yılların tecrübesi, birikimi ve gün geçtikçe ilginçleşen gece hayatım yüzünden bu yazıyı yazmayı topluma bir borç biliyorum. evet, yıllardır uyuyorum. yıllardır rüya görüyorum. kimi zaman kısa, kimi zaman uzun. fakat her daim renkli rüyalarımı görürüm arkadaşım. uyuyosam tam uyurum.
ilginçleşen gece hayatımdan kastım ise rüyalarımın son zamanlarda ne kadar ilginçleştiği idi. çok garip şeyler görüyorum. ama o kadar güzeller ki "beni komaya sokun paso rüya göriym ben allasen" dememe ramak kaldı.
şimdi, kendi tecrübelerimden ve çıkarımlarımdan faydalanmak suretiyle minik bir rüya tabirleri özeti geçmek istiyorum. en sık gördüğüm şeylerden daha seyrek gördüklerime doğru giden bir liste çıkaracağım.
bıyık: rüyamda sık sık bıyıklı erkek görüyorum. kimi zaman bıyıklı dişi gördüğüm de oluyor. ama pek hoşuma gitmiyor. bunun dışında bıyıklı erkeklerde beni çeken bişeyler var. çok seksi olduğunu düşünüyorum. bugüne kadar rüyamda ne zaman bıyık görsem, çok sonradan hatırlıyorum. o yüzden bunun ne anlama geldiğini şimdilik bilemiyorum. bıyıklı kadın huzursuzluk demek öte yandan. iğrenç bişey çünkü.
rüya içinde rüya: mesela diyelim ki sabah uyanıcaksın, ama birden fazla defa uyanman gerekiyor. çünkü aslında rüya içinde rüya görüyormuşsun. bunun açıklaması da gayet basit bence, mistik bişeyler aramaya gerek yok. basitçe uyanmak istemiyosun işte. "uyandım..hop! uyanmamışım..."
merdiven: şimdi derler ki, iniyor musun yoksa çıkıyor musun bu önemli. ama bence değil. mimarlığın ilk senesinde çok fazla merdiven çizdiğim anlamına geliyor bence. mimar olmayan insanlar için ise, egzersiz yapmazlarsa kilo sorununun baş göstereceğine dair bir uyarı olduğuna inanıyorum.ve kimi zamanlar mimar olanlar için de...
dede: dedenin türüne ve rüyayı görenin cinsiyetine bağlı olarak yorumlar değişecektir. ancak ben rüyamda genelde zengin dede görüyorum. mesela dişiysen ve zengin dede görüyorsan, küçükken anlatılanlardan çok etkilenildiği ve içten içe mısırlı zengin bir dedenin ölüm haberiyle beraber varlığından haberdar olunmasının arzulandığı anlamına geliyor. meğerse en sevdiği torunu senmişsin. erkeksen, gördüğün dede türüne dönüşeceksin. bu kadar basit.
drug dealer: rüyalarında sık sık arkadaşlarının drug dealer olduğunu görmek hayra alamet değildir. allah sen koru yarabbi...
konuşan köpek: çok yalan bi rüyadır. gerçekte konuşsa deli gibi tırsarsın, rüyanda görünce muhabbet ediyosun. ikiyüzlü olduğuna delalettir bu rüya. babam görse babamın ikiyüzlü olduğuna delalettir lan.
yan kesici: rüyada yan kesici olsun, haydut haydut kişiler görmek gece gece huzursuzluk yaratır. gerçekleşme ihtimali söz konusudur. çantanıza, uygun uzunlukta kestiğiniz bahçe hortumunun içine yerleştirilmiş bir çelik sopa koyun derim. hayat gailesi.
lisenin bahçesinde beyonce konseri olması ve bu esnada aslında orada olmayan bir alt geçitte siyahi vatandaşların pazar kurmuş olması, okul çıkışında ise eski sevgiliyi görmek: bir defa görülürse sadece hayal gücünün renkli olduğuna, bir defadan fazla aynı olay sırasıyla görülürse obsesif olduğuna delalet olabilir.
alakasız bir karşı cinsle yakın münasebet: 1) gizli arzuların meydana çıkışıdır. 2) uzun zamandır yalnızsın. you know what i mean ;);););) asdasdsadas (evet bu smiley ve bu gülme efekti nefret ettiklerim) 3) bir sonraki gün baya abuk subuk geçecektir. ama bu rüyanın işaret ettiği bir şey değildir tabi. rüyanın getirisidir. işin yoksa bütün gün düşün neden x'le rüyamda... tövbeler olsun...
tweet girmek: yakın zamanda girdiğin bir tweetin kısa sürede öneminin anlaşılacağına delalettir. çok önemli bir noktaya parmak basmışsın meğerse.
teslim ettiğin projenin yetişmemesi: 1) bazı korkuları atlatamadığına işaret eder. bi de belki teslimden sonra yeterince sosyalleşemediğine işaret edebilir. 2) transcript çıkmadıysa bu rüyadan kork.... just sayin'.
korkunç bişey: yorum yazamıcam şu anda. bi an düşündüm çok tırstım. o yüzden an itibariyle bütün gece buradayım. yine de tavsiyem rüyada korkunç bişey görmemen üzerine. çünkü korkabilirsin. görürsen de bana anlatma ruh hastası gibi.
molotof kokteyli: rüyayı görüp ertesi gün bilen birine anlatana kadar bunu sahiden içilen bi kokteyl sandıysan benden farkın yok demektir. el sıkışıp white russian içmeye gideceğimize delalettir.
daha basit açıklamaları olan günlük rüyalar var bir de. kısaca üzerinden geçecek olursam;
rüyada şarkı duymak: muhtemelen sahiden duyuyorsundur. itunes açık kalmış olabilir.
sıçtın mavisi: o rüya değildir muhtemelen, arada gözünü açmış olabilirsin.
nihat doğan: bkz: gerçek hayatta unicorn görmek (şans)
odan aslında ormanmış: yakın denebilecek bir zamanda kanald'de jumanji'yi verdiklerine delalettir.
bu arada bıyıktan sonra koptum ben aslında... bıyıklı erkekler çok seksi...
~~~~
bu da google'da şu güzide soruyu arayıp benim bloguma ulaşan sevgili arkadaşa gelsin:
"sevgiliden ayrılınca böcek görmek ne demek?"
sevgili arkadaşım, eğer başına böyle bir şey geldiyse ve böceği görmeni sevgilinden ayrılmana yorduysan sevgilinden ayrılmakla sahiden iyi yapmışsın. her şeyi ondan bilme, böcektir bu geçer de görünür de. ama benim gibi böcekten korkan bi insansan durum başka. yine de başına gelene şükret derim. bir de gregor samsa'yı düşünsene. bir sabah uyanıyor, devcileyin bir böceğe dönüşmüş. sigara alışkanlığı da vardıysa bitti fukara. gitti akciğer geldi trake. noldu şimdi?
8 Haziran 2010 Salı
kimin eli kimin cebinde
kişisel meselelerim ile müziği birbirinden ayırdım. din ve devlet işlerini ayırırcasına. hunharca ayırdım. evet. biraz da böyle buyrunuz: http://lacemesh.blogspot.com/
bunlar hep
reklamlaar
0
diamonds
5 Haziran 2010 Cumartesi
sezon finali
koskocaman bi koro etrafımı sarmış "he loves you yeaahh yeaaahh yeaaaaah" diye şarkı söylüyormuş gibi hissediyorum. bundan değil sezon finali, blog finali bile olur.
görüşmek üzere
:)
görüşmek üzere
:)
bunlar hep
kişiselmeseleler
0
diamonds
4 Haziran 2010 Cuma
3 Haziran 2010 Perşembe
baya komik.
*beni hasta halimle deli gibi güldürmeyi başardığı için arda'ya teşekkürler :)
bunlar hep
hayvanlar alemi,
komikler bişeyler
0
diamonds
itirafediyorum
herkesi çok darlıyorum. huyum böyle. engel olamıyorum. telefon etme isteğime engel olamadığım oluyor, mesajlarıma cevap gelmeyince anksiyete bozuklukları yaşıyorum. bazen de hiçkimseyle ama hiçkimseyle konuşmak bile istemiyorum. dengesizim. elimde değil. keşke böyle olmasaydım, ama 22 yıl sonra insan değişir mi bilmiyorum. bu şekilde kaybettiğim insanlardan özür dilerim, beni bu halimle de seven insanlara teşekkür ederim. ben hepinizi seviyorum.
darlayıp sonra da sallamadığım insanlar da var, çoğunu da aslında gerçekten önemsiyorum. en çok onlardan özür diliyorum.
en sevdiğim insanın doğum gününü unutmayı başarmışım. ve düne kadar fark etmedim. dün 15 gün geçmişti doğum gününden beri. özür diledim, böyle şeylerin önemli olmadığını söyledi. gerçekten üzgünüm ihmal ettiğim herkes ve her şey ile ilgili olarak.
bazı insanları sıktığımı düşünüyorum, fark ediyorum diyelim hatta. o konuda da çok üzülüyorum.
