her zamanki gibi' olması beni ne kadar mutlu ediyor biliyor musun?
bugün kendimizce, dünyadaki son günümüzü birlikte geçirdik.
hayatımın en güzel günlerinden biriydi.
yanımdaki insanın da en güzel günlerinden biri olduğunu bilmek daha da güzelleştirdi.
klişe evet ama benim klişem arkadaşım. hem gidiyorum ben zaten.
20 günlük gidişimi büyütüp kocaman etmek de benim huyum.
değişecek şeylerden hep çekiniyorum. çok değer vermekten ileri geliyor bu sanırım.
çok muhteşem bir hayatım var gibi mi konuştum?
evet, ama sadece bana göre.
kimsenin asla özenmeyeceği, manasız bulacağı bir sürü ıvır zıvır beni mutlu ediyor.
ama okuldan çıkıp amaçsızca kozyatağı'na gitmeyi, ani kararlarla kendimi kız kulesinde bulmayı, plan yapmamışsak bile aniden benimle alakasız bir yerlere gelen arkadaşlarımı çok seviyorum.
aradığım zaman, her ne sebeple ve nasıl bir ruh haliyle olursa olsun, telefonun öbür ucunda hazır bulacağımı bildiğim dostlarımı çok seviyorum.
en uçuk bir düşüncemi paylaştığım zamanlarda bile beni asla yargılamayan arkadaşlarımı her şeyden çok seviyorum.
bana her günün sonunda sımsıkı sarılmalarını seviyorum.
ben, her zamanki benim.
ve cidden, düşününce, 2 saat sonra kıyamet kopması beni o kadar da mutsuz etmezdi.
her şeyden öte; benim tarafımdan sevilen ve bunu adı gibi bilmeyen kimse yok. üstelik, benim yanımda olan herkes beni çok iyi tanıyor. iyi ve kötü, neşeli ve depresif hallerimle. hoşlanmadığım aptal detaylarla, kırıldığım gereksiz zımbırtılarla, beni çok mutlu eden minnacık şeylerle tanıyorlar beni. bunun az rastlanan bir şey olduğunu yeni yeni fark ediyorum. birisini böylesine her şeyiyle tanıyıp, kabul edip, sevip yanında kalmak çok riskli ve cesurca. ve dürüstçe. ve inanılmaz güven verici.
yolculuğum için ise söyleyebileceğim tek şey -20 günlük gidişime 20 yıl gelmeyecekmişim algısı giydirmeme rağmen- before i’ve arrived, i can see myself coming.
çok seviyorum.
ps: çalışmaya almanya'ya falan gidiyorum gibi konuştum da, tatile gidiyorum ha. panik yok. öptüm.
ps: çalışmaya almanya'ya falan gidiyorum gibi konuştum da, tatile gidiyorum ha. panik yok. öptüm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder