25 Nisan 2010 Pazar

şimdi

Fireflies in the Garden. Yurt odamda yan yana yatağa uzanıp izlemiştik o filmi. Bilgisayarın yarısı senin kucağındaydı, yarısı da benim. Ekranın değişen ışığı odayı aydınlatıp kararttıkça, yüz çizgilerinin derinleştiğini sezebiliyordum. Gergin ve kararlı bir ifade oturtmuştun yüzüne. Belki de kararlı doğru kelime değil, daha çok inatçı… Her ne kadar karnından gelen gurultular aksini gösterse de aç olduğunu inkâr ediyordun. “Açlık nedir ki? Kime göre hem?” gibi komik olaya çalışan saçma sorularla açlığını ve kendini küçümseyip, gittikçe donuklaşan ve sonunda kaybolan yapmacık tebessümünle filmi izlemeye devam etmiştin.
İkimizin de seveceğini düşünerek başlamıştık izlemeye. Filmi ben seçmiştim, sen de aile dramlarını çok severdin nasıl olsa. Senin kelimelerinle, ‘kendi hayatından izler taşırdı’ o filmler. Hayatını filmlerde bulan aşırı dramatik birinin yapay cümlelerine sahiptin kimi zaman. Dramlarında kaybolmayı o kadar çok severdin ki kıskandığım cümleleri olan adamla kıyaslandığının farkında değildin. Ama filmi sevmemiştin bu sefer. Emily Watson’ın karakterinin söylediği bir cümleye takılmıştın. Ne olduğunu hatırlamıyorum bile ama beni delirtmeye yetmişti. Soruların vardı ve her sorunun ayrı ayrı, özenle yanıtlanması gerekiyordu… yine. Sen açık uçlu sonları sevmiyordun, bense senin açık uçlu sorularını. Kafanda yanıtlayamadığın her şeyin cevabının bende olduğunu düşünmen boğucu hale gelmişti artık. Gidişat kocaman sırıtışıyla bir kavga müjdeliyordu. Çaresiz, gidişata uyduk. Aklıma gelen her şeyi ilk haliyle ortaya döktüm. Ne senden daha çok biliyordum, ne de bütün sorularının cevapları bendeydi. Ben de senin kadar acemiydim hayatta ve belki de senden daha fazla korkuyordum ama ustaca saklayabilirdim korkumu çünkü küçük bir çocukken edindiğim bir yetenekti saklamak, saklanmak, ki sanırım sen de cevaplarını saklıyordun benden ve benimkilerle yetiniyordu ilişkimiz. Gidişatın kahkahalarını duyabiliyordum.
Senden ne zaman nefret etmeye başladım bilmiyorum. Ben sana bütün cevaplarımı verdim, sen bana bütün uzaklığını. Aramızdaki mesafe açıldıkça cevaplarımı ben bile duyamaz oldum, yitip gitti yarattığın ya da yarattığımız doymak bilmez boşlukta. Değişmekle suçladın beni. Belki de değiştim gerçekten. Çırpınmalarım işe yaramadıkça dinginleştim, dinginliğimle nefret ettim senden.
İkimizin de seveceğini düşünerek başlamıştık. Ama sonunda yine soruların vardı senin. Benim cevaplarımsa tükenmişti artık.




(alıntı: yalancıktan )

Hiç yorum yok:

Web Analytics Real Time Web Analytics