ilk film, pardon belgesel, yoldaş modası idi. oyunculardan ikisi de konuk olarak gelmiş bulunuyordu. soru-cevap süreci beni benden aldı.
bana böyle nostaljik şeyler izletilmemeli aslında. bir süre kendimi 80lerin sonunda ve doğu almanya'da yaşıyor sanacağım. yarın saçımı o şekilde kestirme ihtimalim de bir hayli yüksek.
öte yandan, izlediğim en başarılı belgeseldi. yakında ntv'de izleyebilirsin sen de. o yüzden hiç bahsetmeyeyim, sadece ntv'de olduğunu öğrendiğin an koş ve izle. berlin duvarını yık, duş perdesinden kendine kıyafet yap, saçını kazıt, bir de içinde varsa gay ol.
ikincisi ise izleyip izleyebileceğim en ilginç filmdi. kadın, silah ve erişte. böyle bişey olamaz. çinliler delirmiş bence. 2 saat boyunca salonda arkadaşımın deyimiyle yatak sessizliği vardı. hep beraber kitlendik kaldık. kim kimi vuracak, birazdan kim ölecek, dişlek çinli adam ne diyecek gerilmeden bekledik. komedi ve gerilimi birleştirebilmişler ya, arabeskleşip "helal olsun" diyesim var. filmden erken çıkanlara ise diyecek tek bir lafım yok. hiç gelmeseydin festivale madem. kuntürsüzler! zıbıdılar! zındıklar! neyse.
tüm film tek bir gecede geçiyordu. bir ara gerçek zamanlı mı çektiler, tüm gece burada mıyız acaba diye düşünmeye başladık. (evet biz sinemada konuşuyoruz, ne var?) kadın haricinde tüm karakterler ölene kadar da o gece bitmedi. gecenin bitmesiyle film de bitti. kurgu, eski türk filmlerini andırmaya başladı bir noktada. neden bilmiyorum. saçma bir şekilde filmi çok sevdim, o da ayrı mesele.
şimdi halim olsa pek çok şey söylerdim bu konuda ama sadece bu festivaldeki film seçimlerini genel olarak barış'a bıraktığım için çok mutluyum. herhangi bir kafa karışıklığı ve buhran yaşamadan festivaldeki en güzel filmlere bilet almış oldum.
ikinci filme kadar barış'la yaşlı karı koca gibi tartışıp, otobüse binince duygusallaşmamız da çok hoştu. *hıhı, buraya bişey yazdım sildim*
salı günü üç film dedikodusu ile geri dönecek insanım. öptüm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder