28 Şubat 2011 Pazartesi

sene-i devriye

genelde son derece ilginç rüyalar görüyorum, son 1 haftadır içimi sıkan rüyalar görüyorum. bir tek bugün iç sıkıntısıyla uyanmadım, ama bu sefer de bilgisayarı fırlatmışım uyurken. böyle bi uyandım, yan yatmış duruyodu yerde yavrucum.

öte yandan, bu 1 hafta içerisinde ilginç rüyalara oyuncu olarak gitmişim. aralarından en tatlı olanını az önce duydum:

"pamuk seker kiligindaydin, agliyordun biraz."

wtfc.

facebook iyice kafayı kırdı. it girl açılmıyo al dans eden köpek izle dedi bana. deli mi ne ayol.

\\ bi de gün gelir de bi defasında tivitırda olduğu gibi facebookta da herkesin inbaksı ulaşılabilir olur da benim inbaksımı insanlar okur diye ödüm kopuyo. öyle pislik yuvası bi inbaksım oldu. siliyorum siliyorum ama insanlar aynı mesaja cevap verince bütün mesajlar geri geliyo aniden. çok korkunç.

\\ bugün black swan üzerine gidilen happy moons'ta tüketilen 70 liralık gıda bile filmin etkisini azaltamadı. beynim uçtuğu için bu konuda diyebileceğim tek şey bu.

-cut

womb / rahim

if 2011 benim için ilginçliklerle dolu, çılgınlıkların tavan yaptığı bir if oldu. 1. günü (geçen hafta cmt) ile son günü (yani bugün) arasında dağlar kadar fark var. gittiğim filmlerden tut da hayatıma kadar her şey bambaşka resmen. değişim ileriye dönük değil ama, previous cansu tuşu varmış da ona basılmış gibi adeta.

neyse efenim. if programı yapmaya çabalarken, ilk gözüme çarpan filmlerden biri 'rahim'di. sonra ona değil başka başka filmlere bilet aldım. o filmlerden sadece 1'ine gittim, geri kalanı da birkaç post önce bahsettiğim üzere popoma girmekten başka bir işe yaramadı. (dün kartımla 1$'lık alışverişin ödemesini yapamadım, bu acıyı yaşamayan bilemez.)


hafta ortalarında mı neydi, barış rahim'e gidelim mi dedi. e dedim gidelim be barış dedim. hadi dedim gidelim be dedim. batsın bu dünya be dedim. ne olursa giderim be barış dedim. neyse. sadece gidelim yea dedim aslında. perşembe günü itibariyle fiziksel olarak da toparlanmayı başardığımdan kelli bugün neş'e içinde taksiye binip ''ckm!'' dedim, kürk şapka bile takıyodum o derece.

sonra efenim aradaki kısımları atlayarak geçelim. yanımda ahu türkpençe ile izlicem sandım filmi. fekat ahucuum ve yanındaki arkadaşı ne yapsalar beğenirsin, biz barış'la konuştukça bir yana sonra bir diğer yana sonra daha da daha da yana derken kaçıp kaçıp gittiler. izolasyon... ahu'ya çok kırıldım. evet şekerim.

filme gelince. (evet, nihayet) 
şimdiii.. filmde tommy ve rebecca isimli iki cici çocukcağızımız var. ingiltere'nin çılgın havasında deniz kenarlarında geçiyor film sandık uzun süre ama, sonunda öğrendik ki aslında almanya'daymış. izlerseniz, siz de ingiltere sanabilirsiniz bence. gayet mümkün.

tommy ve rebecca, 9 yaşlarındayken bir gün sahilde tanışıyorlar. rebecca, geçici olarak dedesiyle kaldığı için yeni ve yabancı. tanıştıktan kısa süre sonra tommy ile çok iyi arkadaş oluyorlar, hatta aşık oluyorlar. bir süre tuhafımsı çocuksu cinsellik öğeleri görür gibi oluyoruz. o derece. tatlılar lakin.

bir gün, rebecca'nın ailesiyle birlikte tokyo'ya taşınması gerektiğini öğreniyoruz ve puffff rebecca gidiyor. 12 yıl boyunca birbirlerini görmüyorlar. bunca zaman sonra rebecca geri dönüyor, tommy'yi buluyor. rose isimli alelade kevaşenin yatağından çalıp götürüyor yeminle. çottatlı.

sonracııma efenim, bunlar cici cici ilişkinin intro dönemini yaşamaktalarken olanlar oluyor. tommy çevreci bir grup ile eylem yapmak için 2 günlüğüne uzaklaşacağını söylüyor. bizimki de durur mu, takılıyor peşine. yolda bıcır bıcır gitmektelerken, rebecca tutturuyor çişim var da çişim var diye. tommy arabayı durduruyor, rebecca birkaç adım atıyor, bu esnada tommy de arabadan çıkmaya karar veriyor ve bammm! tommy sizlere ömür.

