11 ya da 12 yaşındayken bir gün bütün öğleden sonrayı ve geceyi pencereden bakıp havanın her değişimini yakalamaya çalışarak geçirdiğimi hatırlıyorum. bir ay kadar önce kendimi yine aynı şeyi yaparken buldum. aynı pencereden, kısmen aynı manzarayla. ama yine de havanın kararması ve bulutların sürekli yer değiştirmesi dışında pek bir değişim yakalayamadım.
bi de şimdi şey geldi aklıma, çocukken en sevdiğim oyuncağımı çok sevdiğim bir dostuma vermiştim 2009'un ekim ayında. çok uzun bir süre boyunca 2 kişiye o oyuncağı hediye etme eğilimim olmuştu ama başaramamıştım. sonunda birisine layık gördüğüme inandım lakin şu anda o oyuncağı özlüyorum. sanırım bu bir layık olma meselesi değilmiş. ani kararlarım ve ben hiç de iyi anlaşamıyoruz artık.
4 yorum:
ah benim de vardı bir oyuncağım. adı da kamildi. kendisi peluş penguendi. bana alana geri verdimdi. geri istiyorum! vermiyor...
bana abim almıştı o oyuncağımı :/
hiç abim olmadı ki :) ablam da olmadı. kardeşim de. ikizim de. ama manevi türden olanların verdiklerini bir şekilde yitirince duyduğuma benziyordur ki fena, evet...
kaybetmek istemediğim objeleri öylece vermeye ve kaybetmek istemediğim insanları itmeye olan yeteneğim her zaman için beni benden alıyor.
ne kadar depresif bir cümle kurdum, ben bile şaşırdım şu an. :)
ayrıca sana özendim 2010 kitap listesi yapıcam ben de.
Yorum Gönder