havadan sudan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
havadan sudan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2011 Salı

bişey

bu sezon finali ile beraber how i met your mother isimli dizi canımdır. ted mosby ile eski sevgili kafalarımız çok aynıdır. aynı anda da değişmiştir adeta. şimdi ders çalışayım ama bunu da böyle bilin yani.

ayrıca da konuyla alakasız ama dilara budak dünyamdaki en değerli insandır.

12 Mayıs 2011 Perşembe

baştan alalım



içimde salak bi mutluluk var. ama çok sakin. huzurdan ağlayabilirim, o derece.
bilinmeyen sinemalar film festivaline gitsene. çok güzel, hem de bedava. aklına essin git. filmlerden 30dk önce salonun girişinde davetiyeler dağıtılmaya başlanıyor. moda sinemasında, beyoğlu sinemasında ve tarık zafer tunaya kültür merkezinde var. 

17 Mart 2011 Perşembe

bu ne olum? bu ne ya?






















kaynak tıkı.


bu gece ne günahım varsa ödüyorum bence. mimarlık öğrencisi olalı böyle işkence görmedim. çiz, yırt, at, aynı şeye baştan başla, sonuna yaklaş, batır, yırt, at, tekrar başla, kalemin bitsin... elle çizmenin hata affetmezliğini unutmuşum a dostlar. beynim çıktı, gözüm düştü, içim sıkıştı. cehennem gibi bir gece. cehennem geceleri diye şarkı mı vardı ya? neyse. o nası düğün fotoğrafı ya? o ne ya? gördüğüm için 4-5 günah bedeli daha ödemişimdir bence.

16 Şubat 2011 Çarşamba

hayat sürprizlerle dolu

- yıllardır ''sigara içicem'' cümlesinden bile çok defa ''yeşil çay mı içsek'' dediğimi bugün öğrendim. her şey kantinde yeşil çayı alıp 1 lirayı verme hızımın ve bu esnada kendimden ne denli emin olduğumun analiz edilmesiyle başladı. çok utandım ve bir sonraki turda adaçayı aldım. adaçayının dibi temizlik malzemesi kokuyordu, ortalıkta kimse yokken tekrar gidip yeşil çay aldım.

- facebookta ilişki durumumu ''in a relationship'' olarak değiştirdiğimde tez zamanda 9 kişi beğendi, okuldaki bütün ama büttttün kızlar ise hayatımda daha önce görmediğim kadar sempatik bir ifadeyle selam verip durdular. erkekler ise bol bol sarılmayı, ne bileyim kollarını omzuma atmayı falan seçtiler. ''nasılsa artık resmi olarak bacımsın senden çekinmem kanka'' gibi sanırım. hepsi de bunca zamandır sevgilimin varlığından haberdar olan insanlardı. facebook'un bu denli önemli olabilmesini gizemli buldum.

- söz konusu köpekler ise, içimden ömrü hayatımda haberim olmayan bir yılışık kız çıkıverdiğini bugün kendi gözlerimle gördüm. herhangi bir insanı o şekilde sevsem, yemin ediyorum kendini oracıkta keser.

- çikolatayı hüzünlü, muzu neşeli buluyorum. toplum içerisinde elimde muz ile gezmem saçma olmasa, vallahi de zırt pırt muz tüketirim. bunu bugün fark ettim, ben bile şaşırdım.

- cebimde 10 lira para da olsa, 300 lira para da olsa ''ne alsam ki, allam alcak hiç aldığıma değcek bişi yok galiba yae'' diye hindi gibi düşünüyorum. sonra bir gün ansızın, pat diye gereksiz fiyatta ve gereksiz fonksiyonda bir şey satın alıyorum. ne anladım ben bu işten.

- jüriye her türlü pişkin pişkin çıkarım da, başka bi konuda kalkıp da 3 dakikalık sunumu yapamam. panik ataklar gelir, yıpranırım. bu gerçeği, başımı önüme eğip kabul ediverdim.

- uğursuz olduğuna canı gönülden inandığım otobüsler ve alışveriş merkezleri mevcut. misal 500a, 21b. misal tepe nautilus. bir de hayatın içindeki 13 sayılarına karşı hiçbir antipatim olmamasına rağmen, sinemada ne zaman 13 numaralı bir koltuğa otursam başıma iğrenç ötesi bir şey geldi. bunlar hep kanıtlanmış gerçekler. ya bak cidden.

- pazartesi günü itibariyle, nazımkahraman'ın dünya üzerindeki en güzel yemek yapan erkek olduğu artık resmi kayıtlara geçmiştir diye düşünüyorum. benim kafamda geçti en azından. o bir tabak yemeği pamuklara sarıp sarmalayasım geldi. yemek yaparken büründüğü muhteşem konsantrasyon halini vallahi başka hiçbir anda, başka kimselerde görmedim. hayranlıkla dolup taşıyorum.

