19 Nisan 2010 Pazartesi

manzaralı günce

bugün plastik sanatlar katında küçük bir gezi yaptım, hani gerçekten küçük yani 1-2 dakika kadar vaktim vardı çünkü. ve alelacele telefonla fotoğraflarını çekip kaçtım.



böyle böyle şeyler işte. lady papa'yı çok sevdim. bi dolu resim vardı böyle ve hepsi güzeldi resmen. belki 1 tanesini falan beğenmemişimdir ki ben genelde hiçbir şeyi beğenmiyorum biliyosun. neyse, bugün böyle manzaralı işte. sabah 9 civarında da köpek sevdim bol bol. çok şeker bizim okuldaki köpekler ama galiba her gün antidepresan veriyolar. hayvanlar sürekli bi uyku halinde.


sonra günlerden bi gün (evet bugün) eve geldim işte bi baktım evde kimse yok. hatta evde bişey yok. enginar var bi de üzümlü sparkling soda var. hemen tükettim, ya nolacağdı? ama işte yine o tüketicilik halinde bi anda türkiye'de değil miyim ki acaba dedim ve tüketici huylarımdan utandım. oysa ki yerli malı yurdun malıydı. ama ben bunu mahvetmiştim. şimdi sebepleri çiçekli masa örtüsü üzerinde gözlemleyelim:


sonra da vavien izledim, hayal kırıklığı. ya da bana festival filmlerinden sonra öyle geldi, bilmiyorum. şu an festival bittiği için mızmız ve böyle hani istediği şeker yerine eline sırf sussun diye eski oyuncaklarından biri tutuşturulan çocuk gibiyim. festival niye bitti ya? neyse, tiyatro festivaline de gidicem. onu da yapıcam. bu arada bugün, emek'te son izlediğim filmi barış'la balkonda izlediğimi ve filmekiminde en sevdiğim filmin galası olduğunu saptadım. Zamanın Tozu. çok duygusalım bu konuda şu an, nolcak bu halim?

ama festivalin kalıntılarıyla avunmaya devam edeceğim. kaçırdığım filmlerin 2 tanesi haricinde hepsini çılgın arayışlar sonucunda buldum ve indirdim, yetmedi soundtracklerini de indiriyorum. bi de david lynch'in sergisi var, mutlu olayım diye mi getirmişler nedir ben anlamadım. çok önemli yerlerde çok önemli birileri beni aşırı derecede seviyor bence. ya da hep pozitif enerji, tabiii tabiiiii!

pınar ve sevgilisiyle şaraplı, likörlü çikolatalı bir buluşma yaşadım. likörlü çikolata kabından ördek yaptım kutunun içine attım. çikolata içinde yüzüyor bence şu anda. en güncel mektubumu da elden verdim. buna da ayrı mutlu oldum. ama kişisel mesele dediysem o kadar da değil pışııık anlatmıcam. yok yok şaka, uykum geldi. bi de en çok mutlu olduğum konuları kurcalamayı pek sevmiyorum. bencilim işte bencil, tanı artık.

şimdi çok alakasız ama her şeyi bi kenara bırakıp okuldan eve gelene kadar kara kara tek bişeyi düşünüp durdum. hani o bütün dişlerimi göstererek güldüğüm bi hal var ya. hani "naalakası var yaaa ehe" bakışlarıyla kombine ediyorum. hani o an gözümden mutluluk akıyo da yanaklarımı da sanki 92şer cüce iki taraftan iple yukarı yukarı çekiyo ve o salak gülümsemeye engel olamıyorum. çok kötü ya, inandırıcılık sıfır. o şekilde söylediğim hiçbi olumsuz şeye tabi kimse inanmaz. bi de heyecanlanınca hemen titriyorum. niye ya? bu ikisini mistik güçler benden alsın yoksa kendimi güvendiğim birine 5 gün 9 gece terlikle dövdürtücem.

ps: rıhtımda horon tepenlerin sırrı hala çözülemedi. ama hayalet değillermiş, pınar'ın sevgilisi de görüyormuş onları.

Hiç yorum yok:

Web Analytics Real Time Web Analytics