7 Ağustos 2010 Cumartesi

var mı arttıran?

çok ilginç hal ve tavır değişiklikleri yaşamaktayım. karakterim değil ama tutumum değişiyor, fark ettim.

ilişkilere dair pembe gözlüklerimin belki biraz ara sıra yoklayan kırıntıları kaldı, fazlası yok. ilişki demişken, elimdeki en ilişki şeyin alelade yakınlaşmalar olduğunu da söyleyeyim tabi. çünkü ilişki neydi, nasıl başlardı ve nasıl giderdi asla hatırlamıyorum.

geçen gün öyle bir şey öğrendim ki, son üç yılım uçup gitti. hala da hiçbir şey hiç gerçek değil bence.
duygusuz oldum.
hissiz oldum.
evet güven problemimi hallettim.
çünkü o kadar realist yaklaşıyorum ki karşı cinsime, beklemediğim bir şey çıkmıyor hiç.
gördüğün rüyanın ertesi gün çıkması gibi, 'bu böyledir, bundan yaptı' diyorum ve evet o oluyor işte.

hissetmeden yakınlaşabilen insan olamadım yine, midem bulanıyor bazen ama yine de yaklaşıyorum.
maksat, insani taraflarımı muhafaza etmek.
yine de yok, olmuyor.

her nedense, karşıma çıkan çoğu kişi pek bi iğrenç ve kendini bilmez. kendini bilmez deyişim acayip geldi şimdi, evet ama gerçekten de kendilerini bilmiyorlar ki. hani şey gibi düşün, aynaya bakmadan dışarı çıkmış insan gibi.

az çok biliyorum, daha farklı olanları yani mesela iğrenç olmayanları mevcut. nereye gittiler işte o muallak.

en sevmediğim şey, gitmek bilmeyen huzursuzluk. uykusuzluk yapıyor bende. sinirli oluyorum.
böyle zamanlarda gözüme gazetelerdeki gibi siyah bant çekesim geliyor.

aylar önce, 2009'un ilk karının yağdığı gün, karşımdaki sandalyede oturan insana 'ben aşık olmak istiyorum' diye başlayan bir cümle kurmuştum. en öz ve en dürüst cümlemdi belki de bugüne kadar kurduğum her cümlenin arasındaki. 'ne istediğini biliyorsun, ne güzel' demişti. bu isteğimin ne kadar cüretkâr olduğunu fark etmemişti bence ya da sadece beni bozmamıştı işte, çok yakın bir zamana kadar ben farkında değildim mesela.

ve evet, başka bir şey de istemedim. hiç. bunu kabul ettiğim andan beri, git gide bu isteğimden uzaklaşıyorum. o kadar uzak ki, salakça geliyor. sanki yarın sabah uyandığımda kendimi aya doğru uçarken bulmam misali saçma salak bir istek.

insanların mütemadiyen suratları akıp gidiyor, hepsi bulanık ve akışkan bence. kimsenin sesini hatırlamıyorum, yüzünü, kokusunu hatırlamıyorum. arada bir birileri içimde bir şeylere dokunuyor, onların gülüşleri gözümün önüne geliyor sürekli. bir noktada onlar da buharlaşıyorlar, hiçbir şey kalmıyor.

örneğin şimdi, şöyle havaya doğru parmağımla vursam kocaman bir dınnn! sesi çıkacak gibi geliyor. öylece duruyorum.

sonra aniden bir şey oluyor, gülmeye başlıyorum. ve unutuyorum.

huzursuzluğum geçene kadar pek neşeli şeyler göremeyecek arkadaşlarım burada. sorun etmiyorum. açıkçası artık neredeyse hiçbir şeyi sorun etmiyorum. sorun etsem durup dururken şu itirafları ortalığa saçmazdım galiba. şimdi konuştum da ne oldu? ne biliym. sistemimden çıksın.

arkadaşlarımın duygusuzluğuma kızdığı bir dünyada yaşıyorum şu anda. benim bilmem ne zaman önce söylediğim şeyleri gelip bana bağıra çağıra söylüyorlar. cevapsız mıyım? bazen.

bu yazının sebebi ise dün gece yaşadığım bir facia filan değil, bilmeyen yanlış anlamasın şimdi. öyle darbe yemiş zavallı kız modeli çizdiysem vallahi üzülürüm.
sebep, 'telefon numaramı istiyor musun, yoksa bu kadar mı?' diye bir soru duymam. kendi sesimden. öyle dümdüz.
yine de ne kadar naif görünüyorsam artık, bu gece beni üzdüğünü düşünerek özür diler gibi yaptı bu soruyu yönelttiğim canlı. bu cümleyi benden duymak, zannedersem senden çok bana dokunmuş. hayırlı yolculuklar mı desem ne desem?

son 1 ayda hayatıma dahil olur gibi yapan, dahil olmaya çalışan, izin verdiğim ve vermediğim herkes duysa ya sesimi: siz, hiçbiriniz beni üzmediniz ki. üzemezdiniz. keşke biraz üzebilseydiniz. biraz umutla biraz da kendimle restleşmek adına bir takım manasız hareketler peşindeyim sanırım.

bunu diyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama evet- ben aşık olamayan bir insanım.

3 yorum:

Moriçe! dedi ki...

neyse ki aşık olunası bir insansın :)

Cansu dedi ki...

yo. hiç.
keşke.

Moriçe! dedi ki...

ah. evet.
ne mutlu.

Web Analytics Real Time Web Analytics