- temmuz ayında çok isteyerek ve muazzam olduğuna inanarak aldığım bir filmi bugüne kadar bir türlü izleyesim gelememişti. şimdi çılgıncasına içimden geldi. kendimi hazır hissettim adeta. bu durumun çok mistik olduğuna inanıp, bazı şeyleri üzerime alınıp, ''allam bu bi işaret'' deyip duracağımdan ürker gibiyim ama olsun.

6 Şubat 2011 Pazar

biraz kafam bulandı

¨¨ tatil bitti. vallahi bitti. şimdi aslında yarın dersler falan başlıyor ama biz bir grup hoş arkadaş olarak pazartesi günümüzü boş bıraktık. oh dedik o gün adaya gideriz, uyuruz, birer drink atarız hah hah hağ. sonra apansız yarın kura meselesi olduğu ortaya çıktı. proje hocaları için kura çekilecek de bikbik. şimdi 1 gün için ölümüne çirkefleştik ya, yok efendim hayatta gitmem, tatilimi erken bitiremem bilmemne. bayılıyorum lan buna. 1 gün için çirkefleşen o coşkun ruha bayılıyorum.

¨¨ boş defterlerim olurdu hep eskiden. şu anda türlü çeşit boş ajandam var, boş defterim yok. a4 kağıdım bile yok. hep ajanda. yaşlanmak böyle bir şey.

¨¨ yaşlıyım desem de, unkle konserine gidip gidemeyeceğim belli değil. zira konserin sponsoru belli değil ve ben henüz 24 yaşını geçmedim.

¨¨ dr pepper içiyorum. lise 1'deyken okulu kırdığımız bir gün, tüm gün gezdikten sonra dr. pepper alıp okul çıkışına geri dönmüştük. cuma günüydü ve tören bitsin diye beklerken kapının önünde oturup dr. pepper içerken bin tane fotoğraf çekmiştik. neyin kafası? o da güzeldi be.

¨¨ sabah şu şarkıyı söyleyerek uyandım: doprak olur daş olurum yoluna yoldaş olurum.* nedir yani? rüyamda ne gördüm, hatırlamıyorum.

¨¨ ben uyurken, telefon ne amaçla ses çıkarırsa çıkarsın no'ya basıyorum. alarm olsun, mesaj olsun, mail olsun, arama olsun. tek cevabım NO. bilinçli değil. özür dilerim.

¨¨ dün gece uykudan gebermenin eşiğindeyken, yine 86 yapımı bir film izledim. sonra artık gözüm kuruyup düşecek derken, bir anda son enerjimi toparlayıp başroldeki kızı google görsellerde aradım. ne hale gelmiş bakalım yaşlanınca diye. 80lerin en favori esas kızıymış ne de olsa.




üzüldüm biraz. ne oldum değil, ne olacağım demeli tadında değil. ne de güzel kadıncağız ne hale gelmiş, hani bakımsızlıktan falan desem o da değil. bildiğin çirkinleşmiş. tanımlayamadığım bir çirkinlik basmış. ben nolcam o zaman acaba. ruhen yıprandım yemin ederim.


neyse, ben şu dediklerimi ve yarınki kurayı ve bikaç bişeyi daha unutup, dr. pepper içerek neşe saçmaya devam edeyim.

haaassiseiygünnleeğr

pazar bugün, bol bol sucuk yiyin.*


*gün geçmiyor ki, bilinçaltım beni daha da daha da şaşırtmasın.

17 Ocak 2011 Pazartesi

portakal suyu içiyodum, dalmışım

¨ hastayken o kadar çirkinleşiyorum ve bir yandan da o kadar paranoyaklaşıyorum ki, dün gece aniden durup dururken laptop ve yorgan ve battaniye layerlarını üzerimden atıp çalışma masama koştum. bir parça kağıt ve biraz bantla o webcami hemen kapattım. mazallah bi sapığım falan vardır beni gizli gizli izliyordur ya da yanlışlıkla birine webcam falan açarım, aramasını kabul ederim falan diye çok korktum çünkü.

¨ ben bir insanın beni tanıyıp tanımadığını, bana brüksel lahanası yememi önerdiği anda anlarım.

¨ ben hasta olup olmadığımı, süt ve süt ürünlerine olan ilgim arttığında anlarım.

¨ ben tatilde olup olmadığımı, her bilgisayarı açtığımda kazayla ilk olarak autocad'i açtığım zaman anlarım. (açıyosam tatildeyim yani, tatilde değilsem o autocad 12den önce açılabilemez)


¨ en iyi arkadaşımın finalleri sebebiyle, asla konuşamıyoruz. hayat cehenneme döndü yemin ediyorum. bu haftaya kadar sevgilime günde 13500 tane sevgi patlaklı mail atarken, bu hafta itibariyle en iyi arkadaşıma aşk dolu mailler attığımı fark ettim. ondan da gece 3lerde 4lerde uzun cevaplar geliyor. yemin ediyorum ağlamaklı oluyorum. az önce uk cosmopolitan'ın cosmo friend köşesindeki röportajları okuyup, her bff ikilisinde ikimizi gördüm. ağla ağla bi hal oldum. nasıl özledim anlatamam. dün bi telefon ettim, açtı ya, hüngür hüngür ağlamaya başladım 'dayanamıyööğmöğöğğğğerreaaaaabööhhğeeğae' falan bişeyler dedim. 15 dakika konuştuk, dünyalar benim oldu, hemen toparladım. ama gece yine özledim.

¨ bence cehennem diye bişey varsa, çok net kişiye özel dizayn edilmiş bi yerdir. misal ben cehenneme gidersem kesinlikle her gün günde 5 saat beden dersi olacak ve külotlu çorabın üzerine eşofman giymek zorunda kalacağım kadar kısıtlı bir üst değiştirme vakti olacak, en iyi arkadaşım oradaymış gibi yapcaklar ama aslında orada olmayacak, sürekli arayıp durucam ve bulamıycam, her kapının arkasından en sevmediğim kızlar falan çıkıcak. günde 8 öğün mecburi olacak ve her öğün brüksel lahanası çıkacak. eğer susarsak diye sadece tek bir yerde sebil olacak, onun da içinde kekik suyu olacak. şahsi cehennemimi kendi ellerimle 2 dakikada dizayn ettiğimden dolayı, gitmem diye umuyorum.

¨ ya bi insan neden 2 haftada 1 hasta olur ki. her defasında da değişik değişik hastalıklar ama.

¨ cosmopolitan'ın 42 sayfasını, 'çok zayıfsın git' repliğini tekrar ederek hızla çevirdiğime göre... evet.

¨ cosmopolitan'ın g-spot diaries isimli 3 sayfalık yazısını 1 yıldır kenarda biriktirdiğim tüm konsantrasyonumu kullanarak okuduğuma göre... evet.

¨ dün akıl almaz derecede bir lise dedikodusu döndü. öyle böyle değil. kendimle ilgili görüşlerim yine değişti. ne garip insanmışım ben eskiden. bunu bir defasında da, mezunlar günü çıkışında adım başı aralığını bile bulmaksızın herkesin bana merabanaber dediği gün, duygu'nun yeterherkesitanımabe diye çemkirmesiyle anlamıştım. şimdi hiç öyle biri değilim. toplasan 3 yahut 4 arkadaşım var. bi dakika erkek arkadaşı da arkadaştan sayıyoz dimi?

¨ post-it sadece üstünde bir şeritten yapışan bir şey ya, çok yıpratıyo bu durum beni. keşke daha büyük bi alanı yapışkan olsa. bi de yanlış bi şekilde yapıştırdın diyelim, düzeltmek istiyosun ama o kağıt artık yapışmıyo. o noktadan sonra alelade bir kare not kağıdı olarak da kullanamıyosun, çünkü her ne kadar yapışkanı gitse de çantanda ya da ne bileyim koyduğun her yerdeki tüyleri tozları pisliği kendine yapıştırıp toplayacak kadar gücü kalıyor.

¨ biraz kafam mı bulanmış

15 Ocak 2011 Cumartesi

boş mu? hastayım

aman tatil olmasın, aman! hemen hasta oluveriyorum bi her şeyden önce. oysa ki ne hayallerim vardı.
şimdi annemin bana aldığı değişik kahveleri, adaçayını, ıvır zıvırı içip oturuyorum.

hele ki dün gece öksürük şurubu+ateş kafasıyla gördüğüm rüyalar. aman aman diyorum tekrardan. düşman başına. bi an kabus görürken, hoop aniden çok tatlı bi rüyaya geçtim, sonra ÇAT! tekrar kabus. bi de yine rüyam boyunca, arada bi sevgilim çıkıveriyodu bi yerden 'benimle hiç ilgilenmiyosun' 'biraz da benden bahsedelim' 'ne zamandır hiç benden bahsetmedik' falan diyodu. çok çılgındı. ben de sürekli ne desem falan diye kitleniyodum. tam diyecek bişey buluyodum, bi önceki rüya kaldığı yerden devam ediyodu. adam kayıp. bi süre sonra yine fırlıyo bi yerlerden falan, 'yeter hadi hep kendinden bahsediyosun' filan diyo. yine kitleniyorum. delimsi bi geceydi.

bu arada son günlerde çılgıncasına blue october*congratulations dinliyorum, tavsiye ederim.

bi de şeyi merak ediyorum. senin hayatında da var mı aynı kişiden. bak şimdi. bişey yapmaya karar veriyosun diyelim. baya azimle karar veriyosun, istiyosun. bişey satın almak falan da olabilir bu. uzun süreler boyunca hah diyosun yapcam ben bunu bi uygun olayım da yapcam hemen. bekliyosun o uygun olacağın günü. sonra zort diye birisi bunu senden önce yapıyo. ama hep aynı kişi. evire çevire dövesin gelmiyo tabi en başta ama bu böyle 6. defa falan olunca artık umarsızca dalmak istiyosun o insana. senin o belirlediğin uygun zamana ulaşmana -atıyorum 3 gün kalmış ama bu yapıveriyo o şeyi, alıveriyo ya da. allah o insanı bildiği gibi yapsın işte. benim böyle bi tanıdığım var, hiç haberi de yok ama ben onu rüyalarımda vallahi çok pis dövüyorum. tekme tokat.

bi de şey insan var bende, mesela yine bişey yapmaya ya da bi yere gitmeye karar veriyorum ama yalnız olmak istiyorum o gün, o an, yapacağım şeyi tek başıma yapmak istiyorum herhangi bi sebepten. bu insan o gideceğim yerden zırtlayıveriyo. aaa sen de mi burdasın yaaa süper diyo filan. ya bi git işte sen. ben yalnız olucaktım. ya da bunun da orada olacağını öğreniyosun ve o gün gidemiyosun o gideceğin yere. bütün planların alt üst oluyo. bok gibi bişey bu da bence.

ve farkındaysan bende şu anda şey de var, tam tatile girdim hemen ertesi günü hasta oldum ve evden çıkamıyorum. hadi hasta olmamıştım diyelim, bütün görüşmek istediğim insanların finalleri var. tabi ki de tam benim tatilim bitene kadar.

telefonda konuşacak kimse bile yok olum. baya baya yalnızım şu anda. fml diyolar buna bizim buralarda.

şey de dinleyebilirsin, ra ra riot*can you tell. çok güzel. zannedersem bir hazalkervan önerisiydi.

20 Kasım 2010 Cumartesi

ben geldim ben niye geldim?!

olum tatil bitti bişi yapın !!

ben şimdi çok zekiyim ya.. du du bak hahha ahaha bak bak.. şimdi zekadan patlıyorum ya ahahaha hahaaha haahahahahHAHAH geçen cuma jürim 2 cuma sonra oooh miss derken derken bu cumayı cumadan saymamışım hahahaha HAHAHA cuma jürim varmış. 26 kasımda yaeee jüri dedim, e o bu cuma işte be? dediler.


iyk-abv tıklasana bak bi ;););):):):):) FAK

19 Kasım 2010 Cuma

ne garip gün.

gözüm yanıyo mütemadiyen.
grey's anatomy izlerken elma yemeye çalıştım midem nası bulandı nası bulandı anlatamam.
bilekberi mesıncır olmasa arkadaşlarımla konuşamıycam bile.
ekin'i ektim çok üzücü. ama kelime oyunu olarak bakarsak komik. perspektif mühim.
evde garip yemekler var.
ezilmiş sosisli poğaça falan var mesela. o ne be? ezilmiş sosis ne?
yine royksopp dinliyorum, çok seviyorum.
then you ask me how, can i show you how?
bi uyanıyorum hava kararmış, kış ne salak bişey aslında. kışın saat 2ye kadar uyumak salakça belki tabi, kış değil.

now you're just pretending derken ne güzel oluyo sesi dimi?

bayram ziyaretlerinin son hızla devam etmesi bana akraba sayımı sorgulattı.

bu da böyle bi gün işte

haven't you got it yet?

17 Kasım 2010 Çarşamba

uykum var

dini bayramlarımızı pek sevmiyorum.
yine de tatil çok hoş tabi.
okulu da özledim öte yandan.
bi de 2 haftadır kalbim ağrıyor bence kalpten gitcem yakında.
zırt pırt deja vu oluyorum, hayat böyle geçmez kanımca.
allaam çok uykum var.
şu anda beatles the sheik of araby çalıyor, çok eğlendim.
abimle 1 kadın 1 erkek seyretmeye gidiyorum.
bu arada windows live messenger 2011 çok saçma bişey olmuş.
ne yaparsam yapayım nickim cansu arutan olarak görünüyordu ve dilara hariç herkese sürekli offline görünüyordum. yeni düzeltebildim. çok saçma.
artık blog yazmıyorum simple diary çok güzel.
belki artık simple diary sayfalarımı geçiririm buraya.
amaçsızlığın son noktası.
the fool on the hill dinle.
baybay

13 Kasım 2010 Cumartesi

sevgili dün, komik misin?