ardından rebecca'nın buna olan tepkisinden çok daha çılgınca şeyler oluyor ama, ben son olarak bu tepkiden bahsedeceğim ve bitireceğim. belli mi olur, ay izliicektim ben bunu yaa dersin filan. efendim rebecca istiyor ki; tommy'nin mezarı açılsın, doku örneği alınsın ve ardından tommy'nin klonunu 9 ay karnında taşıdıktan sonra dünyaya geri getirsin. ve oluyor da. tommy, en baştan büyüyor. geri geliyor. bundan sonra film bir hayli tuhaf anlara ve ortamlara sahip işte. kısa kısa hep, ama keskin.

film esnasında ve sonrasında çok düşündüm, örneklerle düşündüm -yapar mıydım böyle bir şeyi diye. yok ya. galiba cidden de yapamazdım. aşık olduğum birinin klonunu doğuramazdım yani. bir arkadaşım, dostum filan dersen işte onu yapardım. yine de her türlü weird. esas barış'ın imkanı olsa kendisinin klonunu doğurmayı istemesi beni benden aldı.

bir hayli değişik bir filmdi bence, yine. seksüel olarak 2 veya 3 defa ciddi anlamda rahatsız etti beni ama, rahatsız olmayı her zaman için seviyorum. biliyorsun. vaktin varsa ve düşünmek konusunda çekincelerin yoksa, izle bence.




27 Şubat 2011 Pazar

odile

böyle de bir şey vardı. iklimler'i tekrar okuyasım geldi. ne de güzeldi. herkesin kendini odile'de bulduğu, benim kendimi philippe'de bulduğum kitap. seviyorum çok.

"Hep kendine acımaya, kendini nasıl olmak istiyorsa öyle anlatmaya eğilim gösterir insan. Hele ben; bana yaptığın serzenişlerden biri de buydu. 'Kendine acıyıp durma' derdin bana. Ama mektupların var elimde, öylesine büyük bir özenle sakladığın o kırmızı defter var, bir zamanlar başladığım, sonra senin bırakmamı istediğin şu küçük günlük var. Bir denesem... Senin yerine oturuyorum. Mürekkep lekeli bu yeşil meşine elinin imgesi yapışıyor. Tüyler ürpertici bir sessizlik var çevremde. Bir denesem..."

kendimi barney stinson'a çok yakın hissettim





it's working. yapcak bişey yok.

cut

allam yarebbim aşkı memnu.zip diye bi versiyon çıkarsalar da baştan izlesem.
uzun bakışmalar kesilsin filan.
sadece bihterli sahneler kalsın.
çok benzer ağlıyoruz bihter'le, bugün tespit ettim.
yani çok komik ama. o yüzden karar verdim, bi daha gereksiz yere ağlamıciim.

nihal de.. sü-ne-pe.

alkol ingilizcesi katıştırıldı

and it hits me
boş durmam duramam.
yapamıyorum.
3 yıla o kadar kişi nasıl sığdı.
hepsini ayrı ayrı sevdim.
hepsini minimum 2 defa ayrı ayrı sevdim.
en çok, her gün yanına kaçtığım,
yatağın ayak ucuna oturup bana şarkı söyleyeni.
beni filmlerdeki gibi ''wreck'' hale getirebilen tek insanı.
en az, ondan hemen sonrakini. 2 gün sonrakini. ama sayısal olarak en çok onu.
en başka, en uzaktakini. kokusunu en hızlı unuttuğumu.

yaptığım hiçbir şeye, hiç bir zaman hiç kimse şaşırmıyor.
hayat ne kadar hoş.
ağzımda bira şişesi tutuyorum.

bir keresinde bir arkadaşım, benim aşkıma veya sevgime inanmadığını söylemişti.
alakası bile yok.
sadece, benim kaynaklarım tükenmiyor ve işime gelmeyen her şeyi kısa sürede silebiliyorum.

şimdi, hiçbir şey olmamış gibi devam edelim.
ettim.

neymiş?

evet.

bence herkesin en az bir tane 'beni birisi bu kadar da sevmişti'si var.
insanı saçma durumlardan söküp çıkaran.
''dur bi dur!'' diyen.
ardından, her kötü sandığın zaman dilimini 82x hızla ileri saran.

ben de elbet bir ya da birkaç kişi için buyum.

kaçırmadık.
Web Analytics Real Time Web Analytics