2010 baharından beri kullanmadığım eskiz defterimin içinde bir mektup buldum. paylaşmazsam olmaz. gerçekten neler yaşadığımı kimseler bilmiyor, neyin kafası bu arkadaş.
___________________________________________________________________________
sevgili projem,
senden uzun zamandır haber alamıyorum. her hafta buluşacağız diye beklerken hayal kırıklığına uğruyorum. ben burada umutsuz ve bağımlı bir halde senin yolunu gözlerken, sen kimbilir nerelerdesin...
mütemadiyen arazideyim. çaresizlik diyebilirsin, ama sen gelmeden hayatıma devam edemem, biliyorsun. sana ulaşabilmek için, seni anlayabilmek için seni üç boyutlu görmem lazım. arazideki yerini belirlemeye çalışıyorum, ondan bile emin olamıyorum.
senin için rengarenk, türlü çeşit kalemler aldım. geçen mevsim aldığım eskizler hala duruyor. sen yoksun...
seni çözemiyorum. listeler çıkardım, seni resmetmeye çalıştım. ama seni hiç anlayamadım be projem.
zaman aleyhimize işliyor. artık gelmezsen, senin yerini asla tutmayacak formlara gideceğim. sıradan formlarda, sıradan fonksiyonlar çözeceğim. bana bunu yapma. seni gerçekten çok sevmiştim. projem, nerdesin, aşkım, sevgilim bana geri dön. projem, nerdesin.
proje hocası çikolata şeklindeki kalem kutum yüzünden bana adeta bir şiddet curcunasıyla bağırdı. canı çikolata çekiyormuş, seksi kadınlar geliyormuş aklına. böyle bir şeyler anlattı. ama ben bunu şu şekilde duydum: "içimde ateş var atalay, üzüyorsunuz beni..."
24 Haziran 2011 Cuma
23 Haziran 2011 Perşembe
dünyanın en orijinal tespiti
böyle bi hastalanma sebebi tespiti olabilir mi?
benim cevabım da iyiymiş. uyku arası cevabı.
ps: insan 2. defa kabakulak olur mu ya?
bunlar hep
bbm
3
diamonds
19 Haziran 2011 Pazar
190611-0222
uf. tamam. iç sıkıntısıyla birlikte, al. ben de sansürlersem, nereye kadar. en sansürlüyü sildim, alabilirsin.
bugün koltuk baktım, kanepe baktım, hiç de bişey bulamadım. ikea haricinde her yer çok saçma galiba cidden. çünkü ikea evimizin her şeyi.
ian somerhalder ise twitter'ımın her şeyi. nası bi adam o yahu.
bir de biriyle görüşmeye başlamam ve eski sevgilimin arkadaşı çıkması ama bunu 1 hafta sonra fark edip sonra da eski sevgilim olduğunu söyleyememem. "ha.. arkadaşım o benim ya." deyip geçmem. gariplikler. şimdilik arada kaynadı. kısmet.
makete deli gibi sabahlayıp hocaya götürüyosun bi de mesela, diyo ki "bundan 10 tane filan olsa iyiydi, yeni bişeyler dener dener atardın kenara" ya bi git allasen, deli mi ne.
ben bacardi sevmezdim ya. bugün sevdim.
bugün koltuk baktım, kanepe baktım, hiç de bişey bulamadım. ikea haricinde her yer çok saçma galiba cidden. çünkü ikea evimizin her şeyi.
ian somerhalder ise twitter'ımın her şeyi. nası bi adam o yahu.
bir de biriyle görüşmeye başlamam ve eski sevgilimin arkadaşı çıkması ama bunu 1 hafta sonra fark edip sonra da eski sevgilim olduğunu söyleyememem. "ha.. arkadaşım o benim ya." deyip geçmem. gariplikler. şimdilik arada kaynadı. kısmet.
makete deli gibi sabahlayıp hocaya götürüyosun bi de mesela, diyo ki "bundan 10 tane filan olsa iyiydi, yeni bişeyler dener dener atardın kenara" ya bi git allasen, deli mi ne.
ben bacardi sevmezdim ya. bugün sevdim.
bunlar hep
medley
0
diamonds
190611
sürekli bir -we could have had it all.
yazasım yok zira her şey fazla ciddiye bindi.
we could have had it all.
yazasım yok zira her şey fazla ciddiye bindi.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
we could have had it all.