ne zaman bol bol konuşsam -ki genelde bol bol konuşuyorum- mutlaka yarısını düşünmeden ağzımdan dışarı salıvermiş oluyorum. kimi nasıl incittiğimi bilmeksizin. bir çoğu da söylemiyor incindiğini. dostlarımı hep benzer insanlar arasından seçiyorum çünkü. biraz bana benzeyen insanlardan. ben de mümkün olduğu sürece söylemem incindiğimi, hatta ilk anda kırıldığımı anlayamadığım bile oluyor. sonradan idrak ediyorum onu bile.
her şey, her zaman kafamın içinde büyüyüp çoğalıyor. durduramıyorum.
birilerini özlediğimi fark edene kadar hiçbir şey hissetmiyorum, fark ettikten sonra dayanılmaz derecede özlüyorum. özlemem ise, belirli anlara yönelik oluyor. mesela biriyle bir yerde limonata içişimi özlüyorum. veya bir saniye için bambaşka bakışını özlüyorum. böyle küçük geri dönüşler yaşayıp o şekilde anlıyorum özlemimi.
bir keresinde, birisi bana "sen farkında değilsin ama yaptığın küçücük şeyler hiç beklemeyeceğin derecede büyük olaylara sebep oldu." demişti. görüşmüyordum bu kişiyle. neye sebep olduğumu hala bilmiyorum. bir süre için konuştuk tekrar, sonra yine ilişkisini kesti benimle. bunun da sebebini hiç bilmiyorum.
çok fazla insan kaybediyorum, kişiliğimin berbat noktaları yüzünden. belki bazı insanlar benim tarafımdan sevilmelerine rağmen yanımda durmaya bile dayanamıyorlardır. inanırım. anlarım hatta. ben de olsam aynı şekilde hissedebilirdim, çok ciddiyim.
değişmesini dilediğim hallerim, nereden geldiğini anlamadığım huylarım, engel olabilmeyi dilediğim hareketlerim var. sevdiğim insanları uzak tutan.
belki bunlar değişir bir gün, bilemem. ama bir de pişman olduğum konular var ki, artık hiçbir şey yapılamaz. pişmanlığımı gerekli kişilere ifade etmeye cesaretim bile yok hatta. düşünüyorum, kafamda konuşmayı tasarlıyorum ve sonra vazgeçiyorum. çünkü bazen öyle bir noktaya getiriyorsun ki kendini, zaten yapacağını yapmışsın. söylesen de hiçbir şey değişmiyor. belki de bırakmak lazım ki sana kırgın kalsın, belki nefret etsin. bazen böylesi karşı taraf için daha kolay. senin için zor olmasını hak etmiş olabilirsin. eğer öyleyse bırakmalısın işte. ben böyle düşünüyorum. umarım bu da berbat noktalarımdan biri değildir.
bazen kendimi sevmiyorum. az önce kendimi yaprak dökümündeki ferhunde'yle özdeşleştirdiğim bir an bile yaşadım. (evet tatildeyim, boşum ve yaprak dökümü izliyorum. sence bu olabilecek en kötü şey mi?)
dün gizem'le konuşurken anladım ki, lise bittiğinden beri üniversitenin geçici olduğu düşüncesiyle hayatıma giren kimseyi ciddiye almamışım ve kimseyle arkadaş olmaya bile çalışmamışım. birileri isterse olmuşum. akışın kuvvetine göre. art niyetli bir davranış değildi bu aslında. sadece lise bittiğinde herkesi fazla özlüyordum. birilerine aynı şekilde, aynı derecede değer vermek istemedim. tekrar aynı şeyi yaşamak istemedim. biraz salakça, biraz da korkakça bir davranış ama daha bile çocuktum sonuçta. neyse, yine can sıktım.
sonuç: ajandamı geri açtım. i'm back. in action.
belki yine birini kaybetmeye bu kadar yaklaştığımı sezmesem bunları düşünemezdim, problemlerim olduğunu kabul edemezdim ve bu konuda bir şeyler yapmaya karar veremezdim. sadece: öyle biri ki bu, kaybetmeye asla dayanamam.
darlayıp sonra da sallamadığım insanlar da var, çoğunu da aslında gerçekten önemsiyorum. en çok onlardan özür diliyorum.
en sevdiğim insanın doğum gününü unutmayı başarmışım. ve düne kadar fark etmedim. dün 15 gün geçmişti doğum gününden beri. özür diledim, böyle şeylerin önemli olmadığını söyledi. gerçekten üzgünüm ihmal ettiğim herkes ve her şey ile ilgili olarak.
bazı insanları sıktığımı düşünüyorum, fark ediyorum diyelim hatta. o konuda da çok üzülüyorum.
