4 Şubat 2011 Cuma

bu bir saksı degildir

bir tatilin daha sonuna gelirken..diye başlasam ya yazıya? olmaz mı? peki.

bu tatilimin son haftasını bir bütün araştırmaya adadım.
chick flick. evet yaptım bunu.
günlerdir durmadan dinlenmeden chick flick izliyorum. en yenilerden girdim, şu an 80leri bitirdim, 70lere geçiyorum.
aldım elime abur cuburlarımı bastım ucuz filmi, bastım ucuz filmi.

tek amacım aşk hayatımı masaya yatırmaktı. aslında spesifik olarak aşk hayatımı masaya yatırmak değil de, insanların benim hayatıma dair algısını ve şaşkınlığını idrak etmekti. o kadar çok şaşkın yorumlar alıyorum, etrafıma baktığımda bizi o kadar uçuk buluyorum ki, merak ettim niye böyle diye. 'öyle sevgili olunmaz' yorumlarını, 'ne, inanmıyorum, nasıl yani, niye ki' tepkilerini, benim de kafamı karıştırmaya eğilimi olan her şeyi incelemeye aldım. bütün bu rotayı bu zırt aşk filmleri sayesinde çizmedim, şaka mısın. dur gelicem oraya.

öte yandan 80ler aklımı çelmedi değil, cidden bak. her şey gayet tadında, gayet şirinmiş.

yine de bu sabah akşam izlediğim filmler, arkadaşlarımın ilişkileri, az tanıdıklarımın ilişkileri, çok tanıdıklarımın ilişkileri derken yaptığım bütün gözlemlerin sonucu ne biliyor musun? bizim abuk bi tarafımız yok ki ya? gayet sağlıklı, gayet normaliz tavır olarak. ben anlamadım. mesela hiç, biz exclusive miyiz muhabbeti yaşamadık. bana sorsa böyle bişeyi 'o ne be eşoleşek!' der ensesine bi tane geçirirdim. mhohoho şaka şaka. yapar mıyım hiç. baya şaşırırdım sadece. tek gözüm büyüyüverirdi.


sevdiğimizi ispatlamak için buram buram dramalar yaşamalı ve her daim 'oh sevgilim, aşkım, ne kadar da aşığız değil mi, sonsuza kadar elimi tut' gibi şeyler mi demeliyiz? sonsuza kadar el ele tutuşulur mu ya? dursun yanımda tabi, hep birlikte olalım, cidden çok sevinirim. ama ben sabaha karşı çok acıkıp, kendisine yatakta tekme atmayı da çok seviyorum mesela. bazen boş boş trip atasım tutuyor, ordan yeterli dramayı alıyoruz kanımca. geçen gün bedava mesaj paketi aldı, nasıl da bir havalara uçtum anlatmam imkansız. şahane bir insan kendisi, öpüyorum buradan onu. bir gün televizyona çıkarsam, selam da gönderirim. yaparım bunu.

ha, pişman olduğum anti-kız hareketler yapmadım mı? tabi ki, zırt pırt yapıyorum, sonra da pişman oluyorum. sürrrekli dramalar saçmasam da, ben de gayet duygusal bir kızcağızım sonuçta. ilkel güdülerim var. ayda bir o dramaları saçı saçıverebiliyorum. bazen vıcık vıcık olasım geliyor, dediğim gibi, doğamı reddedemem. bir de kız doğasının yanında pakete dahil olarak gelen, cansu doğası var. uçlarda geziyorum o kısım yüzünden de. orta karar olabilsem, du olcak gibi.. ya da.. kimi kandırıyorum. ben böyleyim. (burada şarkı girmiyor, bildiğin düz cümle)


bi de işin kötüsü, bu filmler ve kız konuşmaları nice ilişkileri yıkıp geçiyor bebişim. inanmıyor musun? valla öyle, yemin ediyorum öyle. bir kızın kafasına ufacık bir şey takılmaya görsün, sonsuza kadar yer bitirir o. istediği kadar sakin ve rahat bir imaj çizsin senin gözünde, istediği kadar rahatım desin. aklına bir şekilde, bir kurt düşerse... o kurt, mart kedisi gibi ürer. net.


şimdi deney yapsak mesela, ben gayet mutlu bi çiftin kız tarafına gitsem, konuşsak karşılıklı. o bana erkek arkadaşını anlattıkça 'ohaaa yok artııık kesinlikle söylemelisin öyle yapmamalı, yok yok konuşmalısın böyle olmaz' bikbik desem, kimisi o an beni haklı buluverir hiç yoktan, kimisi beni tekme tokat kovar belki ama o cümlem, o kızın, o aklına takılır. o ilişki, o gereksiz travmayı yaşar. berbat bişey bu, kabul ediyorum, ama çoğunlukla gerçek işte.