10 Haziran 2011 Cuma
100611
tiyatroya gidiyorum diye evden çıkıp, moda sahile içmeye gitmek gerçekten baya eğlenceli. hele ki canım cicim bitanem insanlarla yapılırsa, anlatamam nasıl da bir güzel oluyor. sahilde oturup denize, aya, insanlara bakarken fark ettim ki yaz gelmiş, kabul ettim ve geçtim. hayat biraz güzel gibi sanki. zaman çılgıncasına hızlı geçiyor, bunu da ayrıca fark ettim. yarın eski sevgilim evleniyor. çok çılgın. bir şeyler daha diyecektim de, unuttum. bu akşam hiç duymadığım bir şey içtim. o da çok çılgın.
bunlar hep
kişiselmeseleler
3
diamonds
9 Haziran 2011 Perşembe
090611
çılgın gibi sims oynuyorum. yine.
önce öylesine oynuyordum (her normal insan gibi), fakat birkaç gün önce sims içerisinde bir sürü paralel evren yaratmaya başladım.
hayatımda olup biten bazı şeylere kelebek etkisi muamelesi yapıyorum. şöyle mi yapsaydım acaba, yanlış bir seçim mi yaptım dediğim noktalara veya bazı rastgele zamanlara dönüyorum, oradan başlıyorum oyuna. opsiyonlu devam edebildiğimiz hikaye kitapları vardı ya küçükken, onun gibi biraz.
mesela şu anda 4 farklı hayat yaşıyorum sims'te. ilginç gelişiyor.
yalnızca delirdiysem ve bu hareketlerimden hiçbir aydınlatıcı sonuca varamayacaksam bile, en azından artık sims'te karakterleri hem fiziksel hem duygusal olarak gerçeğine en yakın halde yaratabiliyorum.
yalnız böyle oynarken dikkatli oynamak gerekiyor sanırım. zira yarattığım karakterler gerçeklerine çok benzediği için, aniden "nuubuuğğ..çamçaa!!" diye sohbet eden iki sanal karaktere bakıp hüzünlenebiliyorum.
işte ben de böyle deneysel bir haldeyim.
önce öylesine oynuyordum (her normal insan gibi), fakat birkaç gün önce sims içerisinde bir sürü paralel evren yaratmaya başladım.
hayatımda olup biten bazı şeylere kelebek etkisi muamelesi yapıyorum. şöyle mi yapsaydım acaba, yanlış bir seçim mi yaptım dediğim noktalara veya bazı rastgele zamanlara dönüyorum, oradan başlıyorum oyuna. opsiyonlu devam edebildiğimiz hikaye kitapları vardı ya küçükken, onun gibi biraz.
mesela şu anda 4 farklı hayat yaşıyorum sims'te. ilginç gelişiyor.
yalnızca delirdiysem ve bu hareketlerimden hiçbir aydınlatıcı sonuca varamayacaksam bile, en azından artık sims'te karakterleri hem fiziksel hem duygusal olarak gerçeğine en yakın halde yaratabiliyorum.
yalnız böyle oynarken dikkatli oynamak gerekiyor sanırım. zira yarattığım karakterler gerçeklerine çok benzediği için, aniden "nuubuuğğ..çamçaa!!" diye sohbet eden iki sanal karaktere bakıp hüzünlenebiliyorum.
işte ben de böyle deneysel bir haldeyim.
bunlar hep
kişiselmeseleler
2
diamonds
8 Haziran 2011 Çarşamba
080611
yine gittim-geldim.
zaten hiçbir zaman "geri dönmeyeceğim" iddialarında bulunmuyorum artık.
insanın kendi özgürlüğünü kısıtlaması kadar garip bir şey yok. fark ederek veya etmeyerek bol bol yapsan da, garip işte.