şimdi öncelikle bu blogu yazmamın tek sebebi dün belediye otobüsünde yaşadığım inanılmaz anlardır. onu belirtmek istiyorum. yoksa şu an grey's anatomy izliyodum mis gibi. neyse du bak.

dün dersten çıktık, aman dedik toffee nut günü geldi haydi hemen koşup içmeliyiz yoksa lanetleniriz. bu planları gerçekleştirmek suretiyle elbette ki 19 isimli otobüsümüze koştuk. kadıköy'e yaklaşmakta olduğumuz anlarda bir tuhaflık başladı otobüste.

ali'ye bir şey anlatıyordum, şimdi ne olduğunu elbette ki hatırlamıyorum, o esnada gözüme çarpan 16-17 yaş arası  gençlerden biri dans etmekteydi. bir arkadaşı da ıptdıs bir müzik açmış ona çanak tutuyordu. fakat dans dediysem, bildiğin apaçi dansı. böyle bişey olamaz. olmamalı. bir süre inanılmaz bir coşkuyla dans eden gence, bi yerden sonra arkadaşı da katıldı. arkadaşı kadar aktif ve coşkulu olmasa o da son derece dıpıdı dıpıdı dans ediyordu. ben 'artık bakamıycam' diyerek kafamı diğer tarafa çevirdikten hemen sonra ali beni dürttü. aman yarabbim o da nesi, iki kişi halay çekiyorlardı. henüz buna şaşırmaktayken video çekmeliyim o may gaş diyerek telefonumu elime almıştım ki annem aradı. bütün video planları suya düştü tabi. annem konuş da konuş bitiremedi çünkü. inmemize 1-2 dakika kala çocuklardan biri fütursuzca, hunharca sigara yaktı blog. evet, otobüsün içinde. hayatımda yaşadığım en komik otobüs vakasıydı bu, keşke orda olsaydın. ya da en azından keşke video çekebilseydim.

otobüsten indiğimde ise başıma daha neler geleceğinden habersizdim.
bunu kadıköy kumluk durağından bir görselle açıklamak istiyorum, kelimeler yetersiz çünkü:



bu esnada hala annemle telefondaydım, gülemedim doyasıya. içimde kahkahaların fokurdaması hissiyle tanıştım. ali de sağolsun kahkahalarını özgür bırakmak için telefonu kapatmamı bekledi. bin yıl güldükten sonra dünyanın en güzel günü olduğuna karar verdik dünün. zira yolculuğumuzun esas amacına doğru hızla yürümekteydik bebişim.

kadıköy starbaksta tuvalete şifre koyduklarını biliyo muydun? böyle bişey satın alıyosun, fişte şifre oluyo, onunla giriyosun tuvalete. ben dün öğrendim. ama çalışmıyo yani yalan. yine de fişte şifre var. komik ve salak. bi de yine kadıköy starbaksın oralarda takılan bavullu deli bu aralar yok, yerine sigara çalan deli gelmiş. bütün dişleri altın. en azından ön dişleri öyle. altın da değil de, metalik garip. çok korktum ben.

dün çok güzeldi ama. valla diyorum bak.

ha bi de, dün saat 5 sularında biz sigarayı bıraktık. ciddiyim. başardım bak! hiç bu kadar başarılı bi sigarayı bırakma ilk günü geçirmemiştim.

ali'ye sevgilerimi hoplatıyorum buradan.

christmas zamanına nasıl da bir bayılıyorum...


                                                                               

10 Kasım 2010 Çarşamba

lc

last christmas dinleyip bir önceki sene birisi kalbimi çok kırmış da bu sene çok pis aşık olcakmışım gibi takılma mevsimim geldi, kutlu olsun. suç toffee nut latte'nin çıkışında bence.

sonra da açıp lady gaga ve space cowboy'un christmas şarkısını dinliyorum hemen bütün ruh halim değişiyor. cherry cherry boom boom. (demek ki bunun suçu da dark cherry mocha'nın çıkışında?)

christmas benim değilsin, sana neden gönülden bağlandım? mevsimsel kahveni mi seviyorum, havanı mı, her sene getirip sonra zort diye götürdüğün türlü çeşit cicileri mi?



kaynakça:

http://fizy.com/#s/1m2x3n

http://fizy.com/#s/1m8hdq

rapapapam pam!





but if you kissed me now i know you'd fool me again

8 Kasım 2010 Pazartesi

manasız

yine neden sabahladığım belli olmaksızın bu saatte buralarda sürtüyorum.
the xx dinliyorum.
skype olsun, msn olsun sosyalleşiyorum.
neden?
çünkü arkadaşlarımın hiçbirini real dünyada göremiyorum.
okuldaki arkadaşlarımla bile görüşemiyorum.
az sayıdaki ortak derslerimize gitmememden dolayı görüşemiyoruz.
herkes suçsuz, ben suçluyum.
yoo hayır, her zaman en dolu günüme program yaptıkları için suçlamıyorum onları.
hayır hayır.
trip filan atıyorum ya böyle, bayıldım kendime şu anda.
her hafta sonum da ayrı sorumsuz, ayrı asosyal.
heart skipped a beat dinle, the xx. çok güzel.
kuşlar filan ötüyor dışarıda.
deliler galiba.
neden ayakta onlar bu saatte?
vici vici diye ötüyolar yeminle.
sometimes i still need you, 3dmax dividisi...
bitti

2 Kasım 2010 Salı

ooğğ beybii beybiii

kasım gelmiş ya, hiç uyarmıyosun.

benim kasım, aralık, ocak, şubat, mayıs, haziran ve eylül+ekim için ayrı playlistlerim var.
az biraz ruh hastası bi durum olmakla beraber, hicri takvime göre yaşasaydım bence daha çılgın olurdu.