şimdi bana aynı yorumlar yapılmıyor mu, gayet de yapılıyor. benim şu hayatta en çok odaklandığım şey, hemcinslerimin yorumlarını duymamaya çalışmak. vallahi moralim bozukken bambaşka şeylerden bahsediyorum artık. söz gelimi sigara çeşitleri, yeni bulduğum alışveriş sitesi, çanta, ayakkabı, okul, çirkin giyinen insanlar, sığ konular, falan, filan.
en yakın kız arkadaşımın bir süredir otomatiğe aldığı replik: 'sen biraz.. umursamaz mı oldun? oha resmen umursamıyosun.' benim otomatik cevabım: 'oha cidden, artık çok içten umursayamıyorum, fark ettin mi!'


diğer yandan şöyle de bir kız grubu var ki, sevgiliyle konuşulacaklar/konuşulmayacaklar diye iki ayrı grupta toplamışlar olayları ve düşüncelerini. chick flicklerden öğrenildi bunlar da muhtemelen. çünkü o filmlerdeki düzen öyle. mesela ben konuşuyorum her aklıma gelen konuda. evet, her konuda. ağzımda bakla ıslanmıyor. abartmamak da lazım, ben kimi kimi abartıyorum, o konuda önlemler almam gerekebilir. kısmet. uyarı alırsam, önlem de alırım. iç dünyamı emektar bir battaniye gibi umarsızca serdiğim bu yazıyı da okuyacak zaten. daha ne kadar abartabilirim ki? o da var.


erkek arkadaşlarıma sorduğumda, benim gibi olan tek bir kişiye rastladım. kendisi çok uzun süredir bekar. kendi seçimi dahilinde. kendisi bana bakıp 'yalnız sen arkadaş olarak çekilmiyosun, sevgili olarak hiç çekilmezsin' diyecek kadar yakınımda, ben de ona kısa ve sert bir şekilde 'sie!' diye cevap verecek kadar yakınındayım. ama konumuz bu değil.

başka bir erkek arkadaşım, 2 hafta ilişkisiz kaldığı zaman kafayı üşütüyor. ilişkiden kastım, uzun süreli aşk dolu ilişkiler. o da ilginç bi adam. geçen yıl bir süre paralel bir biçimde bekardık, benden daha çok yıprandı yemin ederim. zaten yaz gelmeden birini buldu, hala mutlu mesut beraberler.

bir başkası da 7 yıllık bir ilişkiden çıktı, yeni sayılır. bana insanlarla nasıl tanışıldığını filan soracak kadar mevzudan kopmuş haldeydi en son görüştüğümüzde. şimdi de harvard'a kabul edildi. öyle bir sıkı çalışma içerisinde. diğer yandan partilerden de eksik olmuyor. nasıl yapıyor bilmiyorum. yine de o da son derece aşk insanı.

saymaya devam edebilirim ama etrafımda aşk insanı olmayan tek bir erkek bile yok. bütün arkadaşlarımı o kategoriden edinmişim. çok tuhaf değil mi? bütün kız arkadaşlarım da resmen tam tersi. efendim? evet, bu erkek arkadaşlarımın ikisi hariç hepsi yalnızken, biri hariç bütün kız arkadaşlarımın bir ilişkisi var.


şimdi nereden nereye geldin deme, araştırmam sonucu verdiğim karar şudur ki, kimse kimsenin ilişkisiyle ilgili yorum yapacak perspektife sahip değil. her şey çok karışık, he's just not that into you veya ne bileyim, say anything izleyip herhangi bir karara varılamaz. cidden, o iş olmaz yani. narnia ne kadar gerçekçiyse, onlar da o kadar gerçekçi. günümüzde hangi erkek, bir kızı elde etmek için penceresinin altında boombox ile beliriyor ki? benim penceremin altında belirse, hayatta duymam. çünkü penceremin altı 5 kat aşağıda ve arabalar var, giremez oraya. güvenlik dalar valla girse de.

neyse şekerim, son olarak söyleyeceklerim şunlar:

* bi de grease izleyip, chick flick defterini kapatıyorum.
* sevdiceğim tam bir mark darcy 





 görselleri, yazı çok uzun diye okumak istemeyenler için belli bir düzende koydum. misal kızların arasındaki konuşmaları, erkek arkadaşlarıma soruşumu filan şematik olarak anlattım. evet, hıhı. 
tamam, yani tabi ki bunu düşünerek yapmadım ama neden olmasın ki. 
değerlendirilirse, mantıklı.


7 yorum:

Quixotic dedi ki...

güzel yazı olmuş, bütün blog'u okudum o gazla, kendi blog'uma geri döndüm filan. teşekkür ederim.

Cansu dedi ki...

aylavyu beybi.
beğenmen ve bir de üstüne bloguna geri dönmen nasıl da sevindirdi!1

:)

Quixotic dedi ki...

hadi bakalım, heveslerimden çabuk sıkılır oldum son zamanlarda ama belki değişir. bilemedim.:)

Cansu dedi ki...

sıkılırsan şeyapalım. ben yine geceleri msn'i açık bırakayım, sen oraya yaz, sabah uyanınca görüp mail atayım cevaben, sonra onları toplayıp benimkileri benim, seninkileri senin bloguna koyarım. sonra insanlar bloglarımızın bağlı olduğunu anlayana kadar hiçbir şey anlamasınlar.

Quixotic dedi ki...

:D bırak geceyi ben seni normalde msn'de göremiyorum ki. Eski alışkanlıklarımız güzelmiş ama.:)

Cansu dedi ki...

msn kullanmıyorum ki doğru dürüst.
eski alışkanlıklarımız çok güzelmiş, şu anda öyle bir zihinsel ışınlanma yaşadım ki adeta çamlığa bakan merdiven sahanlığında garip kokan karton bardaktan kahve içiyorum.

Quixotic dedi ki...

msn konusunda bir gelişme yok bende bak :) diğerlerinde de aynı bir şey kalmadı zaten.

Web Analytics Real Time Web Analytics