bazen, en yakınındaki insan seninle ilgili önemli detaylardan 1-2 tanesini gözden kaçırabiliyor. belki yıllarca hiç ama hiç yaşamadığı bir durumun içine düşüyor seninle, belki de bambaşka bir sebebi olabiliyor. nereden çıktı? şöyle ki; geçtiğimiz ay, ara sıra kendimle karıştırmaya bile yaklaştığım, o denli yakın olduğum bir dostumla yıllardır ilk defa aramız bozuldu. ama nasıl bozulmaktı o öyle. ben tek kelime etmedim, o adım atmaya çalıştıkça buz gibi davrandım ama bir yandan da dünyanın en neşeli insanı gibi geziyordum ortalıkta. 2 günlük soğukluğumuzda, sanmış ki artık ona ihtiyacım yok ve yerine başkalarını koydum, mutlu mesut devam ediyorum. hayır işte, yoktu öyle bir şey. bilmediğini asla tahmin edemeyeceğim halim ve tavrım: ben ne zaman ki mutsuzluktan ölüyorum, o zaman dünyanın en neşeli insanı gibi görünüyorum. bağıra bağıra kahkahalar atıyorum, yerlere düşüyorum gülmekten, delirmiş gibi eğleniyorum. ama o bunu bilmiyormuş ki. bizim hiç aramız böyle bozulmamış. o benim sadece düz ve sıradan mutsuzluklarıma şahit olmuş. o varken ben neye bu denli üzülebilirdim zaten. tabi ki 2 gün için de aramız düzeldi, o ayrı bir mesele ama ben o 2 günde gerçekten ölmekten beter oldum. o beni inanılmaz mutlu ve rahat zannederken. sorun şu ki, bu söylediğim gerzekçe huyumu bilen tek bir kişi var dünyada. o da çoktan çıkıp gitti hayatımdan. son sözü de "mutlu olmadığını ben görebiliyorum" olmuştu. zaman zaman gerçekleri mümkün olan en dramatik cümleye dökmeyi, en az benim kadar seviyordu çünkü. onun dışında başka kimse bilmemiş, gerek olmamış sanırım. bunu yeni anlayabildim.
çok çok fazla hoşlandığım insanın yüzünü asla gözümün önüne getirememem gibi, ciddi ciddi mutsuzluktan ölüyorsam gülmekten yerlere yatıyorum. bu nasıl bir şey bilemedim ama bu yüzden kaybolup giden binlerce şey vardı belki de.
3-4 gün önce başka bir arkadaşımla liman'da şuursuzca içip sessizce otururken, aniden "bazen saçma sapan şeylerin sonucunda, bi şekilde birilerini kaybettiğimi fark ediyorum. sonra doğru olsaydı bitmezdi zaten diyorum. ama üzülüyorum. her şeyi çok fazla karmaşıklaştırıyoruz" konulu bir sohbete başladık. sonra konu derinleşmeye yüz tuttu, özlediğimiz 2 kişiyi arayıp çağırdık. sonra yine içtik. her şey alevlenip saçmalıktan patlayana kadar içtik. kadıköy'de her yerin kapanmaya başladığı saatlerde de hep birlikte 1 banka sıkışıp minibüs mü alsak diye konuştuk. eve gelene kadar sarhoş olduğumu sanıyordum, eve gelince hiç sarhoş olmadığımı idrak edip salak gibi oturmaya başladım. sonra da güneş çok rahatsız etti ve uyudum. teknik olarak ertesi olmayan ama bir nevi ertesi olan gün akşam 8'de kalktım.
hiçbirimiz birlikte oturup sustuğumuz veya susmadığımız anlar dışında mutlu değiliz. bunu sorgulamayı da bıraktık. çok oldu sanırım bırakalı. "mutlu musun?" diye sorduğunda tereddüt etmeden "hayır" diyebildiğim birisi bana sarılırken, "yani şimdi, şu an, burada mutlu değil misin? ben bu anın dışını sormuyorum" dediğinde "kesinlikle çok mutluyum" cevabını veriyorum. bir sebebi bana sarılan insan -ki tam o anı temsil ediyor; bir diğer sebebi ise karşımda başkalarıyla çevrelenmiş duran cansız masa -ki kimbilir ne zamanı temsil ediyor. gözlerim hariç bütün vücudum çok mutlu o an, yalan söylemiyorum.
