4 Nisan 2010 Pazar

festival güncesi #2 - mænd der hader kvinder

bir grande irish cream capuccino ve bir camel light'tan bildiriyorum.

sosyal bişeyler: festivalin tek yalnız günüydü bugün. çok güzel geçti. bir ara barış'a telefonla bağlanıp sordum: "biz niye tek başımıza vakit geçirmeyi bu kadar seviyoruz, yoksa kendimize aşık mıyız?"
hava muhteşemdi, tek başıma yürümek ve gün boyunca sadece içimden yorum yapmak çok eğlenceliydi. çıkınca ne yapacağıma da daha filme girmeden karar verdim ve hakikaten uyguladım da. normalde yanımda insanlar varken de canımın istediği şeyi yapabiliyorum, ama böylesi daha güzel ve rahattı. niye cidden? açıklaması olan varsa bana ulaşsın.

filme dair bişeyler: delilercesine izlemek istediğim ve bin türlü tuhaf tesadüf sonucu bileti elime geçen paris'te son konser'i uyuyakalarak kaçırdığımdan kelli biraz hüzünlüyüm. fakat ejderha dövmeli kız beni çılgına çevirip bıraktı.

öncelikle; yeni rüya, beyoğlu, sinepop ve atlas'ın salonlarından kesinlikle kat kat üstün olan bir salonda izledim filmi. kadıköy sinemasında. salonu berbat diye hatırlıyordum fakat bambaşka bir güzellikte geldi dünkü salonlardan sonra. abuk subuk bir koltukta oturmama rağmen perdeyi yine de şahane bir açıdan görebiliyordum. fakat film başladıktan sonra yıkıldım. çok da yıkılmadım aslında ama insanların tepkileri beni yıktı. film isveç yapımıydı ve ingilizce alt yazı ile türkçe alt yazı birbirine giriyordu. ingilizce alt yazı sapsarı ve kocaman olduğu için rahat okunuyordu, o yüzden pek sorun değildi benim için. öte yandan salondaki bir kitle delilercesine bağırıp alt yazıdan sorumlu olan zavallı iksv görevlisi teyzeye adeta işkence ettiler. bir noktada görevliler filme tuhaf bir zoom yaptılar ki sadece türkçe alt yazı görünsün. bu sefer de tüm görsel öğeler garip bir hale geldiği için geri kalan kitle sinirlendi. ben de bu kitleye dahilim, sesimi çıkarmadım gerçi. sürekli bir kavga gürültü vardı filmin ilk yarım saati boyunca yani.

teknik saçmalıkları bir kenara atacak olursam (ki tersi mümkün değil) film muh-te-şem-di. beklentilerimin çok üzerindeydi. bir roman uyarlaması olduğunu biliyordum, bu yüzden beklentilerimi düşük tutmuştum sanırım.oysa ki stieg larsson'a bayılıyorum. bir de ismi biraz ön yargı yaratmıştı bende, ne yalan söyleyeyim. sebebini açıklayamıyorum tabi, sadece öyle işte.

kurgu "başarılı" kelimesini solda sıfır bırakacak bir kurguydu, karakterler ise -özellikle lisbeth ve harriet- ağzımı açık bırakacak karakterlerdi.

yine filmden pek fazla bahsetmemeyi tercih ediyorum, çünkü ben bu kadar anlatılan bir şeyi oturup da izleyemiyorum. içimden gelmiyor. okuyanlar arasında da öyle biri varsa bu filmden boş yere mahrum bırakmak istemem. çünkü bence mutlaka izlenmeli -eğer o kadar cinsel iğrençliğe mideniz dayanacaksa ve nazilere karşı sempati duymuyorsanız.

öte yandan tarafsız bir izlenim iletmek amacıyla fragmanını buldum da geldim yine:

Hiç yorum yok:

Web Analytics Real Time Web Analytics