şu an 1431 yılındaymışız, düşünsene. "ay şu an mevsimlerden cat stevens" demem aniden daha normal geldi dimi?

newarch'ın (mimarlık kulübümüz) bu yılki tanışma toplantısı belfast'ta yapılıyormuş. ben ilk tanışma toplantısına gittiğimde last stop'ta takılmıştık. o denli geçmiş zaman. şimdi sırf benim sevdiğim ve mıncırasım gelen bir mekanda tanışma toplantısı yapıyorlar diye gitsem mi diyorum. aynı akşam bir arkadaşıma sinemaya gitme sözüm de var. hadi ikisine birden gideyim? nasıl, yetişemiyorsun değil mi çılgınlıklarıma bebeğim. e aylardan wild world. napcaksın.

çılgınlık demişken, bugün 50 lira kaybedeyazdım. yüreğime iniyordu yemin ediyorum. hele ki borç batağında olduğum şu günlerde, hsbc ve garanti ile ilişkilerimizi gözden geçirmeden değil 50 lira kaybetmek 0.0005 kuruş bile kaybetmeye dayanamam valla. o 50 liraya gözüm gibi bakıp, çeşitli büyülerle dualarla klonlamayı planlıyorum. inanırsak neden olmasın, sorarım sana.

2 ay + 15 gün sonra ingiltere'ye gidiyorum blog. beni hep özle olur mu? bensiz kalama e mi!!
yok yok şaka. özleme. oradan da yazarım ben sana.
ben kötü gün dostu muyum olm?

bu arada ilk girdiğim saçma konuya geri dönecek olursam, aralık ayı between the bars & see you ayı. see you AYI!!! der gibi değil ama. aylardan see you. çok trajik. 17 aralık ilk sevgilimle ilk günümdü. o yüzden ne zaman aralık ayı (aralık AYI!! değil, aylardan aralık) gelse, sevgilim olcak na şimdi diyorum. ama olmuyo. bazen oluyo. bazen olmuyo. belli olmaz, hayat bu. ama bence bu sene olmaz. neyse, 17 aralık gününü her sene kendi başıma depresyona girerek kutluyorum. bu sene çok özel ama. çünkü bugün sınava girmeden önce, benden sonraki devasa aşklarından biri ile aynı okulda olduğumu fark ettim. ben sınava giriyorken, o sınavdan çıkıyordu. ve beni tanımadı küçük bitch. ben onu tabi ki tanıdım. öncelikle saçından ve sesinden. gençlere sevgili kaptırılan bir yaşa hoşgeldim. ben kalp yaşım.

o değil de bu eski sevgilimden blogda ne çok bahsediyorum. bi şekilde okursa filan rezillik olmaz mı. olmaz aslında? olur mu? amaan gizlimiz saklımız mı var ayol.

öptüm bay

sonuç itirafı: düzenli ilişkim olmasını çok özledim ben. böyle yanımda olsun sürekli, elini tutıym falan. şakalar yapiym. yüzyıllardır olmadı blog, her genç kız gibi (?) ben de isterim ki olsun. sıkıldım yeter ayol. a aa yine yaşlandım şu ancüezde, fark ettin mi?

18 Ekim 2010 Pazartesi

ingiliz koca aranıyor

yok arkadaşım. gönlümün istediği yere master'a gitmemin başka bir yolu yok. valla diyorum bak. kim olursa evlenirim. biritiş vatandaşı etsin beni. gideyim keyfimce mastercığıma 20000 poundvari fiyatlar ödemeksizin.

öte yandan bugün bana gelen şikayeti iletmek istiyorum: "vaktiyle eğlenilecek kız hahaayt dediğimiz mankenler bişeyler ne zaman evlenilecek kız oldu be? biz sırf o yüzden manken olmadık."

haksız diyebilir miyim ben bu arkadaşa şimdi? haklı. ama tek sorun o değil bence. benim türlü çeşit sorunlarım var bu konuda. hem eğlenme konusunda, hem de ciddi ilişki konusunda. a noktasından b noktasına gidemiyorum blog. öyle arada bi yerde durup, "lan a'ya mı dönsem b'ye mi yardırsam?" gibi düşüncelere kaptırıyorum. (iç sesim erkekmiş dimi.) b noktasındaki de yüzmeyi yahut bisiklete binmeyi öğreten acımasız insan gibi git gide uzaklaşıyo. geeel.. geell.. diye diye arkaya doğru ilerliyo adeta.