birileriyle konuşuyorum, birilerinin elini tutup gülümsüyorum, birilerini kokluyorum, birileriyle çok gülüyorum, birileriyle susup yüz yüze bakmadan oturabiliyor ve saate de bakmıyorum, birileri kimbilir nerede ama duyuyorum. tuhaf gibi de, değil gibi de.
sanırım çok taşkın, neşeli konulardan bahsetmediğime göre bir şekilde iyiyim.
hava yapış yapış, bunaltıcı fakat gerçekten çok güzel kokuyor.
bazen bir şeylerin başlayacağı hissine kapılıyordum \ hani çok değişik bir şey başlayacak gibi gelir ya, öyle. onun tam tersini hissediyorum bir süredir. hiçbir şey başlamayacak hissi. hani ne kadar çılgın bir yenilik olursa olsun, çok değişik bir başlangıç yok. tek yaptığım; vaktiyle başlayan ama her nedense bitmeyenlere/bitmemiş gibi gelenlere, şu andan veya geçmişten bir takım bitişler seçip kulağıma çok fazla dizi izlemekten ısrarla dolan "so, i guess this is goodbye" cümlesini istemsizce içimden tekrarlamak.
yarın balık almayı düşünüyorum, buz balığı akvaryumda tek başına yaşar mı? çok güzel görünüyor ama nasıl yaşar bilemedim. yaşamıyor ise balık filan almayacağım, petshop camından izlemeye devam edeceğim. öte yandan - bugün gonzales gözümün önünde doğum yaptı diye heyecanlanırken, "ohoo çoktan doğurdu ki o" diye heyecanımın içine sıçan adama gelsin: ben insan değil miyim?
bir paragrafım, diğer paragrafımı asla tutmayacak. niye tutsun zaten.
zaten hiçbir zaman "geri dönmeyeceğim" iddialarında bulunmuyorum artık.
insanın kendi özgürlüğünü kısıtlaması kadar garip bir şey yok. fark ederek veya etmeyerek bol bol yapsan da, garip işte.
bazen, en yakınındaki insan seninle ilgili önemli detaylardan 1-2 tanesini gözden kaçırabiliyor. belki yıllarca hiç ama hiç yaşamadığı bir durumun içine düşüyor seninle, belki de bambaşka bir sebebi olabiliyor. nereden çıktı? şöyle ki; geçtiğimiz ay, ara sıra kendimle karıştırmaya bile yaklaştığım, o denli yakın olduğum bir dostumla yıllardır ilk defa aramız bozuldu. ama nasıl bozulmaktı o öyle. ben tek kelime etmedim, o adım atmaya çalıştıkça buz gibi davrandım ama bir yandan da dünyanın en neşeli insanı gibi geziyordum ortalıkta. 2 günlük soğukluğumuzda, sanmış ki artık ona ihtiyacım yok ve yerine başkalarını koydum, mutlu mesut devam ediyorum. hayır işte, yoktu öyle bir şey. bilmediğini asla tahmin edemeyeceğim halim ve tavrım: ben ne zaman ki mutsuzluktan ölüyorum, o zaman dünyanın en neşeli insanı gibi görünüyorum. bağıra bağıra kahkahalar atıyorum, yerlere düşüyorum gülmekten, delirmiş gibi eğleniyorum. ama o bunu bilmiyormuş ki. bizim hiç aramız böyle bozulmamış. o benim sadece düz ve sıradan mutsuzluklarıma şahit olmuş. o varken ben neye bu denli üzülebilirdim zaten. tabi ki 2 gün için de aramız düzeldi, o ayrı bir mesele ama ben o 2 günde gerçekten ölmekten beter oldum. o beni inanılmaz mutlu ve rahat zannederken. sorun şu ki, bu söylediğim gerzekçe huyumu bilen tek bir kişi var dünyada. o da çoktan çıkıp gitti hayatımdan. son sözü de "mutlu olmadığını ben görebiliyorum" olmuştu. zaman zaman gerçekleri mümkün olan en dramatik cümleye dökmeyi, en az benim kadar seviyordu çünkü. onun dışında başka kimse bilmemiş, gerek olmamış sanırım. bunu yeni anlayabildim.