ne zaman bol bol konuşsam -ki genelde bol bol konuşuyorum- mutlaka yarısını düşünmeden ağzımdan dışarı salıvermiş oluyorum. kimi nasıl incittiğimi bilmeksizin. bir çoğu da söylemiyor incindiğini. dostlarımı hep benzer insanlar arasından seçiyorum çünkü. biraz bana benzeyen insanlardan. ben de mümkün olduğu sürece söylemem incindiğimi, hatta ilk anda kırıldığımı anlayamadığım bile oluyor. sonradan idrak ediyorum onu bile.
her şey, her zaman kafamın içinde büyüyüp çoğalıyor. durduramıyorum.
birilerini özlediğimi fark edene kadar hiçbir şey hissetmiyorum, fark ettikten sonra dayanılmaz derecede özlüyorum. özlemem ise, belirli anlara yönelik oluyor. mesela biriyle bir yerde limonata içişimi özlüyorum. veya bir saniye için bambaşka bakışını özlüyorum. böyle küçük geri dönüşler yaşayıp o şekilde anlıyorum özlemimi.
bir keresinde, birisi bana "sen farkında değilsin ama yaptığın küçücük şeyler hiç beklemeyeceğin derecede büyük olaylara sebep oldu." demişti. görüşmüyordum bu kişiyle. neye sebep olduğumu hala bilmiyorum. bir süre için konuştuk tekrar, sonra yine ilişkisini kesti benimle. bunun da sebebini hiç bilmiyorum.
çok fazla insan kaybediyorum, kişiliğimin berbat noktaları yüzünden. belki bazı insanlar benim tarafımdan sevilmelerine rağmen yanımda durmaya bile dayanamıyorlardır. inanırım. anlarım hatta. ben de olsam aynı şekilde hissedebilirdim, çok ciddiyim.
değişmesini dilediğim hallerim, nereden geldiğini anlamadığım huylarım, engel olabilmeyi dilediğim hareketlerim var. sevdiğim insanları uzak tutan.
belki bunlar değişir bir gün, bilemem. ama bir de pişman olduğum konular var ki, artık hiçbir şey yapılamaz. pişmanlığımı gerekli kişilere ifade etmeye cesaretim bile yok hatta. düşünüyorum, kafamda konuşmayı tasarlıyorum ve sonra vazgeçiyorum. çünkü bazen öyle bir noktaya getiriyorsun ki kendini, zaten yapacağını yapmışsın. söylesen de hiçbir şey değişmiyor. belki de bırakmak lazım ki sana kırgın kalsın, belki nefret etsin. bazen böylesi karşı taraf için daha kolay. senin için zor olmasını hak etmiş olabilirsin. eğer öyleyse bırakmalısın işte. ben böyle düşünüyorum. umarım bu da berbat noktalarımdan biri değildir.
bazen kendimi sevmiyorum. az önce kendimi yaprak dökümündeki ferhunde'yle özdeşleştirdiğim bir an bile yaşadım. (evet tatildeyim, boşum ve yaprak dökümü izliyorum. sence bu olabilecek en kötü şey mi?)
dün gizem'le konuşurken anladım ki, lise bittiğinden beri üniversitenin geçici olduğu düşüncesiyle hayatıma giren kimseyi ciddiye almamışım ve kimseyle arkadaş olmaya bile çalışmamışım. birileri isterse olmuşum. akışın kuvvetine göre. art niyetli bir davranış değildi bu aslında. sadece lise bittiğinde herkesi fazla özlüyordum. birilerine aynı şekilde, aynı derecede değer vermek istemedim. tekrar aynı şeyi yaşamak istemedim. biraz salakça, biraz da korkakça bir davranış ama daha bile çocuktum sonuçta. neyse, yine can sıktım.
sonuç: ajandamı geri açtım. i'm back. in action.
belki yine birini kaybetmeye bu kadar yaklaştığımı sezmesem bunları düşünemezdim, problemlerim olduğunu kabul edemezdim ve bu konuda bir şeyler yapmaya karar veremezdim. sadece: öyle biri ki bu, kaybetmeye asla dayanamam.
bunlar hep
idrak,
kişiselmeseleler
0
diamonds
2 Haziran 2010 Çarşamba
lirik
eskiden hangi şarkı sözüyle bütünleştiğimi sorsan kesinlikle "limitless undying love which shines around me like a million suns" derdim, neşeyle hem de. inanarak.
şu anda tek diyebileceğim:
obsesifim. kabul.
ama,
no one who wants you could want you more.
şu anda tek diyebileceğim:
obsesifim. kabul.
ama,
no one who wants you could want you more.
bunlar hep
istekparça,
kişiselmeseleler
0
diamonds
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