misal o flört cümleleri, o pick up line'lar ne de hoşa gider genellikle. ama ben uyuz oluyorum be blog. mesela çocuk "seninle aydan samanyoluna uçarken turta yemeyi hayal ediyorum" falan gibi şeyler deyince ben popomla gülüyorum. "gerçekten onu düşünmediğini ikimiz de biliyoruz bebişim. geçen günkü o ilginçli bişeyli jartiyerimi düşünüyosun bence." diyesim filan geliyor. ruhunda flört yok deme şimdi. böyle flört olmaz olsun der geçerim.

bir de "hep seni düşünüyorum, sürekli aklımdasın" var. yani ben biliyorum ki öyle 'her an' beni düşünmüyorsun. yalan söyleme. olur mu öyle şey? beni her an düşünmen için bana deli gibi aşık olman değil, bana deli gibi uyuz olman lazım bence. ya da seni üzüyor filan olmam lazım. benim her an düşündüğüm insanlar sadece ama sadece beni sinir eden insanlar çünkü. bu sinir etmeye ek olarak seviyor da olabilirim. orada bir kısıtlama yapmıyorum.

bu saçma sapan şeylere sarf ettiğin eforu, arada sırada aniden sarılmaya filan sarf et. gülmeye sarf et. lütfen yanında nefret ettiğin biri filan yoksa, örneğin sevgilin varsa, pat diye sarıl. somurtma. sonra ayrı olduğun tüm zamanı özleyerek&sinirlenerek, birlikte olduğun tüm zamanı da özlemeyerek&sinirlenerek geçiriyorsun. salakça oluyor. bak bunu ben de yapıyorum ha, yanlış anlama. yapmayalım bence.

neyse, "mankenler ben küçükken eğlenilecek kızdı şimdi evlenilecek kız olmuşlar" şeklindeki okuyucu derdine hak veriyorum. diyeceğim buydu. haklısın be okuyucu, sen de haklısın. hepimiz 45 kiloyu geçtiğimiz an itibariyle biraz evde kalmadık mı bebişim? boşver. yalnız değilsin.

en büyük dostluk / ilişki testi: kuruyemiş

evet.
vallahi de öyle.
geçenlerde böyle son derece alkollü bir haldeyken fark ettim bunu.
misal ben, hep soslu mısırları ayıklayıp yerim.
dilara ise fıstıkları ayıklayıp yer.
sonra tabi en sona leblebiler kalır, yeterince aç yahut sarhoşsak kös kös onları yeriz.
ama bu gidişe bir dur dedik.
neden biliyor musun?
çünkü, kervan kızı da hep öncelikle leblebileri tüketiyor.
bunu 'leblebileri yemiyosunuz ya oh ne güzel bana kalıyo' gibisinden açıklamalar yapmasıyla birlikte fark ettik ve adeta neşeyle dolduk blogcum. adeta ben aşkı o ana dek çiçek böcek güneş bulut sanmıştım ve o anda her şeyi anlamıştım. hayat öyle güzel bir şey oldu ki gözümde artık.
düşünsene, ne kadar şanslıyım. ya en yakın arkadaşlarım ve sevgilim soslu mısırı yemek istiyor olsaydı? yeminle paylaşmazdım. e bi soslu mısır yüzünden kimseyle de aram bozulsun istemem ama. yani... ya kuruyemiş gelmeyecek o masaya ya da gelirse soslu mısır benim olacak. yıllardır bu böyle. yoksa içemem. mutsuz içici olurum.
bi keresinde gelen çerez tabağında soslu mısır yok diye mevcut içkileri tüketip ortamı terk ettiğimizi hatırlıyorum. hangi manyakla yaptım ben bunu, onu hatırlamıyorum yalnız.
sevgilim sen hiç soslu mısırı sevme tamam mı. hep kalori zaten, gerek yok. öptüm. (var olmayan sevgiliye mektuplar - 43)


o değil de, başıma gelen nice komiklikler şakalar var ama anlatamıyorum blogcum. okunuyorsan diye çok korkuyorum.

merhaba, ben aniden biten yazı.

4 Ekim 2010 Pazartesi

okumuyorum, resimlerine bakıyorum

hayır yani anlamıyorum 'cansu' isminin nesi bu denli zor? ama benden sonra gelen ZERHAN isimli elemanın adını doğru yazsınlar.

şu da bugünün en komik şeyiydi herhalde. öğlen derse gittiğimde barış'tan ''oha bana imza atsana ben depresyondayım'' diye mesaj geldi, ekte de şu fotoğraf vardı:



bi de son olarak dua:
allaaam. sen bana eski sevgilimi yeni sevgilisiyle hiç beklenmedik anlarda üçüncü defa göstertme yaaağrebbim. 2 bana yetti. hem bi defasında bütün gece aynı masada tam karşımda oturdukları için bence o 4 defalık sayılırdı. öte yandan beni eski sevgilime yeni sevgilimle de göstertme yaaağrebbim. sonra kendimi hep çok kötü hissediyorum. amin. bir sonraki duamda görüşürüz.