çok çok fazla hoşlandığım insanın yüzünü asla gözümün önüne getirememem gibi, ciddi ciddi mutsuzluktan ölüyorsam gülmekten yerlere yatıyorum. bu nasıl bir şey bilemedim ama bu yüzden kaybolup giden binlerce şey vardı belki de.
3-4 gün önce başka bir arkadaşımla liman'da şuursuzca içip sessizce otururken, aniden "bazen saçma sapan şeylerin sonucunda, bi şekilde birilerini kaybettiğimi fark ediyorum. sonra doğru olsaydı bitmezdi zaten diyorum. ama üzülüyorum. her şeyi çok fazla karmaşıklaştırıyoruz" konulu bir sohbete başladık. sonra konu derinleşmeye yüz tuttu, özlediğimiz 2 kişiyi arayıp çağırdık. sonra yine içtik. her şey alevlenip saçmalıktan patlayana kadar içtik. kadıköy'de her yerin kapanmaya başladığı saatlerde de hep birlikte 1 banka sıkışıp minibüs mü alsak diye konuştuk. eve gelene kadar sarhoş olduğumu sanıyordum, eve gelince hiç sarhoş olmadığımı idrak edip salak gibi oturmaya başladım. sonra da güneş çok rahatsız etti ve uyudum. teknik olarak ertesi olmayan ama bir nevi ertesi olan gün akşam 8'de kalktım.
hiçbirimiz birlikte oturup sustuğumuz veya susmadığımız anlar dışında mutlu değiliz. bunu sorgulamayı da bıraktık. çok oldu sanırım bırakalı. "mutlu musun?" diye sorduğunda tereddüt etmeden "hayır" diyebildiğim birisi bana sarılırken, "yani şimdi, şu an, burada mutlu değil misin? ben bu anın dışını sormuyorum" dediğinde "kesinlikle çok mutluyum" cevabını veriyorum. bir sebebi bana sarılan insan -ki tam o anı temsil ediyor; bir diğer sebebi ise karşımda başkalarıyla çevrelenmiş duran cansız masa -ki kimbilir ne zamanı temsil ediyor. gözlerim hariç bütün vücudum çok mutlu o an, yalan söylemiyorum.
birileriyle konuşuyorum, birilerinin elini tutup gülümsüyorum, birilerini kokluyorum, birileriyle çok gülüyorum, birileriyle susup yüz yüze bakmadan oturabiliyor ve saate de bakmıyorum, birileri kimbilir nerede ama duyuyorum. tuhaf gibi de, değil gibi de.
sanırım çok taşkın, neşeli konulardan bahsetmediğime göre bir şekilde iyiyim.
hava yapış yapış, bunaltıcı fakat gerçekten çok güzel kokuyor.
bazen bir şeylerin başlayacağı hissine kapılıyordum \ hani çok değişik bir şey başlayacak gibi gelir ya, öyle. onun tam tersini hissediyorum bir süredir. hiçbir şey başlamayacak hissi. hani ne kadar çılgın bir yenilik olursa olsun, çok değişik bir başlangıç yok. tek yaptığım; vaktiyle başlayan ama her nedense bitmeyenlere/bitmemiş gibi gelenlere, şu andan veya geçmişten bir takım bitişler seçip kulağıma çok fazla dizi izlemekten ısrarla dolan "so, i guess this is goodbye" cümlesini istemsizce içimden tekrarlamak.
yarın balık almayı düşünüyorum, buz balığı akvaryumda tek başına yaşar mı? çok güzel görünüyor ama nasıl yaşar bilemedim. yaşamıyor ise balık filan almayacağım, petshop camından izlemeye devam edeceğim. öte yandan - bugün gonzales gözümün önünde doğum yaptı diye heyecanlanırken, "ohoo çoktan doğurdu ki o" diye heyecanımın içine sıçan adama gelsin: ben insan değil miyim?
bir paragrafım, diğer paragrafımı asla tutmayacak. niye tutsun zaten.
bunlar hep
kişiselmeseleler
1 diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
