bak yeşil kiraz muhabbeti açtıktan sonra aklıma neler neler geldi.
niye bizi şöyle bi 8-13 yaşları arasında üzüntüden öldürmeye çalıştılar ki?
allahım o genç kızlara yönelik romanlar, neydi onlar?
hepsini de okudum, tüyap'a gidip imzalattıklarım filan da var aralarında. acı ama gerçek. baya baya seviyodum çünkü, en tempolu kitap okuduğum günlerdi o günler. resmen 2 günde hoop bitiveriyodu o kitaplar.
eroin olsun, yeşil kiraz olsun, mavi saçlı kız olsun, fadiş olsun, bir genç kızın gizli defteri 1-2-3-4-5-6-7-8-∞ olsun. hakikaten o seri devam ediyor olabilir, pek emin değilim. o genç kızın gizli defterine 10 yaşındayken falan girdik, en son torunları oluyodu galiba.
mavi saçlı kız ve eroin de ne diyeyim cidden baya baya güzel kitaplardı. şimdi düşününce canımdan can almıştır o yaşta diyorum. bi de ergen bir genç kız olarak eroinden çıkardığım ana derslerden ikisi şunlardı: eroin kullanırsan şok derecede kilo verirsin, bıraktığın anda da şok derecede kilo alırsın. evet, onca dramadan, üzüntüden, bilmemnelerden ben bunları çıkarmıştım.
mavi saçlı kız. ah o mavi saçlı kız. hüzün. 2 sene önce sanırım, tekrar okuyayım dedim, içim kıyıldı. gerçek gerçek fotoğraflar bişeyler de var ya bi de. of of yani.
bi de yine bi kitap vardı, bu hayat sizin. şimdi gittim kitaplıktan baktım. ya onun üzerindeki kot ceket ne alaka, yemin ediyorum gençliğimin ilk yıllarını yedi bitirdi. hatta yidi bitidi. ne alaka be kot ceket? bu hayat bizim, asiyiz, yaşasın kot ceket? neden kot ceket ya, neden?
şimdi sen bana gelir de sorar mısın, bu bizim yaş grubunun kızları neden ekstra dramatik, neden bi beklenmedik noktalarda dar görüşlü gibi, beklenmedik noktalarda da apaçık fikirli diye. ya sen biliyo musun biz neler okuduk bu karakterler şekil alırken? biliyo musun? sen okumadın tabi o zaman bunları sayın erkek. o esnada kim bilir napıyodun, içini çıkardığın uçlu kaleminle bana kağıt topağı falan tükürüyodun kesin. ben de günlük tutuyorumdur. neden? çünkü ipek ongun ve serra'sı, çünkü gülten dayıoğlu ve kiraz'ı. hatta benim için bir de reşat nuri ve feride'si.
mu'nun gizemi vardı bir de yine. o da mesela benim için bilimin başladığı yer.
ilk okuduğum roman da çok net 8. renk.
hayatımı değiştirdi o roman, dönüm noktası gibi bişey.
sonra aniden sophie'nin dünyasına başlamıştım. du bi yavaş dimi, kaç yaşındasın ki. her zaman bu kadar kolay gaza geliyodum ben, evet.
bitirmiştim tabi de ne anlamıştım o zaman pek hatırlamıyorum.
sophie'ye dair kafamda oluşan betimlemeler hala aynı yalnız.
gözleri gözümün önünde yemin ediyorum.
yani şunu diyorum: o kitaplar ciddi ciddi benim aklıma o kadar kazınmışlar ki, o kadar olur.
bi yanda böyle dedektiflik romanları filan bişeyler, bi yanda bu debdebeli ucundan aşklı ve o zamanım için sevişmeli sayabileceğim romanlar. e hangisini tercih edeydim? dedektifli bişeyli olanları %30, geri kalan debdebeli aşklı olanları %70 okudum elbette. sonra al işte bu cansu oldum. gayet normal.
biz ki ken çok pahalı olduğu zamanlarda, iki barbie'den birini erkek kılığına sokup yine de o aşkı o barbie'ye yaşatan bir nesiliz. parçaları birleştir sayın erkek, çekinme birleştir. beni kendi halime bırak.
bi de şeker portakalı vardı tabi.
9 yorum:
allaam ben yazsam bu kadar yazamam.bi eroini okumadım.geri kalana tamamen den den koyuyorum.şeker portakalı serisini okumuş biri olarak da o konuya hiç girme diyorum.kurbağa giderken ağlamamla annemi evin öbür ucundan getirtmiş insanım zira.
eroin'i okumalısın bence, baya güzel cidden.
ah o şeker portakalı. yine okusam mı bütün bunları. bu arada ipek ongun'un sitesine girdim şu an, resmen şubatta bir genç kızın gizli defteri +∞ çıkıyormuş. genç kızlığı mı kalmış artık o kızın. hiç bilmediğim isimler falan var. umarım o şubat, bu şubat değildir ve ben yanlış anlamışımdır. bir de ben uzunca bi süre, artık bu batağa düştüm seri nasılsa yakında biter diye devam ettim okumaya. o pembe kapaklı olanı okudum en son.
son kitap çıktığında basbaya üniversitedeydim, utana sıkıla alıp hızlı okuma tekniklerini uygulayarak bitirmiştim hemen.dandik ötesiydi:D
dur hemen bakıyım siteye:D
günler akıp giderken isimli kitabın konusu beni derinden sarstı, paylaşmak istiyorum:
Dedim ya, süper star gibiyim, diye.
Dün sabah ofise geldiğimde ne göreyim… Masam çiçekler içinde…
Ve bir not –
“Tanrının verdiği en güzel hediye. Tadını çıkar.”
Ve altında tüm çalışanların imzaları…
Kutlamalar, iyi dilekler… Çok çok hoştu.
İşte sayende yaşananlar, sevgili bebiş.
İstersen artık birbirimize iyi geceler, yedi cüceler diyelim ve uyuyalım.
Ne dersin?
Serinin sekizinci kitabında İpek Ongun hayranları, Serra'nın macerasına kaldıkları yerden devam edip, merak ettikleri sorulara cevap bulabilecekler.
kızı olduğuna yüzde yüz eminim nedense.çünkü erkekler günlük tutmaz:)
bi de şöyle bişey var, kimsenin günlüğü bu kadar olaylı olamaz. olsa o kadar günlük tutcak vakti nerden bulcak. serra biraz abartıyo bence.
seker portakali beni aglatan ilk kitap
bu blogun en güzel yazısı olmuş bence. bu kitapları okumam için annem de beni zorlardı, kendi ayakları üstünde ve yaş 17'yi okumuştum. yeşil kiraz'ı çok sevmiştim. mo'nun gizemi ise çok net favori kitabımdı. yalnız sen ona mu yazmışsın? mo değil mi o ya? bir de şeker portakalı' nı kuzenim hediye etmişti ve ön sayfasına umarım zeze' de kendinden bir şeyler bulursun demişti. asla ve asla bulamamıştım.
teşekkür ettim:)
mo olacak o, haklısın. kayıp kıta mu ile karışmış hafızamda. ateşime verilsin, affedilsin.
Yorum Gönder