29 Eylül 2010 Çarşamba

sırma ne biçim su markası lan, saçlı saçlı su içer gibi. lavabodaki kıl yumağı gibi. böyle başlık da olmaz olsun.

şimdi benim çiz diye playlistim var ya. genelde böyle paçoz paçoz kopkop şarkılardan bilmem nelerden oluşuyor bu liste. hani ben ne zaman o listeden bi şarkı duysam aniden bi "çalışmalıyım!?!?" diye panikliyorum, onu geçtim ama artık annem de o listeden herhangi bi şarkı duyduğunda düşünüyor ki çalışıyorum. geliyor misal "çay ister misin cancağızım?" , "ah kuzum, mandalina?" gibi şeyler söylüyor.

işte az önce kendi kendime dans ederken (gerçi isteyerek olmadı, bi baktım kıpraşıyorum) annem tarafından nasıl basıldığımın kısa öyküsü. evet yazı burda bitti. uzun bişey anlatcam gibi yaptım. yine. HA HA.

26 Eylül 2010 Pazar

eylül bile bitti

pazar sabahı bu saatte ayaktayım.
bugün, yaz gerçekten bitti.
alca ingiltere'ye gitti.
dilara yurduna yerleşmeye sarıyer'e gitti.
gizem italya'ya gitti.
hazal'ı her aklıma estiğinde göremiyorum. itü efekt.
evet, tüm önemli faktörler bunlar.
bu yazı, diğer 21 adet yazımdan bambaşka geçirmeme sebep olan iki insanı çok seviyorum.
birazdan evden çıkacağım.
bugün öğlen olmadan taksim'de kahve içme günü benim için.
öğleden sonra, lise arkadaşlarımı göreceğim. bir kısmı istanbul'u çoktan terk etti bile.
akşam saatlerinde yapmam gereken işler takriben 5 günlük.
bugün sonbahar geldi.



12 Eylül 2010 Pazar

mevsim normallerine emre aydın tadında yaklaşımlar

şu havada yapmayı en çok sevdiğim şey boş boş oturup müzik dinlemek.

koyu gri bulutları da, yağmuru da, pencere açık diye üşümeyi de çok seviyorum. böyle günlerde uzun uzun evde oturup müzik dinlemek sonra da sadece sigara almaya çıkmak istiyorum. kahve istiyorum ama her zaman içtiğim sade ötesi çıplak kahveyi değil. garip bir şekilde nescafe 3ü 1 arada içmek istiyorum.
odamda hala dünden kalma bi bira kokusu var.
bu havada anna ternheim dinlemek de çok güzel oluyor.

pazar bugün.

yarın okul var.

sabahki dersimde yalnızım.

ama okulu sonbaharda çok seviyorum.

aslında ben her şeyi sonbaharda seviyorum.

aklıma hep aniden başlayan yağmur geliyor.

çok mutlu oluyorum.

şu ciddi ve 'oh mon dieu! güz ne âlâ mevsim.. ah, hazan...' tadındaki konuşmalarımı telefonda dilara'ya da yapıyordum biraz önce.
bunun üzerine kendi kendime gülmeye başladım ve emre aydın'ı benim aynı anda hem ergenliğe hem bunalıma girmiş ama hiç çıkamamış halime benzettim.
küçük iskender'i de emre aydın paraleli biri olarak görüyorum.
sevenlerinden ve kendilerinden özür dilerim ama bence böyle.
mesela ben bu kadar hüzünlü ya da ciddi olunca hep kıkırdamaya başlıyorum. hem zaten bence önemli olan kendine gülmeyi başarabilmek.
evet.
illa bu kadar romantik olacaksanız benim gibi yağmuru sonbaharı filan sevin, sevgilinize brownie alın.
hatta modada bi bank var ben romantik olasım tutarsa hep oraya giderim, size tarif edeyim oraya gidin.
ya da yok lan gitmeyin. orası benim. kendi bankınızı kendiniz bulun.
her neredeyseniz portakalın hatta.
gidin, gidecekseniz beklemeyin.
gerçek bir hayvanseverseniz koynunuzda yılan bile besleyebilirsiniz.

hani, travis de biraz emre aydın tadında sanki. why does it always rain on me olsun, you say you're sorry then you do it again olsun, love will come through it's just waiting for you olsun. hatta yeterince gaza gelirsem sing isimli şarkısı bence 'haydii sööööyleee' ile denk diyebilirim. yaparım bilirsin.

aaooowwoaoaaaooo selfish jean, well i'm standing on my own, and this house is not a home, it's so sad to see you go :(:(:(:(

yeni başlayanlar için lusi: o sondaki smayli kısmı tabi ki şakaydı. ıy çok banal.
Web Analytics Real Time Web Analytics