son zamanlarda yine çok düşünüyorum.
iki karşı cins arasındaki arkadaşlıktan öte ilişki üzerine düşünüyorum bu sefer.
çok ilginç geliyor düşündükçe.
iki apayrı insanın, uzun süreler boyunca uyum içerisinde yakın ilişkide kalması çok ilginç.
iki yakın dost ya da iki alelade arkadaş bile nispeten basit temellere dayanan ilişkilerini kolayca devam ettiremiyor. bazen 1 yıl bile ömrü olmuyor dost olduğuna inanmaya başladığın insanla ilişkinin.
öte yandan, bundan daha ileri bir yakınlıkta ve daha kompleks kökleri olan ilişkiler -hani daha romantik olanlar- belki de 20 yıl sürebiliyor.
insanlar arkadaşlarına basitçe seni seviyorum deyip geçebilirken, o iki kelimelik az ve basit öğeli cümle sevgiliye söylenirken ölçülüp biçiliyor. son derece dikkatli davranılıyor. belki söyleniyor, belki söylenmiyor. söylenmediği zaman her şey bitiyor belki. bir taraf mutlaka sefilce onu duymak istiyor. hani diyelim ki emin, çok iyi görüyor sevildiğini, neredeyse elleriyle tutacak o sevgiyi ama duymak istiyor işte. 3 ay duymak istiyor, 5 ay duymak istiyor, 7 ay geçiyor duymak istiyor, kendini yiyor artık. ama duymuyor. bir süre daha geçiyor ve duyuyor. 'seni seviyorum' diyor karşısındaki. ama bu defa da 'deadline' bitmişcesine inanılırlığını kaybediyor.
sonra her şey yavaş yavaş inanılırlık sınırını aşıp gidiyor. çünkü, sen sevildiğine inanmıyorsun en başta.
'seni seviyorum' sadece 13 tane harf. yan yana. daha inandırıcı şeyler varken, sözlü bir anlaşma gibi bunu duymak zorunda mıyız? değiliz. gerçekten değiliz. seni öpmesinden, sana sarılmasından daha sığ bu cümle. kimbilir kaç kişinin ağzından çıktı, kaç kişi tarafından duyuldu. sen de söylüyorsun, sen de duyuyorsun. güzel. ama mecburi mi gerçekten? mecburi olsaydı, delicesine sevdiğim onca insana bunu hiç söylememiş olmam her şeyi değiştirirdi. veya bazılarına 'merhaba nasılsın' dermişcesine sık sık, her içimden geldiğinde 'seni seviyorum' demem her şeyi değiştirirdi. ama değiştirmedi. konuşmaya bile vaktim olmayan, çok sevdiğim birkaç insanın beni durup da düşündüklerinden adım kadar eminim. ben de onları düşünüyorum.
ben sonunda idrak ettim ki, gerçekten, bu sevdiğin insandan duyabileceğin en güzel şey değil. sana yaşatabileceği en güzel şeyler bu cümleye bağlı değil.
bence karşındakine inanmak yerine, o anda seni mutlu edecek her hareketini görmek yerine yaptığın şey var ya. hani inanmamak. ona gerek yok işte, unut onu. nihayetinde inanmaman gerektiği ortaya çıkarsa da ne olur? hayat devam eder. dün inanılmaz olanlar, bugün inanılır olabilir.
her şeyin dostluktan bu denli farklı olmasının ve bu denli ince hesaplanmasının sebebi ne, tam olarak bilmiyorum. işler bu hale gelirken, ben de buralardaydım. herhalde benim de katkım vardır. senin de.
uyum içinde olmak için çabalıyor insanlar. uyumsuzlukları patlak verdikten sonra, sevdikleri insanları kaybetmemek için bir sürü şey yapıyorlar 'ben yanlış değilim, gitme, tamam mı? olur mu?' mesajı vermeye çalışıyorlar. ya da hiçbir şey yapmıyorlar. bazen öyle, bazen böyle yapıyorlar.
nihayetinde, herkes yine kendisinden başka biri değil, olamaz. olmasın da zaten. sen onu kendisiyken seviyorsun. telefonunu 4. kez arayana dek duymaması ya da izlediğin filmlerle dalga geçmesi onunla kalmana engel olmadı. senin o telefonunu duymasa da geri dönmesini beklemek yerine arka arkaya 4 kez araman veya izlediğin aptal filmler de onun seninle kalmasına engel olmadı.
ben her yere geç kalıyorum. bazen telefonum elimde geziyorum, bazen telefonumu bir yerlere atıyorum ve asla duymuyorum. bazen olabilecek en aptal şeye kırılıyorum. birisi bana bakarken yemek yiyemiyorum. olmadık anlarda sinirleniyorum. yaptığım işlerin yarısını sonuna dek yapıyorum, yarısını sonuna dek yapamıyorum çünkü sıkılıyorum. bir de utanmadan bunu başından söylüyorum. sıkılırsam yapamam. istemezsem yapamam. istersem kesin yaparım. falan. filan. beni öyle ya da böyle seven insanlar var. hepsine de inanıyorum. her şeyi düzgün yapan bir insan olsam da beni sevmeyen insanlar, yine sevmeyeceklerdi. onlara da inanıyorum. yok, ben de inanmıyordum bir noktada. hatta bugün bile bir ara inanmıyordum. sonra geçti.
şunları söylerken, her 'onlar' diye çekimlediğim şeye belli noktalarda ben de dahildim/dahilim. sonra geçti/geçiyor.
daha da fazla şey düşündüm, seksle ilgili, sevişmekle ilgili, aşkla ve sevişmekle ve seksle ilgili, sarılmakla ilgili, söylediklerimle ve duyduklarımla ilgili. bir sonuç yok elbette. biten her şey, sadece özgürlük arayışı başladığı zaman bitiyor. iki insan -arkadaş veya sevgili- birlikte ve özgür olabildikleri zaman başlayan ve biten bir şey yok bence. özgür dediğim, istediğin an istediğin insanla çıkıp kahve içmen gibi bir şey değil. istediğin an, istediğin şeyi düşünüp söyleyebilmen veya istediğin an sarılman gibi bir şey. bunun karşındaki için de geçerli olduğunu unutmak hadsizliğine erişmemek gibi.
herhangi bir anda seni öpmemesi gibi. daha bu hafta sinirlendim bu konuda ben, sonra geçti: en yakın olduğum insanı anlama çabam, diğerlerini anlama çabamdan ne kadar da az. bunu fark etmem ile 'anlamam' aynı saniye içerisinde gerçekleşti. yakınlaştıkça, karşında bambaşka bir insanın olduğunu unutuyorsun.
bambaşka derken kast ettiğim: bambaşka. sen değilsin o. o senin beyninin içinde değil. sen onun beyninin içinde olamazsın. gece uyumak zorunda olmadığın gibi, onu da sürekli anlamak zorunda değilsin. o da seni sürekli anlamak zorunda değil.
'aşk, öylesine bencil, öylesine büyük bir kendini koruma güdüsü içinde ifade edilir ki, insan tüm duygularını sergilemez, en azından hepsini aynı anda sergilemez. duygular adım adım, taksit taksit açıklanır, böylece karşılık görmek garanti altına alınır. hatta, bunda öyle gidilir ki, ne zaman "seni seviyorum" sözcüklerini kullanacak olsak karşımızdakinden de aynı sözcükleri bekleriz - adeta mübadele ekonomisinde pazarlık yapıyormuş gibi. bu sözümona aşk denen şeyin genel uygulamasında ve kavranmasında karşılıklılık kavramı vardır. ben senin yaptığını yapayım, sen de benim yaptığımı yap. seni seviyorum, çünkü sen beni, ben seni sevdiğim için seviyorsun.
.
.
.
aşkın evriminde duraksama olmuş bir yerlerde, bir zamanda, kendi içimizde.'
daha mutluluk verici bir sözcük grubu bulup kanıtlayayım mı hemen tezimi?
biliyorum ki, senin hiç uykun yokken onun çılgıncasına horlamasını duymak seni her şeyden daha çok mutlu ediyor. evet, bu yazı en çok sana.
sadece 'seni seviyorum' da diyebilirdim. fakat; sana uyurken en sevdiğim, havanın biraz soğumasıyla beraber her gün giymeye başladığım ve en sıcak tutan sabahlığımı vermeyi bırakıp sadece 'seni seviyorum, iyi geceler' dediğimi düşünsene.
1 yorum:
onu giderken durdurmamak, ardında 3 saniye içinde peşinden delicesine kosmak tum yurdu, kampusu aramak yagmur altında sırılsıklam olmak, delirmek, bitmesini istedigini sandıgın seyin bittgini gormeye katlanamayınca aslında istediginin sadece saygı ve sevgi oldugunu gormek. hepsi ne enteresan, biz daha ne istedgimizi bilemezken onlar bize nasıl bunu verebilir?
su an sanirim mutluluktan yada cok duygudan overload oldum aglıorm ama mutlu aglıyorum garip bi aglayış.
okadar guzel yazmışsınki,
ve son cumleylede vuruşunu yapmışın. o sabahlıgı bana vermekten asla vazgecme.
Yorum Gönder